Bilgi Bakkalı
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
Kategori: Beyin
-
Algı sistemi ve onun verilerini analiz eden beyin, daha önce benimsenmiş inançlardan derin biçimde etkilenir. Bunun bir sonucu olarak, gözlerimizin önünden geçen şeylerin birçoğu başka bir şeye odaklı beyne görünmeyebilir. Sf. 344 Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları, 2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 344) kitabından birebir alınmıştır.
-
Deneklere böyle seçeneklerin sunulduğu araştırmalarda, tasarruf edilecek miktarın aynı olmasına karşın, çoğu kimse birinci senaryoda yolculuğu göze alırken, ikinci senaryoda buna kalkışmaz! Niçin? Çerçeveleme, tercihin algılanan değerini değiştirir. Sf. 338, 339 Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları, 2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 338, 339) kitabından birebir alınmıştır.
-
Evrim bizi elimizde olan şeyi elde edebileceğimiz şeyden daha fazla gözetme duyusuyla donatmıştır. Burada özel mülkiyet kavramına dayanak oluşturan ahlaki duygu karşımıza çıkar. İnançlar herkese açıklanmış özel düşünceler biçimine bürünen bir tür özel mülkiyettir; dolayısıyla sahiplenme etkisi inanç sistemleri için de geçerlidir. Bir inancı ne kadar uzun süre benimsersek, ona verdiğimiz emek o ölçüde artar;…
-
Mülkiyet başlı başına eşyaya değer katar. Doğa, bizi, sahip olduğumuz şeye düşkün olma yetisiyle donatmıştır. Niçin? Evrimden dolayı. Sahiplenme etkisi hayvanların kendi alanlarını işaretle belirleme, gerektiğinde tehdit jestleriyle ve hatta fiziksel saldırganlıkla savunma, böylece eskiden kamusal olan bir şey üzerinde özel mülkiyete denk bir hak ilan etme yönündeki doğal yatkınlığıyla başlar. Evrim mantığı şöyle işler:…
-
Statüko eğilimi niçin vardır? Statüko hâlihazırda sahip olduğumuz (ve değişim halinde vazgeçmemiz gerekecek) şeyi temsil eder; buna karşılık tercih değişikliğiyle elde edebileceğimiz şey çok daha risklidir. Bizi böyle düşünmeye yönelten şey ise sahiplenme etkisidir. Sf. 337 Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları, 2. Baskı Ocak 2015 – Sf.…
-
Upton Sinclair aynı şeyi daha özlü biçimde dile getirir: “İşi, bir şeyi anlamamaya bağlı olan bir adamın o şeyi anlamasını sağlamak zordur.” Sf. 335 Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları, 2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 335) kitabından birebir alınmıştır.
-
İnsanların Tanrı’ya niçin inandığını öğrenmek üzere, rastlantısal yöntemle seçilmiş on bin Amerikalıyı kapsayacak bir anket uygulamıştık. Çeşitli demografik ve sosyolojik değişkenleri irdelemenin yanı sıra, bir yazılı soruyla deneklere Tanrı’ya niçin inandıklarını ve başkalarının Tanrı’ya inanmasını neye bağladıklarını doğrudan sorduk. İnsanların Tanrı’ya inanç konusunda belirttikleri en yaygın iki sebep “evrenin düzgün tasarımı” ve “günlük yaşamda Tanrı’nın…
-
İnançlarımız büyük ölçüde onlara yakıştırdığımız nedensel açıklamalara dayanır. Bu durum temel bir yakıştırma eğilimine, yani kendi inançlarımıza ve davranışlarımıza başkalarınınkinden farklı sebepler yakıştırma eğilimine yol açar. Sf. 332 Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları, 2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 332) kitabından birebir alınmıştır.
-
Akıllı insanlar saçma şeylere inanırlar, çünkü akıllıca olmayan sebeplerle benimsedikleri inançları rasyonelleştirmede daha hünerli olurlar. Sf. 331 Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları, 2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 331) kitabından birebir alınmıştır.
-
Bu kestirim, sonradan bakış eğilimiyle ilintilidir. Kendini haklı gösterme eğilimi, bir olaydan sonra davranışımızın yapılabilecek en iyi şey olduğuna inandırmak üzere kararımızı rasyonelleştirme eğilimidir. Sf. 330, 331 Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları, 2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 330, 331) kitabından birebir alınmıştır.
-
Sonradan bakış eğilimi, zamanın tersine çevrildiği bir tür doğrulama eğilimi olarak, şimdiki bilgilere uyacak şekilde geçmişi yeniden kurgulama eğilimidir. Bir olay meydana geldikten sonra, dönüp geriye bakarak, bu işin nasıl olduğunu, niçin başka bir seyir yerine öyle bir seyir izlediğini ve ortaya çıkışını niçin görmüş olmamız gerektiğini yeniden kurgularız. Sf. 328 Alıntı; İnanan Beyin –…
-
Doğrulama eğilimi özellikle siyasal inançlarda güçlüdür; en dikkat çekici nokta ise; inanç filtrelerimizin ideolojik kanaatlerimizle uyuşan bilgileri geçirmesi ve aynı kanaatleri çürüten bilgileri elemesidir. Liberallerin ve muhafazakârların izlemeyi seçtikleri medya kaynaklarını kestirmenin çok kolay olmasının sebebi budur. Emory Üniversitesinde Drew Westen’in yürüttüğü bir İMRG çalışması sayesinde, doğrulama eğilimimin esas olarak beynin hangi bölümde işlemden geçirildiğine…
-
Bu durum, insan aklını töhmet altında bırakan çarpıcı bir sonuç olmakla birlikte inanç gücü beklentilerinin bir kanıtıdır. Sf. 326 Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları, 2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 326) kitabından birebir alınmıştır.
-
Bunun doğrulama eğiliminden, yani önceden var olan inançlara destek veren doğrulayıcı bulguları arayıp bulma, çürütücü bulguları ise göz ardı etme ya da başka şekilde yorumlama eğiliminden kaynaklandığına eminim. Doğrulama eğilimini Kitabı Mukaddes’in şu bilgece sözleri en iyi biçimde yansıtır: Ararsan bulursun. Deneysel örnekler çoktur. Psikolog Mark Snyder 1981’de, deneklerden yeni tanışacakları birinin kişiliğini değerlendirmelerini istedi;…
-
1.İnsanlar arasında cüsse, kuvvet, hız, çeviklik, eşgüdüm ve diğer özellikler bakımından açık ve nicel farklılıklar, bazılarının ötekilerden daha başarılı olmasını getirir; bu farklılıkların en az yarısı kalıtımla geçer. 2.İnsanlar arasında bellek, sorun çözme yetisi, kavrayış hızı, matematiksel yetenek, mekânsal akıl yürütme, sözel beceriler, duygusal zekâ ve diğer özellikler bakımından açık ve nicel düşünsel farklılıklar, bazılarının…
-
1-İncinme / gözetme: bağlanma sistemlerine sahip memeliler olarak geçirdiğimiz uzun evrimle ilişkilidir ve başkalarının acısını hissetmeyi (ve bundan hoşlanmamayı) sağlayan bir yetidir. İyilik, yufka yüreklilik ve duygusal destek gibi ahlaki erdemlerin temelinde yatan şey budur. Sf. 301 2.Hakkaniyet / karşılıklılık: “Sen beni kollarsan, ben de seni kollarım,” anlayışıyla karşılıklı fedakâr olmayı getiren evrim süreciyle ilişkilidir.…
-
Darwin ve Wallace yeni türleri yaratmada (doğaüstü bir yaratıcı dışında) bir doğal gücün rol oynadığına inanıyorlardı ve bunun doğal seçilim olduğunu buldular. Einstein ve Hubble evrenin büyük ölçekli yapısının doğaüstü müdahaleler yerine doğa yasalarının işleyişiyle anlaşılabileceğine inanıyorlardı; sonunda bunu görelilik ve yerçekimi ilkelerinde buldular. Böyle nihai açıklamalar aramamızın sebebi kalıp arayan ve özne varsayan primatlar…
-
Dinsel itikadın ve Tanrı’ya inancın aynı ölçüde uyarlanmaya bağlı evrim açıklamaları vardır. Din, topluluk kenetlenmesini ve ahlaki davranışı pekiştirmek üzere evrimle ortaya çıkmış bir sosyal kurumdur. İnsan kültürünün fedakârca, karşılıklı fedakârlık ve dolaylı fedakâr olmayı özendirmeye ve bir sosyal topluluğun üyeleri arasında işbirliğine ve yardımlaşmaya bağlılık düzeyini açığa çıkarmaya yönelik ayrılmaz bir mekanizmasıdır. Sf. 241…
-
Tanrı’ya inanırken ya da âşık olurken yaşadığımız duyguları açıklamak için bilimin sunduğu şeyler çatışmalı değil, tamamlayıcıdır; küçültücü değil, katkı sağlayıcıdır. Birine âşık olduğumda ilk baştaki şehevi duygularımın testosteron salgılamayı tetikleyen hipotalamusun ürettiği bir sinir hormonu olan dopaminle, yani cinsel arzuya yön veren hormonla arttığını ve daha köklü bağlanma duygularımın ise hipotalamusta sentezlenen ve hipofiz tarafından…
-
Bilim doğaüstü alanda değil, doğal alanda iş görür. Aslında, doğaüstü ya da normal-ötesi diye bir şey yoktur. Sadece doğal şeyler, normal şeyler ve henüz doğal sebeplerle açıklanamayan gizemler vardır. Doğaüstü ve normal-ötesi gibi kelimelere başvurmak, sadece doğal ve normal sebepleri bulmamıza ya da bunları bulamayınca ilgisizlikten dolayı aramayı bırakmamıza kadar bir dilbilimsel yer tutucu sağlar.…