Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Kültür

  • Biz sadece ayda bir kere taze, sıcak ekmek yerdik, tandırı yakıp ekmek pişirdiğimiz gün. Bizler bir aylık ekmek pişirir, yirmi dokuz gün kuru ekmek (1) yerdik. Ama bizim ekmeğimiz yuvarlak somun ekmeğine veya francalaya benzemezdi. Onların içi hamur, üzeri kabuk olur, çabucak küflenir. Ramazan pidesine de benzemezdi. O da kaim olur, içiyse hamur. Bizim ekmeklerimiz…

  • Kadınlarımızın da giysileri aynı kaldı. En ufak bir değişiklik bile olmadı. Biz erkekler de istemedik. Gözlerimiz kadınlarımızın kıyafetlerine aşinaydı, ortaçağa, yüzyıllar öncesine uzanıyordu. Uzun gömlekler, renkli manusadan uzun şalvarlar giyinirlerdi. Üstüne de, Suriye işi uzun boy entarisi. Önü açıktı bu entarilerin, eteklerini üst üste getirip bizimkilerden iki kat veya daha geniş kuşaklarla bağlarlardı. Mendillerini de…

  • Ama Tehcir’in arifesindeki yıllarda, biz erkeklerin yöresel kıyafetleri neredeyse görünmez oldu. Salta, şalvar, entari giyen kalmadı. Sadece orada burada köyden hiç dışarı çıkmayanlarda görünür oldu. Herkes İstanbul’dan, yurtdışından getirilmiş pantolonları, ceketleri giyinirdi. Türkler ve Kürtlerse yöresel kıyafetlerini giymeyi sürdürdüler. Sf. 192 Alıntı; Turna Nereden Gelirsin? – Hagop Mıntzuri, (Aras Yayınları 2. Baskı, 2012 – Sf. 192)…

  • Eğinliler, Divriğililer, Arapkirliler, daha güneyde Gabanmadenliler (Kebanlılar), Darendeliler gibi, biz Armıdanlılar da entari giyerdik, ayaklarımıza kadar inen Suriye işi entari. Önü açıktı, tek bir düğmeyle iliklerdik boynumuzu. Bizimki, yani erkeklerin entarisi kadınlarınkinden farklıydı. Eteklerini üst üste getirir, belden bir kuşakla bağlardık. Bizimkiler, kadınlarınki gibi yandan yırtmaçlı değildi. Yenlerimiz de farklıydı; kadınlarınki muska biçiminde üçgenimsi ve…

  • Türkler, Kürtler giysilerini evlerinde, kendi boyadıkları yünlerden hazırlarlardı. Köyde değil de, dağlarda, çay kenarlarındaki mağaralarda yaşayan çoban Kürtler şalvar, salta da giymezlerdi. Şehirlere yolculuk ettiklerinde veya peynirlerini, yağlarını satmaya katırlarıyla köye indiklerinde, üstlerinde sadece uzun gömlek ve uzun don olurdu. Karşımızdaki, Şavak, Avaz dağlarının Kürtleri böyleydi, karşı geçedeki Dersim Kürtleri de. Satacak bir şeyleri olmazdı.…

  • Salta ve şalvardan ibaretti giysimiz. Bizim yöresel kıyafetimizdi. Mavi kumaştandı. Mavi çuhadan da olurdu. Sf. 191 Bu mavi ve beyazlar daha çok biz Ermenilerin giysilerinin rengiydi. Sf. 191 Alıntı; Turna Nereden Gelirsin? – Hagop Mıntzuri, (Aras Yayınları 2. Baskı, 2012 – Sf. 191) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’IN NOTU (2015); Harput folklor ekibinin kıyafeti de mavi ve…

  • Güzellikleriyle ünlü Tamzaralı kadınları gördüler açık kapıların eşiğinde. Zara-Zimara-Tamzara, ille Tamzara. Tamzara’dakiler en güzelleriydi. Karşılıklı üçer kişilik Tamzara barını ve şarkısını hatırladılar. “Tamzara’nın tandırları, beyaz beyaz baldırları, le le le le Tamzara,” Sf. 44 Alıntı; Turna Nereden Gelirsin? – Hagop Mıntzuri, (Aras Yayınları 2. Baskı, 2012 – Sf. 44) kitabından birebir alınmıştır.

  • Biz kırıntıya “losunk” derdik. Ne kadar küçük, ufacık olursa olsun veya bir ceviz, dut kırıntısı yere düşmüş olsa bırakmaz, toprağıyla moprağıyla yerdik. Sf. 57 Alıntı; Turna Nereden Gelirsin? – Hagop Mıntzuri, (Aras Yayınları 2. Baskı, 2012 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ermeni malını gizler, Kürt üstünde taşır” Sf. 311 Alıntı; Arevik (Dersim Tertelesinde Bir Ermeni Kızı) – Haydar Işık, (Satırarası Yayınları 1. Baskı, 2013 – Sf. 311) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tanzimat Dönemi’ne kadar, Türk erkekleri, kadını sevmeyi ve kadına âşık olmayı bilmiyorlardı, zengin güçlülerin hepsinin bir “oğlan” sevgilisi vardı. Oğlanlara “divan” yazarlardı; kadın ise, sevmek için değil çocuk doğurmak içindir, anlayış buydu; değişimi, Mısırlı prenseslerle başladı. Sf. 114 Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 114) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sargis Yetaryan’ın Tanıklığı (D. 1907, Afyonkarahisar) Ben Ermenilerin kiliseye gidip diz çöktüklerini, yere eğildiklerini, namaz kılar gibi dua ettiklerini hatırlıyorum. Dini ayinden sonra Türkçe vaaz veriliyor; Hükümete sadık kalmak, Osmanlı İmparatorluğu’nun varlığını sürdürmesine yardımcı olmak ve Vatan’a karşı olan sorumlulukları yerine getirmek için hiçbir fedakârlıktan kaçınmamak gerektiği dile getiriliyordu. Biz Ermeniler Osmanlı sayılıyorduk; Ermeni kadınlar…

  • Veronika Gaspari Berberyan’ın Tanıklığı (D. 1907, Yozgat, Boğazlıyan Köyü) Boşanma yoktu. Kız kaçırma geleneği de vardı; ama herkes papaz tarafından evlendirilmeliydi. Katliama kadar iki kişi Türklerle evlendi. Bir Türk’ün, biri Ermeni, diğeri Türk iki karısı vardı. Adam Ermeni’yle konuşurken yüzünü ekşitiyor, Türk karısıyla konuşurken ise gülümseyerek konuşuyordu. Sf. 538 Deri kaplı büyük bir “Haysmavurq”, Ermenice…

  • Veronika Gaspari Berberyan’ın Tanıklığı (D. 1907, Yozgat, Boğazlıyan Köyü) En büyük sülale Araboğlu Gevorg Ağa’nınkiydi. O, koyun, yün tüccarıydı. Ermeni kuyumcular vardı; her türlü takı imal ediyorlardı: yüzükler, zincirler, bilezikler. Ermenileri iyi yaşıyorlardı. Türkler zavallıydı; yamalı, yırtık pırtık elbiseleri vardı. Mülk sahibi, çiftçi çalıştıran zengin Beyler vardı. Sf. 537 Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının…

  • Veronika Gaspari Berberyan’ın Tanıklığı (D. 1907, Yozgat, Boğazlıyan Köyü) Bizde düğünlerde Türkçe şarkılar söylemeye başlamışlardı. Ermeniler ve Türklerin tarlaları ayrıydı; ama birbirimize karşı hep sevgiyle davranırdık. Ermeni mahallesi daha iyi, daha temizdi ve ıslah olmuştu; ama Türk mahallesi daha karanlıktı; sokakları karmakarışıktı. Sf. 536 Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden…

  • Barunak Hovhannesî Papazyan’ın Tanıklığı (D. 1906, Yozgat, Boğazlı Yan Kasabası) Ermeni kadınlar ise uzun don giyerler; başlarına yazma bağlarlardı. Kızların saçları kalem genişliğinde ince-ince örülür, giysileri açık renk olurdu. Erkeklerin kız seçmeye hakkı yoktu. Ebeveynler seçip, nişan yaparlardı. Erkek kızı görmezdi. Sf. 531 Düğün havası ve oyunu Türk’tü. Köyün içinde, bol su akan bir kaynak…

  • Manvel Sahakyan’ın Tanıklığı (D. 1901, Sebastiya [Sivas], Gürün) Her pazar günü hindi etiyle harisa (keşkek) pişirmek Gürün’de herkes tarafından kabul gören bir gelenekti. Harisayı asla evdekiler yalnız yemezdi; mutlaka yakınlarını yemeğe davet etmeleri gerekirdi. Masanın baş tarafına mutlaka babam otururdu. O, sofrayı kutsar; rakı kadehini kaldırıp içkisini içer, insanlar yemeğe ondan sonra başlardı. Sf. 471…

  • Margarit Sargsi Nacaryan’ın Tanıklığı (D. 1910, Kharberd [Harput]) Babamın adı Sargis Torosyan’dı. Babam Kilikya’da bulunmuş ve Büyük Devletlerin Ermenilere bağımsızlık verecekleri umuduyla Ermeni gönüllülerle birlikte 1918’de savaşmıştır. Köyümüzde pek çok Ermeni evi vardı. Köyümüz gibi zengin bir köy yoktu; suları bol, toprakları geniş, kazancı boldu. Evde yağ, et, ekmek, her şey vardı. Yalnızca sabunla kumaşları…

  • Hakob Manuki Holobikyan’ın Tanıklığı (D. 1902, Kharberd [Harput], Çarsancak, Berri – Peri); Katliam başladığında, bölgemizdeki altmış dört köyün Ermenileri ve merkezimiz Berri (Peri) şehri müreffeh bir durumdaydı. Bizim Berri Şehri’nin 700 hanelik nüfusunun büyük bir kısmı Ermenilerden oluşuyordu; sadece 100 hane Türk vardı; onlar da başka yerlerden gelen insanlardı; yerli değildi. Şehir altı mahalleden oluşuyordu:…

  • Tsirani Rafayeli Matevosyan’ın Tanıklığı. (D. 1900, Kharberd [Harput], Çmşkatsag [Çemişkezek], Mamusa Köyü) Dedem Karapet ağa köyün en zengini idi. Köyümüzün yarısı Rum, yarısı Ermeni idi. Rumların Ermenilerle bağlantısı yoktu. Kürt Hasan bizim hizmetkârımız idi, bir de Kürt beslememiz vardı; birbirleriyle evlendirdik. Onlar bizimle yiyip, içip yaşıyorlardı. Bizim memlekette çok kar gelirdi. Ayda bir ekmek hazırlıyorduk.…

  • Azniv Aslanyan’in Tanıklığı (D.1908 Van, Arcak Bölgesi, Kharakonis Kûyü) Ermeniler, Türkler ve Süryaniler birbirleriyle uyumlu bir şekilde barış içinde yaşıyorlardı. Zanaatkâr olarak marangozlarımız demircilerimiz vardı. Süryaniler arasında zanaatkâr yoktu; onlar ticaretle iştigal ediyorlardı. Türklerin de Ermenilerle ticari ilişkileri vardı. Kürtlerin ise hiç kimseye faydası yoktu; birbirlerini dövüp öldürürlerdi. Sf. 234 Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü…