Bilgi Bakkalı
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
Kategori: İslamiyet, Hz. Muhammet
-
Urfalı Yahudiler tarafından “Siverekli” olarak çağrılan İshak Hayim Şorkaya küçük bir esnaftı ve sakin bir hayat sürüyordu. Ancak en büyük oğlu Hayim’in (Haymun) davranışları onu sürekli endişelendiriyordu. 17 yaşındaki Hayim çalışmayı reddediyor, babasından sürekli para talep ediyor, reddedildiğinde kavga çıkarıyordu. Hayim 1944 yılında ailesiyle ilişkisini kesti ve evden ayrıldı. Urfalı Şeyh Muhammed’in telkiniyle 1945 yılının…
-
“İşte tam böyle bir “yoklama” sırasında koğuşlar arasında “kontrole çıkan” Şevket Bey, ayağında çizmelerle tren rayları arasından geçerken, vagonları manevra yaptıran lokomotifin altına düştü ve ayakları dizlerinden kesildi. Herkes telaşa düştü ve kendisine yardıma koşmak istedi. O ise kanlar içinde yerde yatarken yanına koşan çocukların yardımını reddederek, “Beni onbaşılar kaldırsın!” diyerek bırakmadı, çünkü onbaşılar Türk’tü,…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Böyle çok ve böyle büyük engeller padişahın planlarını önledi. Ne yazık ki şu söz doğrudur: En Turquie on a commence la refoıme par la queue (Türkiye’de devrimlere kuyruğundan başlandı.). Bu reformların çoğu görünürdeki şeylerden, isimlerden ve projelerden ibaretti. En zavallı eser de Rus ceketleri, Fransız talimnameleri, Belçika tüfekleri, Türk…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Babıâli her yanda yenilmiştir. Bir sıra yenilgi, yeniliklerin zorunlu oluşunu kavrayamayan ve bu yeniliklere bağlı ve kaçınılması imkânsız dertlerden ıstırap çeken halk tarafından, dine karşı gelmenin Tanrı cezası olarak görülmüştür. Sf. 284 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 284)…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Mühürler balmumu üstüne basılır, çünkü Kur’an gündüzün mum yakmayı yasak eder, onun için mühür mumu kullanılmaz. Evet, dinî emirler gündelik hayata o kadar işlemiştir ki sıhhî gıda maddeleri sofralardan uzaklaştırılmıştır ve hastanelerde nekahet halinde bulunanlara bile kuvvet ilâcı olarak şarap yasaktır. Kan aldırmaya, Müslüman, ancak vicdan huzursuzluğu ile ve…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Gerçi padişah aynı zamanda halifedir, fakat bu sıfatla Müslümanlık hükümlerine sıkı sıkıya bağlı kalmaya bir kat daha mecburdur. Musa kanunları gibi İslâmlık da tamamıyla maddî birçok kanunları kapsamaktadır. Kendisine bağlı olanların düşünce tarzlarına belli bir yön çizer, birazcık olsun bilince ermiş bir aklın kabul edemeyeceği kaba, maddî zevkli bir…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Rusya yenileşme işine başladığı zaman bu memleketin Avrupa ile teması o kadar azdı ki Batı devletleri, önemlerini ancak muazzam sonuçlarıyla anladıkları teşebbüslerden hiç haber alamamışlardı. Osmanlı İmparatorluğunda iş bundan ne kadar başkadır. Denebilir ki Avrupa Türkiye ile bizzat Türkiye’nin kendi kendisiyle olduğundan daha fazla ilgiliydi. Hiç değilse halk tabakasından…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Asker itaat ediyor, fakat selâm vermiyordu. Her ne kadar müstesna bazı durumlarda selâm durmak zorunda kaldıkları oluyorsa da Türk askerinin bir gâvura resmi tazim ifa edeceği yolunda genel bir prensip koymaya henüz cesaret edilememektedir. Biz son derece aşağı görülen bir sınıfın üstün paye verilmiş fertleriydik; Sf.281 Alıntı; Türkiye Mektupları…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Avrupalılar için Doğuluların fikir seviyelerini gerçekte olduğu kadar aşağı tasavvur etmek hemen hemen imkânsızdır. Okuma yazma bilen bir Türk’e «hafız» yani bilgin denir. Kur’an’ın ilk ve son surelerini ezberlemekle tahsilini tamamlar, dört işlemi de pek azı tam olarak bilir. Herkesten fazla aydın diyebileceğim ricalden bir Türk fala ve rüya…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Padişahın, kendisini geleneklerin bir mahpus gibi yaşamaya mahkûm ettiği İstanbul’daki sarayda geçen gençliği bundan ne kadar başkadır! Üstelik onun yabancılarla her türlü temasını din yasak etmekteydi. Sultan Mahmut’un annesinin Avrupalı bir kadın (tabiî bir Fransız!) olduğunu anlatırlar; bu iddianın ispatı pek zor olsa gerek; şu kadarı muhakkak ki padişah…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 12 Temmuz 1839, Malatya) Bütün Paşalar bu çekilişi candan istiyorlardı, fakat hiç biri bunu söylemeye cesaret edemiyordu. Ben, sivri tepede düşünceme katılmış olan Ferik Mustafa Paşadan ve Han Efendiden açıkça bunu söylemelerini istedim; Hafız Paşaya, askerlik işlerinden anlamayan mollalar gibilerine kulak asmamasını söyledim ve ona yarın güneş yeniden şu dağların arkasında battığı sırada,…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 20 Mayıs 1939, Birecik’te Ordugâh) Paşa’ya dün, yanlış anlaşılmaması için tercümanla harfi harfine şunları söyledim: “Mollalar sana harbin haklı olup olmadığını söyleyebilirler, fakat bunun akıllıca olup olmadığını yalnız sen takdir edebilirsin. Şartların tümü, padişahın ve Avrupa hükümetlerinin maksatları., bizim bütün ordularımızla düşmanın bütün ordularının kuvveti ve mevzileri, memleketin serveti, yığılmış olan erzak, mühimmat…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 8 Kasım 1838, Malatya’da Ramazan) Şimdi biz Ramazan-ı Şerifte, yani o yüce oruç zamanında bulunuyoruz. Güneş gökte iken ne yiyebiliriz ne de içebiliriz; bir çiçeğin kokusu, bir tutam enfiye, bir yudum su ve hepsinden daha kötüsü çubuk yasaktır. Çoğu zaman akşam saat 5’e doğru kumandanın yanına gidiyorum, paşalar orada toplanıyor, hepsinin saati elinde.…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Mayıs 1838, Dicle Kenarında Cezire (1)) Araplar, sınırların neresinde yabancı milletlerle temasa gelirlerse orada savaş vardır. İbrahim’in oğulları zengin ve verimli memleketleri pay etmişlerdi, yalnız İsmail ile kabilesi çöle kovulmuştu. Bütün öteki milletlerden ayrılmış olan Araplar için, yabancı ile düşman aynı anlama gelir ve el sanatlarının ürünlerini kendilerinin meydana getirmeleri imkânsız olduğu…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 8 Mart 1838, Tokat) Zafer gururu, tatlı bir iklim ve zengin bir toprağın beslediği tembellik, fakat özelikle din, Doğuyu olduğu yerde bırakmıştır. Sf. 140 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 140) kitabından birebir alınmıştır.
-
(Moltke’nin Mektubundan 28 Aralık 1837, İstanbul) Eski Grek kiliselerinden birçoğu bugün de durmaktadır. Fakat bunlar cami yapılmışlardır. Türkler bunlara kilise camii derler. (Yani Ayazma) Sf. 132 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 132) kitabından birebir alınmıştır.
-
(Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1837, İstanbul) Ayasofya kilisesinin kubbesi birkaç defa çökmüştür. Binanın içini yangın harap etmiştir. Kubbeyi dışından sağlamlaştırmak için muazzam payandalara ihtiyaç hâsıl olmuştur. Türkler üç ayrı devrede kiliseye birbirlerine benzemeyen dört minare ilâve etmişlerdir. Bunlar hiç de, daha sonra yapılan camilerinkiler kadar narin ve zarif değillerdir. Her ne kadar hemen hemen bütün…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1837, İstanbul) Ben imparator tribününün yerini şimdiki tımarhane, yani deliler yurdunun bulunduğu mevki olarak kabul ediyorum. Bu tımarhane de camiye aittir,. çünkü Türkler delileri ermiş olarak kabul eder ve onlara saygı gösterirler. Sf. 128 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 128)…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 22 Şubat 1837, İstanbul) Fakat eğer bir Frenk vebaya tutulursa, yüz Türkün bu akıbete uğramış olmasından daha çok patırtı ediliyor. Bununla birlikte hastalığın bir defa kendini gösterdiği yerde en ciddî tedbirlere başvurulması, bütün elbiseler, yataklar ve halıların yıkanması, bütün kâğıtların tütsülenmesi, duvarların badana edilmesi ve döşeme tahtalarının ovulması lâzım. Bunun büyük bir evde…
-
(Moltke’nin mektubundan 18 Ocak 1837, Büyükdere, İstanbul) Burada servilikler çok defa geniş alanları kaplar ve Üsküdar mezarlığında çevresi üççeyrek millik bir orman meydana getirir. Türkler Avrupa’nın kendi yurtları olmadığını hissetmişlerdir, kehanetler onlara Roma İmparatorluğunun daima kendilerine ait olmayacağını bildirmiştir kimin gücü yeterse ölüsünü boğazın Asya tarafında, Üsküdar’a taşıtır, ölü Müslümanın yüzü kutsal Mekke şehrine dönüktür,…