Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Kürtler

  • (Moltke’nin Mektubundan; 18 Mayıs 1838, Kürdistan Dağları Sait Bey Kalesi) Atlar, koyunlar, inekler, keçiler, gayet iyi vasıflardadırlar. Dağlarda kaya tuzu açıkta bulunur ve dağların içlerinde başka ne gibi hazineler saklı olduğunu, sanırım ki henüz hiç bir mineralog araştırmamıştır. Eğer böyle zenginliklere sahip olan bir memleketin dörtte üçü işlenmemiş bir halde durursa bunun sebebini halkın acıklı…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 18 Mayıs 1838, Sait Bey Kalesi) Kale kapısının altında yaralı kardeşini taşıyan bir Kürde rastladık, zavallı bacağından vurulmuştu, onu taşıyan kardeşi gözleri dolu dolu olarak kardeşinin yedi günden beri bu ıstırabı çektiğini anlattı. Cerrahı çağırttım, «manasız bir şey istediğini anlamıyor musun?» dermiş gibi, her seferince sesini daha yükselterek birçok defa «Evet ama Kürt…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 1 Mayıs 1838, Dicle Kenarında Cezire) Bu Yezidîler, dağların kendilerine Araplara karşı korunmak imkânını verdiği her yerde büyük bir çalışkanlıkla ekip biçen Kürtlerdir. Şehirleri, Kral Şapur’un kuşatmış olduğu eski Singara’dır. Sf. 176 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 176) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1 Mayıs’ta Diyarbakır’dan kalkan üç uçak filosu, bölgeye bombalar yağdırmaya başlamıştı bile. Bu uçaklardan birini Atatürk’ün manevi kızı ve Türkiye’nin ‘ilk kadın pilotu’ Sabiha Gökçen kullanıyordu. Haziran ve Temmuz ayları boyunca köyler yakıldı, yıkıldı, kadınlar ve çocuklar dâhil sayısız kişi makineli tüfeklerle tarandı. Sf. 284 Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe…

  • Bu endişelerin egemen olduğu bir ortamda, 20-21 Mart 1937 günü, Pah Bucağı ile Kahmut Bucağını birbirine bağlayan Harçik Deresi üzerindeki Darboğaz tahta köprüsü, Seyit Rıza’nın önderliğini yaptığı Demenan ve Haydaranlılar tarafından yıkıldı ve telefon hatları kesildi. Bunun üzerine Ankara uzun süredir planladığı askeri harekâta başlamaya karar verdi. Uçaklardan atılan 4 Mayıs 1937 tarihli bildiride, bölge…

  • Erkânı Harbiye Reisi Mareşal Fevzi (Çakmak) Paşa ise daha açık konuşmuştu: “1) Dersim’de bugünkü vaziyetin idamesi (devamı) tehlikelidir. Bu vaziyet Dersimlinin maneviyatını takviye etmektedir. 2) Dersimli okşanmakla kazanılmaz. Silahlı Kuvvetler’in müdahalesi Dersimliye daha çok tesir yapar ıslahın esasını teşkil eder. 3) Dersim evvela koloni gibi nazarı itibara alınmalı. Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra…

  • I930’da, Birinci Umumi Müfettişi İbrahim Tali (Öngören) izlenecek yöntemi biraz daha ayrıntılandırmıştı: “A) Bütün Dersim’in hariçle münasebetini kat ederek (keserek) taarruzlarına ve ticaretlerine mani olmak, aç kalacak halkı zamanla kendiliğinden ilticaya icbar (zorlamak) ve şu suretle Dersim’i fenalardan tahliye, B) Her tarafı esaslı surette kapadıktan sonra ihata (çevirme) çemberini tedricen (gittikçe, yavaş – yavaş) darlaştırmak…

  • 1939 seçimlerinin ardından toplanan CHP Beşinci Kurultayı’na Tunceli, Ağrı, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Hakkâri, Mardin, Urfa ve Siirt’ten delege katılamadı, çünkü CHP’nin bu illerde örgütlenmesi yoktu. Partinin örgütlü olduğu Hatay’dan da katılım olmamıştı. Kurultayda valilerin CHP başkanı olması uygulamasına son verildi, ancak eskisi gibi Parti’ye yardımcı olmaları isteniyordu. Sf. 273 Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler…

  • 1934 Haziranında çıkarılan İskân Kanunu’yla Türkiye, ‘soy’, ‘hars’ gibi terimler kullanılarak üç bölgeye ayrıldı. Kanunun diliyle “1 numaralı mıntıkalar: Türk kültürlü nüfusun tekâsüfü (yoğunlaşması) istenilen yerlerdir.  2 numaralı mıntıkalar: Türk kültürüne temsili (asimilasyonu) istenilen nüfusun nakil ve iskânına (taşınma ve yerleşmesine) ayrılan yerlerdir. 3 numaralı mıntıkalar: Yer, sıhhat, iktisat, kültür, siyaset, askerlik ve inzibat sebepleri…

  • 1927’den beri kademeli olarak devam eden Ağrı İsyanı’nın kanlı biçimde bastırıldığı dönemin Adliye Vekili Mahmut Esat (Bozkurt)’un 1 Eylül 1930’da Akşam gazetesinde boy gösteren şu ifadeleri, Osmanlı’nın ‘Türkler’ için yaptığı tanımların adeta bir kopyasıydı: “[Kürtler] Hayatlarında acımanın manasını öğrenmemişlerdir. Hunhar, atılgan, vahşi ve yırtıcıdırlar. Çok alçaktırlar. Yakaladıkları takdirde sizi bir kurşunla öldürmezler. Gözünüzü oyarlar, burnunuzu…

  • Muhtemelen bu dışlamaya bir tepki olan Şeyh Said isyanının bastırılmasından sonra Başvekil İsmet Paşa, 27 Nisan 1925 tarihli Vakit gazetesine verdiği beyanatında, rejimin ırkçılıkta ısrarlı olacağını ilan ediyordu: “Milliyet tek birleştiricimizdir. Diğer unsurlar Türk çoğunluğu karşısında etkileme gücüne sahip değildir. Vazifemiz Türk vatanı içinde bulunanları derhal Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip…

  • Fevzi Paşa’nın onayını almadan hiç bir yatırım yapılamaz olmuştu. Örneğin İktisat Vekili Celal Bayar, 1936’da, demir çelik tesislerinin Karadeniz Ereğlisi’nde kurulmasını ekonomik açıdan rasyonel bulurken, Müşir Paşa “Orasını savunmak zordur” diyerek, tesisin hiç uygun olmayan Karabük’e kurulmasına neden olmuştu. Doğu vilayetlerine yol yapılmasını, sanayi tesisi kurulmasını, okullar açılmasını ‘Kürtlük akımlarını teşvik eder’ diye yıllarca engellemişti.…

  • 1877’den itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun meclislerinde gayrimüslimler geniş biçimde temsil edilirken, 23 Nisan 1920 tarihinde açılan TBMM’de tek bir gayrimüslim milletvekili yoktu. Birinci Meclis’in 1 Nisan 1923’te kendini feshedip seçimlere gitme kararı aldığı günlerde, 1915’ten beri bozuk olan Türk- Ermeni ilişkilerini düzeltmek için 1922 yılının son günlerinde İstanbul’da kurulan Ermeni Türk Teali (Dostluk) Cemiyeti’nin şeref başkanı,…

  • Nitekim 21 Haziran 1934’te kabul edilen Soyadı Kanunu ile “her Türk’ün kendine yeni bir ad alması” zorunlu kılındı. Ancak alınacak yeni adlarda ‘yan’ gibi Ermenice kökenli son ekler; ‘of ya da ‘ov’ gibi Slavca kökenli son ekler; ‘is’, ‘dis’, ‘pulos’, ‘aki’ gibi Yunanca kökenli son ekler; ‘zade’ gibi Farsça kökenli son ekler, ‘mahdumu’, ‘veled’, ‘bin’…

  • Ancak devletin Kürt paranoyası öyle kolay geçecek türden değildi. 27 Mayıs 1960 darbesinden sadece beş gün sonra, 1 Haziran 1960’ta, bölgelerinde etkili olan toprak ağalarından, aşiret reislerinden, şeyhlerden ve Kürt milliyetçisi olduğundan şüphelenilen toplam 485 kişi tutuklanarak Sivas-Kabakyazı’da açık arazide kurulan bir kampa kapatıldı. Sivas Kampı sakinlerinden bir bölümü, 7 Ekim 1960 günü, 2510 Sayılı…

  • Bu atmosferde 1947 yılında çıkarılan 5098 Sayılı Kanun ile sürgünlerin iskân edildikleri yerde oturma zorunluluğu kaldırıldı. Aynı kanunla, ülkeyi üç mıntıkaya ayıran maddeler kaldırıldı. Bu sayede 4.128 hanede yaşayan 22.516 kişi Şark vilayetlerindeki eski yurtlarına döndüler. 1948 yılında çıkarılan 5227 Sayılı Kanun la 917 hanede 4.607 kişi daha yurduna döndü. 1950 seçimlerinde büyük çoğunlukla iktidara…

  • Ama 29. Madde önemliydi, çünkü hükümetin ‘serpiştirme’, ‘sürme’ ‘vatandaşlık ve ülkeden çıkarma’ gibi yollarla, ‘asimilasyon’ için ne kadar süreyi yeterli gördüğüne dair ipucu veriyordu: “A: Hükümetçe iskân edilen muhacirler, mülteciler, göçebeler ve 1 numaralı bölgelere hükümetçe yerleştirilen kimseler, yerleştirildikleri yerde en az 10 yıl oturmağa mecburdurlar. Bunlar Dâhiliye Vekilliğinin izni olmadıkça başka yerlerde yurt tutamazlar.…

  • Modern öncesi dönemlere ait ceberut yöntemlerle feodaliteyi tasfiye etme iddiasının kofluğu bir yana, bu tasfiyenin olmazsa olmaz şartı olan ‘topraksız çiftçiyi topraklandırma’ meselesi ‘bir başka kanuna’ bırakılmıştı. Bu kanun ise ancak on bir yıl sonra çıkarılabildi. Öte yandan nedense Kemalist rejim, Türk asıllı reislere, ağalara, şeyhlere karşı değildi; sadece Kürt asıllı reisler, ağalar, şeyhler hedef…

  • Dâhiliye Vekili Şükrü Bey geri adım atmadı çünkü kafası gayet netti: ‘Soy’dan kastın ‘ırk’ olduğunu, çünkü ‘soy’un aile anlamına geldiğini, bu yüzden ‘ırk’ı kullanmanın daha doğru olacağını söyledi. Oylamada Haşan Reşit Bey’in ‘soy’ yerine ‘Türk kültürü Türk dili’ terimlerinin kullanılması teklifi reddedildi ve ‘ırk’ kelimesinin kullanılması kararlaştırıldı. Dahası, kanunun başka yerlerinde geçen ‘soy’ kelimeleri de…

  • Tasarıya nihai şekli altı aylık bir çalışmadan sonra verildi. 27 Mayıs 1934’te Dâhiliye Vekili Şükrü Bey, TBMM üyelerine yaptığı konuşmada kanunun dört amacından söz etti. Bu amaçlardan birincisi nüfusla, İkincisi muhaceretle, üçüncüsü içerdeki seyyar aşiretlerle, dördüncüsü ise topraksız ve başkalarının toprağında çalışan topraksızlarla ilgiliydi. Şükrü Bey sözlerini “Bu kanun tek dille konuşan, bir düşünen, aynı…