Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Atatürk’ün TBMM Konuşmaları 1 – Kâzım Öztürk

  • Garegin Abrahami Hişeyant’ın Tanıklığı (D. 1896, Adapazarı) 1399 yılında Timurlenk Batı Ermenistan’ı istila ederek Sebastiya’ya [Sivas] gelir ve Adapazar’ı işgal eder. 1400 yılında tüm Sebastiya kazası ateşe ve kılıca dûçâr olur. Kitlesel kırımlar başlar. Ancak 400 Ermeni kaçarlar ve gece-gündüz kaçarak, gidip bataklık, nemli bir mevkiye yerleşip orada ikamete başlarlar. Tarımla, kısmen zanaatlarla uğraşırlar; buranın…

  • Rehan Manuki Manukyan’ın Tanıklığı (D. 1910, Taron [Muş], Uratsın Köyü) “Birden bir çadır gördük. Bu çocuk Ezidice konuştu; onlar askerlerin bize zarar verdiklerini anladılar; acıyıp kendi çadırlarına götürdüler; küçük bir oğlak kestiler. O günden bu yana 83 sene geçti, ama hala unutmadım: o oğlağın derisini yüzüp elime ve burnuma sardılar. O çocuğu su getirmeye gönderdiler.…

  • Yegyazar Karapetyan’ın Tanıklığı (D; 1886, Sasun) “Ruslar 3 Şubat’ta Erzurum’u, 4 Şubat günü Bitlis’i ele geçirmişler; 13 Şubat günü ise Kürtlerin zayıf direnişini kırarak Bırnaşen’e girmişlerdi. Dağlarda vadilerde gezinen Ermeniler birbirlerini tebrik ederek Muş’ta toplandılar. Ama Rusya’da Ekim Devrimi patlak vermişti. Kerenski’nin geçici hükümeti devrilmiş, ülkede iç savaş başlamıştı. Kasım ayında ordular hiçbir hükümete tabi…

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”) Misyonerler bütün faaliyetlerini, haçın hilali mağlup etme ve Hristiyanlığı (herhangi bir doğmasını) ülkenin Müslüman nüfusu arasında yayma hedefine yoğunlaştırsalardı, onları anlamak mümkün olacaktı. Ancak bunların bütün çabaları, ülkenin zaten Hristiyan olan Ermeni ve kısmen de Rum nüfusu arasında Protestanlığı yaymakla sınırlıydı. Misyonerlerin kendileri…

  • Bunlardan birçoklarına göre “İranlılarla Hintliler, Arya adı altında toplu bulundukları bir çağda kendilerini Asya’ya götürmüş olan göçün anısını hâlâ sakladıklarını” ileri sürmüşlerdir. Cermen dilcilere göre, Avrupa’dan Asya’ya doğru bir muhaceret Arya dilini yaymış ve Hindistan’a kadar dayanmıştır. Doğum yeri de Cermenlerin bulunduğu, kayın, meşe, dişbudak ağaçlarının çok okluğu, kuzey – doğu Avrupa’dadır. Sf. 84  Alıntı; Tarih…

  • Babinger, Osmanlı yayılmasının ilk döneminde iki aşamalı geliştiğini yazar: “Önce iyi örgütlenmiş az sayıda akıncılar yolu açar, sonra göçer ve çiftçi kolonistler bu yoldan gelerek ve yerli halka zarar vermeden fethedilen topraklara el koyar.” Löwenklau bu bilgiye şunu ekler: “Osman’ın ordusu oldukça küçüktür. Bu yüzden, önce şehirleri çevreleyen araziyi ve mahalleyi boşaltır. Kırsaldan kopan şehir…

  • İsrail ile ortak askeri eğitim programları geliştirilmesi, her bir ülkenin pilotlarının diğer ülkede eğitilmesini mümkün kılmıştır. Türkiye İran, Irak ve Suriye’ye karşı Türkiye topraklarında İsrail ile ortak gizli dinleme üslerinin kurulmasını kabul etmiştir. Türkiye’nin bölgedeki radikali komşularından -hatta Batı yanlısı Mısır ve Suudi Arabistan’dan- gelen, Türkiye’nin fiilen İsrail tarafına geçtiği yolundaki hararetli yaygın negatif yorumlara…

  • 14 Mayıs 1950: Demokrat Parti, Kürtlerin de büyük desteğini alarak seçimleri kazandı. 22 Eylül 1959: Aralarında Ziya Şerefhanoğlu, Naci Kutlay, Sait Elçi, Yaşar Kaya, Musa Anter, Canip Yıldırım, Emin Kotan, Medet Serhat, Nurettin Yılmaz ve Cezmi Balkaş’ın da bulunduğu “491ar” olarak bilinen Kürt aydınları yargılandı. 27 Mayıs 1960: Silahlı Kuvvetler yönetime el koydu. 1 Haziran…

  • İran’da ilginç gelişme Tahran hükümeti, 1955 yılında İran toprakları üzerinde haşhaş ekimini yasaklamıştı. Büyük çapta afyon üretilen İran, aynı zamanda bu uyuşturucu maddenin büyük miktarda tüketildiği bir ülkeydi! İranlı afyonkeşler günde 2 ton afyon tüketiyordu. O yıllarda Türkiye’de uyuşturucu alışkanlığı hiç yoktu. Bu nedenle komşu İran’ın durumu oldukça şaşırtıcıydı. Sf.18 Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları –…

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;) Bargâhtan Sadır Olan (padişah makamından çıkan) Ferman ve Emirlerin Saygın Tutulmasına İlişkin; Bargâhtan ziyadesiyle fazla mektup neşrolunmakta. Kemiyet (sayı) arttıkça kıymet azalır. Dolayısıyla mühim bir mesele olmadıkça meclis-i âlîden bir şey neşrolunmasın. Ferman, kişi emredileni ifa etmedikçe onu elden bırakmayası bir azameti haiz olmalıdır. Şayet bir kişinin fermanı hor…

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;) Ve Aristoteles dahi Kral İskender’e böyle öğüt verdi: “Etkin makamda görev yapan birini görevden azlettikten sonra, düşmanla gizlice elbirliği edip seni ortadan kaldırmaması için, onu tekrar göreve atama!” s. 39 Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 –…

  • Böylece, ilk defa, sosyal ilişkileri toplumcu olan bir çoğunluk Türkiye’de seçimleri kazanmış oluyor. Onun için Üçüncü Cumhuriyet’i kutlayabiliriz. Millî Selâmet Partisi bu anlamda toplumcudur: Bugünkü AP, DP, CHP’nin aksine toplumcudur. s. 120 Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 –…

  • Bizim demokrasimiz, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri dâhil, “yukarıdan ve dışarıdan” sıfatlarını taşıyacaktır. Türkiye demokrasisi, emperyalist koşullar içinde, daha çok dışarıdan (Batı’dan) getirilip Türkiye toprağına dikilen yabancı bir bitki gibidir. Tarihî yapısıyla Türkiye’de demokrasi şimdiki bir biçimde çiçek açabilirdi. Sf. 83 Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı…

  • Konstantin iyi bir Hristiyan olmadığı halde, sonraki söylentiler düzen ve birlik adına ondan Ortodoks Hıristiyanlığının statüsünü oluşturan kişi diye anlatılır. MS. 325 yılında Konstantin İznik Konsili’ni topladı. Bu konsilde paskalya yortusunun tarihi belirlendi. Kurallar, rahiplerin çizdiği çerçevede belirlendi ve böylece güç kendini konsillerin elinde topladı. En önemlisi İznik konsilinde İsa’nın bir Tanrı olduğuna, ölümlü peygamber…

  • Moiz Kohen’in, “Moshe Cohen” yazabiliriz, Cumhuriyet’ten sonra Munis Tekinalp adıyla, Kemalizm’in ideolojisini kodifiye etmeye çalıştığını biliyoruz, Hamburg Siyonistler Kongresine, bir “Osmanlı Siyonist’i” olarak katılmış ve konuşma yapmıştı. Not etmiştim, burada tekrarlamak gereğini duyuyorum, “Yahudilerin Türkiye’ye göçü konusu ilk defa Temmuz Devrimi sonrası gündeme geldi” diyordu. Jön-Türk Devrimi, dünya Yahudilerinin Türkiye’ye, “Osmanlı İmparatorluğu” ile aynı anlamdadır,…

  • İki, Sachar, yirminci yüzyıl başında, Türkiye’de, 125 bin Yahudi olduğunu haber veriyor ve demek ki, dünyanın en kalabalık Sefarad nüfusu Türkiye’de yaşıyordu. 1919 yılında, Filistin’deki Yahudiler ise ancak 55 bin sayılıyordu; Filistin’dekiler çok büyük ölçüde Eşkenaz’dılar. Sf. 268 Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 267) kitabından…

  • Ama böyle bir arayışa, değişkene ve jokere hiç ihtiyacımız yoktur; parçalı, taşralı, dışarılıklı, kentlerin tekrar köye çevrildiği, “inanıyorum, öyleyse doğrudur” ilkesinin yönetim dogması olduğu bir dönemde yönetebilmek için yeteneksiz olmak zorunludur. Sf. 100 Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 100) kitabından birebir alınmıştır.

  • Acı’yı temaşa ile günaha ve dine daha çok batıyorlar. İnsanların acı’yı seyretmesi çok dinseldir ve dinselliği artırıyor; Orta Çağ’ın temel seyirliği idi, biliyoruz. Hıristiyanlığın temelinde ise bu temaşa var, bir Roma usulü olan çarmıha germeyi, “çar”, dört ve “mıh” çivi anlamındadır, hiç unutmak istemediler.” O kadar öyle ki, alnında ve ayaklarında çivilerle acı çeken İsa’yı…

  • Cumhurbaşkanı güzel Türkçemize titizdir ve bu çok sevindiricidir. Ancak bizim dilimizde sıfatın isim olarak kullanılması kural olarak yoktur ve çok ayrık durumlarda rastlayabiliyoruz. Güzel Türkçemiz’de “ilki başlatmak” yoktur, bu televizyoncuların bozuk Türkçe’sidir; “ilki başlatan” veya “ilke imza atan” türünden söyleyişleri, yadırgamak durumundayız. Şinasî, Agâh Efendi, Kemâl Bey, ülkemizde pek çok yeniliği başlatmışlardı, ancak, hiçbir kitabımızda…

  • Buna artık şunu ekleyebiliyorum; onomastique, Türkiye’de, kasıtlı olarak geri bırakılmıştır. Çünkü onomastique bulgular, mevcut tarih yazımında depremler yaratıyor. Şimdi buradayız ve tespit edebiliyoruz. Tarih, dil bilmekle mümkündür. Sf. 169 Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 169) kitabından birebir alınmıştır.