Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Faşizm, Despotizm

  • Tüm bu hayallere yürekten inanan Don Quijote bir gün gerçek bir insana saldırıp onu öldürürse ne olur diye düşünür Borges. İnsanlık hâline dair temel bir soru yöneltir: Anlatıcı benliğimiz tarafından örülen tüm bu masallar bir gün kendimize ya da etrafımızdakilere korkunç acılar çektirirse ne olur? Sf. 312 Borges’e göre üç olasılık vardır. İlk ihtimalde gerçek…

  • Nazizm, evrimsel hümanizmin ırkçı teoriler ve aşırı milliyetçi duygularla evliliğinden doğmuştur. Her evrimsel hümanist ırkçı olmadığı gibi, insan türünün evrimleşme imkânını barındırdığına inanmak da polis devleti ve toplama kampları kurma isteğiyle eş anlamlı değildir. Sf. 269 Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık…

  • Demokratik seçimler yalnızca dini inanç ya da ulusal efsaneler gibi belli ortaklıkları paylaşan toplumlarda uygulanabilir. Seçimler temelde anlaşan insanlar arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için bir yöntem olarak kullanılabilir. Sf. 262 Muhalif kampların sonuçlara saygı duymak için bir gerekçesi olmadığı bu gibi durumlarda, demokratik seçimler hiçbir derde devâ olamayacaktır. Sf. 263 Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir…

  • Hümanizm üç temel kola ayrılır. Ortodoks inanç, her bireyin kendine özgü bir iç sesi ve asla tekrar edilemeyecek deneyimleri olduğuna inanır. Sf. 260 Özgürlüğe yaptığı vurgu nedeniyle hümanizmin Ortodoks kolu “liberal hümanizm” ya da basitçe “liberalizm” olarak da bilinir. Sf. 260 19. ve 20. yüzyıllarda hümanizm hızla toplumsal destek ve siyasi güç kazandıkça birbirinden tamamen…

  • 1958’le 1961 yılları arasında komünist Çin’de, Mao Zedong ülkesini hızla bir süper güce çevirmek isteyince Büyük Atılım adını verdikleri bir hareket başlattı. Üretim fazlası tarımsal ürünleri kullanarak endüstriyel ve askeri projelerini finanse etmeyi amaçlayan Mao, tarım üretiminin ikiye, hatta üçe katlanmasını emretti. Karşılanması imkânsız istekleri, Pekin’deki hükümet yetkililerinden bölgesel yöneticilere, hatta taşra şeflerine varıncaya dek…

  • Teizm Tanrı adına geleneksel tarımı, hümanizmse insan adına modern endüstriyel tarımı meşrulaştırır. Endüstriyel tarım insanların ihtiyaçlarını, arzularını ve taleplerini kutsarken diğer her şeyi görmezden gelir. Endüstriyel tarım insan doğasının kutsallığına sahip olmayan hayvanlarla aslında hiç ilgilenmez. Modern bilim ve teknoloji insanlara antik tanrılardan çok daha büyük güç sağlayınca da tanrı bir işlerine yaramaz. Bilim de…

  • Tarım Devrimi teist dinlerin doğmasına neden olurken Bilimsel Devrim de tanrıların yerine insanların geçtiği hümanist dinleri yarattı. Teist dinler Yunancada tanrı anlamına gelen theos’a taparken hümanistler insana taparlar. Liberalizm, komünizm ve Nazizm gibi hümanist dinlerin temelinde, Homo sapiens’in evreni anlamlandıran ve ona hükmeden özgün ve kutsal özüne duyulan inanç yatar. Sf. 108, 109 Alıntı; Homo…

  • Ne zaman etnik bir grupla dini bir topluluk çatışsa her ikisi de karşıdakini insan olarak görmeyi bırakıyordu. “Ötekileri” adeta alt insan olarak görüp bir nevi yaratık olarak nitelemek, zalimlik yolundaki ilk adımdı. Çiftlikler şişirilmiş efendilerden, sömürülmeye uygun aşağı ırklardan, imha etmek için semirtilmiş vahşi canavarlardan ve en tepede tüm bu düzenden lütfunu esirgemeyen yüce bir…

  • Terör özünde bir gösteridir. Teröristler korkutucu bir şiddet gösterisi düzenleyip hayal gücümüzü ele geçirerek ortaçağ misali bir keşmekeşe düştüğümüze inandırırlar bizi. Akabinde devletler bu terör tiyatrosuna bir güvenlik gösterisiyle tepki verme zorunluluğu duyar ve yabancı bir ülkeyi işgal etmek ya da tüm bir halka zulmetmek gibi muazzam güç gösterileri düzenler. Bu aşırı tepki, çoğu zaman…

  • Diyelim ki, hükümetin zengin toprak beyleriyle bir avuç zengin işadamının denetimi altında bulunduğu bir Latin Amerika ülkesinde bir devrim başlamış olsun ve yine diyelim ki, büyük bir bölümü askere alınmış köylülerden oluşan ordunun bir kesimi kopup hükümeti devirmeye ve komünist bir rejim kurmaya çalışan asilere katılmış bulunsun. İki tarafı karşı karşıya getiren birkaç meydan savaşından…

  • Geçmiş hakkında söyledikleri naiftir, çünkü her yönetim baskıcı yanlarının sorumlusu olarak düşmanlarını gösterir. Düşman çekilip gitseydi, tüm halk, ondan sonra sonsuza dek mutluluk içinde yaşayabilecekti! Tüm egemen elitlerin, hatta birbirleriyle savaştıkları zaman bile, düşmanlarının varlığının sürmesinde çıkarlarının bulunduğu düşünülebilir. Gelecekle ilgili olarak da safdil, naiftirler; çünkü bir devrimin uğradığı yozlaşmanın, egemenliğin elde tutulmasını gerektiren çıkarlar…

  • Devrimci diktatörlüklerin, genelde insanı en çok isyan ettiren yanlarından biri, terörü, en az devrimcilerin kendileri kadar, belki onlardan da fazla eski düzenin kurbanı olmuş küçük insanlara karşı kullanmalarıdır. Sf. 584 Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 584) kitabından…

  • Günümüzün geri kalmış ülkelerinde ise, başkaldırmayanların acıları sürmektedir. Sf. 582 Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 582) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hakça davranırsak, bugüne dek yazılmış neredeyse tüm tarihin, devrimci şiddete karşı baskın bir yanlılık eğilimi dayattığı gerçeğini kabul etmeliyiz. Gerçekten, bu yanlılığın ne kadar derine indiğini kavrayınca insanın dehşete düşmemesi olanaksız. Baskıya direnenlerin başvurdukları şiddetle, baskı uygulayanların şiddetini eşdeğer görmek yeterince yanıltıcı olurdu. Ama iş bununla da kalmıyor. Spartaküs’ün zamanından başlayıp, Robespierre’den geçerek günümüze gelene…

  • Köylüler kendi başlarına hiçbir zaman bir devrim yapmayı başaramamışlardır. Öteki yaşamsal önem taşıyan noktalarda yanılmış olmakla birlikte, Marksistlerin bu konuda söyledikleri kesinlikle doğrudur. Köylülere başka sınıflardan önderler gerekir. Ancak yalnızca önderlik yetmez. Ortaçağda ve ortaçağın sonlarında görülen köylü ayaklanmaları, aristokratlarca ya da kentlilerce yönetildiği halde yine de ezilmişlerdi. Bu nokta, köylü bir kez şahlandı mı,…

  • Marx, küçük köylü mülklerinden oluşan Fransız köylerini patates çuvallarına benzettiğinde, bu durumun özünü yakalamış bulunuyordu. Buradaki anahtar özellik, kooperatif ilişkiler ağının yokluğudur. Bu durum çağdaş köy toplumunu ortaçağ köyünün tam zıddı olan bir konuma getirir. Güney İtalya’da bu tür bir köyle ilgili olarak geçenlerde yapılan bir çalışma, köyü oluşturan aile birimleri arası rekabet ve çekememezliğin,…

  • Bu laik üstbeyin yanı sıra, genellikle bir de rahip bulunurdu. Onun göreviyse, egemen toplumsal düzene meşruluk kazandırılmasına yardımcı olmak ve tek tek köylülerin elindeki geleneksel ekonomik ve toplumsal olanaklarla altından kalkılamayacak talihsizliklerin, felaketlerin nedenini açıklamak ve bunlarla başa çıkmanın yollarını bulmaktı. Sf. 542 Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin…

  • Kendisini coşkulara daha az kaptırdığı zamanlarda faşizm, sıcak burjuva rahmine, hatta burjuva öncesi köylü rahmine dönme sözü veren “sağlıklı” ve “normal” bir psikolojiye sahip olmasına karşın, kan ve ölüm, faşizmde genellikle erotik bir çekicilik kazanır. Sf. 519 Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4.…

  • Faşizm altında “nesnel yasa” anlayışı ortadan kalktı. En önemli özelliklerinden biri de, tüm insanların özünde eşit oldukları düşüncesi başta olmak üzere, hümaniteryen (insanerekli) ideallere şiddetle karşı çıkmasıydı. Faşist dünya görüşü, hiyerarşi, disiplin ve boyun eğmenin kaçınılmazlığını vurgulamakla kalmadı, aynı zamanda bunların başlı başına birer değer olduğunu öne sürdü. Sf. 518 Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal…

  • Siyasal düzenin rasyonelleştirilmesinin bir başka yönü de, yeni bir toplum türüne uygun vatandaşların yaratılmasıydı. Kitlelerin okuryazar ve basit teknik becerilere sahip duruma getirilmeleri gerekiyordu. Ulusal bir eğitim sistemi kurulmasının, hükümetleri dinsel otoritelerle sürtüşmeye düşürmesi olağandır. Dinsel bağımlılıklar ulusal sınırları aşan bir nitelik gösteriyorsa ya da iç barışı bozabilecek biçimde birbirleriyle yarışma içindeyseler, dinsel bağlılıkların yerine,…