Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Osmanlı Devleti

  • (Moltke’nin Mektubundan; 2 Eylül 1838, Malatya’daki Ordugâh) O zamanlar Anadolu’da güz ekimi bilinmemekteydi. Bu yüzden da kış birden bire bastırırsa bütün ürün yok olurdu. Sf.217 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 217) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Moltke’nin Mektubundan; 2 Eylül 1838, Malatya’daki Ordugâh) Eskiden Türklerin yazın kürk giymelerine akıl erdiremezdim, fakat memleketimde hiç bir zaman kullanmadığım halde, ben de burada bütün yaz sırtımdan çıkarmadım. Gündüzün 28 dereceye kadar sıcak çektikten sonra insana gecenin 14-15 derecesi adamakıllı soğuk geliyor. Birçok yerliler yaz kış, gece gündüz üst üste iki üç kürk giyiyorlar, çünkü…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 23 Temmuz 1838, Harput’ta Mesire) İpeğin, bu nefis metaın üretimini Asbuzu’ya sokmak için Bursa yahut Amasya’dan birkaç ipekçiyi buraya getirmenin ne kadar faydalı olacağına Paşa’nın dikkatini çektim, çünkü burada en aşağı 20-30 bin dut ağacı var ve şimdiye kadar bunların yalnız meyvesinden faydalanılıyor. Sf. 208 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke,…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 20 Temmuz 1838, Harput) Silâhlı maiyetim de pek zayıftı, fakat gördüğümüz kabul, çok geçmeden bütün tasaları dağıttı. Konak yerinin ihtiyarı hemen koşup geldi, beni atımdan indirdi, kendi çadırına götürüp en iyi minderlerinin üzerine oturttu. Karısı (kabilenin en güzeli değil, en ihtiyarı) eski şark usulünce misafirinin ayaklarını yıkamaktan vazgeçirilemedi. Çubuk eksik değildi, fakat kahve,…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 20 Temmuz 1838, Harput) Sanırım ki bütün Asya’da Samsat kadar böcekli yer yoktur. Gece yarısına kadar zor dayandım, adamlarımı ata bindirdim ve güneş doğarken altı saat ötedeki Adıyaman’a (Kürtler buraya Hassunmanna, ya da Hesn Mansur (Hısnımansur) diyorlar) varmıştık. Sf. 206 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi,…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 22 Temmuz 1838, Garzan Dağındaki Ordugâh) Bir askerî hareket daha lâzım oldu. 14 bölükle bir sürü başıbozuk son derece dik bir tepeyi dört bir yandan sarmak üzere gönderildi. Tepeye tırmanmak için beş saat lâzım geldi ve bu arada nizamiye askerleri on altı ölü ile altmış kadar yaralı verdi. Kadınlar bile nizamiyenin üzerine ateş…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Garzan Dağı, Ordugâh) Yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra askerlik süresi 15 yıl olarak kabul edilmiş, daha sonra 7 yıla indirilmişti. Sf. 197 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 197) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Kürdistan, Garzan Dağı, Ordugâh) Reşit Paşa tarafından zaptından hemen sonraki sayım bu şehirde (Garzan’da) 600 Müslüman ve 200 reaya ailesi bulunduğunu göstermiştir. Bunlardan birincilerinden ilk defa 200 asker, yani %5-6’sı birden, silâh altına alınmıştır; üç sene içinde Müslüman halk 400 haneye kadar inmiştir. Tam bu kasabayı gördüğüm bu sıralarda askere…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Kürdistan, Garzan Dağı, Ordugâh) Hükümetin, âdil olmanın sadece adalet icabı değil, aynı zamanda akıllıca ve menfaate uygun olduğunu kabule başlamasını görmek sevinilecek şey. Mehmet Paşa’nın küçük askerî kuvvetinin, hükümete sadık kalmış olan köylerin mal ve mülklerine ne büyük bir titizlikle saygı gösterdiklerini ne kadar övsem azdır. Ordugâhta bir pazar kurulmuştu,…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Kürdistan, Garzan Dağında Ordugâh) Bu yüzden herkes kimde çok varsa ondan çok alınacağını bildiği için, kollarını kavuşturup oturuyor ve geçimi için zorunlu olan kadarını yetiştirmekle yetiniyor. Sf.195 Mil karelerce arazi dut ağaçlarıyla kaplı da bir okka bile ipek elde edilmiyor. Bu güzel denizlerden geçen buhar gemilerinde Avusturya, İngiliz, Rus ve…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Garzan Dağı’nda Ordugâh) Reaya, bütün memlekette Müslümanlardan fazla vergi verir. Ama mükellef oldukları haraç, bilindiği gibi, pek azdır. Eğer reaya bundan gayrı bazı işlere mecbur ediliyorsa bu da, eğer bu angaryalar sert ve tahkir edici bir şekilde yaptırılmıyorsa, haksız bir şey değildir, çünkü reaya bütün vergilerin en ağırından, askere alınmaktan…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Garzan Dağında Ordugâh) Ancak üç seneden beri yeniden Türk egemenliği altına girmiş olan bu memleketin durumu hakkında bilgi toplamaya uğraştım: Kürtler (bunlardan hangi sınıfa mensup olursa olsun bütün konuştuklarım) iki şeyden şikâyet etmektedirler: Vergi ve asker toplama. Zannımca imparatorluğun bütün geri kalan vilâyetleri de bunlardan şikâyetçi oldukları için burada kısa…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 4 Haziran 1838, Garzan Dağları) Türk askerleriyle aslında önemsiz olan bu sefere iştirak ettikten sonra biraz güven kazandım, meğerki hepsi bu iki alay gibi olsun. Bu askerler yaman savaştılar Gerçi bu savaşta, kuvvetini hiç kaybetmemiş olan kadere inanışları ve ganimet hırsları onların cesaretlerini kamçılayan muazzam kuvvetler olmuştu; çünkü düşmanları Yezidi’ler yani şeytana tapanlardı…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 4 Haziran 1838, Garzan Dağları) Kürtlerin mukavemetinin ana kaynağı, ömre süren nizamiye askerliği korkusu idi. Hatta redifleri bile bizim Landwehr’lerle kıyaslayamayız. Bunları, erlerine daha talimlerini bile tamamlamadan üçte bir maaşla belirsiz bir zaman için izin verilmiş bir nizamiye kıtası olarak nitelendirmek lâzımdır. Silâh altına alınmayan rediflerin maaşları devlet için önemli, fakat şahıslar için…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 4 Haziran 1838, Garzan Dağları) Türkiye’deki bir savaşta ekin tarlalarının konak yeri seçmede bana engel olacakları dünyada aklıma gelmezdi, fakat hal böyle oldu. Dost Kürt köylerinden geçiyorduk ve ekinlere sanki Teltow’un pancar tarlalarıymış gibi saygı gösteriyorduk; bu hareket tarzı çok akıllıca ve ne kadar övülse yeri. Bazen bizzat Paşa, kimse soygunculuk etmesin diye,…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 4 Haziran 1838, Garzan Dağları) Böylece Garzan sarılmış olacak ve her yandan birden hücuma uğrayacaktı. Düşman 30.000 tüfekli olarak tahmin ediliyordu, fakat aralarında birlik yoktu, başlarında hiç bir önder bulunmuyordu. Mukavemet hareketlerinde onlara daimî şekilde kuvvet verecek hiç bir kale, hiç bir hisar mevcut değildi. Sf. 180 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 18 Mayıs 1838, Kürdistan Dağları Sait Bey Kalesi) Atlar, koyunlar, inekler, keçiler, gayet iyi vasıflardadırlar. Dağlarda kaya tuzu açıkta bulunur ve dağların içlerinde başka ne gibi hazineler saklı olduğunu, sanırım ki henüz hiç bir mineralog araştırmamıştır. Eğer böyle zenginliklere sahip olan bir memleketin dörtte üçü işlenmemiş bir halde durursa bunun sebebini halkın acıklı…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 1 Mayıs 1838, Dicle Kenarında Cezire) Bu Yezidîler, dağların kendilerine Araplara karşı korunmak imkânını verdiği her yerde büyük bir çalışkanlıkla ekip biçen Kürtlerdir. Şehirleri, Kral Şapur’un kuşatmış olduğu eski Singara’dır. Sf. 176 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 176) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Moltke’nin Mektubundan; 1 Mayıs 1838, Dicle Kenarında Cezire (1)) Araplar, sınırların neresinde yabancı milletlerle temasa gelirlerse orada savaş vardır. İbrahim’in oğulları zengin ve verimli memleketleri pay etmişlerdi, yalnız İsmail ile kabilesi çöle kovulmuştu. Bütün öteki milletlerden ayrılmış olan Araplar için, yabancı ile düşman aynı anlama gelir ve el sanatlarının ürünlerini kendilerinin meydana getirmeleri imkânsız olduğu…

  • (Moltke’nin Mektubundan 28 mart 1838, Malatya) Malatya’ya vardık. Burası 5.000 kadar, kerpiçten yapılma düz damlı evden mürekkep önemli bir şehir; hatta camilerin ve hamamların kubbeleri bile balçıkla sıvanmış. Bütün avlular toprak duvarlarla çevrili, şehir baştan aşağı aynı kurşunî renkte. Pencere camının icadı yerküresinin bu kısmı için olmamış. Bir kimsenin, insan sever bir camcı sıfatıyla, bu…