İorga, bir eserinde aynen şu görüşleri ileri sürmüştür: “Osmanlılar monarşik birliği ve mutlakıyetin sulh ve sükûnunu, bir tek efendinin hükmünü getirdiler. Osmanlılar bir kavim olarak değil, bir ordu, bir hanedan, bir hâkim sınıf olarak ortaya çıktılar.” “Bizans, Slav ve Osmanlı siyasi nizamları bir tek bütün içinde birbirleriyle kaynaştı.” Mahalli feodal hâkimiyetler, devrin umumi tarihi temayülünü temsil eden Osmanlılar önünde birer birer silindi ve Osmanlı birliği içine karıştı. Rumen tarihçisi anarşiden bıkmış olan köylü sınıfların yeni vahdetçi Osmanlı nizamına taraftar gördüğünü işaret ediyor ve diyor ki: “idareciler nadiren Türk menşeinde idiler... Subaşı, bey, kefalya; eski knez, voyvoda veya onların yakın akrabası veyahut imparatorluğun başka bir eyaletinden gelmiş bazen aynı sıfatla eski bir Hıristiyan’dan başka bir şey değildirler.” Fakat İorga da, idare sınıfına girebilmek için İslamiyet’i kabul etmenin bir şart olduğunu düşünüyor. Sf. 59
Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.