Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: İslamiyet, Hz. Muhammet

  • Üstelik Mevlâna’yı son zamanlarda ailesi dışında hiç bir kimse ile görüştürmemeye başlamıştım. Günü benimle başlıyor, gecesi benimle bitiyordu. Allah muhabbeti insanların dedikodu türünden gevezeliklerinden tabiî ki taşkın olmalıydı, o bir elmastı, ne işi vardı tenekelerin yanında. Kanı kaynayan, dili benim kadar sivri, bakışı delici, hoyrat Alâeddin bir sabah babasının hücremden çıkışı sonrası birden içeri dalıp:…

  • Mevlâna ile günler süren halvet ile haldeş olduk ama sırlarıma vaki olmaya hazır görmek için onu da sınavlardan geçirmeliydim. Bu sınavlar önemliydi. Eğer diğerleri gibi en ufak bir tereddüt gösterirse, o gece sessizce Konya’yı terk edecektim. Bir sabah odamın kapısını vurdu. -Gel Mevlâna’m gel. Otur. Senden bir isteğim olsa yapar mıydın? -Tabii söyle. –Bana gönlümü…

  • Açıklayayım size visal orucunu: İftar etmeden iki ya da üç gün üst üste tutulan oruca denir. Sf. 57 Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kafasını kaldırdı, bana öyle bir baktı ki olduğum yerde bayılmışım. Kendime geldiğimde Mevlâna başımda bekliyordu. Mevlâna elimi tutarak ve yaya olarak kendi medresesine götürdü. Birlikte bir hücreye girdik. Bu hücre kuyumcu Selahaddin’in hücresidir. Orada bir süre baş başa kaldık. Sf. 50 Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011…

  • Bu yolculuğu izlerdim. Ölmeden önce ölmek için ölümü canlı seyretmek lâzım. O nedenle kimi geceler mahallemizdeki caminin gasilhanesindeki tabutun kapağını açar, içine yatar ve sabaha kadar ölümün kokusunu çekerdim içime. Hiçbir zaman yün, pamuk türünden yataklarda uyumadım. Ya sert bir tahta üzerinde, ya bir kayabaşında yahut bir ağacın altında, bir tabutun içinde sabahlardım. Sf. 19…

  • Öldürmeler, hem de “hile” yolları kullanarak öldürmeler, İslam’da Muhammed ve arkadaşlarından kalmadır. “Hile”yle adam öldürmeye bir örnek: Dönemin ünlü şairi Ka’b ibn Eşref, şiirlerinde Muhammed’i yermektedir. Muhammed bir gün arkadaşlarına seslenir: “Ka’b îbn Eşrefi öldürmeye kim hazırdır?” Uygun kişi bulunmuştur: Ka’b’ın sütkardeşi Muhammed îbn Mesleme. Bu adam, “peygamber” inden aldığı “izin”le hile yoluna başvurur ve…

  • 28 Temmuz 1989 günlü gazetenizde, “akrabam” olduğunu “yakınlarımın benden utanç duyduklarını” ileri süren, adı, kimliği belirsiz bir kişinin mektubu yayımlandı. Karşılık verdim, böyle bir akrabam olamayacağım belirttim. Ve belirttim ki, değil yakınlarım, komşularım içinde bile hep sevilip, sayılırım. Başka türlü de olabilirdi, ama yok. Çekirdek ailem olan karım ve çocuklarımla normalin de üstünde, birbirimizi sever…

  • Geçmişten bize, bugünkünden daha güzel bir dünya bırakılabilirdi. Bunun olmamasında dinlerden kaynaklı karanlığın çok, ama çok büyük payı var. Bu karanlık olmasaydı, insanlık daha başka bir noktada olacaktı. İşte bir örnek: Cemel olayı. 9 Aralık 656. Savaş için karşı karşıya gelen iki kesim. Bir yandakilerin başında “Peygamber”in ünlü karısı Aişe, öbür kesimin başındaysa aynı “Peygamberin…

  • Yine toplumumuzda, özellikle Anadolu’da “cin çıkarma”lar görülür: “Saralı” ya da deli “cinci”ye getirilir. “Cinci hoca”mız da başlar hastadan “cinleri çıkarmaya”. Hastanın karşısında kendince bildiği birtakım dualar okurken, bir yandan da “uhruc, uhruc, uhruc…” der durur. “Uhruc”, Arapça bir sözcük. “Çık!” demek. Hoca “cin taifesine seslenir bu sözcükle. “Hadi gel çık bu hastadan. Çık, çık, çık!!!”…

  • Ve alevi değilim. “Sünni” ana babadan gelmeyim. Bu, bir gerçek. Dahası, “imam” olduğu ve Aleviliğe düşmanlıkla koşullandırıldığı için, “Alevleri, “Yahudiler”den, “Hristiyanlardan daha “kâfir” gören bir babanın oğluyum. Ben de, müftü oldum. “Alevi” olsaydım, beni “müftü” yapmazlardı. Sf. 250 Alevi olduğum nasıl yalansa, böyle bir özlem içinde bulunduğum da yalan. “Askerî ihtilali benimsemem. Çok açık ve…

  • Sigmund Freud (1856-1939), “sünnet”i, Musa’nın eski Mısır’dan aldığı görüşündedir. (Bkz. Sigmund Freud, Musa ve Tektanrıcılık, Çev. Erol Sevil, s. 32 ve öt.) Herodot (M. Ö. 490-425) da, “yalnız Mısırlılar ve bu âdeti Mısırlılardan almış olanlar sünnet olurlar…” der. (Bkz. Herodot Tarihi, çev. Müntekim Ökmen, İstanbul, 1973, Remzi Kitabevi, s. 116.) Sf. 247 Alıntı; Din Bu…

  • “Sünnet”, Kur’an’da yer almamış olmakla birlikte, İslam’daki temel gelenekler arasındadır. Ve İslam’a, Yahudilikten geçmedir. Yahudiliğe de eski Mısır’dan. Muhammed, “ilk sünnet olan insan”ın, “İbrahim” olduğunu ileri sürer. Sf. 246 Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 246) kitabından birebir alınmıştır.

  • Doç. Dr. Yaşar Kutluay, AÜ İlahiyat Fak. Yay., Ankara, 1965, Sf.7 “Halen Amerika’da bir kütüphanede bir yazma eser vardır ki, İbrani harfler ile Arap’ça yazılmıştır. Eseri yayımlayan ‘bilgin’, el yazısının, ‘12. yy’a ait olduğunu ve Karai mezhebi (Yahudi mezhebi) aleyhtarı bazı yazmalar arasında ele geçirildiğini belirttikten sonra, “bunda Peygamber Muhammed’in Yahudi arkadaşlarının bir listesi ile…

  • Muhammed açıklıyor: “El îmânu Yemânin.” Anlamı şu: “İmân Yemenlidir.” Sf. 171 Dahası, bu hadisi, Muhammed’den 11 arkadaşı aktarmıştır. Onun için bu hadis, sağlamlık derecesinin en üst basamağı olan “tevâtur” basamağına yükselmiş, “mutevâtır” hadisler arasında yer almıştır. Sf. 171 Hadise göre “İslâm’ın tümü Yemenli” 11 “sahâbinin Muhammed’den aktardığı ve sağlamlığına kuşku duyulmayan hadiste, ‘İman Yemenlidir” dendikten…

  • Ne tür karşı çıkılırsa çıkılsın, gerçek ortada: İslâm, tümüne yakın bir bölümüyle, “gök cisimlerine tapınma”yı içine alan Sâbiîlikten kaynaklanmıştır. Bu kaynaktan kimini doğrudan, kimini de Yahudilik, Hristiyanlık gibi dinler aracılığıyla almıştır. Ve kesinlikle, “vahy eseri” değildir. Yani, Tanrı, “gök”ten ve “Muhammedi aracı (peygamber) kılarak indirmiş” değildir.” Sf. 167 Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor)…

  • Kur’an’da “savm” yalnızca bir yerde, Meryem Suresinin 26. Ayetinde geçer; o da “herkesin bildiği oruç” anlamında değildir; “susmak, konuşmamak’” anlamındadır. “Meryem’in başına gelen” anlatılırken yer alır. Ayetin anlamı şöyle: “(Meryem!) Ye, iç! Gözün aydın! İnsanlardan birini görürsen, ‘Ben Rahman’a savm adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım de!” Demek ki “savm” burada, bilinen anlamıyla “oruç” değil; Müslümanların…

  • Dünya, “dört gün”de yaratılmış. Anlaşılan “dünya”nın yaratılması, evrenin tümünün yaratılmasından daha zor olmuş. Çünkü bildirildiğine göre, dünya “dört günde” yaratılırken, evrenin öteki kesimleri, tüm “yedi kat gök”üyle birlikte “iki günde” yaratılmış. Toplamı, “altı gün” ediyor. Sf. 164 Kur’an’da anlatıldığına göre, “gök, direksiz durduruluyor”muş, öyle yaratılmış. (Bkz. Ra’d, ayet: 2; Lokman, ayet: 10.) “Gök tavanı, yeryüzüne…

  • Edip Yüksel, “Son Peygamber Bir Sabiîydi” başlığı altında, “peygamberin “daha önce doğru yol üzerinde bulunduğu ve hiçbir zaman putlara tapmadığı” yolundaki “iddialar”ı doğru kabul etmiyor. Bu ”iddialar”ın, Kur’an’da, anlatılanlarla da çeliştiğini savunuyor. Yüksel, Muhammed’in daha önce “kavminin dininde”, yani “putatapar” bulunduğu görüşündedir. Bunu açıkça belirtiyor. Sf. 159 Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) –…

  • Sırası gelmişken değinmekte yarar var: Kur’an’ın “ilk orijinali”, Muhammed’den sonra yakılmıştır. Ona dayandığı ileri sürülerek hazırlanmış olan da. Daha sonra “hazırlanmış”, çoğaltılıp kimi “merkez”lere gönderilmiş olansa, orijinaliyle hiçbir yerde bulunmamakta. (Konuya ilişkin daha çok bilgi için bkz. Eren Kutsuz, “Nasıl Yakıldım”, Martı Yayın Tanıtım dergisi, Kasım 1987, s.55-58). Haydi gelin, “güvenin” bakalım! Eldeki “Kur’an”ın ne…

  • Bir başka önemli nokta: “Kur’an’ın dışındaki hadis kitapları”na güvenilmez de Kur’an’a güvenilir mi? Nasıl? Kur’an’ın “nasıl derlendiği” ve zamanımıza dek “nasıl geldiği” hangi yollarla açıklanabilir? Hangi güvenilir kanıtlarla? Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.