Bilgi Bakkalı
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
recent posts
- NURİ DERSİMİ, “MİLLETLER CEMİYETİ UMUMİ KÂTİPLİĞİNE” BAŞVURUDA BULUNDU
- DERSİMLİLER LİDERLERİNİ PUSUYA DÜŞÜRÜP ÖLDÜRMÜŞLER
- DERSİM’DEKİ İLK ASKERİ BİRLİĞİN KOMUTANI ELAZIĞ’IN MIĞI KÖYÜNDEN VE ALEVİ
- DERSİM HAREKÂTI NEDEN 1937 YILINDA YAPILDI
- “CUMHURİYETİN KAHREDİCİ ORDULARI TARAFINDAN MAHVEDİLECEKSİNİZ”
about
Kategori: Kültür
-
(Moltke’nin mektubundan 18 Ocak 1837, Büyükdere, İstanbul) Türkler hayırseverliklerini hayvanlara karşı bile gösterirler. Üsküdar’da bir kedi hastanesi bulursun, Beyazıt camiinin avlusunda da güvercinler için bir bakım yeri vardır. Evlerde asla köpek bulunmaz, fakat sokaklarda bu sahipsiz hayvanlardan binlercesi, fırıncıların, kasapların sadakalarıyla ve aynı zamanda kendi emekleriyle yaşarlar çünkü köpekler burada temizlik memurlarının görevini hemen hemen…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1836, Büyükdere, İstanbul) Kibarların evleri böyle olduğu gibi, daha aşağıların ve fakirlerin evleri de böyledir. Memlekette en imtiyazlı sınıf olan Türkler’in evlerinin dış görünüşü reayanınkilerden ayrılır. Müslüman, evini, geniş cephesi Boğaz’a doğru olarak yapar, kırmızı, mavi, ya da sarı renge fakat daha çok kırmızıya boyar; hâlbuki Rumlar ve Ermeniler, evlerinin dar…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1836, Büyükdere, İstanbul) Yemekte yere küçük, alçak, arkalıksız bir iskemle konur, üzerine büyük, yuvarlak bir tahta tepsi yerleştirilir (zenginlerde daima tertemiz parlatılmış olan bir nevi pirinç kalkan), bunun üstünde bütün yemekler birden bulunur, önce leğen ibrik ve zarif işlemeli peşkirler gezdirildikten sonra herkes eliyle yemeğe girişir; bıçak, çatal ve tabak lüzumsuzdur.…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1836, Büyükdere, İstanbul) Burada yangın ne kadar korkunç ise, özellikle kışın, o kadar da kolay çıkabilir. Soba ancak birkaç Frenk evinde vardır. Türkler, Ermeniler ve Rumlar mangal kullanırlar ve mangallar yer halısının üstüne, çoğu zaman da üstü yorganla örtülü bir masanın (tandır) altına konur. Bundan, en ufak bir dikkatsizliğin bir yangın…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1836, Büyükdere, İstanbul) Öte yandan şurası da inkâr edilemez ki burada ahşap evlerde oturmak, daima rutubetli olan ve hiç bir zaman bunlar kadar güneşli, aydınlık ve ferah olmayan kârgir evlerde oturmaktan çok daha rahattır. Burada güzel bir evin baş şartı dörtte üçünün pencereden ibaret olmasıdır ki bu da ancak ahşap bir…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 20 Ekim 1836, Büyükdere, İstanbul) Bizim taraflardaki şarap eksperleri nasıl tadarak şarabın bağını ve yılını keşfederlerse, bir Türk de bir içim suyu tadınca şu ya da bu, çok beğenilen pınardan geldiğini, Çamlıca’dan mı, Asya tarafındaki Bulgurlu’dan mı, Büyükdere yakınındaki Kestane suyundan mı, yoksa Beykoz’daki Sultan suyundan mı alındığını söyler. Bizim en başta saydığımla…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 4 Ağustos 1836, İzmir) Körfezin sonunda, arkasındaki dağa amfi şeklinde tırmanan İzmir şehri görülüyor. En altta, deniz kenarında, gemilerin arkasında, önce büyük bir kışla, bir top bataryası, çok kubbeli bir kervansaray, birçok camiler ve solda taş binalarıyla Frenk şehri var. İkinci tabakada asıl Türk şehri bulunuyor. Eğer bir avuç dolusu küçücük kırmızı damlı…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 16 Haziran 1836, Bursa) Derli toplu Türklerin en önemli işlerinden biri de (keyif etmek), yani asude ve rahat bir yerde kahve, tütün, içmektir. Böyle bir yeri mola verdiğimiz köyde buldum. Sf. 59 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.
-
(Moltke’nin Mektubundan; 20 Mayıs 1836, Beyoğlu, İstanbul) Genç prenslerin sünneti vesilesiyle şenlik yapılıyordu. Kordiplomatik de davetli İdi. Bu tam bir Türk şenliği olduğu için bize de hakikî bir Türk ziyafeti verildi. Tabiî çatal, bıçak ve şarap yoktu. İlk yemek içi pirinç ve üzümle doldurulmuş bir kuzu kızartması idi. Herkes bir parça koparıyor ve parmaklarıyla pilâva…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 7 Nisan 1836, Beyoğlu) Hiç bir yerde buradakinden fazla süs eşyası merakı yoktur ve zengin ailelerde çocukların bile taşıdıkları mücevherler memleketin fakirliği için parlak bir delildir. Sf. 47 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 47) kitabından birebir alınmıştır.
-
(Moltke’nin Mektubundan; 12 Şubat 1836, Arnavutköy İstanbul) Tandır, (1) üzerine kocaman bir yorgan örtülü bir masadır. Yorgan yandan yere sarkar. Masanın altına bir mangal konur, etrafında da alçak bir sedir vardır. Bacaklarını masanın altına sokup yorganı burnuna kadar çektin mi, artık değme keyfine! Bütün aile burada birbirine sokulur; çene çalınır, ekarte, domino veya tavla oynanır;…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 12 Şubat 1836, Arnavutköy, İstanbul) Eğer bir Türk kadını Müslüman bir erkekle ihanette bulunursa kocası onu hakaretle boşar, yok eğer bunu reayadan, yani devletin Hıristiyan uyruklarından biriyle yaparsa bugün de, 1836’da da, hiç acımadan suda boğulur, reaya da asılır. Bu barbarlığa bizzat ben şahit oldum. Sf. 39 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 9 Şubat 1836, Arnavutköy, İstanbul) Kadınlar gayet sıkı gözaltındadırlar ve kadınlardan başka hiç kimseyle temas edemezler. Bu noktada bütün Müslümanlar aynı fikirdedir ve reform muhakkak ki en son olarak haremlere girebilecektir. Sf. 38 Gezintilerde kadınlar kayığa ya da arabaya daima yalnız kadınlarla birlikte binerler. Koca, karısına sokakta rastlarsa onu selâmlaması, hatta sadece tanıdığını…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 9 Şubat 1836 Arnavutköy, İstanbul) Bana, Doğuda esirlerin kaderinden çok daha acısı, Türklerin zayıf cins üzerindeki maddî hâkimiyetlerinin büyüklüğü yüzünden, kadınların durumu görünüyor. Doğuda evlenme sırf cinsî niteliktedir ve Türkler âşık olmak, kur yapmak, ahu vah etmek, mutluluğun en yüksek derecesine ermek filan gibi dırıltılara kulak asmadan yahut faux frais’ lere (1) uğramadan…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 9 Şubat 1836 Arnavutköy, İstanbul) Başka garip bir farka da burada işaret etmek zorundayım: Amerika’da Hıristiyan çiftlik sahipleri en kesin yasaklar ve en zalimce vasıtalarla Hıristiyanlığın esirler arasına yayılmasını önlemeye çalışırlar, hâlbuki Doğuda satın alınmış hizmetkârın, efendisinin dininde yetiştirilmesi kaidedir. Esir olarak alınan çocuklara hemen bir Türk adı verilir, bu adların çoğu Tevrat’taki…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 9 Şubat 1836, Arnavutköy, İstanbul) Doğuda esaret bahis konusu olunca, bunda daima bir Türk kölesiyle Batı Hint’teki bir zenci esir arasında mevcut, dağlar kadar büyük fark gözden kaçmaktadır. Hatta bizim bu kelimeye verdiğimiz anlamla esir kelimesi bile yanlıştır. Abd esir değil, hizmetkâr demektir. Abdullah Allah’ın hizmetkârı, Abd-ül-Mecid, duanın hizmetkârı vb. dir. Satın alınmış…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 9 Şubat, 1836 Arnavutköy, İstanbul) Seraskerin arzusu üzerine şimdi burada, onun baştercümanının evinde bulunuyorum. Ev sahibimin adı Mardiraki. Yani Küçük Martin, kendisi Ermeni ve zengin, hatırı sayılır bir adam. Şunu da söyleyim ki burada hiç bir eksiğim yok ve bir Ermeni ailesinin ev hayatına bir göz atış pek meraklı bir şey. Bu Ermenilere…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 20.01.1836, Kış Ramazan’ı, İstanbul) Sayısız kahvehanelerin şimdi ayrı bir görünüşü var. Herkes mangalların başına toplanıyor, fakat kahvenin güzelim kokusuyla çubuk yok. Şimdi ramazan? Gün batmadan hiç bir sofu Müslüman ne yiyebilir, ne içebilir, ne tütün içebilir, hatta ne de bir çiçeği koklayabilir. Türkler, ellerinde tespih, sokaklarda ağır ağır dolaşıyorlar ve bu her zaman…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 20.01.1836, İstanbul) Bu pek esaslı bir temizlenme. İnsanın bir Türk hamamında yıkanmayanın ömründe hiç yıkanmamış olduğunu söyleyesi geliyor. Sf. 24, 25 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 24, 25) kitabından birebir alınmıştır.
-
Mustafa Kemal’in modernleşme projesinde baloların çok önemli bir yeri olacaktı. Batı tarzı kadın erkek ilişkileri, eğlence tarzı, giyim kuşam, adabı muaşeret kuralları ve daha bir dizi yenilik bu balolar aracılığıyla topluma aktarılacaktı. Mustafa Kemal’in isteğiyle sadece Müslüman erkek ve kadınların katıldığı ilk balo, 9 Eylül 1925’te İzmir’de düzenlendi. Sf. 66 Şevket Süreyya Aydemir’e göre, Ankara’daki…