Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Siyaset

  • Yeniçeri-esnaf-tekkeler ve İslam uleması güç birliği zaman zaman patlamalara sebep olmuşsa, aslında üretim güçlerinin yeterince gelişememesinden olmuştur. Fakat bunların iktidarı merkezde kısa ömürlü olmuş ve üretim biçimi bozulmuş olarak devam etmiştir. Bozulma giderek süreç içinde ortaya âyan gibi güçleri çıkarmışsa da, bunlar Senedi İttifak’a rağmen, tam iktidar olacak şekilde üretim biçimini değiştirememiştir. s. 241 Alıntı;…

  • a) Merkezi sistem kuruluştan itibaren gelişmiştir, b)Padişah ile Beylerbeyi, Sancakbeyi, zaim, tımarlı sipahi arasında bir kuvvet dengesi değil, mutlak bir hizmete dayanan hiyerarşi vardır. Bunlar kapuya (saraya) bağlıdır. Toprak ve reaya padişahındır. Ara yerde bürokratlar vardır. Merkeziyetçiliğe karşı sivrilmeler, sistem gereği ezilecektir. Böylece feodal ilişkilere kapı devamlı kapalı tutulmaya çalışılacaktır, c)Osmanlı’da ceza sistemi merkezileşmiştir. Şeriat…

  • Bilindiği gibi, devrim, “bürokratik ve askeri mekanizmanın el değiştirmesi” değildir. Bunu devrim sanmak, oportünizmdir. s. 228 Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 228) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye’de tarih boyunca, halk kitleleri, yenilik hareketlerini kuşku ile izlemiştir. Çok defa görmüştür ki, gelen yenilikler, halkın kendini savunmak için sarıldığı bazı şeyleri elinden alıp götürmüştür. Bu sebeple “büyük halk kitleleri, doğru ya da yanlış gelen yenilikleri, kökü kendisi dışında kabul edip kuşku ile karşılayacaktır.” İşte bu, tarihî olarak adeta müesseseleşmiş “tutum, kuşku, bir yenilik…

  • Oysa 1960’tan sonra bürokrat grubun subay kesiminin, kitle olarak niteliğini değiştirecek, tarihî bir gelişmenin içine itilmekte olduğunu görüyoruz. Bürokratların subay kesimi kitle halinde üretim aracı sahibi sınıf olmaya itilmektedir. s. 131 Kısaca, yönetici tam bürokrat bir grubun öncülüğü ile bütün subaylar ordu yardımlaşma kurumu yoluyla kapitalist sınıflar içine dönüştürülüyor ya da aktarılıyorlardı. s. 131 Denilebilir…

  • Araç olarak sayılacak bir Toprak Reformu meselesi vardır. Toprak reformuna CHP eskiden beri taraftar, çünkü CHP bürokratı, toprak sahiplerini karşısında bulduğundan bu gücü bölmeyi düşünebilir. Acaba CHP nasıl bir toprak reformu istiyor? Çünkü Amerika da az gelişmiş ülkelerde toprak reformu ister. Amerika’nın amacı şudur: Tarımsal bölgede reformla üretim artırılabilir ve bu da sanayi ürünlerine talebi…

  • CHP’liler toplantısı sonunda 2 Temmuz 1968 tarihinde Ulus Gazetesinde kırmızı çerçeve içinde yayımlanan “Ortanın Solu” tanımını okuyalım: s. 126 Bu tanım bir istisnasıyla, sadece amaçları sıralamaktadır. Bu amaçlarda anlaşmayacak hiçbir parti liderinin bulunduğunu da sanmıyorum Türkiye’de. Mesele, bunların ne gibi araçlarla gerçekleştirileceğidir. Partilerin kişiliği, araçlarının niteliğindedir. s. 126 Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer,…

  • Esasen, tekelci kapitalizmin egemen olduğu bir dünyada onun koşulları içinde, DP iktidarının uzun süreli şansı yoktu (şimdi de AP’nin olmadığı gibi). DP’yi iktidardan sanıldığı gibi aslında CHP’nin muhalefeti düşürmemişti. DP, başlangıcı kendisinden önce CHP iktidarında açılan yolda gelişen iç üretim güçlerine dayanarak ve onların daha da gelişmesi için izlenen ve kaçınılmaz gözüken politikadan dolayı düşmüş;…

  • Muhalefet, özellikle bürokratik CHP, başlangıçtan beri inemediği temel meselelere inebilecek değildi. Türkiye’de sol yaşatılmamıştı. CHP bazılarına göre soldu. Oysa üretim güçlerinin geliştirilmesi açısından bakarsak ve daha büyük kitlelere mutlak olarak bir şeyler verebilmeyi dikkate alırsak DP daha soldu denilebilir belki. Harpten sonra iki partinin emperyalizmle ilişkilerinde, ana hatlarıyla önemli bir fark görülmemiştir. Laik olarak, Batıcı…

  • İsmet Paşa’nın sık sık tekrarladığı bir söz vardı. Bu, Lozan Sulh Konferansında Lord Curzon tarafından Osmanlı borçları konusu tartışılırken İsmet Paşaya söylenmişti; “Siz paraya ihtiyacınız olunca nasıl olsa bize başvuracaksınız” biçiminde bir sözdü bu. Hazin değil midir ki, bu sözleri söyleyen Paşa’nın CHP’si, 1950’den önce iktidarda iken, dış krediler almaya başlayan, bazı ikili anlaşmaları yapan…

  • Devletçiliği savunan kadroculardan Yakup Kadri Karaosmanoğlu devletçilik uygulamasını şöyle anlatıyor: “Fakat bu iktisadi ve sınai gelişme hareketimiz öylesine “irrational”, öylesine başıbozuk bir tarzda kalmış ve araya işten anlamaz ya da kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmez komisyoncu, anaforu bir takım tufeyli unsurların karışımıyla kurulan fabrikalar, yapılan tesisler o kadar pahalıya mal olmuştu ki, uzun bir…

  • Tanzimat ve Meşrutiyet bürokratı, Osmanlı mülkiyet sistemini değiştirmiş, âyan ve bürokratın serveti müsadere edilemez olmuştu. Ve miri topraklar üzerinde âyan ya da eşrafın fiili tasarrufu, köylüler aleyhine, mülkiyete dönüşüyordu. Bu arada bürokrat kendine has yollardan servet sahibi olabiliyordu. Suyun başında idi. İmparatorluk sadece dıştan paylaşılmıyordu; içerden de paylaşılıyordu! s. 104 Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması –…

  • İttihat ve Terakki idaresi, özellikle yabancı sermayeye ait şirketlerde 1908 yılında yer alan grevleri zaman zaman asker ve polisle zorla bastırmıştı. Yabancı sermayenin zoruyla meşhur “Tatili Eşkâl Kanunu” çıkarılmıştı. (1) s. 92 Gerçekten de adamları ve akrabalarıyla bunu da bir derecede başardılar. İttihat ve Terakki için anlamlı bir adı, Yahya Kemal koymuştur. Bu ad “İktidar…

  • İttihat ve Terakkinin genellikle on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı bürokratlarına has diğer bir yanına işaret etmek gerekir. Bunlar da “devleti kurtarmak” iddiası ile iktidara geldikten sonra nüfuz ticareti ve nepotizm yanında, emperyalist-levanten-bürokrat işbirliğine girmiş ve bunu yürütmüşlerdi. İngilizler yerine kısmen Cermen kapitalistleri ikame etmek neticeyi değiştirmezdi. s. 92 Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer,…

  • 1908 Meşrutiyeti ile İttihat ve Terakki Cemiyeti, imparatorluğa hâkim olmuştu. Devlet cemiyetin eline geçmişti. Fakat Osmanlı Devleti’ni ele geçirmek, toplumu ele geçirmek değildi. Oysa onlar toplumu, daha doğrusu halkı elde edeceklerine, devleti elde etmek istemekteydiler ve bu yoldan elde edilen ya da kapılan devlet, kurtarılabilir sanılıyordu. Devletin toplumda (hiç değilse bazı sınıflarla) organik bütünlüğü olmaksızın…

  • SOL YAN SAĞ YAN Yeniçeri-esnaf-ulema birliğinden gelen Doğucu-İslamcı halk cephesine dayanan:   Batıcı-laik bürokratik geleneği temsil eden:   Jön Türklerin Prens Sabahattin Kanadı Hürriyet Ve İtilaf Jön Türklerin Terakki Ve İttihat Kanadı İttihat Ve Terakki (Önce cemiyet, sonra fırka) İkinci Grup; (Birinci Büyük Millet Meclis’inde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde) Birinci Grup; (Birinci Büyük Millet Meclisi’nde Müdafaa-i…

  • Batı kapitalizmi, artık bilinen her şeyiyle imparatorluğa girip onu dağıtıyor ve kendine gerekli olanı da kontrol altına alıyordu. Balolar gibi, Batılı görüntülü yaşantı yanında kültür emperyalizmi eğitim kurumlarıyla ve zorunlu olarak giriyordu ülkeye. 1863’te Amerikan Koleji açıldı. Anadolu’da özellikle Doğu’da Amerikan misyoner okulları kurulmuştu. Robert Kolej azınlık komitecilerinin yetiştirildiği bir yer olmuştu. Daha sonra Doğudaki…

  • Nihayet üretim güçleri tasfiye olurken, devletin artan gelirlerini karşılama olanağı daha da azaldığından, Tanzimat bürokratı dış borçlanmayı savunmaya başlayacaktı. 1854’te ilk defa olarak 3,3 ve 1855’te 5,5 milyon Osmanlı altını değerinde, fakat İngiliz lirası üzerinden borçlanmalar oldu. Böylece Osmanlı Devleti’nin, Batı finans baronlarının vesayeti altına düştüğü dönem açılmış oldu. s. 75 Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması…

  • Yabancılar %5 gibi düşük gümrük resmi ödedikten sonra Osmanlı ülkelerine istedikleri malı getirip serbestçe satabilirlerdi. Hatta sadece dışardan getirdikleri malı değil, Osmanlı topraklarında üretilen herhangi bir yerli malı da bir yerden alıp diğer bir yerde serbestçe satabilirlerdi. Böyle bir liberalizm, sanıyorum, dünyada ilk defa uygulanıyordu. s. 72 Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına…

  • Lale devrini sona erdiren Patrona Halil Ayaklanması gibi, Üçüncü Selim’in devlet eliyle fabrika kurmaya çalışmasını da kapsayan Nizami Cedit denemesi de, ulema-esnaf-yeniçeri birliği karşısında yenik düşmüştü. Batı kurumlarını alabilmek için çalışanlara karşı, bu ulema-esnaf-yeniçeri birliği, İslamcı akımın gittikçe büyüyen çekirdeğini meydana getirmişti. s. 69 Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman,…