Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • İorga, bir eserinde aynen şu görüşleri ileri sürmüştür: “Osmanlılar monarşik birliği ve mutlakıyetin sulh ve sükûnunu, bir tek efendinin hükmünü getirdiler. Osmanlılar bir kavim olarak değil, bir ordu, bir hanedan, bir hâkim sınıf olarak ortaya çıktılar.” “Bizans, Slav ve Osmanlı siyasi nizamları bir tek bütün içinde birbirleriyle kaynaştı.” Mahalli feodal hâkimiyetler, devrin umumi tarihi temayülünü temsil eden Osmanlılar önünde birer birer silindi ve Osmanlı birliği içine karıştı. Rumen tarihçisi anarşiden bıkmış olan köylü sınıfların yeni vahdetçi Osmanlı nizamına taraftar gördüğünü işaret ediyor ve diyor ki: “idareciler nadiren Türk menşeinde idiler... Subaşı, bey, kefalya; eski knez, voyvoda veya onların yakın akrabası veyahut imparatorluğun başka bir eyaletinden gelmiş bazen aynı sıfatla eski bir Hıristiyan’dan başka bir şey değildirler.” Fakat İorga da, idare sınıfına girebilmek için İslamiyet’i kabul etmenin bir şart olduğunu düşünüyor. Sf. 59

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gibbons ve Wittek’in tezlerinin içinde yer alan “Osmanlı İmparatorluğu’nun Rumeli’de kurulduktan sonra Anadolu’yu içine aldığı iddiası” da kuruluş tartışmalarının unsurlarındandır ve yine Köprülü tarafından eleştirilmiştir.

    Gibbons’a göre Osmanlıların büyümesi yeni grupların ona katılmasıyla mümkün olmuştur. Osmanlılar, ancak Balkanlar’daki fetihlerden sonra Anadolu’daki topraklarını genişletebilmişlerdir. Balkanlar’daki fetihleri, tahrip ve yağma maksadıyla yapılmış bir akın değil, planlı bir yerleşmedir. Osman ve onun küçük aşireti çobanlıkla geçinen müşrik Türklerdi. Moğollardan kaçıp Anadolu’ya geldikten sonra Müslümanlığı kabul ettiler ve dostça ilişkiler içinde oldukları Hıristiyan Rumları da Müslüman olmaya zorladılar. Böylece ortaya çıkan Osmanlı ırkı doğduğu yerde mevcut unsurların birbiriyle kaynaşmasından oluşan karışık ve yeni bir ırktır. Müşrik Türkler ve Hıristiyan Rumlar, İslam dinine girmek suretiyle bu yeni ırkı beraberce oluşturdular. Devşirme kurumu bunun bir aracı oldu. Bununla beraber dinsel özgürlük ilkesine bağlı kaldılar. Osmanlı devleti esas kuvvet ve kudretini Rumeli’de kazandı ve o sayede Anadolu’da rakiplerini alt edebildi. Balkan yarımadası Hıristiyanları İmparatorluğun kurulmasına yardım ettiler. Sf. 57

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Alman bilim adamı J. Marquart 1914’te Komanlar konusunda W. Bang ile birlikte yayınladığı kitapta “Osmanlıların mensup olduğu Kayı boyunun, Moğolistan’daki Kayı kavmi olduğunu, o nedenle Osmanlıların Kayı boyundan gelen Türkleşmiş Moğollar” olduğunu öne sürer. Sf. 55

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 55) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mutafçiyeva, mülk sahipleri olarak yedi kategori öne sürer:

    1)Osmanlı hanedanının üyeleri, en başta kızları, kocaları ve çocukları,

    2)Vezirler,

    3)Yüksek memur ve birlik komutanları,

    4)Akıncı subayları ve çocukları,

    5)Anadolu beyleri,

    6)Saray görevlileri,

    7)Devlet sorumluluğu yüklenen şeyh ve dervişler. Sf. 29, 30

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 29, 30) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çift bozanın zorla tarlasının başına getirilebilmesi ve çift bozan resmi alınması söz konusudur. Ama bu feodal düzende olduğu gibi kişisel ve özel bir tabiiyetin ve sahipliğin sonucu değil, devlet nizamıyla ilgili bir amme hukuku müessesesidir. Amaç üretimi korumaktır. Sipahilerin birbirinden raiyet (emirlerindekileri) çalması yasaktır. Kaçak köylüyü iade şarttır.

    Elinde bir “çiftlik” yeri olan reaya, Bursa muduyla 4 mud ekmekle yükümlü, hiç ekmezse bedel-i öşür 50 akçe öder. 2 mud ekerse 25 öder, 4 mud ektikten sonra reaya serbest kalır, istediği işle meşgul olabilir.

    Toprağı bırakıp başka sipahi yanında çalışan veya arabacılık, gemicilik, balıkçılık, ırgatlık, ticaret gibi işler yapanlar 10 yıl içinde göç ettirilebilir.

    Çiftbozan resminin bir hususiyeti de, seyyit, sipahizade, berat sahibi, yağcı ve Yörük gibi askeri sınıf mensuplarıyla şehir sakinlerinin bu mükellefiyetten muaf olmasıdır. Bu zümreler tarım yaparken toprağın öşür ve resmini verirler, sonra istedikleri zaman tarımı bırakabilirler.

    Hastalık, yoksulluk ve ihtiyarlıktan dolayı âciz kalandan da bu resim alınmaz. Zaten sipahi 3 yıl boş kalan toprağı başkasına verebilir. Sf. 28, 29

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 28, 29) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kosova ve Anadolu savaşlarında da bir hayli Hıristiyan bulunur.  Murat I’in ordusunda önemli sayıda Hıristiyan yardımcı kuvvet vardır. Kosova savaşında hayli Hıristiyan vardır. Timur’un tarihçisi Nizameddin de bunu yazar: Balkan Beyleri Ankara Savaşı’na katılmıştır. Sf. 26

    Bosna’da başlangıçta yalnız Üsküp sancağında Türk sipahi atanır. Ancak hemen 1469’da 135 tımardan 111 tanesi Hıristiyanlarındır. Sf. 27

    Slav soylularının tımar bağışı olarak din değiştirme sorunuyla karşılaştıkları gibi, Hıristiyan sipahilerde de İslam dinini kabul ederek daha büyük tımar bağışı elde etme davranışlarına sık rastlanır.

    Eşit sosyal ve ekonomik durumları Türk-İslam ve Slav-Hıristiyan sipahiler arasında ister İslam, ister Hıristiyan olsun, gerek reayayı ve gerekse yüksek feodal soyluluğu ortaklaşa hedef alan sınıfsal bir dayanışma oluşturur. Sf. 28

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 26 ile 28 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Halil İnalcık, Romen tarihçi İorga’dan şu alıntıyı yapar; “Osmanlılar bir kavim olarak değil, bir ordu, bir hanedan bir hâkim sınıf olarak ortaya çıktılar. Bizans, Slav ve Osmanlı nizamları bir tek bütün içinde kaynaştı. Sf. 25

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf.25) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnalcık’a göre, “Osmanlı istilasının mahiyet ve esprisine ait eski kanaatlerde bir hayli değişiklik yapmak ve bilhassa bu istilayı bir haçlı seferi mistiği içinde Hıristiyanlık dinini ve Hristiyanları yok etmek için harekete geçmiş bir taassup dalgası halinde görmekten vazgeçmek lazımdır. Hakikaten, elde mevcut arşiv vesikaları, Arnavutluk için olduğu kadar, fethe ait bir tarihe ait olmadıkları halde bu memleketlerin feth ve ilhakından bir iki nesil sonra, Hıristiyanlık dinini muhafaza eden sipahi beylerine ait misalleri ihtiva eder…”

    “Mesela Murat II devrinde fetihten 20-25 sene sonra (1431 – 1432) Arnavut sancağının tahrir sonuçlarını özetle de mevcut 335 parça tımardan 100 kadarı Engürü’den ‘sürülüp getirilmiş’ Türk soyundan sipahilerin elinde.. 56 tımar eski Hıristiyan – Arnavut beylerine bırakılmış. Ayrıca bir metropolit ile üç piskoposa da birer tımar verilmiş. Geriye kalanlar Padişah ve sancakbeylerinin kullarına veya adamlarına dağıtılmış, Werner bu bilgiyi tekrarlarken bir de ekleme yapar: “Bu da % 16 tutmaktadır. Bunların 19’u babadan oğula geçmişti..” Sf. 24

    “(1454/55) tarihinde Teselya’da mevcut 182 tımardan 36 sı Vulçitrin, Piriştine tarafından 170 tımardan 27’si, Vidin bölgesinde 185 tımardan 18’i, 1469 defterine göre Bosna ve Hersek bölgesinde 467 tımardan 111’i Hıristiyan sipahilerin elindedir.” Sf. 24

    Avusturyalı Osmanlı tarihçisi Paul Wittek, uç Osmanlılar fethedilen yer halklarına tam bir müsamaha içinde yaklaştırdığını ve kaynaşmayı kolaylaştırdığını söyler. Sf. 24

    Osmanlıların taarruz ettikleri memleketlerin uygarlığına o derecede intibak etmeleri, akritojların (Bizans sınır askeri) kitle halinde onlara iltihakını ve hisarların ve küçük şehirlerin kendiliklerinden teslim olmalarını daha kolay bir hale getirmiştir. Sf. 25

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 24, 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • Böylece kılıç miktarına dönüş, tımar sipahiliğinin nesiller boyunca aile mülkü halinde güçlenmesine engel olur. Esasen incelemeler tımarların elden ele büyük bir süratle devredildiğini gösteriyor. Bunlar yeniden tayin, terfi, feragat, mübadele ve mazuliyet yollarıyla gerçekleştiriliyor. Sf. 22

    Sahib-i arz da dense, tımar “vazifeye bağlı maaş” niteliğindedir. Mülkün geliri değildir. Sipahinin hizmete yarar erkek evlatlarından birine veya birkaçına tımar verilir. Ama mutlaka aynı tımar değildir ve kıymeti de düşüktür. Sipahi tımarının “kılıç” denen ve bir başlangıç kadro maaşı teşkil eden çekirdek kısmı var. Gösterilen yararlılığa göre ilerleme zammı yapılıyor. Bu büyüme evlada tam ve aynen intikal etmez. Sf. 22

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 22) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı’nın Bizans’ın tımar sistemini aldığını söylemek, Selçuklu tımar sistemini yok saymak ve Türkleri her türlü kültür ve teşkilat mirasından yoksun bir göçebe aşireti saymak demektir. Sf. 19

    Elbette Bizans’ta da “tımarlar” vardı, İmparatorlar, Osmanlı Padişahları gibi devlet topraklarının bir kısmını, üstündeki çiftliklerle birlikte istediklerine temlik veya vakfedebiliyordu. Sf. 20

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 19, 20) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tımar, Osmanlı’ya Selçuklu ve İran Moğollarının mirasıdır. Nizamülmülk’ün askeri hizmet karşılığında dağıttığı iktalar Anadolu Selçukluları ve Osmanlı’da ana çizgileri ile bir tımar örneği teşkil edebilecek bazı özellikler taşır. Bu askeri dirliklerle, dağıtılan arazinin üstündeki halkın da sahibi yine hükümdardır. Dirlik sahibi, halktan miktarı ve nevileri kanunla saptanmış bir kısım vergi gelirini tahsile yetkilidir. Yetkisini aşanın dirliği elinden alınır. Hizmet karşılığı geçici olarak verilen dirlikler ancak hizmet şartıyla babadan oğula geçer. Sf. 19

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir insan, yüzden fazla kitabın özetini el yazısıyla nasıl yazar? Çeşitli dillerdeki onca kitaptan sayfa sayfa el yazısıyla not almak ne demektir? Böyle bir çalışmayı gözünüzün önüne getirebilir misiniz? İşte Doğan Avcıoğlu budur.

    Bence, tek kişilik bir araştırma merkezi gibi çalışmıştır. Zaten Uğur Mumcu da ona “tek kişilik üniversite” sıfatını yakıştırmaktadır. Bilgisayarın olmadığı bir dönemde beynini bilgisayar gibi kullanmıştır. Sf. 10

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsrail ile ortak askeri eğitim programları geliştirilmesi, her bir ülkenin pilotlarının diğer ülkede eğitilmesini mümkün kılmıştır. Türkiye İran, Irak ve Suriye’ye karşı Türkiye topraklarında İsrail ile ortak gizli dinleme üslerinin kurulmasını kabul etmiştir. Türkiye’nin bölgedeki radikali komşularından -hatta Batı yanlısı Mısır ve Suudi Arabistan’dan- gelen, Türkiye’nin fiilen İsrail tarafına geçtiği yolundaki hararetli yaygın negatif yorumlara rağmen, Türk-İsrail ortak askeri işbirliğinin stratejik implikasyonlarından vazgeçilmiş değildir. Sf.218

    Alıntı; Yeni Türkiye Cumhuriyeti (Yükselen Bölgesel Aktör) – Graham E. Fuller, Çeviri; Mustafa Acar, (Doğan Kitap, 2. Baskı Nisan 2008 – Sf. 218) kitabından birebir alınmıştır.

  • Suriye, ülkenin kuzeydoğu köşesinde bulunan Cezire bölgesinde yerleşmiş yaklaşık 1 milyonluk bir Kürt nüfusa sahiptir. Suriye Kürtlerinin çoğunluğu, Türk baskısı nedeniyle 1920’lerde sınırın öte yakasına kaçarak Türkiye’den bu bölgeye gelmiş sığınmacıların torunlarıdır. Bu yüzden kuvvetli bir Türk karşıtlığı eğilimine sahip olan bu toplulukların Irak’taki komşu Kürt bölgelerine erişimleri gayet kolaydır. Sf. 181

    Alıntı; Yeni Türkiye Cumhuriyeti (Yükselen Bölgesel Aktör) – Graham E. Fuller, Çeviri; Mustafa Acar, (Doğan Kitap, 2. Baskı Nisan 2008 – Sf. 181) kitabından birebir alınmıştır.

  • Esasen, Soner Çağaptay’ın dediği gibi, “On yedinci yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Yahudilerin sayısı, dünyanın başka yerlerinde bulunan toplam Yahudi sayısından daha fazlaydı.” Sf.214

    Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesinden sonra, Yahudilerin Avrupa’daki perişan durumlarına duyarlı olan Türkiye Cumhuriyeti, II. Dünya Savaşı patlak vermeden önce dahi Avrupa’dan gelen Yahudilerin Filistin’e geçişleri kolaylaştırmıştı. Her ne kadar bu hareket, kısmen, Arap dünyasına sempatik bakmayan Kemalist bakışı yansıtsa da, yeni Siyonist devletin kurulmasıyla Türk seçkinleri, bir bütün olarak İsrail’in askeri becerisine saygı göstermişlerdi. Sf.215, 216

    Alıntı; Yeni Türkiye Cumhuriyeti (Yükselen Bölgesel Aktör) – Graham E. Fuller, Çeviri; Mustafa Acar, (Doğan Kitap, 2. Baskı Nisan 2008 – Sf. 214 ile 216 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 2004 yılında yüzlerce İsrailli istihbarat elemanının Kuzey Irak’ta aktif faaliyet halinde olduğunun ve istihbarat toplama ve söz konusu iki ülkede istikrarsızlık yaratma amacıyla Suriye ile İran’ın Kürt bölgelerinde gizli operasyonlar yaptıklarının rapor edilmesi üzerine, Türkiye’nin endişeleri iyice artmıştır. İsrail’in Irak merkezi yönetimine karşı güçlendirmek ve İran’ı istikrarsızlaştırmak amacıyla, Irak’taki Kürt peşmerge milislerini eğittiğinin ileri sürüldüğü raporlar Ankara’yı öfkelendirmiştir. Ankara, bildirilen bu faaliyetin Kürt ayrılıkçılığına doğrudan katkı sağladığına ve Irak’taki merkezi yönetimin korunması çabalarını baltaladığına inanmaktadır. Sf.149, 150

    Alıntı; Yeni Türkiye Cumhuriyeti (Yükselen Bölgesel Aktör) – Graham E. Fuller, Çeviri; Mustafa Acar, (Doğan Kitap, 2. Baskı Nisan 2008 – Sf. 149, 150) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye, 1955’te Ürdün hükümetine, Bağdat Paktı’na katılmaması halinde (hiçbir zaman da katılmadı) Türkiye’nin bir gün Ürdün’e karşı İsrail’in yanında savaşabileceğini belirtti. Bu tehdidin ardından Washington ve Londra, Türkiye’yi esas itibariyle Batı-yanlısı olan Arap liderlerini kendisinden uzaklaştırmaması konusunda uyardı. Sf.78

    Alıntı; Yeni Türkiye Cumhuriyeti (Yükselen Bölgesel Aktör) – Graham E. Fuller, Çeviri; Mustafa Acar, (Doğan Kitap, 2. Baskı Nisan 2008 – Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır.

  • Her ne kadar İsrail ile yakın iş ilişkilerini devam ettiriyor olsalar da, Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Gül, İsrail’in Filistinlilere uyguladığı politikaların, özellikle Ariel Şaron ve daha sonra da Ehud Olmert yönetimindeki koyu sağcı hükümetlerin uyguladığı politikaların katılığını sert bir dille eleştirmişlerdir. Sf. 148

    Türkiye anti-Semitik yayınlarda rahatsız edici bir artışa tanıklık etmiştir. Buna ilaveten, İslami basındaki radikal unsurlar sadece İsrail’e karşı değil, daha genelde Yahudilere karşı da çok daha sivri bir dil kullanmaya başlamıştır—oysa Türkiye, anti-Semitizmin her zaman marjinal kaldığı bir ülke olmuştur. Sf.148

    Alıntı; Yeni Türkiye Cumhuriyeti (Yükselen Bölgesel Aktör) – Graham E. Fuller, Çeviri; Mustafa Acar, (Doğan Kitap, 2. Baskı Nisan 2008 – Sf. 148) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı yönetimine karşı 1916 “Arap İsyanı” şeklindeki romantik kavramın ki Arabistanlı Lawrence tarafından popüler hale getirilmiştir, Arap milliyetçiliği ile pek ilgisi yoktur. Bu hareket büyük ölçüde Hicaz yönetiminin miras yoluyla intikal eden yerel bir imparatorluk arayışı, şeriat hukukunu devam ettirme arzusu ve Osmanlı vergilerinden duyulan korkunun eseriydi. “İsyan”ın kendisi, imparatorluğun kaderi üzerinde stratejik açıdan önemsiz bir rol oynamıştır. Esasen etnik Arap milliyetçiliğine bağlı güçler, ancak imparatorluk çöktükten ve Arap dünyası sömürgeci İngiliz ve Fransız güçleri tarafından ele geçirildikten sonra üstünlük kurabilmişlerdir. Sf.60

    Alıntı; Yeni Türkiye Cumhuriyeti (Yükselen Bölgesel Aktör) – Graham E. Fuller, Çeviri; Mustafa Acar, (Doğan Kitap, 2. Baskı Nisan 2008 – Sf. 59, 60) kitabından birebir alınmıştır.

  • Adapazarı, Hendek, Sapanca “ölüm üçgeni”nden başka, diğer bölgelerde de infazlar yapılıyordu…

    30 Eylül 1993: Ankara Altındağ Nüfus Müdürü Yüksekovalı Mecit Baskın kaçırılıp öldürüldü.

    25 Ocak 1994: Liceli Sefa Erciyes Ankara’da kaçırılıp öldürüldü

    25 Şubat 1994: Liceli avukat Yusuf Ekinci Ankara’da kaçırılarak öldürüldü.

    20 Mayıs 1994: Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Hakkârili Namık Erdoğan Ankara’da kaçırılıp Öldürüldü.

    6 Temmuz 1994: Savaş Buldan’ın Oramar aşiretinden Recep Ya-şar ve Behçet Yaşar kaçırılıp Şemdinli’de öldürüldü.

    11 Kasım 1994: Behçet Cantürk’ün avukatı Medet Serhat ve şoförü İsmail Karaalioğlu, otomobile açılan çapraz ateş sonucu öl-dürüldü.

    14 Aralık 1994: Avukat Faik Candan Ankara’da kaçırılıp öldürüldü.

    29 Ocak 1995: İranlı Lazo (Lazem Nâzım İsmailî) ve Simko (Asker Simko) İstanbul’da kaçırılarak, Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesi, yakınlarındaki ormanlık arazide Öldürüldü.31

    Bu kişilerin kaçırılmasını ve öldürülmesini gören hiçbir tanık yoktu… Sf.212

    1Kasım 1994: Emekli Binbaşı Ahmet Cem Ersever ve arkadaşları Mustafa Deniz ve Neval Boz kaçırılıp öldürüldü…  Sf. 215

    Emekli Binbaşı Ahmet Cem Ersever, tetiği çeken PKK itirafçılarının isimlerini açıkladığı için, “arkadaşları” tarafından öldürüldü… Sf. 216

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 212 ile 217 arası) kitabından birebir alınmıştır.