Bilgi Bakkalı
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
Kategori: Türk Tarihi
-
Sadece fetihler yoluyla değil, Türkler’in her vesile ile karışmak istemeleri ve başkalarının âdet ve way of life’nı almaya karşı en küçük direnme göstermemeleri, Türkler’e uygun görünen tutuculuk damgası ile kökten çelişmektedir. Tutucu olmamak bir yana, belki de “köksüz” denecek kadar açık olduklarını saptayabiliyoruz. Benim için acı bir saptamadır. Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları…
-
Sovyet Dışişleri Komiseryası’nın 1920 yaz ayları geride kalırken, “Doğu Komünist Partileri” içerisinde, daha hırslı, daha atak ve kendi ülkelerinde de komünizan düzenler kurmak isteyen liderlik kadroları, tasfiyeye başladıklarını kabul etmek zorunluluğu belirmektedir. Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 84) kitabından birebir alınmıştır.
-
Osmanlı Sultanı Selim’in, cenge tutuşmak üzere olduğu İran Şahı İsmail’e Farsça mektup yazması ve İsmail’in cevabını Türkçe göndermesi de tarihin büyük ironilerinden birisi olarak önümüzde durmaktadır. Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 68) kitabından birebir alınmıştır.
-
Bölünmekten korktuğumuz için hiç “bâtınî” (derinlikli) olamıyoruz ve hep sathiyat (yüzeysellik) ile yetiniyoruz. Bizde “bölünme” içgüdüsü çok güçlü ve “red” refleksi ise olağanüstü zayıftır; red’den korkumuz, sadece yüzeye bakmakla kendisini belli etmekte ve aynı anlama gelmek üzere gizlemektedir. Bu gerçekten korku anlamındadır ve olgulara yiğitçe bakamadığımız için hep yüzeyde kalıyoruz; derin, bizim ürperti alanımız olmaktadır.…
-
İç Asya bozkırında her etnik kökenli kavmin, varlığını ancak birlik olarak sürdürebileceği olgusunu başlangıç noktası alabiliriz; buna karşılık Erzurum – Van çevresi veya daha güneyi labirenti hatırlatan vadi, dağ, ırmaklarıyla, buradaki Ermeni veya Kürt Aşiretleri için birlik, hiçbir zaman hayati bir zorunluluk olmuyordu. .. Alıntı: Tekelistan – Yalçın Küçük, (YGS Yayıncılık 4. Baskı – Sf.…
-
Türko – Mongol İmparator Cengiz, zapt ettiği kentlerde sadece, zanaatkâr ve tüccarın canına kıymıyordu; Türklerin tarihin kaydettiği ender tüccar kavimlerden birisi olduğunu söyleyebiliriz. Alıntı: Tekelistan – Yalçın Küçük, (YGS Yayıncılık 4. Baskı – Sf. 292) kitabından birebir alınmıştır.
-
a)Türkoloji İngiliz emperyalizminin icadıdır ve daha çok Rusya’nın İç Asya’yı kolonize etmesine bir çare olarak düşünülmüştür. Türkiyat’ın Türkiye’ye atlaması daha sonra gerçekleşiyordu. b) Rusya buna karşı olarak Kürdoloji’yi buluyor ve geliştiriyordu, karşı silah olmuştur. c)Türkoloji’nin temellerinin Macar asıllı İngiliz istihbaratçısı Vambery ile Fransız Cahun olduğunu biliyoruz ve bugünün en popüler temsilcileri ise, Anglo – Amerikan…
-
Gerçekten biz Türklerde din var, iman yoktur ve hiç olmadığını söylemek zorundayız. Alıntı: Tekelistan – Yalçın Küçük, (YGS Yayıncılık 4. Baskı – Sf. 262) kitabından birebir alınmıştır.
-
İbrani İsimler Sözlüğü, “Aylin”, “Eileen” biçiminde kayıtla Helen’e yakın olduğuna işaret etmektedir. Sabatayistlerin kızlarına isim koyarken “Elçin” adına özel bir eğilim belirttiklerini de görüyoruz. Alçin ve Elçin Moğollarda bir isim olmaktadır. Alıntı: Tekelistan – Yalçın Küçük, (YGS Yayıncılık 4. Baskı – Sf. 121) kitabından birebir alınmıştır.
-
Türkiye Yahudilerinin bu isme eğilimini bir sır olmaktan çıkartmaktadır ve nerede ise öz isimleri sayıyorlar. Sf. 98 İbranice “b” ve “v” aynı sese işaret ediyorlar, dolayısı ile “Avram” ve “Abram” yazılışları aynıdır. Arabi, İbrani ve Türkçe isimler; sınırlı seçki; ARABİ İBRANİ TÜRKÎ Bin Ben Oğlu/ Zade Abu/ Ebu Avi Babası/ Reis Abd/ Abdi Abdi/Avdi/ Obadish …
-
Batı dünyasında hemen hemen her yerde Türkoloji, Yahudi kökenli öğretim üyelerinin elindedir. Alıntı: Tekelistan – Yalçın Küçük, (YGS Yayıncılık 4. Baskı – Sf. 97) kitabından birebir alınmıştır.
-
Diasporada yaşayanların iki ismi olmaktadır; birisine “gentile” isim deniyor, Musevî olmayan anlamındadır ve bir de İbranî isim olması zorunludur. Sf. 90 Osmanlı’da tutsak alınan Hristiyan çocuklarına da baba adı olarak “Abdullah” yazılıyordu, mezar taşına da. Fatih’in annesinin babasının adı da Abdullah olarak yazıyordu, demek tutsak bir cariyenin oğludur. Bu, Osmanlının ilk dönemlerinde Yeniçerilerin tümünün baba…
-
Türklerde din değiştirmelerin hep politik gerekçelere dayandığını ve bu nedenle Türklerin hiçbir zaman bir dinin bağnaz taraftarı olmadıklarını da biliyoruz. Orhan adı da pagan Tatarlardan alınıyor. Orhan’a gelince Müslümanlığını çok yüzeysel saymak zorunluluğu var. Bir kez Bursa’yı alınca, çevredeki Roma topraklarında, ne kadar Yahudi oturuyorsa bunları Bursa’ya çağırdığı bilinmektedir; o kadar öyle ki, gelen Yahudilere…
-
Kaşgarlı; “Boğaz harflerinden olan خ ھ ؏ harfleri dahi yoktur. Türk ağzı “h” harfini çıkarmayı sevmemektedir.” Gerçekten de Muhammet – Mehmet – Memet transformasyonu olmakla birlikte özensiz konuşmada hep “me’met” diyoruz ve bunu A’met veya bunu ka’ve örneklerinde de tekrarlıyoruz. Aslında bu “h” sesi birçok ağız için sorun yaratmaktadır; dilbilimciler İran halkının bu harfi söyleyememesinin…
-
Kurucu kabile söğüt çevresine geldiğinde pagan olduğu tezi de ilk defa ileri sürülmüyor. Sf. 73 İlk akla gelen de kurucusunun adının “Ataman” veya “Atman” olabileceğidir. Sf. 74 Osmanlı devletinin kuruluşuna kadar Türklerde bir tek Osman adına rastlanmamaktadır. Bunun dışında ise iki “Otman” adını görüyoruz; ayrıca “Orhan” bugün hâlâ Kürt köylerinde Urhan olarak söylenmektedir ve Arapların…
-
1916 yılında Oxford Üniversitesi yayınevi tarafından çıkartıldığında deprem etkisi yaratan Gibbons, Osmanlı’nın pek çok zaman ileri sürüldüğü üzere bir Türk kabile tarafından değil birçok dinden ve kavmin karışmasıyla oluşan yeni bir millet tarafından kurulduğunu ileri sürüyordu. Sf. 73 Alıntı: Tekelistan – Yalçın Küçük, (YGS Yayıncılık 4. Baskı – Sf. 73) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’IN YORUMU…
-
Osman’ın dedesinin adının Süleyman veya Soliman olduğu rivayet edilmektedir. Babasının adı ise Er Togrul’dur; “togrul” yırtcı kuştur, çağro, balaban, tonga, togan veya doğan, hep ana hep aynı yırtıcı kuşun çeşitleridir. Kardeşlerine gelince; Tundar var, kendisi öldürüyor, Gündüz, dönüyor, bir diğerine, Neşri “Sarı Yatı” diyor, ancak tartışmalıdır bir çalışmanın yazarı Prof. Sümer “Sarı Batu” olduğundan kuşku…
-
Kültür bir yaşam biçimidir ve eninde sonunda bir bellek demektir. Türklüğün belleği siliniyor, kültürü kazınıyor, kimliği yırtılıyor. Türklük, belki dünyada hiçbir kavimde görülmeyecek kolaylıkta sömürgeleşiyor. Peki, buna kim itiraz ediyor? Peki, kaç aydın bunun farkında görünüyor? Sf. 274, 275 Alıntı: El Kitabı – Yalçın Küçük (Akış Yayıncılık 1. Baskı Kasım 1997 – Sf. 274, 275)…
-
Bir; Türk dili ve özellikle halk dili Türkmen Türkçesi, çok uzun yıllar Farsça tarafından kolonize edilmişti. Bunun bir uzantısı var; Arapçanın Türkçe üzerine yayılması çok daha sonraki yüzyıllara denk düşüyor ve halka inmeden sadece Osmanlı aydınlarında sınırlı kalıyor. Bunun da bir uzantısı var; Türkçedeki Arapça baskısı esas olarak Farsça üzerinden geliyor. İki; Türkçe Farsçadan kurtulmadan…
-
Güce inanıyordu; “Ancak kılıçlı el hükümdar asası tutabilir.” Şeklindeki Tatar atasözünü şiar edinmişti. Acımasızdı. Sf. 204 Alıntı: Bozkurt (Kemal Atatürk’ün Yaşamı) – Harold C. Armstrong, (Arba Yayınları 4. Baskı Şubat 1997 – Sf. 204) kitabından birebir alınmıştır.