Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Newton, Tanrı’nın evrenin işleyişine karışabileceğine ve de karıştığına inanıyordu. Sf.77

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 77) kitabından birebir alınmıştır.

  • Evren anlaşılabilirdir, çünkü bilimsel yasalar tarafından yönetilir; yani, davranışı modellenebilir. Peki, bu yasalar veya modeller nelerdir? Matematiksel dilde tanımlanan ilk yasa çekim kuvvetidir. Newton’ın 1687’de yayınlanan çekim kuvveti der ki, evrendeki her nesne kütlesine oranlı bir kuvvetle bütün diğer nesneleri kendine çeker. Bu düşünce kendi çağının entelektüel hayatı üzerinde büyük bir etki yaratmıştır, çünkü ilk kez evrenin en azından bir özelliğinin doğru olarak modellenebileceğini göstermiş ve bunun için matematiksel bir mekanizma sağlamıştır. Sf. 77

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 77) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Evren hakkında anlaşılması en zor şey, anlaşılabilir olmasıdır.” Sf. 77

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 77) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ancak kuantum parçacıklarının kaynaktan ekrana giderken kesin bir yol izledikleri söylenemez. Gözlem yaparak bir bucky topunun (mıknatıslı toplar) yerini saptayabiliriz, ancak gözlemlerimizin arasında parçacık bütün yolları birden kullanır. Kuantum fiziğine göre; şimdinin gözlemi ne kadar mükemmel olursa olsun, (gözlemlenmeyen) geçmiş, tıpkı gelecek gibi, belirsizdir ve yalnızca olasılıklar yelpazesi olarak mevcuttur. Kuantum fiziğine göre, evrenin tek bir tarihi veya geçmişi yoktur. Sf. 72

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 72) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu düşünce, “geçmiş” kavramımız üzerinde önemli sonuçlar doğurur. Newton kuramında geçmişin, kesin olaylar dizisi olarak var olduğu düşünülür. Geçen yıl İtalya’dan aldığınız vazonun yerde paramparça durduğunu ve yeni yürümeye başlamış çocuğunuzun mahcup bir ifadeyle başında dikildiğini görürseniz, kazaya yol açan olayları geçmişe doğru izleyebilirsiniz: Küçük parmaklar vazoya ulaşmış, sonra bırakıvermiştir ve vazo düşüp yere çarparak tuz buz olmuştur. Aslında, şimdiki zaman hakkında eksiksiz veriye sahipsek Newton yasaları geçmişin eksiksiz bir resmini hesaplamamıza olanak tanır. Sf. 71

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 71) kitabından birebir alınmıştır.

  • Feynman’ın kuantum fiziğine yaklaşımı hakkında biraz bilgilendiğimize göre, daha sonra kullanacağımız bir başka temel kuantum ilkesini inceleyelim; bu ilkeye göre bir sistemi gözlemlemek, onun hareket biçimini değiştirir. Çenesine hardal bulaşmış şefimizi hiç ses çıkarmadan, karışmadan izlediğimiz gibi, bir sistemi izleyemez miyiz? Hayır. Kuantum fiziğine göre bir şeyi “sadece” gözlemleyemezsiniz. Gözlem yapabilmek için, gözlemlediğiniz nesneyle etkileşmek zorundasınız. Örneğin, bir nesneyi alışıldık anlamda görmek için üzerine ışık tutarız. Bir kabağın üzerine tuttuğumuz ışık elbette onu çok az etkileyecektir. Ancak küçücük bir kuantum parçacığının üzerine soluk bir ışık tutmak -yanı onu fotonlarla vurmak- bile büyük bir etkiye yol açacaktır; bu durum tam olarak kuantum fiziğinin açıkladığı gibi deneyin sonuçlarını değiştirecektir. Sf. 70

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 70) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kuantum fiziği, doğanın yasalarla yönetildiği düşüncesini yıkmaya çalışıyor gibi görünebilir, ama durum bu değildir. Tersine yeni bir determinizm anlayışını kabul etmemiz için bize yol gösterir: Doğanın yasaları belirli bir sistem için kesin bir geçmiş ve gelecek saptamak yerine, farklı geçmiş ve gelecek olasılıkları saptar. Bu bazılarının hoşuna gitmese de, bilim insanları kendi önyargılı düşüncelerini değil, deneylerle uyum gösteren kuramları kabul etmek zorundadır. Sf. 64

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 64) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hızı ne kadar kesin ölçerseniz, konumu o kadar az kesin ölçersiniz veya tam tersi. Örneğin, konumdaki belirsizliği yarıya indirdiğinizde, hızın belirsizliğini ikiye katlamış olursunuz. Sf. 63

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 63) kitabından birebir alınmıştır.

  • Modele dayalı gerçekçilik, eğer dünya belirli bir zaman önce yaratılmışsa, o zamandan önce ne olmuştu gibi soruları tartışmamızı sağlayan bir çerçeve sağlar. İlk Hıristiyan filozoflarından Aziz Augustinus (354-430) bu sorunun yanıtının; “Tanrı bu tür sorular soran insanlar için cehennemi hazırlıyordu” olmadığını, zamanın Tanrı’nın yarattığı dünyanın bir özelliği olduğunu ve çok da uzun olmayan bir süre önce gerçekleştiğine inandığı yaratılış öncesinde zamanın var olmadığını söylüyor. Sf.45

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 45) kitabından birebir alınmıştır.

  • Modele dayalı gerçeklik, bizim nesneyi algılayış biçimimizle uyumludur. Görme sürecinde beynimiz optik sinirlerden bir dizi sinyal alır. Bu sinyaller televizyonda gördüklerimize benzer görüntülerden oluşmazlar. Optik sinirin retinaya bağlandığı yerde kör bir nokta vardır ve görmenin gerçekleştiği yer, retinanın merkezinde 1 derecelik bir görüş açısına ve kolunuzu uzatıp baktığınızda başparmağınızın eni kadar bir genişliğe sahip, daracık bir alandır. Yani beyne gönderilen ham veriler, ortasında bir delik bulunan bulanık bir resme benzer. Neyse ki beynimiz her iki gözden gelen girdileri birleştirir, çevrenin görsel özelliklerini de ekleyerek oluşturduğu varsayımla boşlukları doldurur. Dahası retinadan gelen iki boyutlu veriler dizisini okur ve bundan üç boyutlu bir uzay izlenimi yaratır. Bir başka deyişle beyin zihinsel bir resim veya model yaratır.

    Beyin model yaratmakta o kadar iyidir ki, insanlar görüntüleri baş aşağı gösteren bir gözlükle baksalar bile, bir süre sonra beyinleri modeli değiştirir ve nesneleri yine doğru şekilde görmelerini sağlar. Daha sonra gözlük çıkarıldığında dünya bir süre baş aşağı görünür ve sonra yine düzelir. Birisi “bir sandalye görüyorum” dediğinde bu sadece, o kişinin sandalyenin yaydığı ışığı sandalyenin zihinsel bir görüntüsünü veya modelini oluşturmak için kullandığı anlamına gelir. Eğer model baş aşağı ise, biraz şansla, beyin oturmadan önce görüntüyü düzeltecektir. Sf. 43

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 43) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2017); Beyin, mevcut bilgilerinden yararlanarak bir model yaratıyor. İnanmış insanların beyinleri de modeller yaratıyor ve bu modele göre zihin yaratıyor olabilir.

  • Ve eğer holografik ilke dediğimiz kuram doğruysa, biz ve bizim dört boyutlu dünyamız çok daha büyük, beş boyutlu uzay-zamanın sınırında bir gölge olabilir. Bu durumda bizim evrendeki konumumuz, Japon balığınınkiyle benzerdir. Sf. 41

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • Birkaç yıl önce İtalya, Monza’da belediye meclisi Japon balıklarının yuvarlak akvaryumlarda tutulmasını yasakladı. Yapılan açıklamaya göre balığı yuvarlak kenarlı bir akvaryumda tutmak zalimlikti, çünkü yuvarlak cam balığa bozulmuş bir gerçeklik görüntüsü sunuyordu. Peki, biz gerçekliğin doğru ve bozulmamış resmine bakıp bakmadığımızı nasıl bileceğiz? Biz de görüşümüzü bozan dev bir yuvarlak akvaryumun içinde olabilir miyiz? Japon balığının gerçeklik algısı bizimkinden farklıdır ama bizimkinin daha gerçek olduğundan emin miyiz? Sf. 37

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 37) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eğer davranışlarımız fiziksel yasalar tarafından belirleniyorsa özgür iradenin nasıl iş görebildiğini anlamak oldukça zor; öyle görünüyor ki biz, yalnızca biyolojik makineleriz ve özgür irade bir yanılsamadan ibaret. Sf. 32

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 32) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ortaçağda tutarlı bir felsefe sistemi olmasa da genel eğilim evrenin Tanrı’nın oyun alanı olduğu yö­nündeydi ve doğal fenomenler yerine din üzerine çalışmak çok daha değerli görülüyordu. Gerçekten de 1277’de, Paris Piskopo­su Tempier, XXI. Papa Johannes’in talimatları üzerine harekete geçerek 219 maddelik bir lanetlenecek günahlar veya sapkınlık­lar listesi yayınladı. Sapkınlıklar arasında doğanın yasalarının bu­lunduğu düşüncesi de vardı, çünkü bu düşünce Tanrı’nın kadiri mutlak oluşuna aykırıydı. Birkaç ay sonra sarayının tavanı üzeri­ne çöktüğünde Papa Johannes’in yerçekimi yasası yüzünden öl­mesi ilginçtir. Sf. 26

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 26) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aristoteles’e (MÖ 384-322) göre, dünyanın anlaşılabileceği, çevremizdeki karmaşık olayların basit ilkelere indirgenebileceği ve bunların mitlere veya teolojik yorumlara gerek kalmadan açıklanabileceği düşüncesi ilk kez Thales tarafından bu dönemde ileri sürülmüştür. Sf. 21

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 21) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarihsel süreçlerin kurbanlarına sempatiyle, kazananların savlarına ise kuşkucu bir tutumla yaklaşmak, toplumla ilgili araştırma yapan herkese, egemen mitoloji tarafından teslim alınmasını önleyen önemli bir kalkan oluşturur. Sf. 601

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 601) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Var olan her şey nicelik olarak vardır” sözünü Lord Kelvin’in söylediği aktarılır. Sf. 598

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 598) kitabından birebir alınmıştır.

  • Diyelim ki, hükümetin zengin toprak beyleriyle bir avuç zengin işadamının denetimi altında bulunduğu bir Latin Amerika ülkesinde bir devrim başlamış olsun ve yine diyelim ki, büyük bir bölümü askere alınmış köylülerden oluşan ordunun bir kesimi kopup hükümeti devirmeye ve komünist bir rejim kurmaya çalışan asilere katılmış bulunsun. İki tarafı karşı karşıya getiren birkaç meydan savaşından sonra, istatistikçinin, her iki yanın verdiği kayıpların daha çok köylüler olduğunu göreceği açıktır. Böyle bir durumda, ana bölünmenin dikey olduğu sonucuna varmak, siyasal savaşımların anahtarının sınıf savaşında yattığını yadsımak, saçmalamaktan başka bir şey olmayacaktır. Öte yandan, eğer asiler hiçbir toplumsal istek ileri sürmez ve salt bir grup toprak beyi ve işadamı önderin yerine bir başkasını getirmeye çalışırlarsa, işte o zaman, şu ya da bu türden bir dikine bölünmenin bulunduğunu ileri sürmeyi gerektiren nedenler var demektir. Kısaca, önemli olan, kimin savaştığı değil, ne için savaşıldığıdır. İşin bu yönü ortaya, şimdi ele alacağım daha genel sorunlar çıkarır. Sf. 596, 597

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 596, 597) kitabından birebir alınmıştır.

  • Geçmiş hakkında söyledikleri naiftir, çünkü her yönetim baskıcı yanlarının sorumlusu olarak düşmanlarını gösterir. Düşman çekilip gitseydi, tüm halk, ondan sonra sonsuza dek mutluluk içinde yaşayabilecekti! Tüm egemen elitlerin, hatta birbirleriyle savaştıkları zaman bile, düşmanlarının varlığının sürmesinde çıkarlarının bulunduğu düşünülebilir. Gelecekle ilgili olarak da safdil, naiftirler; çünkü bir devrimin uğradığı yozlaşmanın, egemenliğin elde tutulmasını gerektiren çıkarlar yarattığını hesaba katmazlar. Özetle, komünist savunma, gelecekle ilgili olarak eleştirel rasyonelliğin teslim bayrağını çekmesi anlamına gelen bir iman gerektirmektedir. Sf. 584

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 584) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devrimci diktatörlüklerin, genelde insanı en çok isyan ettiren yanlarından biri, terörü, en az devrimcilerin kendileri kadar, belki onlardan da fazla eski düzenin kurbanı olmuş küçük insanlara karşı kullanmalarıdır. Sf. 584

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 584) kitabından birebir alınmıştır.