Bilgi Bakkalı
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
Kategori: Felsefe
-
Suyun görevi, titreşimlerin ve dolayısıyla enerjinin insan vücudunda dolaşmasını sağlamaktır. Gittikçe daha fazla sayıdaki kişi de benim bu düşünceme katılmaktadır. s. 54 Suyun, hayatın devamını sağlamakla ilgili olarak önemli bir rolü olduğu gibi, hayatın güzelleşmesi işinde de önemli bir rolü vardır. Gerektiği kadar su içmeyen insanların zaman içinde mizah duygularını yitirdiklerinin farkına vardım. Latincede “nem”…
-
Bizim varoluşumuzu mümkün kılan bu hayat gücü, yolun kenarında, çamur içinde hareketsiz duran çakıl taşının da varlığını sağlayan şeydir. Bir şeyin var olduğunu söylemek, onun aynı zamanda titreştiğini söylemek anlamına gelir ve titreşen her şey, kendisine göre bir hayata sahiptir. s. 51 Alıntı; Sudaki Mucize – Masaru Emoto, Çeviren; Savaş Şenel (Arıtan Yayınevi, 1. Basım…
-
Bir su örneğini, eş anlamlı olan ve farklı dillerden gelen kelimelerle etkilendiğinde, ortaya çıkan su kristalleri, birbirlerine çok benzeyen formasyonlar ortaya koymaktadırlar. Bir kelime, Japonca, Korece, Almanca veya İngilizce olabilir. Ancak kelimenin anlamı aynıysa, suda oluşan kristaller de, hemen hemen aynı formlara sahip olmaktadırlar. s. 23 Alıntı; Sudaki Mucize – Masaru Emoto, Çeviren; Savaş Şenel…
-
Doğanın her bir özelliği, ortaya farklı seslerin çıkmasına sebep olmuştur ve bu farklı sesler zaman içinde dillerin temelini oluşturmuşlardır. s. 22 Alıntı; Sudaki Mucize – Masaru Emoto, Çeviren; Savaş Şenel (Arıtan Yayınevi, 1. Basım Nisan 2008 – s. 22) kitabından birebir alınmıştır.
-
Kelimeler de, aslında birer titreşimdirler. İncil: “Başlangıçta söz vardı” der. Japonların da buna benzer bir sözleri vardır ve anlamı şöyledir: “Kelimeler, bize iyiyi de, kötüyü de taşıyabilirler.” Kelimeler ve diller, insanlık tarihinin ayrılmaz parçalarıdırlar. s.13 Alıntı; Sudaki Mucize – Masaru Emoto, Çeviren; Savaş Şenel (Arıtan Yayınevi, 1. Basım Nisan 2008 – s. 13) kitabından birebir…
-
Egemenlik: Bunun esas ölçüsü şudur: Egemen olan, kendisi hakkında karar alabilmeli ve bu kararların uygulanışının nihaî kontrolünü yapabilmelidir. Bir ulusun egemenliği, ulusun kendi kararlarını kendisinin alıp alamaması ve onları nihaî olarak kontrol edip edememesi ile belirir. O halde, bir ülkede alınacak ulusal kararları (kanun vesaire biçiminde) alıp bunların uygulanmasının nihaî kontrolünü yapanlar, ulus içinde egemen…
-
Bürokrasinin bütüncül ideolojisi daima ortodokstur (katı kuralcıdır, dogmatiktir); karşıtlığı (heterodoksluğu) reddeder, yeni sentezlere karşıdır, “convergent” kendisinden yana olunmasını ister. Kendisi ile olan yeni (….) evet der. Gücünü kendini tekrarlamaktan (çeşitli düzeyde) alır. Tekrara dayalı toplumda düşünce yaşayamaz; yaşatmazlar. Tarihî olgularda geçici izni olsa da tekrar tarihsizleşme, silinmedir. Kısaca bu tür bürokratik devlet istediği almaşıksızlık sağlama…
-
Büyük kitleler, çıplak güç karşısında onun öğretisine sağır kalma koşullarına itilebilir. Çıplak güç: Kendi dışında kalanları, hain, cahil, geri diye nitelendirmez miydi? Kendi dışında kalanları, ona karşı olanlardır. Kendi dışında kalanları, almaşık değil, haindir. s. 219 Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1.…
-
Demirel tarihî bir fonksiyonu yerine getirmiştir. Hegel, Tarih Felsefesi’nde, tarihin birtakım kimselere rol verdiğini, tarihin onların şahsında yürütüldüğünü iddia eder. Bu rol bitince, bu şahıs, tarihi ileri götürmek üzere kendine göre bir planı olsa dahi ödevi bitmiş bir kimse olarak, bir kenara atılır. Hegel buna “Dünyayı yöneten aklın kurnazlığı” der. s. 19 Alıntı; İdris Küçükömer’le…
-
Bilindiği gibi, devrim, “bürokratik ve askeri mekanizmanın el değiştirmesi” değildir. Bunu devrim sanmak, oportünizmdir. s. 228 Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 228) kitabından birebir alınmıştır.
-
Muhalefet, özellikle bürokratik CHP, başlangıçtan beri inemediği temel meselelere inebilecek değildi. Türkiye’de sol yaşatılmamıştı. CHP bazılarına göre soldu. Oysa üretim güçlerinin geliştirilmesi açısından bakarsak ve daha büyük kitlelere mutlak olarak bir şeyler verebilmeyi dikkate alırsak DP daha soldu denilebilir belki. Harpten sonra iki partinin emperyalizmle ilişkilerinde, ana hatlarıyla önemli bir fark görülmemiştir. Laik olarak, Batıcı…
-
İttihat ve Terakkinin genellikle on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı bürokratlarına has diğer bir yanına işaret etmek gerekir. Bunlar da “devleti kurtarmak” iddiası ile iktidara geldikten sonra nüfuz ticareti ve nepotizm yanında, emperyalist-levanten-bürokrat işbirliğine girmiş ve bunu yürütmüşlerdi. İngilizler yerine kısmen Cermen kapitalistleri ikame etmek neticeyi değiştirmezdi. s. 92 Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer,…
-
1908 Meşrutiyeti ile İttihat ve Terakki Cemiyeti, imparatorluğa hâkim olmuştu. Devlet cemiyetin eline geçmişti. Fakat Osmanlı Devleti’ni ele geçirmek, toplumu ele geçirmek değildi. Oysa onlar toplumu, daha doğrusu halkı elde edeceklerine, devleti elde etmek istemekteydiler ve bu yoldan elde edilen ya da kapılan devlet, kurtarılabilir sanılıyordu. Devletin toplumda (hiç değilse bazı sınıflarla) organik bütünlüğü olmaksızın…
-
SOL YAN SAĞ YAN Yeniçeri-esnaf-ulema birliğinden gelen Doğucu-İslamcı halk cephesine dayanan: Batıcı-laik bürokratik geleneği temsil eden: Jön Türklerin Prens Sabahattin Kanadı Hürriyet Ve İtilaf Jön Türklerin Terakki Ve İttihat Kanadı İttihat Ve Terakki (Önce cemiyet, sonra fırka) İkinci Grup; (Birinci Büyük Millet Meclis’inde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde) Birinci Grup; (Birinci Büyük Millet Meclisi’nde Müdafaa-i…
-
Batıda belli bir birikimden sonra, sınıflar arasında nispi bir güç dengesi kurulduğunda devlet mekanizmasında geçici bir bitaraftık, sınıflar üstü imiş gibi bir durum belirebilir. Oysa düzen aslında kapitalist niteliğini devam ettirmektedir. Ve emekçiler ağır basmaya başladığında, faşistlerin kapitalist tabana bağlı kalarak iktidarı kapması mümkündür. s. 25 Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan;…
-
Bu halde seçim yeterli şart değildir, yetmez. Yalnız karşıtların varlığı (bir açıdan iktidarın bölünmüşlüğü) halinde hürriyeti tanımlayabiliriz. Yani, Hegel’in Doğu toplumlarında sadece hükümdar hürdü, deyişi yerinde değildir: O halde, bir toplumda, politik iktidar ve hürriyetin, bir zümrenin mi, bir sınıfın mı ya da sınıfların mı olduğuna bakarak politik rejim için bir ölçüt (kriter) buluruz. Böyle…
-
Bürokrasi, iki öne çıkan belirgin karakter kazanır, a) Sistem insansızlaşır (inhuman), insan duyu ve davranışlarından soyunmuştur. Ofis ya da makam vardır, bürokraside hizmet insana ya da halka değil makama, ofisedir, bizdeki deyimiyle “devlete hizmet” tir. Ve bununla insancıl girişkenlik (inisiyatif) ve sorumluluk kalkar, Batı anlamında girişime karşıt bir davranış belirir, b) İnsansızlık’la bağlamlı diğer karakter…