Kategori: Siyaset
-
12 Temmuz 1947 iki açıdan önemli olmaktadır. Bu tarihte, bu yeni doktrine uygun ve yeni doktrini yürürlüğe koyacak, Türk-Amerikan Yardım Antlaşması’nın imzalandığını biliyoruz ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Türk siyaset tarihine “12 Temmuz Beyannamesi adıyla geçen bir açıklama yapıyordu. Bu açıklamasında, İnönü, “Devlet Reisi olarak, kendimi iki partiye karşı, müsavi derecede vazifeli görürüm.” Diyordu; Amerika, Türkiye’ye…
-
Paris’te Doğu Dilleri Enstitüsü’nde Soranca öğretmenim Halkaut Hâkim, doktora çalışmasında, Nakşibendi tarikatının yüz elli yıl kadar önce Buhara ve Semerkant’ta doğduğunu buradan Batı’ya ve Doğu’ya, Hindistan’a, doğru yayıldığını yazmaktadır. Osmanlı topraklarına getiren Mevlana Halit adlı bir Kürt idi ve çalışmasından Kadiri olan Mahmut Berzenci’nin dışında, önde gelen Kürt şeflerinin hep Nakşibendi tarikatı mensubu olduğunu öğreniyoruz.…
-
Aydınlar ve akademisyenler niteliksel bir düzendir, “ordre” anlamında kullanıyorum; ürkütmek, susturmak, belleklerini silmek ve misyonlarını unutturmak için kütlesel bir muameleye ihtiyaç olmuyor, tekil örnekler, geriye kalanları former etmek (şekillendirmek) için yeterli oluyordu ve olmuştur. İstanbul Üniversitesi için bir Aybar yetmez mi? Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük – (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 250)…
-
1945 yılı sonu, İran’ın kuzeyinde biriyle iyi ilişkilerde olmasa da, iki “otonom cumhuriyet” dünyaya geliyor. İran’ın bölünmekte olduğu izlenimini almak mümkündür ve tam bu sırada, neredeyse, günü gününe, Türkiye’de büyük bir komünizm tehlikesinin keşfedildiğini en az iki yıl süren bir “sağ terör” uygulandığını görüyoruz. Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002,…
-
Rusça ve İngilizce kuşkusuz Farsça ve Kürtçe bilen Gazi Muhammed’in yabancı dillere meraklı olduğunu haber vermektedir. Şeyh Sait, Şeyh Ubeydullah ve Molla Mustafa gibi Nakşibendi tarikatı mensubu Gazi’nin, kurduğu cumhuriyette, Mahabad’da yaşayan Yahudilerden bakan yapması ilgi çekicidir. Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 243) kitabından birebir alınmıştır.
-
Şah zamanında olsa da İranîler’in, Kürtleri, “Dağ İranîleri” sayarak aşağılamalarının etkisini tahmin etmek zor değildir, genellikle böyle oluyordu. İşte böyle bir ortamda, 1943 Ağustos ayında, Mahabad, genç Kürtlerin bir araya gelerek Komala-i Jizn-i Kürde, Kürt Gençlik Derneği’ni kurmalarına tanıklık ediyordu; daha çok kültürel aktivitelere yöneliyordu. Ancak demek, Musul, Kerkük, Erbil, Süleymaniye türünden Irak kentlerinde de…
-
İnsanın zaafsız insanı sevdiği görülmemiştir ve insan, zaafsız insan karşısında hep korkmuştur; hâlbuki Türkiye insanı, en korkunç olduğu zamanda bile Nâzım’ı sevmiştir. Türkiye’nin bu en “Büyük” çocuğu bu sevgiyi hak ediyordu. Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 213) kitabından birebir alınmıştır.
-
Ülke yönetilemez hâle gelmişti. Başbakan Demirel’in birdenbire, hiçbir hazırlığı olmadan, Moskova’ya gittiğine ve Sovyetler Birliği ile ancak 1921 yılında yapılan ile karşılaştırılabilecek bir antlaşma imzaladığına tanık oluyoruz; belki de, Soğuk Savaş döneminde, Sovyetler Birliği’nin karşı kamptaki bir ülke ile yaptığı en geniş: ekonomik ve ticarî anlaşmadır. Bu umulmadık ve çok kapsamlı anlaşmanın, 1921 benzeri bilinmeyen…
-
İkinci doğrulama ise, 1963 yılından sonra ve İsmet İnönü başbakanlığındaki koalisyon döneminde ortaya çıkıyordu. Kıbrıs Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un, biyografisini yazan S. Mayes’in sözleriyle, Kıbrıs’ta henüz müfrit (aşırıcı) güçleri yeteri ölçüde değerlendiremediği bir zamanda ve önleyemediği Türklere yönelik katliamlar nedeniyle Türkiye, Kıbrıs’a çıkartma hazırlığına girmişti; kısa zamanda, hem çıkartma araçlarının yetersizliği ve hem de Washington’un baskısıyla…
-
O sırada Türkiye’de dezenfekte pamuk için bir tek firma vardı ve tekel konumundaydı, sahibi kendisi için tayin edilen vergiyi ödemeyince ve bu nedenle yol yapımında çalışmak üzere kampa gitmeyi onuruna uygun saymayınca, idrofil fabrikasını satışa çıkarıyordu; alıcısı, zamanın Cumhurbaşkanı İsmet Paşa’nın kardeşi Hasan Rıza’dır. Doksan bin liralık vergisini ödeyemeyen birisinin lastik fabrikası da R. Minkari’nin…
-
Lord, Erzurum’daki camilerin çoğunun eski Ermeni kiliseleri olduğunu tespit etmekte zorlanmıyor ve Şerefname’de de yazılmasına ek olarak, Bitlis için, “an Armenian town” demekten geri kalmıyordu. Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 195) kitabından birebir alınmıştır.
-
1934 yılında Sovyetler Birliği’nden aldığı ilk kredinin arkasından Britanya’nın ve daha sonra Fransa’nın otuzlu yıllarda Türkiye’ye sürekli kredi açtıklarını görüyoruz. Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 190) kitabından birebir alınmıştır.
-
1906 yılında, tam bir halk hareketiyle, ilk meşrutiyetlerinin ilânını sağlıyorlar. Tahran sokaklarında halk, “Yaşasın İran Milleti” diye bağırıyor; bazı kaynaklar İranlıların ilk kez sokaklarda böyle bağırdıklarını kaydediyorlar. Bunun Türkiye yenilikçilerini umutlandırmış olması ihtimal dâhilindedir; Türkiye’de Meşrutiyet iki yıl sonra geliyor…. Sf. 186 Rıza da bir şapka devrimi yapıyor, kadın haklarını tanıyor ve tekkeleri kapatıyor; ayrıca…
-
Kemalizm, doktrinal değil, pratik ve eklektik bir sürecin adıdır. Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 184) kitabından birebir alınmıştır.
-
Halkı laisize etmek kolay değildir; benim, önceki çalışmalarımda ısrarla tekrarladığım gibi, hareketin felsefî temellerinin olması zorunludur, Kemalist laisizmin hiçbir felsefesi ve geniş anlamda politik, tabanı bulunmuyordu. Pratikti ve bu nedenle geçici kalmaya mahkûmdu; Lord Kinross, Osmanlı döneminde, devletin dinin bir departmanı iken Kemalist dönemde dinin devletin bir dairesi hâline getirilmesine işaret ediyor ki, bu da,…
-
Askeri bir diktatörlükle idare edilen Irak’ta bile Müslüman olmayan başbakan yardımcıları bulunabilmektedir ve bunu Türkiye’de düşünebilmek imkânsızdır. Suriye’de ise iktidardaki Baas Partisinin kurucusu Mişel Eflak adında bir gayrimüslimdir; Suriye Ordusu’nda Hristiyanların subaylık yapması bir yana, çok küçük bir azınlık olan Alevilerden bir cumhurbaşkanı uzun yıllar ve hâlâ baştadır. Mısır’a gelindiğinde, bundan önceki Birleşmiş Milletler Genel…
-
Bu açıdan, bazı yabancı kaynaklarda yer alan ve Talat’a atfedilen, “Ermeni Sorununun çözümünde ben, Abdülhamid’in otuz yılda başardığının çok daha fazlasını üç ayda başardım” sözünün gerçekten söylenip söylenmediğini bilmiyoruz; bildiğimiz, eğer uydurulmuşsa son derece isabetle uydurulduğudur. Eğer bu söz yalansa, gerçekten daha doğru bir yalan niteliğindedir; üzerinde durduğumuz dönem, kişiler değişse de, bu çizginin hiç…
-
Osmanlı sultanı, hem kardeşinin ölümünü emrediyor, hem ölüme ağlıyor ve kardeşinin ya da yeğenlerinin celladına cellat seçiyordu; hiçbir sarayda görülmeyen bu ikiyüzlülüğün bazı seremonileri bile var. Osmanlı hanedanı, Moğol saraylarından öğrenip beğendikleri bir usulle asillerini sadece boğduruyorlar ve üstelik bu işi, sadece ipek sicimle yaptırıyorlardı. Osmanlı’da kafası vurularak öldürülmek, adî insanlara ait bir sondur. Kuşkusuz,…
-
Kırım Savaşı’nın sürdüğü üç yıllık zaman süresince İstanbul, bir büyük hastaneye dönüşmüştür. Dünya hemşireliğinin kurucusu sayılan Florence Nightingale’in, bu sıfatı, Kırım Savaşı sırasında ve İstanbul’daki çalışmaları nedeniyle alması da bunu doğruluyor; bir ölçüde, hemşirelik de, Kırım Savaşı’nda doğmuş olmaktadır. Uzun süren bu savaşta, Fransız ve İngilizler fazla kayıp vermiş, subayları ve erleri yaralanmıştı; yaralananlar, İstanbul’da…
-
Tanzimat, halkçı olmamak bir yana, halka güven de beslememektedir; halkla ilgili tek çizgisi, halkı değiştirmek istemesidir. Bu nokta, Türkiye tarihinin ufkunun ötesinde de, ilgi çekici görülmelidir; yüzyıl sonrasının Kemalizm’i kadar Tanzimatçılığın da nihaî başarısızlığı, getirdikleriyle birlikte, ele alınmak durumundadır. Tanzimat, hiçbir alt yapıya sahip olmadan, çok dinli ve çok milletli bir emperyal düzen kurmak istiyordu;…