Kategori: Ülkeler, Halklar
-
Markos, Roma rejimini temize çıkarmak ve yaptıklarını örtbas etmek için Mesih’in ölümünden sorumlu olarak bazı Yahudileri tutmuş olabilir. Bu icat sadece diğer İncillerin yazarları tarafından kabul edilmekle kalmamış, ilk Hıristiyan kiliseleri de böylesi bir düzenleme yolunu âlimlerin belirttiğine seçmişlerdir. Böyle bir icat olmaksızın ne kilise ne de İncil hayatta kalabilirdi. Luka İncili, göre M.S. 80’li…
-
M.S. 6. yılında durum daha da kritik hale geldi, ülke idari olarak Yahudiye (Judaea) ve Celile (Galilee) olmak üzere ikiye ayrıldı. Celile’nin kralı, Herod Antipas oldu. Fakat Yahudi’ye ruhani ve dünyevi bir merkez olarak, Kayseri’de Roma’lı bir vali tarafından direkt olarak Roma kanunlarıyla yönetildi. Roma rejimi zalim ve despottu. Rejim, Yahudiye’nin kontrolünü ele geçirmek için…
-
İncil kitaplarından ikisi olan Matta ve Luka; İsa’nın soyu ve doğuşu hakkında biri diğerine göre açıkça söylemek gerekirse tuhaflık sunar. Neredeyse belirgin hiçbir şey yoktur, mesela; Matta’ya göre, İsa Davud’dan Süleyman’a geçen bir soydan gelmiyorsa, krallığa yasal hakkı olmayan bir aristokrattı. Diğer yandan Luka’ya göre, Hz. İsa’nın soyu Davud’dan geldiği için statüsü bir dereceye kadar…
-
Halkın “Maviler” ve “Yeşiller” olarak iki hizbe, bölünmesi de bu dönemde başlamasa bile, Justinyen Çağı’nda önem kazanmıştı; bu bölünme sportif olduğu kadar ve daha çok, politik idi. O dönemde politika hipodromda, daha sonra “At Meydanı” denilen şimdiki Sultanahmet alanı ve çevresi, yapılıyordu; “Maviler” yüksek tabakaları ve “Yeşiller” ise yoksulları çağrıştırıyordu, “Mevlevi” vs “Bektaşi” bölünmesine benzetebiliriz.…
-
Saddam, işgalle birlikte bir kahramandır ve kahraman olarak ölmüştür. Ölümü önünde saygıyla eğiliyorum. Sf. 189 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 189) kitabından birebir alınmıştır.
-
Kadın’a, anlam yüklenmeden koşmak, öldürmek’tir. Anlam’sız sarılmak, boğmaktır ve çok sarılmak çabuk öldürmek, demek’tir. Daha geriye gitmiyorum, Caligula bir hedonist idi ve Roma kadınsız kalmıştır. Sf. 115 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 115) kitabından birebir alınmıştır.
-
Fahişelere özel ilgisi var, fahişe Pyrallis’e pek tutkun olduğu kayıtlıdır; genelev imarına ehemmiyet veriyor ve fahişeleri bir başka planda da unutmuyor. Hazine iflas edince ve müsadere ile kumar yolları aşırı ölçüde kullanılınca, vasıtalı vergilere dayanıyordu; bunlar arasında hamalların günlük kazançlarının sekizde birini ve fahişelerin de her gün bir vizitenin ücretini Caligula’ya verme mecburiyeti yer almaktadır.…
-
Asil bir baba-oğul Augustus’a esir düşmüştü, ikisinden birisine yaşam bağışlamıştı, seçimi baba-oğula bırakmıştı, baba ölümü seçti, yaşamı oğluna bıraktı ve idam edildi, ama Şefin daha sonra oğlun da intihar etmesine “izin verdiğini öğreniyoruz; her iki töreni de seyrettiği kayıtlıdır. Sf. 87 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 –…
-
Hayâsız idi ve hayâsızlıkta hiçbir sınır bilmiyordu; sarayında yapılan bir nikâh töreni bitince, genç gelin için, “o benim karım” diyebiliyordu. Başkasının eşini almaya, Augustus-usülü evlilik dendiğini not etmiştim, ancak, Augustus, Tiberius’un babasına, eşi Livia’yı boşamasını söylemiş ve öylece evlenmişti. Senatörler, Caligula’nın bulunduğu yerlere eşlerini ve kızlarını getirmekten korkmaya başladılar; istediğini o anda alıp bir arka…
-
Ana-İmparatoriçe’nin, bu amaçla, oğlu Neron’u ayarttığı ve yatağına aldığı rivayeti var. Doğru mu, Agrippina’nın erkek kardeşi Caligula ile de cinsel ilişkide olduğu hep ileri sürülmüştür. Ancak, bunlar, herhalde bir noktaya kadar etkili olabildiler, sonunda Neron’un Agrippina’dan bıktığı ve annesini öldürttüğü hep malumdur, not ettiğimi hatırlıyorum. Burası Roma’dır. Demek ki Roma’da ensest ilişkinin herhalde kötü sayıldığına…
-
Caligula imparator oluşunu kutlama törenlerine, imparatorluğunun ilk iki-üç ayında, 160 insanı kurban ettiği kayıtlıdır. Daha sonraki zamanlarında, oyunlarda, vahşi hayvanlara atılan küçük hayvanların pahalanması nedeniyle, toplanmış yoksullar ile mahkûmların kullanıldığı hep aktarıldığına göre, 160 kurbanın çoğunun yoksul ve/veya tutuklu olduklarını tahmin edebiliyoruz. Diğeri, Senatör Publus Afranius Potitus ise, Caligula yaşarsa intihar edeceğini söylemişti; iyileşti ve…
-
Farsça Nasrettin’in, Türkçe Nasrettin’den çok daha felsefi oluşuna hem şaşırıyorum ve hem de, bunu önemli buluyorum. Bu, bize, Türklere, ,dilimize ve devrimlerimize bir yeni kapı’dır. Şimdiye kadar dilimiz ve devrimlerimiz, büyük ölçüde, felsefesiz kalmıştır. Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 123) kitabından birebir alınmıştır.
-
Burada çok önemli bir nokta var, bilim kurallılıktır ve bilim yoluna girenler, hem önceden kural olduğunu kabul ederler ve hem de hep kural peşinde koşarlar. Bilim yolunda olanlar, birbirine hep düşman Fransız ve İngilizler’in bayraklarının aynı renklerden oluşmasını tesadüfe bağlamıyorlar; Hint-Avrupa’da, kaç bin yıl önce, üç düzen olduğunu biliyoruz, egemenlerin düzeni, dinseldirler ve büyücüdürler, kral…
-
Bizans’ta kadınlar kapalı yaşarlardı, ama fahişelik en büyük sektördür. Sirk, yaşamın vazgeçilmez parçasıdır ve bugünün Türkiye’sinde magazin sektörünü hatırlatmaktadır. Sirk, şehvet ticareti ve kan dökümü demektir; öldürmek, ekmek kadar gereklidir. Diehl, İstanbullunun zaman zaman ölüleri bıçakladıklarını da haber veriyor, yaşam, pek çok değersizleşmiştir ve o kadar öyle ki, en değersizler en yüksek noktalara çıkabilmektedir. Sf.…
-
Bir nokta daha var, bu anlatım, bize, “nadir” adının, pek de kıtlıktan gelmediğini de göstermektedir. Nadir, önemli bir Yahudi adıdır; Nadirdiler, metinde, “nadirid” olarak geçiyor, “karaid” benzeri bir konstrüksiyon karşısındayız, İslam’a karşı mücadele ettiler. Demek ki Yahudi camiasında, asil’dirler ve bu nedenle bu ad, nadir olmayan bir şekilde taşınmaktadır. Tarihi’dir demek istiyorum. Bunun için bir…
-
Şunları biliyoruz; İspanya’da Yahudiler, İslamik iktidarlardan hayli memnundular, Arap-Müslümanlar’ın adlarını alıyorlar ve benzer giyiniyorlardı. Birbirinin tarikatlarını kabul ettikleri, karşılıklı olarak ayinlere katıldıklarını biliyoruz; tasavvuf işte burada gelişmişti ve “kabala” nerede ise bir köprü oluyordu. Öylesine kaynaşmışlardı ki, Hıristiyanlar, Yahudiler’in, “işgalci” Müslüman devletleri desteklediklerini düşünüyorlar ve öfkeleniyorlardı; “ortak iktidar” denmese de bir beraberlik kesin ortadadır. Sf.…
-
Yenilgi üzerine, Sultan Ayşe’nin kral oğluna, “müdafa etmeyi beceremediğin taht için, kadın misli ağla, erkek de olamadın kral da” dediği meşhurdur. Bu söz, son Müslümanların, İspanya’dan çıkarılmalarını sembolize ediyor; 1492 yılındayız. Sf. 75 Alıntı; Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 75) kitabından birebir alınmıştır.
-
Genelkurmay İstihbarat Dairesinde görevli Yüzbaşı Fuat Doğu, savaşın sonlarına doğru düzenlediği bu raporda, Ege Denizinde 12 Adalar’da bulunan Alman birliklerinin su ve yiyecek için gelip giden motorlarla kendilerine “Savaş sona eriyor bizi Yunanlılar esir alacağına, gelin siz alın” şeklinde haber yolladıklarını ifade etti, buraların alınmasını önerdi. Ancak İsmet İnönü bu öneriyi kabul etmedi. Sf. 72…