Kategori: Kürtler
-
II. Mahmut, 19. yüzyılın başlarında İstanbul’da yeniçerileri imha ettiği gibi Rumeli ve Anadolu da bulunan derebeylerinin de taraf taraf kesri nüfuzuna (etkilerinin azalmasına) bezli himmet etmiş (gücü yettiği kadar yardım etmişti) idi. Bunlar meyanında (arasında) Kürdistan derebeyleri de oldukça şiddetli darbelere maruz kalmışlardı. Sf. 343 Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal…
-
Biz Ermenileri ve alelhusus onların ihtilalcilerini Rumlardan, Bulgarlardan daha ziyade severiz. Çünkü onlar diğer iki unsurdan daha ziyade mert ve kahramandırlar. İkiyüzlülük bilmezler. Dostluklarına sadık, düşmanlıklarına kavidirler. Hususiyle bizim imanımız vardır ki Ermeni unsuruyla Türk unsuru arasındaki düşmanlığın başlıca sebebi Rusya siyasetidir. Sf. 339 Ne Anadolu’da, ne Rumeli’de ne de İstanbul’da hiçbir Ermeni, yoktu ki,…
-
Mandelstamm gerçi mahut (sınırlı) kitabında, Ermenilere karşı salıverilmiş olan Kürtlerin Suriye’de mevcut bulunmamasından dolayı Suriye Hıristiyanlarının katliamdan kurtulduklarını söylüyorsa da, her halde Mandelstamm bu sözüne kendisi de inanmamıştır zannederim. Zira pek zengin olan Cebellübnan ve Filistin Hristiyanlarının yağma edebilecekleri hangi Bedevi veya Suriyeliye azıcık hissettirmiş olsaydım, ben hiç zahmet çekmeksizin bu emel derakap (hemen) hâsıl…
-
Urfa Yahudilerinin tarihi oldukça eskiye dayanmaktadır. Urfa, Hıristiyan hâkimiyeti altındayken Edessa olarak anılmaktaydı, ikinci Tapınak’ın Kudüs’te inşa edildiği zamanda Edessa’da Yahudiler yaşıyordu. Hıristiyan döneminin birinci yüzyılında Edessa’nın doğusundaki Hadaib’ı Edessalı Yahudilerle akrabalık bağı olan Yahudi krallar yönetiyordu. Behri Krallığı sırasında Mezopotamya halkı, kendisini düşmanlardan kurtardığı için Kutbi adında Yahudi bir kadını çok seviyordu. Sf. 414…
-
(Yervant Gobelyan anlatıyor;) “Ancak Ahmedo’da beni ilgilendiren, öyküsünün bu yanı değildi. Arkadaşları ile Ermenice konuşuyor, toprak kazarken Ermenice şarkılar söylüyordu. Ermeniceyi de çok temiz, kusursuz denebilecek kadar düzgün konuşurken, birçok hayvanın, haşaratın isimlerini de çoğumuzun bilmediği kadar iyi biliyordu. Ağaç dibinde oturtup şarkı söyletirdim kendisine, eski Ermeni destanlarının şarkılarıydı bunların bazıları; oysa Ahmedo, Ermeni’nin anlamını…
-
Dört gün, dört gece trenle yolculuk ettikten sonra Malatya’ya vardık. Bu şehirde Türklerden ziyade Kürtler yaşıyordu. Reisicumhur İsmet İnönü Malatyalı idi ve Kürt olduğu söyleniyordu. Sf. 95 Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 95) kitabından birebir alınmıştır.
-
(Moltke’nin Mektubundan; 12 Temmuz 1839, Malatya) Kuvvetlerimizin yarısından çoğunu teşkil eden Kürtler düşmanımızdı; kendi subayları ve arkadaşlarına ateş ediyorlar, dağ yollarını kesiyorlardı. Bizzat Hafız Paşaya birçok defa hücum ettiler. Öteki kaçaklar tüfeklerini fırlatıp atıyor, kendilerini rahatsız eden üniformalarını sıyırıp çıkarıyor ve keyifli keyifli türkü söyleyerek köylerine yollanıyorlardı. Sf. 271 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 12 Temmuz 1839, Malatya Ordugâh) Nizamiye kıtalarının da yarısını yeni askerler teşkil etmekte idi. Ölüm nispeti o kadar korkunçtu ki burada bulunduğumuz sürede piyadenin yarısını gömmüştük. Bütün bunların yerini doldurmak şimdi hemen hemen tamamıyla Kürdistan’a yükleniyordu. Köylerdeki halk dağlara kaçıyordu, peşlerinden köpekler saldırtarak kovalanıyorlardı; tutulanlar, çoğu zaman çocuklar ve sakatlar, uzun iplere sıralama…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 8 Nisan 1839, Malatya) Bir süre önce, bir miktar Ermeni’yi Türk ordusuna almanın mümkün olup olmayacağı sorusu ortaya atılmıştı. Hukuk ya da hiç değilse hakkaniyet bakımından sanırım ki bu tedbire itiraz olunamaz. Asya Ermenileri kalabalık, kuvvetli bir insan soyudur. Alışkanlık yüzünden muti, emir kulu tabiatlı, çalışkandır; çoğu da zengindir. Bu anda Hıristiyan Ermeni…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 20 Şubat 1839, Malatya) Konya, Ankara ve Malatya’da kırk bin kadar sipahi ve redif askeri toplanmıştır. Sadece bu bir felâket, hem de çifte felâkettir, çünkü hükümet bu insanları asker olarak beslemek zorunda kaldığı gibi onlardan uyruk sıfatıyla vergi alamaz; bunların ticaretleri, sanatları durur, tarlaları yoz kalır ve çoluğu çocuğu sefalete düşer. Rediflerden başka…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 23 Kasım 1838, Malatya) Burada, bizim taraflarda büyük bir asker topluluğunun vasfı olan babayiğitçe ve neşeli hayatı hiç aramamalısın. Bu adamlar sanki dedelerinin cengâver ruhundan tamamıyla sıyrılmış gibi. Birkaç gün önce altı nöbetçiyi nöbet yerlerinden alıp birlikte firar eden bir çavuşu kurşuna dizdik, ötekiler bunu gördüler ve «zavallı adam!» diye düşündüler. Paşa yakalanıp…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 20 Temmuz 1838, Harput) Silâhlı maiyetim de pek zayıftı, fakat gördüğümüz kabul, çok geçmeden bütün tasaları dağıttı. Konak yerinin ihtiyarı hemen koşup geldi, beni atımdan indirdi, kendi çadırına götürüp en iyi minderlerinin üzerine oturttu. Karısı (kabilenin en güzeli değil, en ihtiyarı) eski şark usulünce misafirinin ayaklarını yıkamaktan vazgeçirilemedi. Çubuk eksik değildi, fakat kahve,…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 22 Temmuz 1838, Garzan Dağındaki Ordugâh) Bir askerî hareket daha lâzım oldu. 14 bölükle bir sürü başıbozuk son derece dik bir tepeyi dört bir yandan sarmak üzere gönderildi. Tepeye tırmanmak için beş saat lâzım geldi ve bu arada nizamiye askerleri on altı ölü ile altmış kadar yaralı verdi. Kadınlar bile nizamiyenin üzerine ateş…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Kürdistan, Garzan Dağı, Ordugâh) Reşit Paşa tarafından zaptından hemen sonraki sayım bu şehirde (Garzan’da) 600 Müslüman ve 200 reaya ailesi bulunduğunu göstermiştir. Bunlardan birincilerinden ilk defa 200 asker, yani %5-6’sı birden, silâh altına alınmıştır; üç sene içinde Müslüman halk 400 haneye kadar inmiştir. Tam bu kasabayı gördüğüm bu sıralarda askere…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Kürdistan, Garzan Dağında Ordugâh) Bu yüzden herkes kimde çok varsa ondan çok alınacağını bildiği için, kollarını kavuşturup oturuyor ve geçimi için zorunlu olan kadarını yetiştirmekle yetiniyor. Sf.195 Mil karelerce arazi dut ağaçlarıyla kaplı da bir okka bile ipek elde edilmiyor. Bu güzel denizlerden geçen buhar gemilerinde Avusturya, İngiliz, Rus ve…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Garzan Dağı’nda Ordugâh) Reaya, bütün memlekette Müslümanlardan fazla vergi verir. Ama mükellef oldukları haraç, bilindiği gibi, pek azdır. Eğer reaya bundan gayrı bazı işlere mecbur ediliyorsa bu da, eğer bu angaryalar sert ve tahkir edici bir şekilde yaptırılmıyorsa, haksız bir şey değildir, çünkü reaya bütün vergilerin en ağırından, askere alınmaktan…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 4 Haziran 1838, Garzan Dağları) Türk askerleriyle aslında önemsiz olan bu sefere iştirak ettikten sonra biraz güven kazandım, meğerki hepsi bu iki alay gibi olsun. Bu askerler yaman savaştılar Gerçi bu savaşta, kuvvetini hiç kaybetmemiş olan kadere inanışları ve ganimet hırsları onların cesaretlerini kamçılayan muazzam kuvvetler olmuştu; çünkü düşmanları Yezidi’ler yani şeytana tapanlardı…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 4 Haziran 1838, Garzan Dağları) Kürtlerin mukavemetinin ana kaynağı, ömre süren nizamiye askerliği korkusu idi. Hatta redifleri bile bizim Landwehr’lerle kıyaslayamayız. Bunları, erlerine daha talimlerini bile tamamlamadan üçte bir maaşla belirsiz bir zaman için izin verilmiş bir nizamiye kıtası olarak nitelendirmek lâzımdır. Silâh altına alınmayan rediflerin maaşları devlet için önemli, fakat şahıslar için…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 4 Haziran 1838, Garzan Dağları) Türkiye’deki bir savaşta ekin tarlalarının konak yeri seçmede bana engel olacakları dünyada aklıma gelmezdi, fakat hal böyle oldu. Dost Kürt köylerinden geçiyorduk ve ekinlere sanki Teltow’un pancar tarlalarıymış gibi saygı gösteriyorduk; bu hareket tarzı çok akıllıca ve ne kadar övülse yeri. Bazen bizzat Paşa, kimse soygunculuk etmesin diye,…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 4 Haziran 1838, Garzan Dağları) Böylece Garzan sarılmış olacak ve her yandan birden hücuma uğrayacaktı. Düşman 30.000 tüfekli olarak tahmin ediliyordu, fakat aralarında birlik yoktu, başlarında hiç bir önder bulunmuyordu. Mukavemet hareketlerinde onlara daimî şekilde kuvvet verecek hiç bir kale, hiç bir hisar mevcut değildi. Sf. 180 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth…