Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Eğitim, Üniversite

  • Siranüş Simoni Tütüncüyan’ın Tanıklığı (D. 1906, Van) “Evimiz iki katlıydı. Her kat 5-6 metre yüksekliğindeydi. Dam düzdü; üstüne kayısı sererdik; kayısının rengi sarı gökyakut rengine çaldığında ağzına koysan dilinin üstünde erirdi. Birinci katta ekmek deposu vardı. Ekmeği iki haftada bir pişirirlerdi. Bitişiğinde kiler vardı. Sırlı kapların içinde yiyecekler muhafaza edilirdi. Üzümü ise asardık. Karşısında mavi…

  • Himavak Boyacıyan’ın Tanıklığı (D. 1902, Bitlis, Khaltik Köyü) “Köyümüz ormanlarla çevriliydi. Yalnız Haç Ormanı’nda ağaç kesmeyi günah sayarlardı. Diğer ormanlarda ağaç keserlerdi. Köyümüz dağın eteklerindeydi. Köyümüzde dokuz doğal kaynak bulunurdu. Sulu tarım için elverişli şartlar yaratan iki deremiz vardı. Köyümüzde 550 Ermeni aile yaşıyordu. Her bir aile 6-7 kişiden oluşurdu; demek ki, yaklaşık 3.000 Ermeni…

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”) Genel olarak eğitime olan ilgilerinin temelinde bilgi ufkunu genişletmek amacı değil, çıkar ve hesap düşüncesi yatmaktadır. Aile büyükleri, aile mensuplarının eğitimine harcanan paraların, ileride kendilerine fazlasıyla döneceğini biliyor ve bu alanda harcanan paralara acımıyorlar. Eğer daha ucuza veya bedavaya eğitim alma imkânı varsa…

  • Japonların daha 1870’lerde ilkokul mecburiyetini başardıklarını söylemekle, orada insanda verimliliğin artırılması için daha başlangıçta işin ne kadar ciddi olarak ele alındığı anlaşılmış olur. Ve insana yatırım için hemen Batı’nın tekniğini (organizasyon tekniği dâhil) Japonya’ya transfer için dışarıya çok sayıda ve devamlı öğrenci gönderilmesi planlandı. s. 209 Alıntı; Cuntacılıktan Sivil Topluma – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan;…

  • Birinci Cumhuriyet döneminin ideolojik, ekonomik, hukuki karakterlerine bakmak gerekir: Eğitimde tek tip insan yetiştirme, insana tapma motifi hâkimdir. Bu, demokratik sıfatı ile bağdaşamaz. Bilimler, birbirinden ayrılmış; ayrı bir iktisat, ayrı bir hukuk, ayrı bir sosyoloji öğretilmiş, bunlar da doğal bilimlerden ayrılmıştır. Oysa gerçek hayattaki ilişkiler bunlar arasındadır. Bütünü kapsayan, bütünün hipotezini yapan insan Türkiye’de yetiştirilmemiştir.…

  • Batı kapitalizmi, artık bilinen her şeyiyle imparatorluğa girip onu dağıtıyor ve kendine gerekli olanı da kontrol altına alıyordu. Balolar gibi, Batılı görüntülü yaşantı yanında kültür emperyalizmi eğitim kurumlarıyla ve zorunlu olarak giriyordu ülkeye. 1863’te Amerikan Koleji açıldı. Anadolu’da özellikle Doğu’da Amerikan misyoner okulları kurulmuştu. Robert Kolej azınlık komitecilerinin yetiştirildiği bir yer olmuştu. Daha sonra Doğudaki…

  • Konumuz açısından politik miras yanında çok önemli bir miras daha vardır. Epistemolojik miras diyorum buna. Kısaca, nasıl öğrenip nasıl düşündüğümüze ve nasıl karar verdiğimize bakınca (ki epistemolojinin konusu budur) bu tür mirası açıkça görürüz. s. 161 Kısaca bu ülkede yukarısı düşünür bilir, aşağısı karışmaz! Aşağısını düşündürmeyen bir eğitim sistemi (üniversiteler dâhil) yukarısını da düşündürmez. s.…

  • Yaşamak mı, hep öğrenmek’tir ve öğrenmenin sevinci başka hiçbir yerde yoktur. O kadar öyle ki, Stefan Zweig, “öğrenmenin sevinci kalmadı” notunu yazdı ve intihar etti ve bende her gün bu sevinç yükselmektedir. Sf. 11 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çankaya’daki Köşk’te bir akşam sofrasında Hukuk Fakültesi Profesörü Sadri Maksudî de konuk olarak bulunuyordu. Sofrada şarap içen Sadri Maksudî, Deniz Bank’ın gramer kurallarına aykırı olduğunu savunuyor ve bu düşüncesinden bir adım bile geri gitmiyordu. O konu orada kapandı. Aradan bir iki saat kadar geçmişti. Atatürk, bir ara bir şeye sinirlenmiş olacak ki, hala kendi tezinde…

  • Bunun üzerine Atatürk’le Reşit Galip arasında şu tartışma geçti: -’’Yahu nasıl olur? Bu adam beni okutmuştur. Kültürü yerinde, ilme vukufu vardır. Soframda hocam hakkında böyle konuşmanı istemem. Beni okutan adam, nasıl Maarif Vekili olamazmış?” -“Değil seni okutmak, senin Allah’ını okutsa yine bu adam Maarif Vekili olamaz” O devirde dalkavukların yanında böyle medeni cesaret sahibi, sözünü…

  •  Sol hareketlerin “siyasi bir oyunla ya da yıkıcı faaliyetlerle” iktidarı ele geçirebileceğini söyleyen Galula, gizli orduya halkı ayaklanmacılardan yani solculardan ayırmak için teröre yani kontrgerilla operasyonlarına başvurması gerektiğini belirtiyor. Galula, bu operasyonlardan ilkini “şuursuz terörizm” olarak adlandırıyor: “Şuursuz terörizmden maksat, alaka toplamak ve halkın dikkati bir defa çekildikten sonra gizli olarak bulunan taraftarları cezp etmektir.…

  • Alman profesörlerin sözleşmeli olarak çalışmaları sağlanıyordu.  Üniversite reformunun tamamlanmasıyla birlikte 18 Kasım 1933 tarihinde yeni öğrenim yılma başlayan İstanbul Üniversitesinde öğretim görevlileri arasında artık Yahudi asıllı Alman bilim adamları da vardı. Sf. 276 Fritz Adrudt, Breslau Üniversitesi                 Genel Kimya Hugo Braun                                                 Bakteriyoloji Leo Brauner, Jena Üniversitesi                     Botanik [Harry] Dember                                            Pratik Fizik…

  • Mişon Ventura 21 Mart 1912 tarihinde Paris Akademisi Hukuk Fakültesinden mezun olacak ve İstanbul’a geri dönecekti. Sf. 189 Aynı tarihlerde Dârülfünün Hukuk Mektebi’ne müderris (profesör) olarak girecek, Mukayeseli Hukuku Medeniye, Felsefe-i Hukuk, Deniz Ticareti Hukuku, Roma Hukuku derslerini verecekti. Dârülfünûn’un İstanbul Üniversitesi’ne dönüşmesinden sonra önce 31 Mayıs 1933 tarihinde kabul edilecek kanunla geçici kadroya alınacak,…

  • Aralarında eski İstanbul Valisi Esad Bey de olmak üzere resmî erkân Samuel Bey’e büyük sevgi besliyordu. Emniyet mensupları kendisine ‘‘Kemal Bey” veya “Kemal Ağabey” diye hitap ederlerdi. Samuel Bey’in Cumhuriyet dönemindeki faaliyetleriyle ilgili bilgi çok azdır. Oğluna göre 1934 yılında Trakya’da Yahudi nüfusunun yoğun olduğu kentlerde gerçekleşen Yahudi karşıtı gösteri ve yağma girişimi babasını son…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Böyle çok ve böyle büyük engeller padişahın planlarını önledi. Ne yazık ki şu söz doğrudur: En Turquie on a commence la refoıme par la queue (Türkiye’de devrimlere kuyruğundan başlandı.). Bu reformların çoğu görünürdeki şeylerden, isimlerden ve projelerden ibaretti. En zavallı eser de Rus ceketleri, Fransız talimnameleri, Belçika tüfekleri, Türk…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Avrupalılar için Doğuluların fikir seviyelerini gerçekte olduğu kadar aşağı tasavvur etmek hemen hemen imkânsızdır. Okuma yazma bilen bir Türk’e «hafız» yani bilgin denir. Kur’an’ın ilk ve son surelerini ezberlemekle tahsilini tamamlar, dört işlemi de pek azı tam olarak bilir. Herkesten fazla aydın diyebileceğim ricalden bir Türk fala ve rüya…

  • 6 Mart 1938 gecesi verilen konser Atatürk’ün Cumhurbaşkanı olduktan sonra gittiği ilk ve son konserdi. Konserden birkaç gün sonra Ankara Radyosu’ndan Türk Musikisi şarkıları, besteleri tekrar çalınıp söylenmeye başladı. Sonunda bu anlamsız yasak kalkmıştı! Sf. 163 Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf.…

  • 10 Mart 1934’te, Bebek, Set Sokaktaki evinde koluna boryum klorid enjekte ederek hayatına son veren Kimyager Dr. Cevat Mazhar’ın ölümü doğrudan 1933 Üniversite Reformu ile ilintiliydi. Bu ülkenin endüstriyel kimya alanında yetiştirdiği ilk uzman olan Cevat Mazhar Bey, yıllarca hocalık yaptığı Darülfünun ani bir kararla İstanbul Üniversitesine çevrilirken, kadrodan çıkarılanlar arasındaydı. Hükümet, çoğu arkadaşına lise…

  • Maarif Vekili Dr. Reşit (Galip), 1 Ağustos 1933’te verdiği demeçte epey ağır konuşmuştu (bugünün Türkçesi ile): “Ülkede siyasi, sosyal büyük devrimler oldu, Darülfünun bunlara karşı tarafsız gözlemci kaldı. Ekonomik alanda önemli hareketler oldu, Darülfünun bunlardan habersiz göründü. Hukukta radikal değişiklikler oldu, Darülfünun yalnız yeni kanunları tedrisat programına almakla yetindi. Harf devrimi oldu, öz dil hareketi…

  • Maarif Vekili Reşit Galip 12 Eylül 1933 tarihli Milliyet gazetesine verdiği demeçte “ilimden ziyade idealistliğin ön planda tutulduğunu” söylüyordu. Nitekim tasfiye edilenler arasında Avrupa’da eğitim görmüş, uluslararası kuruluşlara üye olmuş, ödül almış, eserleri basılmış, modern araştırma kurumları kurmuş olanlar vardı; hatta birkaç kişi, çok önceleri rahmetli olmuştu. Sf. 118 Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler…