Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Kültür

  • Kalmuk kavmi Hulûlî mezhep (ruhların birinden birine geçtiğine inanma) oldukları için ölümden korkmazlar, «ölürsem ruhum filan kadının karnındaki filana canım girer veyahut karımın karnına canım girip yine dünyaya gelirim,» diye ölümden korkmazlar. s. 503, 504 Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik,…

  • Bu Vadilerde tuz madeni olmadığı için gözleri gayet küçüktür. Ama batıdan doğuyu seçerler. Sanki gözleri dürbün aynasıdır. Ama beş on adım yerden bakan adam Kalmuğun gözleri gibi yoktur zanneder. Anadan doğdukları zaman bazısının gözleri köpek gibi bir hafta sonra açılır. Bazısının gözleri açılmayıp ustura ile gözlerini kesip açarlar ve tuz sürerler. Bu kavmin başları Adana…

  • Buralarda hiç gıybet, kötülük, gevezelik, sövme kötü düşünce, kibir, kin ve düşmanlık yoktur. Ama başka kavimlere düşmanlık ederler. Üzerlerine gidip mallarını yağmalarlar. Bütün Kalmuk kavmi on iki padişahlıktır. Her biri beşer, altışar yüz bin adama sahiptir. Hepsinin dilleri birbirlerine başka olup on iki dilleri olduğu inşallah yerleriyle birlikte yazılacaktır. Karanlık dünyaya varınca dünyayı sarmış çeşitli…

  • Ama Tatar kavmi ömürleri boyunca su içmek ve yemek yemek nedir bilmezler. Eğer ekmek yeyip su içerlerse hemen o saat ölürler. Devamlı at sütü, deve sütü, boza ve talkan içerler. At sütüne kımız derler. Deve ve sığır, at, koyun keçi, domuz, yaban devesi, yaban atı, yaban mandası ve yaban eşeği yerler. Yaban sığırını tutup arabaya…

  • Bu Saray Tatarlarının çeşitli lisanları vardır. Birbirlerinin lisanlarını tercüman ile anlarlar. Bu Tatar kavminde asla dedikodu, kötülük, yalan ve iftira yoktur. Yalan, bir insandan yahut hâkimden korkunca söylenir. Bunlar ise asla bir kimseden korkmaz ve çekinmezler. Onun için yalanı seçmezler ve yalan nedir bilmezler. Sf. 480 Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu…

  • Çerkezlerin Âyini: Yemeğe başlarken ağaç sofraları meydana getirirler. Bir bal mumu yakarlar. Herkes balmumuna bir kere «Dânü dânü Mâmelük» deyip muma tapınır. Ondan sonra yemek yemeğe başlarlar. Yine yemekten sonra muma öyle deyip sofrayı kaldırırlar. Bir garip âdettir. s. 420 Bu Çerkez kavmine kâfir desek o an aman zaman dinlemeden adamı öldürüverirler. «Lâilaheillallah» derler ama…

  • Özdemir oğlu Osman Paşa atları soylu diye beş baş Çerkez esirine bir at alırlar ve verirler. Ama gayet hırsız kavimdirler. Hani bu diyarda hırsızlık etmeyenlere «yiğit değildir» diye kız vermezler. Onun için gece olunca siyah elbiseler giyip hırsızlığa giderler. Kızları, oğlanları, hatta kart adamları bile evde, dağda, tarlada bulduklarını alıp sağ salim köyüne dönerse kurtulur.…

  • Van’ın azil kabul etmeyen idare merkezleri; Hükümet benderi Hakkâri: Van’ın kıble tarafında Vustan, Şatak, Eşir Çolemerek kalelerinden ibaret bir hanlıktır. Kırk yedi bin askere sahiptir. Hepsi tıraşlı, heybetli, korkunç görünüşlü yiğit kimselerdir. Sadece çenelerinde Felemenkliler gibi azıcık sakalları vardır. Brabaş, Potkali, Ahmalıh Kazağı gibi, alınlarında saçları bulunur. Başları kazan kadar vardır. Çoğunun kulakları halkalıdır. Her…

  • Kadınlarının elbiseleri topuklarına iner. Tam bir sene karınlarında çocuğu taşımayınca doğurmazlar. Çocuklarına önce siyah köpek sütü verirler. Bunların ülkelerinde bir köpeğe bir taş atsan, o taşı atana aman zaman vermeyip öldürürler. Zira büyük küçük hepsinin de evlerinde beşer onar köpekleri vardır. Yemeği önce köpeğe verirler. Onu doyurduktan sonra kendileri yerler. Köpekleri ile birlikte yatarlar. Bin…

  • Eyüb hamamı hastalara, Ayasofya hamamı büyük şeyhlere, Sofular hamamı: sofulara, Azablar hamamı azablara, Bostan hamamı bostancılara, Cuma pazarı hamamı pazarcılara, Çukur hamamı mülhidlere, Çinili hamam nakkaşlara, Koca Mehmed Paşa hamamı yeniçerilere, Irgat hamamı ırgadlara, Cerrah Paşa hamamı hekimlere, Aksaray hamamı saraylılara, Sicanlı hamam zencilere, Sultan Bayezid hamamı velîlere, Alaca hamamı delilere, Sırt hamamı hamallara, Sultan…

  • İnalcık’a göre, “Osmanlı istilasının mahiyet ve esprisine ait eski kanaatlerde bir hayli değişiklik yapmak ve bilhassa bu istilayı bir haçlı seferi mistiği içinde Hıristiyanlık dinini ve Hristiyanları yok etmek için harekete geçmiş bir taassup dalgası halinde görmekten vazgeçmek lazımdır. Hakikaten, elde mevcut arşiv vesikaları, Arnavutluk için olduğu kadar, fethe ait bir tarihe ait olmadıkları halde…

  • İttihatçılar devrim ya da ıslahat olarak başka neler yapıyordu? Kadınlara hürriyet, şefkat, “kadınlı erkekli müsamereler”, şapka ve harf devrimi için hazırlıklar. Kooperatifçilik ve yerli malı kullanma propagandaları. s. 94 Yahya Kemal şöyle yazıyor (o sırada Paris’tedir): “Cemal Bey’in (Paşa) Üsküdar Mutasarrıfı olduğunu, orada entari ile gezmeyi kaldırdığını, Meşrutiyetin ilk ıslahatından biri olarak işittim.” Şüphesiz bu…

  • Weir, “müşrik Araplarda kadının vaziyeti, bazı bakımlardan, İslamiyet’tekinden daha serbest idi” bilgisini veriyor ve “tesettür de meçhul idi” notunu ekliyor. İslam, Cahiliye’yi atlayarak, tesettürü Yahudilikten almıştı ve Weir yine, “şeriatın nikâh meselesinde en kötü hükümlerinden biri olan hülle, cahiliye devrinde bilinmiyordu” demektedir ki İslam’da, cahiliyeye göre yapılan eklemelerin, tamamının “ileriye” dönük olmadığını görebiliyoruz. Ancak Yahudilik…

  • Yahudi him’ler yazıyorlardı; tepki çekmesi kaçınılmazdır. Bu çekişmeden ise bu zenginlik döneminde, Osmanlı kadın-elitlerinin İspanya’dan gelenleri kıskandıracak türde giyindiklerini ve Osmanlı toplumunda, erotik şiirler yazılıp okunduğunu çıkarıyoruz. Demek ol tarihte Osmanlı bir başkadır; muhafazakârlığın daha sonra geldiğine hükmetmek zorundayız. Sf. 78 Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006…

  • İstanbul’umuzun pek müstekreh bir (kerih, nefret edilecek) âdeti vardır. Erkeklerin vapurda, köprüde, çarşıda, sokakta, mesirelerde tesadüf ettikleri İslam kadınlarına edepsizcesine laf atmaları. Buna bazı ihtiyar kadınların biraz hüsnü tabiata delalet edecek derecede güzel giyinmiş hanımlarımıza karşı lisanlarıyla ve hatta bazen elleriyle tecavüz etmelerini de ilave edebiliriz. İstanbul Muhafızı olduğum sıra duçar-ı tecavüz olan bir kaç…

  • Urfa Yahudilerinin tarihi oldukça eskiye dayanmaktadır. Urfa, Hıristiyan hâkimiyeti altındayken Edessa olarak anılmaktaydı, ikinci Tapınak’ın Kudüs’te inşa edildiği zamanda Edessa’da Yahudiler yaşıyordu. Hıristiyan döneminin birinci yüzyılında Edessa’nın doğusundaki Hadaib’ı Edessalı Yahudilerle akrabalık bağı olan Yahudi krallar yönetiyordu. Behri Krallığı sırasında Mezopotamya halkı, kendisini düşmanlardan kurtardığı için Kutbi adında Yahudi bir kadını çok seviyordu. Sf. 414…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 27 Ocak 1839, Birecik, Urfa) Türkler at yahut eşeği olan bir insanın yaya yürümesine asla akıl erdiremezler; durur bakar ve hayretle: «yüriri» derler. Fakat yalnız gezmek, geleneklere yayan yürümekten de daha büyük bir tecavüzdür ve insan çok sefalet içinde olmalıdır ki arkasından gelip çubuğunu taşıyacak hiç olmazsa bir tembeli olmasın. Bir gün Malatya’da…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 8 Kasım 1838, Malatya’da Ramazan) Şimdi biz Ramazan-ı Şerifte, yani o yüce oruç zamanında bulunuyoruz. Güneş gökte iken ne yiyebiliriz ne de içebiliriz; bir çiçeğin kokusu, bir tutam enfiye, bir yudum su ve hepsinden daha kötüsü çubuk yasaktır. Çoğu zaman akşam saat 5’e doğru kumandanın yanına gidiyorum, paşalar orada toplanıyor, hepsinin saati elinde.…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 3 Kasım 1838, Malatya) Bu Türkmenler benim çok hoşuma gitti. Tabiî nezaketleri, iyi niyetliliklerinden doğma, bizimki ise terbiye ile elde edilme. Bizim çadıra toplananlara, benim yatağımdan daha garip gelen bir şey yoktu, hâlbuki bu bana pek Ispartalıca geliyordu ve sadece birkaç battaniye ile beyaz çarşaflardan ibaretti. Hele ben, yatmak için elbiselerimden bir kısmını…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 3 Kasım 1838, Malatya) Türk şehirlerinin genel olarak harap bir görünüşleri vardır, fakat hiç biri Konya kadar harap değildir. Konya’yı zamandan çok insan eli harap etmiş. Her yüzyıl kendinden öncekinin yıkıntılarından anıtlar meydana getirmiş: Hıristiyan Roma çağında kiliseler yapmak için eski tapınaklar yıkılmış. Müslüman]ar kiliseleri cami haline koymuşlar, bugün camiler de harabe halinde.…