Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Beyin

  • Babası Ahmet idi, annesini, ikinci eş almıştı ve çocuklarına esir terbiyesi uyguluyordu. Sanki elinde bir kırbacı vardı, sallıyordu ve çocuklarına, bu arada Tayyip’e, otoriteye tapınmayı öğretiyordu. Tayip Bey de yıllar sonra “otoriteye saygılıydık” diyerek kabul etmektedir; aslında tapmaktadır. Sf. 168 Çakır-Çalmuk, kitaplarında, (1) “Reis Kaptan çok otoriter bir adamdı, denizciliğin kendine has kurallarını evinde de…

  • Amma hayata ayak veya ayakkabı öperek başlayan bir çocuğun ileride hasta olabileceğini düşünebiliyoruz. İster “ayak” ve isterse “ayakkabı” olsun, eğer öpülüyorsa, herhalde korkudan kaynaklanıyor olmalıdır. Çocuklukta aşırı korkutulmanın sara hastalığına yol açtığı ise tıpta tespit edilmiş haldedir; Doktor Temkin, bize, epilepsi hastalığının büyük üstatlarından H. Jackson’un, korkunun sara nöbetlerine yol açtığını gösterdiğini haber veriyor. Sf.…

  • Demek ki ileri safhada sara varsa, entelektüel kapasitesinin çok büyük ölçüde bozulmuş olduğunu görüyoruz; böylelerinin, dikkati çok zayıf ve ahlaki kontrolü pek eksiktirler. Bunlar hep kavgacı, huzursuz ve uyumsuz bir çocukluk geçirmişse, bu tür epileptik hastalar, olgun yaşlarda kriminal eğilimler sergiliyorlar. Entelektüel zafiyetin her türlüsünü gösterebiliyorlar ve hayvani davranışlar bunlar arasındadır. Sf. 109 Alıntı; Caligula…

  • Keçi’ye gelince, neredeyse epilepsi yüklü bir canlı kabul ediliyor; dolayısıyla, keçi eti yiyenler ve hatta dokunanların epileptik oldukları veya olabileceklerine inanılıyor. Sf. 106 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 106) kitabından birebir alınmıştır.

  • Homoseksüel ama nasıl; kaynaklar, hem aktif ve hem de pasif homoseksüel olduğu konusunda kuşku bırakmıyor, bu açıdan Caligula’nın İsa’dan sonraki ilk yüzyılın başlarında modernist olabildiğini görüyoruz. Ve bir cinsel-doymaz olarak tasvir ediliyor. Sf. 49 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 49) kitabından birebir alınmıştır.

  • İçi boş bir insanın çok sevilmesi, çok bozucudur. Sevgiyi de absorbe etme kabiliyet ve kapasitesi var. İçi boş bir insanın işkenceden ve seyrinden hoşlanması da çok bozucudur. Caligula, işkence seanslarının seyrine doyamıyordu. Sf. 39 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çalıştırılmayan kafa ise insana değil, kasaba gereklidir. Sf. 71 Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 71) kitabından birebir alınmıştır.

  • Marx, ateizm’i, Tanrıyı yerinden ederek, teorik hümanizm ve komünizm’i de, özel mülkiyeti ortadan kaldırarak pratik hümanizm’in yolunun açılması olarak görüyordu. Başka bir deyişle, dinin ortadan kaldırılması insanın özgürleşmesi ve güçlenmesidir. Tersi de doğrudur; kendisine güvenini kaybetmiş insan, dindar ve aşırı dindardır. Marx’ın görüşü budur. Sf. 75 Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları,…

  • Başlangıcı bir yere “seküler” dinsellik diyebileceğimiz bir mekanizma ya da imalâtı koyabiliriz; “trafik canavarı” veya “enflasyon canavarı” ve hatta “borsa düşse kâbusu”, hepsi dinselliğin kaynağındadırlar. Cismani işleri kontrol dışı kaynak ve otoritelere bağlamak, yavaş yavaş yobaz yaratmaktır. 12 Eylül ile birlikte animist (ruhcu, yeniden canlanmacı) edebiyatı da buraya koyabiliriz; hepsi insan aklına saldırı oldular. Sf.…

  • İnsanın çok güzel olması için çok büyük olması gerekmiyor ki. Sf. 68 Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 68) kitabından birebir alınmıştır.

  • Koyu dinsellik ile judaize tarikatların eksiğini tv’ler ve magazin tamamlamaktadır. Din ve magazin, birlikte bozuyorlar. Tekeliyet için insanı bozmak esastır ve bozucuların bozulduklarına tanıklık ediyoruz. Kuantum fiziğine uygun düşüyor ve buradan devam ediyoruz. Sf. 65 Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 65) kitabından birebir alınmıştır.

  • Claudius doğduğundan beri hastalıklı, zayıf ve silik bir tiptir. Çocukken önce sıtma, sonra kızamık, sonra yılancık, sonra kalınbağırsak iltihabı ve en sonda çocuk felci olmuştu. Bir kulağı az duyuyordu, bir bacağı aksıyordu, kekemeydi, kalbinde de bir problem vardı, sık sık kalp ağrısı çekerdi. Ailecek, Julian ailesine uygun olmadığı düşünülür ve hiç sevilmezdi. Aslında çok zeki…

  • Tertip ve düzen insanları rahatlatıyordu. İnsan aklı da sınıflandırılmış bilgiyi daha rahat alırdı. İnsan aklı doğadan öğrendiklerini, kavramları, belli bir düzene sokmak ve raflara yerleştirmek isterdi. Aristoteles, insanların kavramlarına düzen getirmek isteyen, titiz ve düzenli biriydi. Bu tarzı ile mantığı bir bilim olarak kurdu. Hangi sonuçların veya kanıtların mantıksal olarak geçerli olduğuna dair kesin kurallar…

  • Sofist Protagoras (M.Ö. 487–420), “İnsan her şeyin ölçüsüdür.” diyordu. Yani iyi, kötü, doğru, yanlış hep insan ihtiyaçlarının sonucu idi. Protagoras, tarihsel süreçte, şüpheyi metod haline getiren ilk düşünürdür. “Her şey, bana nasıl görünürse benim için böyledir, sana nasıl görünürse senin için öyledir. Üşüyen için rüzgâr soğuktur, üşümeyen için değildir. Herkesin hemfikir olacağı kesin bir bilgi…

  • Güney İtalya’da Kroton adlı Yunan kentindeki tıp okulunda Alkmaion adlı bir düşünür, beynin duyuların merkezi olduğunu öne sürüyordu. Bu sırada sinir sistemine ait ilk saptamalarda da bulunuyordu. Duyu organlarından vücuda giren duygusal parçacıklar, salgı kanalları ve damarlar aracılığı ile beyindeki algılayıcılara ulaşıyorlardı. Alkmaion’a göre beden ölüyor, ama ruh yaşamaya devam ediyordu. Sağlık demek, vücutta dengede…

  • Ayakla ellerini hürleştiren atalarımızın başparmağı gelişmiş, bu da beynini tekrar geliştirmiştir. İnsan soyu kendi beyinsel evrimini beceri kazanıp, değer yaratarak, emeği ile geliştirmiştir. Yani İnsanın geldiği durum kendi çabasının eseridir. Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 5) kitabından birebir alınmıştır.

  • Evrim sürecinde, insana benzer niteliklere ulaşan ilk canlılara “Hominid“ (İnsanımsı) diyoruz. Bu Büyük Atalarımızı diğer canlılardan ayıran üç özellik vardır. Pelvis (leğen kemiği) onların dik durmasını sağlayacak şekilde değişmiştir. El başparmağı “oppozisyon“ durumuna evrilerek, elin iş yapmasını sağlayacak duruma gelmiştir. Beynin koruyucusu olan kafatası boşluğu 800 cc den fazla büyümüştür. Dik durabilen Büyük Atalarımızın elleri…

  • Üçüncü tavsiyem ki bunun en önemlisi olduğuna inanıyorum, olumlu düşünmektir.     Daha önce de anlattığım gibi, olumlu düşünmek genlerimizi “açarak”, beynimizi ve bedenimizi yararlı hormonlar üretmek üzere harekete geçirebilir. Kendi deneyimlerimden bunun doğru olduğundan eminim.   Her şey karşıtıyla var olur: Ön-arka, gece-gündüz, güç-güçsüzlük gibi. Bir şey ne kadar tek yanlı, ötesi yokmuş gibi görünürse görünsün, karşısında…

  • Bu inanç doğrultusunda hareket etmeye başladıktan sonra, hayatımda niyetimin takdir edildiğine kesin gözüyle bakmamı sağlayan olaylar gelişti. Gayretlerimiz “Büyük bir şey”in bizi kolladığını duyumsamama yol açacak biçimde meyve verdi. Genleri incelerken yaşadıklarım sayesinde eğer iyi genlerimizin “anahtarını” çevirerek yaşamayı öğrenebilirsek, içimizde saklı gücü normal sınırların bizi çok ötesine götürecek şekilde açığa çıkarabileceğimizi fark ettim.     …

  • Ver-ver” ilkesinin uygulanması genleri harekete geçirmenin etkili bir yoludur;  En iyisi hayata karşı “ver-ver” yaklaşımının benimsenmesidir. “Ver-ver” ilkesinin en tipik örneği anne-çocuk ilişkisidir. Anne çocuğuna hiçbir karşılık beklemeden, sürekli verir. Bilinçli olarak beklediği bir ödül olmamakla birlikte, yaptıklarıyla huzur ve mutluluk bulmakta, yaşadığı sevinç ve coşku yararlı genlerini de harekete geçirmektedir.      Benim görüşüme göre;…