Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Türk Tarihi

  • I. Murad, Memlûk modelinden esinlenmiş, farkı, bizde devşirmelerin evlenmeleri yasaklanmış. Sf. 28 Alıntı; Fatih Sultan Mehmet (Yirmibir Yaşında Bir Çocuk) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ekim 1987 – Sf. 28) kitabından birebir alınmıştır.

  • Profesör Doktor Faruk Sümer’in her açıdan eşsiz “Şahıs Adları” çalışmasına bakma cesaretini gösterirsek bir büyük sürpriz ile karşılaşmamız kaçınılmaz olmaktadır. Çünkü bu kaynağa baktığımızda Türk Tarihinde “Mehmet Ali” adını taşıyan hiçbir kimseye rastlamıyoruz. .. Osmanlı dinastisitesinde (hanedanında) Mehmet Ali’ler bir yana tahta oturmuş hiç “ali” görünmüyor ve daha da önemlisi Profesör Sümer “ali” adını da…

  • Büyük keşiflerin, Türklerin İstanbul’u alarak Doğu yollarını kesmeleri üzerine zorunlu hâle geldiği iddiası ciddiyetten uzaktır; bir kez İstanbul’un Fethi sembolikti ve Türkler o zamana kadar yeterli ölçüde ilerlemişti. İkincisi; Türkler hiçbir zaman ticarete engel çıkartmadılar ve kapitülasyonlar vermek te dâhil her yolla özendirmişlerdir. Üçüncüsü asıl zenginliğin Hindistan’da olduğu çok önceden biliniyordu, karayolu hem çok pahalı…

  • Moğollarda en büyük şef de, buna imparatorluklarda Cengiz denilmektedir, “Fatih” adı verilen bir asamblede yapılan seçimle belirleniyordu. “Fatih” çalışmamda Osmanlı Sultanlarının da seçimle geldiğini gösterebilmiştim; bir Sultan’ın tahtının belli bir döneminden itibaren başlayan ve muhtemel adayların, şehzadelerin demek istiyorum, öldürülmesi şeklinde devam eden süreç bir Sultan seçimidir. .. Kanlı seçimdir ve seçmenler, partiler şeklinde örgütlenen…

  • Her yenilenin, yenenin âdet ve kurumlarına ilgi duyması ve bunların transplantasyonuna eğilim göstermesi doğaldır ve tarih tanıklık ediyor. Fakat biz Türklerde istisnai bir durum da görülüyor; Türkler, Roma’yı dağıtarak Anatolia’ya girmişti, kendisini muzaffer sayabiliyordu; ama yine de Roma kurum ve âdetlerini kopya ettiğini biliyoruz ve bizde, hayranlık ve bununla birlikte gelen aşağılık kompleksi neredeyse bir…

  • Hazar sözcüğünün “gezmek” veya “gazmak” fiilinden geldiği de ileri sürülüyor “gazar” olabilir, “gezer” de telaffuz edebiliriz, gerçekte bir Türk kavmi olduğu kesindir. Hazar devleti Kırım’a kadar uzanan toprakları merkez alan büyük bir imparatorluktu.  O sıralarda şaman olduklarını tahmin edebiliriz. Türklerde din değiştirmenin toplu ve politik olduğunu biliyoruz, Hazar Kağanı Batıdan Hristiyanlık ve Doğu’dan İslam tarafından…

  • Nâzım Hikmet’in büyük dedesi Konstantin Borjenski’yi, -alias Mustafa Celalettin Paşa- Türkoloji’nin kurucusu saymak mümkün mü? Türkist Yusuf Akçura’nın yazımına bakacak olursak, böyle düşünmemiz gerekmektedir.          “Bu Leh asilzadesinin en büyük hırs ve hevesi savaştı. Daha pek gençken, birinci vatanını kurtarmak emeliyle 1848 İhtilali’ne bir Leh ihtilalcisi sıfatıyla katıldığı gibi, ikinci vatanını korumak amacıyla da 1850’den 1876’ya…

  • “Dinsellikle bu Türk – Kürt ikilemi, Türkoloji ve Kürdoloji’nin doğuşunda da kendini göstermektedir; eğer yapılan analizler doğru ise, Türkoloji, esasında bir İngiliz keşfi ise, Fransa bu keşfi geliştiriyordu Rusya’nın da Kürdoloji’yi keşfederek buna cevap vermesini beklemek zorunludur. Gerçekten de, burada çok kısa olarak bunu göstermek imkânımız var. Kürdoloji çalışmalarını, zaman zaman “Kürdoloji’nin Babası” olarak ta…

  • Türkler’in, son derece paradoksal bir niteleme ile yüzeyde dindar oluşları ya da sık sık din değiştirmeleri, bir kapıdır; bilimsel bir kışkırtıcılığı var ve cezbediyor. Türkler’in teorileri, en yakın pratikleridir. Türk dilinin dehasını da somuta karşı durdurulamaz bir eğilimde görüyoruz; pratiği teori bilmeleri ile tutarlıdır.  Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002,…

  • Dillerine çok düşkün Türkler, din alanında ise, kesinlikle Ortodoks olmuyorlar; Cahun’un anlatımına bakacak olursak, buradaki zafiyetleri, non-ortodoks sözcü­ğünün verebileceği anlamdan çok ötededir. Cahun, Selçuk Türkleri’nin, 800-1000 yılları arasında tarihin en büyük imparatorluklarından birisini kurduğu zaman, kavminin belli bir dini olmadığını ekleyebilmektedir, Leon Cahun, bir de Osmanlı’da geçerli, “Turkman, za’if ul iman”  Alıntı: Sırlar – Yalçın…

  • Rusya kolonyalizmi türkofon kavimlerin yaşadığı topraklara yayılmasına başta Büyük Britanya olmak üzere Fransa’nın cevabı Türkist cereyanları güçlendirmek ve Türkoloji’yi kurmak olarak ortaya çıkıyordu, Tarihlerde de tam bir uyum görüyoruz. Akçuraoğlu Yusuf, ihmale uğramış ancak pek yararlı çalışmaları “Türklerin Tarihi”inde, “Bilinmektedir ki, 1860 yıllarına doğru Rusların Asya’da yayılmaları İngilizleri ürkütecek kadar hızını arttırmıştı”, diye yazıyordu; Macar…

  • Osmanlı sultanı, hem kardeşinin ölümünü emrediyor, hem ölüme ağlıyor ve kardeşinin ya da ye­ğenlerinin celladına cellat seçiyordu; hiçbir sarayda görülmeyen bu ikiyüzlülüğün bazı seremonileri bile var. Osmanlı hanedanı, Moğol saraylarından öğrenip beğendikleri bir usulle asillerini sadece boğduruyorlar ve üstelik bu işi, sadece ipek sicimle yaptırıyorlardı. Osmanlı’da kafası vurularak öldürülmek, adî insanlara ait bir sondur. Kuşkusuz,…

  • Osmanlı yönetiminin göçüklerin coğrafî dağıtımında son derece politik davran­masına bir nokta daha eklenebilir; her coğrafî yerde hem kavim ve hem de aşiret olarak bir güç olmamalarına çok dikkat edilmiştir. Hiçbir yerleşim bölgesine damgalarını vuramıyorlar; hem Türkler ile hem de başka kavimlerle karıştırılıyorlar. Böylece bağımsız bir siyasal güç olmamaları için gerekli özen gösterilmiş olmaktadır.  Alıntı: Sırlar…

  • Batılılar, helâ’yı bilmiyorlardı; dillerinde, istikrarlı bir helâ sözcüğünün bulunmaması ve za­man zaman, “wc”, water-closet, türünden son derece üstünkörü göstergelere başvurmaları, bu­nun kanıtıdır. Ayrıca, teknoloji tarihi, Fransa’da parfüm sanayiinin gelişmesini, helâ’yı bilme­yen Fransız asillerinin deodorant ihtiyacına bağlayan görüş, genellikle kabul görmektedir. Hamam türünden, a la turca helâ’nın, bir Doğu ve Osmanlı icadı olması mümkündür.  Alıntı: Sırlar…

  • Sadece fetihler yoluyla değil, Türkler’in her vesile ile karışmak istemeleri ve başkalarının âdet ve way of life’nı almaya karşı en küçük direnme göstermemeleri, Türkler’e uygun görünen tutuculuk damgası ile kökten çelişmektedir. Tutucu olmamak bir yana, belki de “köksüz” denecek kadar açık olduklarını saptayabiliyoruz. Benim için acı bir saptamadır.  Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları…

  • Sovyet Dışişleri Komiseryası’nın 1920 yaz ayları geride kalırken, “Doğu Komünist Partileri”  içerisinde, daha hırslı, daha atak ve kendi ülkelerinde de komünizan düzenler kurmak isteyen liderlik kadroları, tasfiyeye başladıklarını kabul etmek zorunluluğu belirmektedir.  Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 84) kitabından birebir alınmıştır.          

  • Osmanlı Sultanı Selim’in, cenge tutuşmak üzere olduğu İran Şahı İsmail’e Farsça mektup yazması ve İsmail’in cevabını Türkçe göndermesi de tarihin büyük ironilerinden birisi olarak önümüzde durmaktadır.  Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 68) kitabından birebir alınmıştır.          

  • Bölünmekten korktuğumuz için hiç “bâtınî” (derinlikli) olamıyoruz ve hep sathiyat (yüzeysellik) ile yetiniyoruz. Bizde “bölünme” içgüdüsü çok güçlü ve “red” refleksi ise olağanüstü zayıftır; red’den korkumuz, sadece yüzeye bakmakla kendisini belli etmekte ve aynı anlama gelmek üzere gizlemektedir. Bu gerçekten korku anlamındadır ve olgulara yiğitçe bakamadığımız için hep yüzeyde kalıyoruz; derin, bizim ürperti alanımız olmaktadır.…

  • İç Asya bozkırında her etnik kökenli kavmin, varlığını ancak birlik olarak sürdürebileceği olgusunu başlangıç noktası alabiliriz; buna karşılık Erzurum – Van çevresi veya daha güneyi labirenti hatırlatan vadi, dağ, ırmaklarıyla, buradaki Ermeni veya Kürt Aşiretleri için birlik, hiçbir zaman hayati bir zorunluluk olmuyordu. ..  Alıntı: Tekelistan – Yalçın Küçük, (YGS Yayıncılık 4. Baskı – Sf.…

  • Türko – Mongol İmparator Cengiz, zapt ettiği kentlerde sadece, zanaatkâr ve tüccarın canına kıymıyordu; Türklerin tarihin kaydettiği ender tüccar kavimlerden birisi olduğunu söyleyebiliriz.  Alıntı: Tekelistan – Yalçın Küçük, (YGS Yayıncılık 4. Baskı – Sf. 292) kitabından birebir alınmıştır.