Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Felsefe

  • Ve kime dönüşeceğimiz, tümüyle kendimize bağlı. Sf. 242 Alıntı; Beyin (Senin Hikâyen) – David Eagleman, Ç; Zeynep Arık Tozar, (Domingo Yayınları,  2. Baskı, Haziran 2016 – Sf. 242) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fransız filozof Rene Descartes ise aynı problemin farklı bir biçimi üzerinde kafa yormuştu. Sf. 241 Kavanozun içindeki bir beyin olsam da olmasam da, bu problem üzerinde fikir yormaktayım. Bunun hakkında düşünüyorum; öyleyse varım. Sf. 241 Alıntı; Beyin (Senin Hikâyen) – David Eagleman, Ç; Zeynep Arık Tozar, (Domingo Yayınları,  2. Baskı, Haziran 2016 – Sf. 241)…

  • Eğer sizi siz yapan şey fiziksel madde değil de biyolojik algoritmalar ise, günün birinde beyninizi kopyalayıp karşıya yükleyerek silika içinde sonsuz bir yaşama kavuşmanız da mümkün olabilir. Ancak bu noktada önemli bir soru çıkar karşımıza: Ortaya çıkan şey “siz” mi olursunuz gerçekten? Tam olarak değil. Yüklenen bu kopya bütün anılarınızı içermekte ve bilgisayarın hemen yanı…

  • Eğer zihin için kritik önemdeki unsur -donanımın ayrıntıları değil de- yazılım ise, kuramsal olarak kendimizi bedensel çatımızdan öteye taşıyabiliriz. Beyin etkinliklerini simüle eden yeterince güçlü bilgisayarların varlığında, beynimizi “karşıya yüklememiz” mümkün olabilir ve kendimizi birer simülasyon olarak çalıştırarak, içinden doğduğumuz biyolojik beyin yapısından sıyrılıp biyolojik olmayan varlıklara dönüşebiliriz. Bunun, türümüzün tarihi boyunca gerçekleştireceğimiz en büyük…

  • Gottfried Wilhelm Leibniz, 1714’te tek başına maddenin hiç bir zaman bir zihin üretemeyeceğini ileri sürmüştü. Leibniz, kimi zaman “her şeyi bilen son adam” olarak anılan bir Alman filozof, matematikçi ve bilimciydi. Sf. 229 Zihin, Leibniz’e göre yalnızca mekanik neden-sonuç ilişkileriyle açıklanamazdı. Peki, Leibniz’in ileri sürdüğü argümanda gözden kaçırdığı bir şey olabilir miydi? Belki de beynin…

  • Peki, ama beyinlerimizi bunu önlemek üzere de programlayabilir miyiz? Olası bir çözümü, 1960’larda yapılan bir deneyde arayabiliriz. Deneyin gerçekleştirildiği yer ise bir bilim laboratuvarı değil, okuldur. Yıl 1968, gün de insan hakları lideri Martin Luther King’in suikasta kurban gidişinin ertesi günüydü. Iowa’daki küçük bir kasabada öğretmenlik yapan Jane Elliott, sınıfına önyargının nasıl bir şey olduğunu…

  • Harris’in ifadesiyle, evsiz bir insanı bir yoldaş gibi algılayan sistemleri kapatan bir kişi, ona yardım etmemenin verdiği olumsuz duygunun baskısından da kurtulmuş olur. Bir başka ifadeyle evsizler, insandışı hale getirilmiş olur: Beyin onları artık bir insandan çok bir nesne gibi görmektedir. Bu durumda, evsizleri ciddiye alma ve onlara bu yönde davranma olasılığının da düşecek olması…

  • Dinin bölücü özelliği konusunda farklı görüşler ileri sürülebilir; ancak bu noktada daha derin bir olgudan söz etmemiz gerekir: Çalışmamızda ateistler bile, “ateist” etiketiyle işaretlenmiş eldeki acıya daha fazla, diğer etiketlere daha az empati tepkisi vermişlerdi. Buna göre elde ettiğimiz sonuç temelde dinle değil, katılımcıların hangi takımda yer aldığıyla ilgiliydi. Böylece insanların, bir dış grubun üyelerine…

  • Referans koşullarını bir kez sağladıktan sonra, bunun üzerinde çok basit bir değişiklik yaptık. Ekranda yine aynı altı el belirdi, ama bu sefer her birinin üzerinde tek sözcükten oluşan bir etiket de vardı: Hıristiyan, Yahudi, Ateist, Müslüman, Hindu ya da Scientoloji müridi. Gelişigüzel biçimde seçilen bir el yine ekranın ortasına hareket ederek büyüyor ve ele yine…

  • Bütün bunlar, bizi saran toplumsal dünyaya da ışık tutar: İnsanlar her yerde ve sürekli olarak gruplar oluştururlar. Ailemiz, dostluklarımız, işimiz, genel tarzımız, tuttuğumuz spor takımları, dinimiz, kültürümüz, deri pigmentlerimiz, dilimiz, hobilerimiz ve siyasi eğilimlerimiz aracılığıyla birbirimizle bağlar kurarız. Bir gruba dâhil olmak bize huzur ve rahatlık verir. Bu gerçek, türümüzün tarihi hakkında başlı başına önemli…

  • Başkalarını simüle etmek, başkalarıyla bağ kurmak, başkalarını umursamak, elimizde olan şeyler değildir; çünkü doğuştan toplumsal yaratıklar olmak üzere donatılmışızdır. Bu durum, akla bir soru getirir: Beyinlerimiz toplumsal etkileşime bağımlı mıdır? Beyin insanlarla etkileşime aç bırakıldığında ne olur? Sf. 174 Alıntı; Beyin (Senin Hikâyen) – David Eagleman, Ç; Zeynep Arık Tozar, (Domingo Yayınları,  2. Baskı, Haziran…

  • Kendimizi bir başkasının yerine koymada -nöral açıdan- gösterdiğimiz büyük başarı, kısmen de, bir başka kişinin bakış açısını hissetmeyi sağlayan bu yerleşik beceri sayesindedir. Bu beceriyi neden geliştirdiğimize gelince: Empati, evrimsel açıdan yararlı bir özelliktir. Bir başkasının ne hissettiği konusunda daha iyi bir kavrayışa sahip olmak, bundan sonra ne yapabilecekleri ile ilgili daha iyi bir tahmin…

  • İşin asıl ilginç kısmı, bu acı matrisinin, başkalarıyla nasıl bir ilişki kurduğumuzda önemli rol oynamasıdır. İğnenin bir başkasına saplandığını görürseniz, acı matrisinizin önemli bir bölümü harekete geçer; ancak size dokunulduğunda harekete geçen bölgeler değil, acıyla ilgili duygusal deneyimde rol oynayan bölgelerdir bunlar. Bir başka ifadeyle, acı içindeki birini izlemek ile acıyı hissetmek, aynı nöral mekanizmadan…

  • Şimdinin kışkırtıcı cazibesine karşı koyabilmek için yapabileceğimiz bir şey var mıdır? Evet, vardır. Beyindeki rakip sistemler sayesinde. Sf. 143 Truva Savaşı’ndan zaferle çıkmış ve yurduna geri dönmekte olan efsanevi kahraman Odysseus’tan söz ediyoruz. Odysseus, yaptığı bu uzun yolculuğun bir noktasında, gemisinin kısa süre sonra muhteşem güzellikteki Sirenlerin yaşadığı adanın önünden geçeceğini fark etmişti. Sirenler, denizcilerin…

  • Montague’nun bulgularına göre, bir katılımcı görüntülerden ne kadar iğreniyorsa, muhafazakâr eğilimleri de o oranda güçlüdür; iğrenme duygusu azaldıkça da liberal eğilimler güç kazanmaya başlar. Aradaki bu ilişki öylesine güçlüdür ki, bir katılımcının iğrendirici tek bir görüntüye verdiği nöral tepkiden yola çıkılarak, siyasi ideoloji test puanlarını yüzde 95 kesinlikle öngörmek mümkündür. Buna göre siyasi eğilimler, zihinsel…

  • Beynin işleyişi, bilgisayarların aksine, her biri bir diğerine üstün gelmeye çalışan farklı olasılıklar arasındaki çatışmalardan beslenir; üstelik seçenekler de her zaman birden fazladır. Sf. 124 Alıntı; Beyin (Senin Hikâyen) – David Eagleman, Ç; Zeynep Arık Tozar, (Domingo Yayınları,  2. Baskı, Haziran 2016 – Sf. 124) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gerçek dünya duyusal zenginliklerle dolu bir yer değildir; her şey, beynimizin kendi duyarlığıyla dünyayı bizim için aydınlatmasından ibarettir. Sf. 72 Alıntı; Beyin (Senin Hikâyen) – David Eagleman, Ç; Zeynep Arık Tozar, (Domingo Yayınları,  2. Baskı, Haziran 2016 – Sf. 72) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nesneleri oldukları gibi değil, “size göre” oldukları gibi algılarsınız. Her birimiz, genlerimiz ve deneyimlerimizin yönlendirmesiyle kendi çizgimiz üzerinde yol almakta olduğumuzdan, her beyin de kendi içsel yaşamına sahiptir. Bir kar tanesi ne kadar benzersizse, bir beyin de öyledir. Sf. 40 Alıntı; Beyin (Senin Hikâyen) – David Eagleman, Ç; Zeynep Arık Tozar, (Domingo Yayınları,  2. Baskı,…

  • İnsan beyni, duygusal ilgi ve bilişsel uyaranlardan yoksun bir ortamda normal biçimde gelişemez. Sf. 16 Nelson’un aldığı sonuçlar sevgi dolu ve korumacı bir ortamın, gelişmekte olan bir çocuğun beyni için oynadığı önemli rolü vurgular. Bu durum ise, kimliğimizin biçimlenmesinde bulunduğumuz ortamın derin etkisini gözler önüne serer. Çevremizden inanılmaz ölçüde etkilenebilen canlılarız. İnsan beyninin benimsediği doğaçlama…

  • İnsanlar ise aksine, buzlu tundralardan yüksek dağlara ya da vızır vızır işleyen kentlere kadar birçok farklı ortamda yaşama becerisine sahiptir. Bunun mümkün olmasının nedeniyse, gelişimi şaşılası ölçüde eksik kalmış birer beyinle doğuyor olmamızdır. İnsan beyni, her şey devrelerine “kazınmış” halde ortaya çıkmaz; onun yerine, yaşamsal deneyimlerin ayrıntılarıyla sürekli olarak yeniden biçimlenme olanağı tanır kendisine.  Sf.9…