Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Anton Çehov’un meşhur sözündeki gibi ilk sahnede görünen silahın üçüncü sahnede patlaması kaçınılmazdır. Tarih boyunca kral ve imparatorlar yeni bir silah edindiklerinde, er ya da geç şeytana uyar ve o silahı kullanırlardı. Sf. 29

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 29) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilgi en önemli iktisadi kaynak hâline geldikçe savaşların kârlılığı da azaldı ve savaşlar, hâlâ eski usul hammadde ekonomileriyle yürüyen Ortadoğu ve Orta Afrika gibi belirli bölgelerle sınırlanmaya başladı. Sf. 27

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • 2012’de tüm dünyada ölen 56 milyon insandan yalnızca 620 bini (120 bin kadarı savaşlarda, 500 biniyse bireysel suçlarla) şiddet yüzünden hayatını kaybetti. Bunun yanında 800 bin kişi intihar ederken 1,5 milyonu da şeker hastalığından yitirdi yaşamını. Görünen o ki artık şeker, baruttan daha tehlikeli. Sf. 27

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • Öyle ki insan türünü gelecekte tehlikeye atacak büyük salgınların, acımasız bir ideolojinin takipçisi insanların bizzat kendi elinden çıkması işten bile değil. Sf. 26

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 26) kitabından birebir alınmıştır.

  • İspanyol filolarının ilk kez görüldüğü Mart 1520’de Meksika 22 milyon insana ev sahipliği yapıyordu, Aralık ayına gelindiğindeyse sadece bu insanların 14 milyonu hayattaydı. Çiçek virüsü aslında sadece ilk darbeydi. İspanyol efendiler yerlileri sömürerek ceplerini doldurmakla meşgulken grip, kızamık ve diğer bulaşıcı hastalıklar Meksika’yı birer birer vurdu. 1580’e gelindiğinde nüfus 2 milyonun altına düşmüştü. Sf. 21

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 21) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsan türünün yarısının 2030 yılında aşırı kilolu olması bekleniyor. 2010’da kıtlık ve yetersiz beslenme yaklaşık bir milyon insanın canına mal olurken, veriler obezitenin tek başına üç milyon insanı öldürdüğünü gösteriyor. Sf. 18

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aynı dönüşüm pek çok ülkede yaşanmıştır ve bunun en dikkat çekici örneği Çin’dir. Kıtlık, Sarı İmparator döneminden Kızıl Komünistlere dek bin yıl boyunca Çin’deki tüm idarecilerin başına musallat olmuştur. Çin yakın bir tarihe kadar gıda kıtlığıyla özdeşleşmiş bir ülkeydi. Sf. 17

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli, (Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 17) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2017); Benzer coğrafyada yaşayan Türklerin, kıtlık nedeni ile ülkelerini terk ettikleri iddia ediliyor. Çinliler, bin yıllık kıtlığa rağmen neden ülkelerini terk etmemiş? Büyük Göç iddiası tutarlı değil.

  • Evrenin toplam enerjisi her zaman sıfır olmak zorundaysa ve bir cismi yaratmak enerji gerektiriyorsa, bütün evren hiçlikten nasıl yaratılmış olabilir? Çekim kuvveti gibi bir yasanın var olmasının nedeni budur. Çekim kuvveti çekme özelliğine sahip olduğundan, çekimsel enerji negatiftir: Yani çekim kuvvetiyle bağlanmış bir sistemi -Dünya ve Ay gibi- ayırmak için epeyce çaba harcanması gerekir. Bu negatif enerji, maddenin yaratılması için gereken pozitif enerjiyi dengeler, ama bu o kadar basit değildir. Örneğin Dünya’nın negatif çekim kuvveti, Dünya’yı oluşturan madde parçacıklarının pozitif enerjisinin milyarda birinden azdır. Yıldız gibi bir cismin negatif çekim enerjisi daha büyüktür ve yıldız ne kadar küçülürse (farklı parçacıkları birbirlerine daha da yaklaşır), negatif çekim kuvveti de o kadar büyür. Ancak maddenin pozitif enerjisinden daha büyük hale gelmeden önce, yıldız çökerek, bir kara deliğe dönüşür ve kara deliklerin enerjisi pozitiftir. Boş uzayın dengeli olmasının nedeni budur. Yıldızlar veya kara delikler gibi cisimler hiçlikten var olmazlar. Ancak evrenin tamamı hiçlikten var olabilir.

    Çekim kuvveti uzayı ve zamanı biçimlendirdiğinden, uzay-zamanın yerel olarak kararlı ama bütünsel olarak kararsız olmasına izin verir. Bütün evren ölçeğinde, maddenin pozitif enerjisi, negatif çekim enerjisi tarafından dengelenebilir, dolayısıyla evrenlerin yaratılışında bir sınırlama yoktur. Çekim kuvveti gibi bir yasa olduğu için evren kendini hiçlikten yaratabilir. Hiçlik yerine varlığın olmasının nedeni, evrenin var olmasının nedeni, bizim olmamızın nedeni bu kendiliğinden yaratımdır. Evreni canlandırması ve devam ettirmesi için Tanrı’nın yardımına ihtiyaç yoktur. Sf. 148

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 148) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bazıları, kendinin farkında olma durumunun, insanlara özgü olduğunu savunur. Bu, insanların özgür iradeye: farklı davranış biçimleri arasında seçim yapma yeteneğine sahip olmalarını sağlar. Sf. 147

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 147) kitabından birebir alınmıştır.

  • Verili bir zamanda evrenin daha sonra nasıl gelişeceğini belirleyen bir yasalar dizisi olmalıydı. Bu yasalar her yerde ve bütün zamanlarda geçerli olmalıydı, yoksa yasa olmazlardı. Herhangi bir istisna veya mucize olamazdı. Tanrılar veya şeytanlar evrenin işleyişine karışamazlardı.

    Bilimsel determinizm ilk ortaya atıldığında bilinen yasalar yalnızca Newton’ın hareket ve çekim yasalarıydı. Bu yasaların Einstein’ın genel görelilik kuramında nasıl genişletildiğini, evrenin diğer özelliklerini yöneten diğer yasaların nasıl keşfedildiğini anlattık.

    Doğanın yasaları bize evrenin nasıl davrandığını anlatır, ama niçin öyle davrandığını anlatmaz; kitabın başında şu soruları sormuştuk:

    Niçin hiçlik değil de varlık var?

    Niçin varız?

    Niçin başka yasalar değil de bu bildiğimiz yasalar var?

    Bazıları bu sorulara yanıt olarak, Tanrı öyle tercih ettiği için evreni bu şekilde yarattı diyebilir. Evreni kimin veya neyin yarattığını sormak mantıklıdır, ancak yanıt Tanrı ise, Tanrı’yı kim yarattı diye sormak gerekecektir. Bu bakış açısına göre yaratıcıya ihtiyaç duymayan bir varlık söz konusudur ve bu varlık Tanrı’dır. Bu, Tanrı’nın varlığı ile ilgili ilk-neden tartışması olarak bilinir. Bize göre yine de bu soruları tümüyle bilimsel alan içinde, herhangi bir ilahi varlığa başvurmadan yanıtlamak mümkündür. Sf. 141, 142

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 141, 142) kitabından birebir alınmıştır.

  • Einstein bir defasında asistanı Ernst Straus’a “Evreni yaratırken Tanrı’nın başka bir seçeneği var mıydı?” sorusunu sormuştu. 16. yüzyılın sonlarında Kepler, Tanrı’nın evreni bazı mükemmel matematik ilkelerine göre yarattığına inanmıştı. Newton, göklere uygulanan yasaların yeryüzünde de uygulandığını görmüş ve bu mükemmel yasaları ifade edebilmek için denklemler geliştirmişti; bu yasalar 18. yüzyıl bilimcileri arasında neredeyse dini bir coşku uyandırmış, bu yasaları Tanrı’nın bir matematikçi olduğunu göstermek amacıyla kullanmışlardır. Sf. 137

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 137) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çinliler Hsia hanedanlığı sırasında (MÖ yak. 2205-1782) kozmik evrenin aniden değiştiğini anlatır. Gökyüzünde on güneş belirir. Yeryüzündeki insanlar aşırı sıcaklardan çok zarar görürler ve imparator ünlü bir okçuya bu güneşleri vurmasını emreder. Okçuya ödül olarak ölümsüzlük hapı verilir ama karısı hapı çalar. Bu suçu yüzünden kadın Ay’a sürgün edilir. Sf. 125

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 125) kitabından birebir alınmıştır.

  • Önümüzde olası evrenlerden oluşan uçsuz bucaksız bir manzara var. Yine de, bir sonraki bölümde göreceğimiz gibi, içinde bizimki gibi yaşam olan evrenler çok nadir. Biz yaşamın olası olduğu bir evrende yaşıyoruz, ama evren azıcık farklı olsaydı bizim gibi canlılar var olamazdı. Böyle bir ince ayardan ne anlamalıyız? Yoksa bu evrenin iyiliksever bir yaratıcı tarafından tasarlandığına mı kanıt? Ya da bilim başka bir açıklama mı sunuyor bize? Sf. 121

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 121) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yüzlerce yıl önce insanlar Dünya’nın eşsiz olduğuna, evrenin merkezinde durduğuna inanıyorlardı. Bugün galaksimizde yüzlerce milyar yıldız olduğunu, bunların büyük çoğunluğunun bir gezegen sistemine sahip olduğunu ve yüzlerce milyar galaksi olduğunu biliyoruz. Sf. 120

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 120) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kuantum uyarlaması yapılan ilk kuvvet elektromanyetizma olmuştur. Kuantum elektrodinamiği veya kısaca KED denilen elektromanyetik alanın kuantum kuramı, 1940’larda Richard Feynman ve diğerleri tarafından geliştirildi ve bütün “kuantum alan” kuramlarına model oluşturdu. Belirtmiş olduğumuz gibi, klasik kuramlarda, kuvvetler, alanlar tarafından aktarılırlar. Ancak “kuantum alan” kuramlarında, kuvvet alanları, bozon denilen çeşitli temel parçacıklardan oluşmuştur; bozonlar kuvvet taşır, madde ve parçacık arasında gidip gelerek kuvvetin aktarılmasını sağlarlar. Madde parçacıklarına fermiyonlar denir. Elektronlar ve kuarklar (1) fermiyonlara örnektir. Foton veya ışık parçacığı, bozona örnektir. Elektromanyetik kuvveti ileten bozondur. Bir madde parçacığı örneğin bir elektron, bir bozon veya kuvvet parçacığı yayar ve geri teper, tıpkı mermisini fırlattıktan sonra geri tepen bir top gibi. Sonra kuvvet parçacığı, bir başka madde parçacığı ile çarpışarak soğrulur ve o parçacığın hareketini değiştirir. KED’e (kuantum elektrodinamiğine) göre yüklü parçacıklar (elektromanyetik kuvvetin etkidiği parçacıklar) arasındaki bütün etkileşim, foton değişimi kavramıyla tanımlanır. Sf.90

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 90) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2017); Kuark; proton ve nötronları meydana getiren parçacıklar.

  • Doğanın bilinen kuvvetleri dört sınıfa ayrılır:

    1.Kütleçekim kuvveti; Bu dördü arasında en zayıf olandır ama uzun menzilli bir kuvvettir ve çekim kuvveti olarak evrendeki her şeyi etkiler. Büyük cisimlerin çekim kuvvetleri birbirine eklenir ve diğer tüm kuvvetlere hükmedebilir.

    2.Elektromanyetizma; Bu da uzun menzilli bir kuvvettir ve çekim kuvvetinden çok daha güçlüdür, ancak sadece elektrik yükü olan parçacıkları etkiler; aynı işareti taşıyan yükler arasında itme, farklı işaretleri taşıyan yükler arasında çekim etkisi yaratır. Yani büyük cisimler arasındaki elektrik kuvvetleri birbirlerini ortadan kaldırır, ama atom ve moleküller düzeyinde hüküm süren onlardır. Elektromanyetik kuvvetler bütün kimyanın ve biyolojinin sorumlusudur.

    3.Zayıf Nükleer Kuvvet; Radyoaktiviteye neden olur. Erken evrendeki ve yıldızlardaki elementlerin oluşmasında hayati bir görevi vardır. Ancak günlük yaşamımızda bu kuvvetle karşılaşmayız.

    4.Güçlü Nükleer Kuvvet; Atomun çekirdeğindeki protonları ve nötronları bir arada tutar. Ayrıca protonların ve nötronların kendilerini de bir arada tutar; bu önemlidir çünkü proton ve nötronlar da kuark adını verdiğimiz çok daha küçük parçacıklardan oluşmaktadır. Güçlü nükleer kuvvet güneş ve nükleer güç için enerji kaynağıdır, ama zayıf nükleer güçte olduğu gibi onunla da doğrudan bir ilişkimiz yoktur. Sf. 89, 90

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 89, 90) kitabından birebir alınmıştır.

  • Örneğin Dünya’nın merkezinde hareketsiz duran bir saat düşünün; bir saat Dünya’nın yüzeyinde, bir diğeri de Dünya’nın dönüş yönünde veya ona ters uçmakta olan bir uçakta olsun. Dünya’nın merkezinde duran saati referans aldığımızda, doğuya doğru hareket eden uçaktaki saat -Dünya’nın dönüş yönünde- Dünya’nın yüzeyinde bulunan saatten daha hızlı hareket ediyor olacağından, ondan daha yavaş çalışacaktır. Aynı şekilde, Dünya’nın merkezindeki saati referans aldığımızda, batıya doğru uçmakta olan uçaktaki saat -Dünya’nın dönüş yönünün tersine- yüzeydeki saatten daha yavaş hareket edecektir ve bu, yüzeydeki saatten daha hızlı çalışacağı anlamına gelir. 1971 Ekim’inde Dünya’nın etrafında uçurulan çok hassas atomik saatlerle yapılan deneyde tam olarak bu durumu gözlemledik. Sf. 85

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 85) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir jet uçağının içinde bir top zıplatırsanız, uçağın içindeki bir gözlemci topun her zıplayışta aynı noktaya vurduğunu saptayacaktır, ancak yerdeki bir gözlemci için topun zıplama noktaları arasındaki mesafe büyüktür. Sf. 85

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 85) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu durumu tuhaf kılan, iki gözlemcinin farklı zaman ölçümleri yapmalarına karşın aynı fiziksel süreci izliyor olmalarıdır. Einstein bunun için yapay bir açıklama oluşturma çabasına girmemiştir. Ürkütücü olsa bile mantıklı bir sonuca varmıştır: Geçen zamanın ölçümü, tıpkı alınan mesafenin ölçümü gibi, ölçüm yapan gözlemciye bağlıdır. Bu etki, Einstein’ın 1905’teki makalesinde açıkladığı kuranım temel taşlarından biriydi ve sonra özel görelilik kuramı adını aldı.

    Bir saate bakan iki gözlemci olduğunu varsayarsak, bu analizin, zamanı gösteren araçlara nasıl uygulandığını görebiliriz. Özel görelilik kuramına göre, saate göre hareket etmeyen gözlemci için, saat, daha hızlı çalışacaktır, oysa saate göre hareket eden gözlemci için daha yavaş çalışıyor olacaktır. Uçağın kuyruğundan başlayıp, burnuna giden ışığı saatin vuruşlarına benzetecek olursak, yerdeki gözlemci için saat daha yavaş vuracaktır, çünkü bu referans çerçevesinde ışık demeti daha büyük bir mesafe kat edecektir. Sf. 84

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 84) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hareket eden elektrik yükü, mıknatıslar üzerinde bir kuvvet oluşturuyordu ve hareket eden bir mıknatıs da elektrik yükleri üzerinde bir kuvvet oluşturuyordu. Aralarında bir bağ olduğunu ilk fark eden Danimarkalı fizikçi Hans Christian 0rsted oldu. 1820’de üniversitede ders vermek için hazırlandığı sırada kullandığı pilin elektrik akımının, yakındaki pusulanın ibresinin yönünü değiştirdiğini gördü. Çok geçmeden hareket eden elektriğin manyetik bir kuvvet yarattığını anladı ve “elektromanyetizma” terimini icat etti. Birkaç yıl sonra İngiliz bilimci Michael Faraday; eğer bir elektrik akımı bir manyetik alan oluşturuyorsa, bir manyetik alanın da elektrik akımı üretebilmesi gerektiği sonucuna vardı. Bu etkiyi 1831’de yaptığı deneyle gösterdi. On dört yıl sonra Faraday, yoğun manyetizmanın polarize olmuş ışığın doğasını etkileyebildiğini göstererek, elektromanyetizma ile ışık arasında da bir bağlantı olduğunu kanıtladı. Sf.78

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır.