Kategori: Osmanlı Devleti
-
Fakat o sıralarda, Türk unsuru arasında şiddetle hüküm sürmeğe başlayan milliyet cereyanı, en ziyade Aydın vilayeti dâhilinde tesir etmeğe başlamış ve Yunanlılarla Sırplardan ve Bulgarlardan gördükleri her nevi zulme tahammül edemeyerek en caniyane işkencelere maruz kaldıktan sonra Osmanlı memleketlerine ilticaya mecbur olan yüzbinlerce İslam muhaciri tarafından, yerli Rumlara karşı bazı tecavüzlere başlanmıştı. Hükümet bu tecavüzlere…
-
“Ordumuza gelince: Biz artık Alman harp usulünden kendimizi kurtaramayız. Otuz seneyi aşkın bir zamandan beri ordumuzda Alman muallimler bulunmuş, zabitan heyetimiz kâmilen Alman harp usulü ile terbiye edilmiş, velhasıl bizim ordumuz Alman askeri talim ve terbiyesinin ruhu ile ünsiyet (yakınlık) peyda etmiştir. Şimdi bunu değiştirmek mümkün değildir.” Sf. 73 “İste General Liman von Sanders ıslahat…
-
Bakınız Yunanlılar bizden pek çok akıllı çıktılar. Donanmalarının ıslahını İngiltere’ye ve ordularının ıslahını da Fransa’ya bıraktılar. Venizelos harbiye ve bahriye nezaretlerini idaresi altına aldı ve her kim ıslahat heyetine karşı ufak müşküller ibrazına (göstermeye) cesaret etmişse, merhametsizcesine ezdi. Sf. 72 Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı,…
-
İstanbul’umuzun pek müstekreh bir (kerih, nefret edilecek) âdeti vardır. Erkeklerin vapurda, köprüde, çarşıda, sokakta, mesirelerde tesadüf ettikleri İslam kadınlarına edepsizcesine laf atmaları. Buna bazı ihtiyar kadınların biraz hüsnü tabiata delalet edecek derecede güzel giyinmiş hanımlarımıza karşı lisanlarıyla ve hatta bazen elleriyle tecavüz etmelerini de ilave edebiliriz. İstanbul Muhafızı olduğum sıra duçar-ı tecavüz olan bir kaç…
-
Yahudi genç kızlar arasında yaygınlaşan fuhuşu önlemek için Samuel Cohen’in tavsiye ettiği en önemli tedbir eğitimdi. Sf. 341 İstanbul’da fuhuş faaliyetinin esas itibariyle yabancı uyruklu Yahudiler tarafında yaygın bir şekilde icra edilmesi yerel Yahudi cemaatini de etkileyecekti. İstanbul Yahudi cemaati Osmanlı topraklarında doğmuş hiçbir Yahudi genç kız veya kadının fuhuş ve genelev patronluğu yapmamasıyla övünüyordu.…
-
Odessa coğrafi konumu ve kayda değer Yahudi nüfusu nedeniyle beyaz kadın ticaretinde önemli bir diğer merkezdi. 1860 yılında Odessa’yı gezen bir Fransız seyyah Yahudilerin beyaz kadın ticaretini ellerinde tuttuklarını ve tuzaklarına düşürdükleri kadınları İstanbul’a gönderdiklerini yazıyordu. Bir gazeteciye göre İstanbul’da fuhuşla meşgul olanların sayısı o kadar kalabalıktı ki bununla iştigal edenler Sefarad ve Aşkenaz cemaatlerinden…
-
Hâlbuki 1880 ila 1939 yılları arasında Yahudiler hem “beyaz köle ticareti”nde aşikâr bir şekilde etkindiler, hem de bu etkinlik coğrafi olarak çok geniş bir alana yayılmıştı. Galiçya, Avusturya, Polonya, Romanya gibi Doğu Avrupa’nın önemli Yahudi yerleşim merkezleri fuhşun en yoğun olduğu ülkelerdi. Sf. 323 İstanbul’daki genelevlerin Galata’da yoğunlaşmalarının nedeni de aşikârdı: Galata limana yakındı. İstanbul’da…
-
(Alliance Israelite Universelle (AIU) Arşivlerindeki Aron Halevy’nin Paris’e yolladığı 12 Mart 1890 tarihli mektubundan) “Belli bir öneme sahip ilk Polonyalı Yahudilerin Konstantiniye’ye yerleşmelerinin 1854 yılında başladığı görülmektedir. Kırım savaşı döneminde Müttefik Orduları tarafından esir alınan bazı Rus Yahudi’si askerler Konstantiniye’ye nakledildiler ve orada halen yaşadıkları semtte kalmaları emredildi. Bu askerlerin gelmelerinden epey önce Konstantiniye’de parlak…
-
Franko Yahudilerin Osmanlılaşmaları gerektiğini ancak Siyonizm’in Osmanlılaşmaya hasım bir ideoloji olduğunu savunan bir aydındı. Franko’nun 1909 yılında önce El Tyempo’da İspanyolca daha sonra da Ahenk gazetesinde Türkçe çevirisini yayınladığı makalesi bu konudaki fikrini açıkça dile getirmekteydi: “Dinimiz, vicdanımız ve her türlü esbabın fevkinde (sebeplerin üstünde) fermanber (mutlak yerine getirmemiz gerekli) olan ihtiyac-ı bekamız (birlik ihtiyacımız)…
-
Emil Haim Franko da aynen kız kardeşi gibi babasının İzmir Valisi Rahmi Bey’le iyi dost olduğunu ve 1915 Ermeni tehciri sırasında babasının tembih ve ricası üzerine Rahmi Bey’in Ermenileri tehcir etmediğini hatırlıyordu. Bir diğer hatırladığı nokta ileriki yıllarda Rahmi Bey’in Gad Franko’yu yazıhanesinde ziyaret ettiğinde sürekli kendisine “beni bırakmadın, Ermenileri kesemedim” şeklinde serzenişte bulunmasıydı. Sf.…
-
Soyadı Kanunu’nun 21 Haziran 1934 tarihinde kabulünden sonra İzisel soyadını alan Samuel İsrael, Mazaltov, Raşel, Ester ve Lea adında dört kız kardeş ve Jozef adında bir erkek kardeşten oluşan altı çocuklu bir ailenin ikinci erkek evladıydı. Sf.31 Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi’yle yıllarca sürecek dostluğu da burada filizlendi. Sf. 32 Samuel Mekteb-i Hukuk-ı Şahane’den mezun…
-
Jan Beth-Şawoce: “1915’de bu Kirli Konağın adı Misafirhane imiş. Önde gelen birçok Süryani, Ermeni, Keldani ve Rum’un işkence ile öldürüldüğü yer olmuş. Bu yüzden, Kirli Konak adını almış. Sf. 186 Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 186) kitabından birebir alınmıştır.
-
“Ermenilerin bir inancı vardır; ‘Türkiye’de yaşıyorsan 10 senede bir sopayı yiyeceksin kafana.’ Bu artık bir atasözü oldu.” Sf. 11 Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Böyle çok ve böyle büyük engeller padişahın planlarını önledi. Ne yazık ki şu söz doğrudur: En Turquie on a commence la refoıme par la queue (Türkiye’de devrimlere kuyruğundan başlandı.). Bu reformların çoğu görünürdeki şeylerden, isimlerden ve projelerden ibaretti. En zavallı eser de Rus ceketleri, Fransız talimnameleri, Belçika tüfekleri, Türk…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Padişah bir darbede Türkiye’nin o zamana kadar Avrupa’nın siyasi terazisine attığı ağırlığı yok ettikten, yeniçerileri ortadan kaldırdıktan sonra, düşmanları ve kendi uyrukları onun elinden ülkeler ve memleketler aldılar. Hellas, Sırbistan, Buğdan ve Eflak elinden çıktı. Mısır, Suriye, Girit, Adana ve Arabistan bir Hidiv’in eline geçti. Besarabya ve Kuzey-doğu Küçük…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Babıâli her yanda yenilmiştir. Bir sıra yenilgi, yeniliklerin zorunlu oluşunu kavrayamayan ve bu yeniliklere bağlı ve kaçınılması imkânsız dertlerden ıstırap çeken halk tarafından, dine karşı gelmenin Tanrı cezası olarak görülmüştür. Sf. 284 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 284)…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Mühürler balmumu üstüne basılır, çünkü Kur’an gündüzün mum yakmayı yasak eder, onun için mühür mumu kullanılmaz. Evet, dinî emirler gündelik hayata o kadar işlemiştir ki sıhhî gıda maddeleri sofralardan uzaklaştırılmıştır ve hastanelerde nekahet halinde bulunanlara bile kuvvet ilâcı olarak şarap yasaktır. Kan aldırmaya, Müslüman, ancak vicdan huzursuzluğu ile ve…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Gerçi padişah aynı zamanda halifedir, fakat bu sıfatla Müslümanlık hükümlerine sıkı sıkıya bağlı kalmaya bir kat daha mecburdur. Musa kanunları gibi İslâmlık da tamamıyla maddî birçok kanunları kapsamaktadır. Kendisine bağlı olanların düşünce tarzlarına belli bir yön çizer, birazcık olsun bilince ermiş bir aklın kabul edemeyeceği kaba, maddî zevkli bir…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Rusya yenileşme işine başladığı zaman bu memleketin Avrupa ile teması o kadar azdı ki Batı devletleri, önemlerini ancak muazzam sonuçlarıyla anladıkları teşebbüslerden hiç haber alamamışlardı. Osmanlı İmparatorluğunda iş bundan ne kadar başkadır. Denebilir ki Avrupa Türkiye ile bizzat Türkiye’nin kendi kendisiyle olduğundan daha fazla ilgiliydi. Hiç değilse halk tabakasından…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Asker itaat ediyor, fakat selâm vermiyordu. Her ne kadar müstesna bazı durumlarda selâm durmak zorunda kaldıkları oluyorsa da Türk askerinin bir gâvura resmi tazim ifa edeceği yolunda genel bir prensip koymaya henüz cesaret edilememektedir. Biz son derece aşağı görülen bir sınıfın üstün paye verilmiş fertleriydik; Sf.281 Alıntı; Türkiye Mektupları…