Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Osmanlı Devleti

  • (Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Avrupalılar için Doğuluların fikir seviyelerini gerçekte olduğu kadar aşağı tasavvur etmek hemen hemen imkânsızdır. Okuma yazma bilen bir Türk’e «hafız» yani bilgin denir. Kur’an’ın ilk ve son surelerini ezberlemekle tahsilini tamamlar, dört işlemi de pek azı tam olarak bilir. Herkesten fazla aydın diyebileceğim ricalden bir Türk fala ve rüya…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Padişahın, kendisini geleneklerin bir mahpus gibi yaşamaya mahkûm ettiği İstanbul’daki sarayda geçen gençliği bundan ne kadar başkadır! Üstelik onun yabancılarla her türlü temasını din yasak etmekteydi. Sultan Mahmut’un annesinin Avrupalı bir kadın (tabiî bir Fransız!) olduğunu anlatırlar; bu iddianın ispatı pek zor olsa gerek; şu kadarı muhakkak ki padişah…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 12 Temmuz 1839, Malatya) Kuvvetlerimizin yarısından çoğunu teşkil eden Kürtler düşmanımızdı; kendi subayları ve arkadaşlarına ateş ediyorlar, dağ yollarını kesiyorlardı. Bizzat Hafız Paşaya birçok defa hücum ettiler. Öteki kaçaklar tüfeklerini fırlatıp atıyor, kendilerini rahatsız eden üniformalarını sıyırıp çıkarıyor ve keyifli keyifli türkü söyleyerek köylerine yollanıyorlardı. Sf. 271 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 12 Temmuz 1839, Malatya) Bütün Paşalar bu çekilişi candan istiyorlardı, fakat hiç biri bunu söylemeye cesaret edemiyordu. Ben, sivri tepede düşünceme katılmış olan Ferik Mustafa Paşadan ve Han Efendiden açıkça bunu söylemelerini istedim; Hafız Paşaya, askerlik işlerinden anlamayan mollalar gibilerine kulak asmamasını söyledim ve ona yarın güneş yeniden şu dağların arkasında battığı sırada,…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 12 Temmuz 1839, Malatya Ordugâh) Nizamiye kıtalarının da yarısını yeni askerler teşkil etmekte idi. Ölüm nispeti o kadar korkunçtu ki burada bulunduğumuz sürede piyadenin yarısını gömmüştük. Bütün bunların yerini doldurmak şimdi hemen hemen tamamıyla Kürdistan’a yükleniyordu. Köylerdeki halk dağlara kaçıyordu, peşlerinden köpekler saldırtarak kovalanıyorlardı; tutulanlar, çoğu zaman çocuklar ve sakatlar, uzun iplere sıralama…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 12 Temmuz 1839, Malatya Ordugâh) Bizzat tabiat bir yerde büyük insan yığınlarının toplanmasına karşı koyar. Medenî memleketlerde bu iş zor ve masraflıdır, buradaki gibi memleketlerde ise öldürücüdür ve uzun sürünce para yetiştirilemeyecek bir şey olur. Bu sebeple senelerden beri bu zavallı vilâyetlerin üzerine çöken tazyik korkunçtur; fakat bütün imparatorluk da büyük bir orduyu…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 20 Mayıs 1939, Birecik’te Ordugâh) Paşa’ya dün, yanlış anlaşılmaması için tercümanla harfi harfine şunları söyledim: “Mollalar sana harbin haklı olup olmadığını söyleyebilirler, fakat bunun akıllıca olup olmadığını yalnız sen takdir edebilirsin. Şartların tümü, padişahın ve Avrupa hükümetlerinin maksatları., bizim bütün ordularımızla düşmanın bütün ordularının kuvveti ve mevzileri, memleketin serveti, yığılmış olan erzak, mühimmat…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 8 Nisan 1839, Malatya) Eğin Ermenilerin baş şehridir. Asya’nın uzak bir köşesindeki bu derbende, Ermeni sarraf yani banker, eğer paşa, yani patronu ona bir iki milyon kuruş borçlu kalır ve kendisi de alış verişten bir o kadar kârla çekilirse —çünkü hesaba üç dört milyon fazla yazmıştır— hazinelerini kaçırır. (Kalfa) yani yapı ustası, (bakkal)…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 8 Nisan 1839, Malatya) Bir süre önce, bir miktar Ermeni’yi Türk ordusuna almanın mümkün olup olmayacağı sorusu ortaya atılmıştı. Hukuk ya da hiç değilse hakkaniyet bakımından sanırım ki bu tedbire itiraz olunamaz.  Asya Ermenileri kalabalık, kuvvetli bir insan soyudur. Alışkanlık yüzünden muti, emir kulu tabiatlı, çalışkandır; çoğu da zengindir. Bu anda Hıristiyan Ermeni…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 20 Şubat 1839, Malatya) Bu devletin, bu şartlarla kendi içinden çökmesi, dışardan gelecek istilâdan çok daha kolay olmayacak mıdır ve önlemek için o kadar gayret sarf edilen sonuç böylelikle kendiliğinden meydana gelmeyecek midir? Sf. 242 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 242) kitabından…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 20 Şubat 1839, Malatya) Konya, Ankara ve Malatya’da kırk bin kadar sipahi ve redif askeri toplanmıştır. Sadece bu bir felâket, hem de çifte felâkettir, çünkü hükümet bu insanları asker olarak beslemek zorunda kaldığı gibi onlardan uyruk sıfatıyla vergi alamaz; bunların ticaretleri, sanatları durur, tarlaları yoz kalır ve çoluğu çocuğu sefalete düşer. Rediflerden başka…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 20 Şubat 1839, Malatya) Şimdiki vergi toplama tarzında toplananların beşte, belki de onda biri devlet kasasına girer. Eğer şimdiye kadarki iltizam yani vergilerin bir müteahhide verilmesi, müsellim idaresi, angarya cebren asker toplama, bilinen fakat göz yumulan irtikâp ve ihtilâslar, iltimasla terfiler, hulâsa bütün eski kötü âdetler yeniden uygulanacaksa, böyle bir maksat uğrunda dökülecek…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 20 Şubat 1839, Malatya) Suriye’nin zaptını (ki ben bunu kolay bulmamakla birlikte hiç de imkânsız görmüyorum) bir an için olmuş bitmiş farz etmeme müsaade edin. Suriye’yi bir Paşa’nın eline vermek zorunlu görülüyorsa, bu zatın kıtaların başkumandanlığını muhafazaya devam etmemesi lâzımdır. Ancak askerî ve sivil iktidarın ayrılmasıyla, Osmanlı tarihinde o kadar sık görülen ve…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 27 Ocak 1839, Birecik, Urfa) Türkler at yahut eşeği olan bir insanın yaya yürümesine asla akıl erdiremezler; durur bakar ve hayretle: «yüriri» derler. Fakat yalnız gezmek, geleneklere yayan yürümekten de daha büyük bir tecavüzdür ve insan çok sefalet içinde olmalıdır ki arkasından gelip çubuğunu taşıyacak hiç olmazsa bir tembeli olmasın. Bir gün Malatya’da…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 23 Kasım 1838, Malatya) Burada, bizim taraflarda büyük bir asker topluluğunun vasfı olan babayiğitçe ve neşeli hayatı hiç aramamalısın. Bu adamlar sanki dedelerinin cengâver ruhundan tamamıyla sıyrılmış gibi. Birkaç gün önce altı nöbetçiyi nöbet yerlerinden alıp birlikte firar eden bir çavuşu kurşuna dizdik, ötekiler bunu gördüler ve «zavallı adam!» diye düşündüler. Paşa yakalanıp…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 8 Kasım 1838, Malatya) Esasen Türklerin prensibi (almalı vermeli) yani (sen de yaşa, ben de yaşayım) dır. Bu, gerçekten basit ve zevkli bir ekonomi prensibidir. Toplumun her sınıfı, en aşağıdaki müstesna, bundan faydalanır; en aşağıdakine ise sadece kaidenin ilk yarısı uygulanır. Bu sistem hakkında ileri sürülebilecek tek kusur o en aşağı sınıfın bütün…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 8 Kasım 1838, Malatya’da Ramazan) Şimdi biz Ramazan-ı Şerifte, yani o yüce oruç zamanında bulunuyoruz. Güneş gökte iken ne yiyebiliriz ne de içebiliriz; bir çiçeğin kokusu, bir tutam enfiye, bir yudum su ve hepsinden daha kötüsü çubuk yasaktır. Çoğu zaman akşam saat 5’e doğru kumandanın yanına gidiyorum, paşalar orada toplanıyor, hepsinin saati elinde.…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 8 Kasım 1838, Malatya) Bu memleketin geleneğine göre askerin evlere bizde olduğu gibi yerleştirilmesi kâbil değildi. Ya ev sahibinin ya da askerin evden çıkması lâzımdır. Malatya’da birinci yol tercih edilmiştir. Şehrin 12.000 kişilik bütün ahalisi bu kış, Asbuzu’da yazlık evlerinde kalmaya davet edildi. Şehir ise tek bir büyük kışla haline geldi. Orada artık…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 3 Kasım 1838, Malatya) Bu Türkmenler benim çok hoşuma gitti. Tabiî nezaketleri, iyi niyetliliklerinden doğma, bizimki ise terbiye ile elde edilme. Bizim çadıra toplananlara, benim yatağımdan daha garip gelen bir şey yoktu, hâlbuki bu bana pek Ispartalıca geliyordu ve sadece birkaç battaniye ile beyaz çarşaflardan ibaretti. Hele ben, yatmak için elbiselerimden bir kısmını…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 3 Kasım 1838, Malatya) Türk şehirlerinin genel olarak harap bir görünüşleri vardır, fakat hiç biri Konya kadar harap değildir. Konya’yı zamandan çok insan eli harap etmiş. Her yüzyıl kendinden öncekinin yıkıntılarından anıtlar meydana getirmiş: Hıristiyan Roma çağında kiliseler yapmak için eski tapınaklar yıkılmış. Müslüman]ar kiliseleri cami haline koymuşlar, bugün camiler de harabe halinde.…