Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Günümüzün geri kalmış ülkelerinde ise, başkaldırmayanların acıları sürmektedir. Sf. 582

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 582) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hakça davranırsak, bugüne dek yazılmış neredeyse tüm tarihin, devrimci şiddete karşı baskın bir yanlılık eğilimi dayattığı gerçeğini kabul etmeliyiz. Gerçekten, bu yanlılığın ne kadar derine indiğini kavrayınca insanın dehşete düşmemesi olanaksız. Baskıya direnenlerin başvurdukları şiddetle, baskı uygulayanların şiddetini eşdeğer görmek yeterince yanıltıcı olurdu. Ama iş bununla da kalmıyor. Spartaküs’ün zamanından başlayıp, Robespierre’den geçerek günümüze gelene dek, baskı altındakilerin eski efendilere karşı güç kullanmış olmaları, hemen hemen evrensel bir kınamaya konu olmuştur. Bu arada “normal” toplumun her gün uyguladığı baskılara, tarih kitaplarının çoğunda, geri planda, belli belirsiz değinilip geçilir. Devrim öncesi dönemlerin adaletsizlikleri üzerinde önemle duran radikal tarihçiler bile, genellikle, ilgilerini ayaklanmanın başlamasından önceki çok kısa bir zaman kesimi üzerinde yoğunlaştırırlar. Bu yoldan, onlar da, kasıtlı olmasa bile tarihsel gerçekleri çarpıtırlar. Sf.582

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 582) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kültür ya da daha az teknik bir terimi kullanırsak, gelenek; bir toplumda birlikte yaşayan bireylerin dışında ya da onlardan bağımsız olarak var olan bir şey değildir. Kültürel değerler, tarihin gidişini etkilemek üzere gökten inmez. Bunlar, bir gözlemcinin, insan gruplarının, ya farklı durumlarda ya farklı zamanlarda veya hem farklı durumlarda hem farklı zamanlarda gösterdikleri davranışlar arasındaki bazı benzerliklere dayanarak yaptığı soyutlamalardır. Sf. 561

    Kültürün uygulamaya ilişkin ampirik bir anlamı varsa, o da insanın kafasına yerleşmiş, kültür terimini bilimsel dile sokan ve sonunda halk tarafından da kullanılmasına yol açan Tylor’un ünlü tanımının son cümleciğiyle belirtecek olursak, “insanın toplumunun üyesi olarak edindiği” belli biçimlerde davranma eğilimi olmasıdır. Sf. 561

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 561) kitabından birebir alınmıştır.

  • Köylüler kendi başlarına hiçbir zaman bir devrim yapmayı başaramamışlardır. Öteki yaşamsal önem taşıyan noktalarda yanılmış olmakla birlikte, Marksistlerin bu konuda söyledikleri kesinlikle doğrudur. Köylülere başka sınıflardan önderler gerekir. Ancak yalnızca önderlik yetmez. Ortaçağda ve ortaçağın sonlarında görülen köylü ayaklanmaları, aristokratlarca ya da kentlilerce yönetildiği halde yine de ezilmişlerdi. Bu nokta, köylü bir kez şahlandı mı, onu ister istemez büyük değişikliklerin izleyeceğini düşünen ve hepsi de Marksist olmayan çağdaş deterministlerin kulaklarına küpe olmalı. Gerçekten, bastırılan köylü ayaklanmaları başarıya ula-şanlardan kat kat fazladır. Köylü ayaklanmalarının başarıya ulaşması, pek çok koşulun, ancak çağdaş dönemde görüldüğü gibi alışılmadık bir biçimde bir araya gelmesini gerektirir. Söz konu- su başarıysa, salt yıkma başarısı olmuştur. Köylüler eski yapıyı yerle bir edecek dinamiti sağlamışlardır. Bunu izleyen “yeniden yapılanma” işine hiçbir katkıları olmadı; tersine, Fransa’da bile bu işin ilk kurbanları onlar oldu. Sf. 553, 554

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 553, 354) kitabından birebir alınmıştır.

  • Marx, küçük köylü mülklerinden oluşan Fransız köylerini patates çuvallarına benzettiğinde, bu durumun özünü yakalamış bulunuyordu. Buradaki anahtar özellik, kooperatif ilişkiler ağının yokluğudur. Bu durum çağdaş köy toplumunu ortaçağ köyünün tam zıddı olan bir konuma getirir. Güney İtalya’da bu tür bir köyle ilgili olarak geçenlerde yapılan bir çalışma, köyü oluşturan aile birimleri arası rekabet ve çekememezliğin, köyde her tür etkili siyasal eylem biçimini nasıl engellediğini göstermektedir. Kapitalizmin bir karikatürü olan bu “hiçbir ahlak tanımayan ailecilik” (amoral familism) olgusunun kökleri de bu köyde tarihin derinliklerine uzanmaktadır ve İtalya’nın başka bölgelerindeki kooperatif (işbirliği) ilişkilerin tam tersine bir gelişmenin uç örneğidir. Sf. 551

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 551) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu laik üstbeyin yanı sıra, genellikle bir de rahip bulunurdu. Onun göreviyse, egemen toplumsal düzene meşruluk kazandırılmasına yardımcı olmak ve tek tek köylülerin elindeki geleneksel ekonomik ve toplumsal olanaklarla altından kalkılamayacak talihsizliklerin, felaketlerin nedenini açıklamak ve bunlarla başa çıkmanın yollarını bulmaktı. Sf. 542

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 542) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kendisini coşkulara daha az kaptırdığı zamanlarda faşizm, sıcak burjuva rahmine, hatta burjuva öncesi köylü rahmine dönme sözü veren “sağlıklı” ve “normal” bir psikolojiye sahip olmasına karşın, kan ve ölüm, faşizmde genellikle erotik bir çekicilik kazanır. Sf. 519

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 519) kitabından birebir alınmıştır.

  • Faşizm altında “nesnel yasa” anlayışı ortadan kalktı. En önemli özelliklerinden biri de, tüm insanların özünde eşit oldukları düşüncesi başta olmak üzere, hümaniteryen (insanerekli) ideallere şiddetle karşı çıkmasıydı. Faşist dünya görüşü, hiyerarşi, disiplin ve boyun eğmenin kaçınılmazlığını vurgulamakla kalmadı, aynı zamanda bunların başlı başına birer değer olduğunu öne sürdü. Sf. 518

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 518) kitabından birebir alınmıştır.

  • Siyasal düzenin rasyonelleştirilmesinin bir başka yönü de, yeni bir toplum türüne uygun vatandaşların yaratılmasıydı. Kitlelerin okuryazar ve basit teknik becerilere sahip duruma getirilmeleri gerekiyordu. Ulusal bir eğitim sistemi kurulmasının, hükümetleri dinsel otoritelerle sürtüşmeye düşürmesi olağandır. Dinsel bağımlılıklar ulusal sınırları aşan bir nitelik gösteriyorsa ya da iç barışı bozabilecek biçimde birbirleriyle yarışma içindeyseler, dinsel bağlılıkların yerine, yeni bir soyutlama olan “devlete bağlılığın” konması gereklidir. Sf. 509, 510

    Bu tür güçlüklerin aşılmasında, bir dış düşmanın varlığı son derece yararlı olabilir. Sf. 510

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 509, 510) kitabından birebir alınmıştır.

  • Burjuva yoksa demokrasi de olmaz. Sf. 487

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 487 kitabından birebir alınmıştır.

  • Burada üzerinde durduğumuz sorun ise daha farklı: Emek baskıcı sistemlerin, nasıl ve niçin demokrasinin gelişmesine elverişsiz bir ortam yarattıklarını ve faşizme varan kurumlar bütününün önemli bir öğesini oluşturduklarını araştırmaktır. Sf. 505

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 505) kitabından birebir alınmıştır.

  • Geleneksel despotluklar, merkezi erkin çok çeşitli görevler yapabildiği ya da tüm toplumun işleyişiyle ilgili asal etkinlikleri denetleyebildiği her yerde çıkabilir. Sf. 485

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 485 kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu satırların yazarı, bir demokrasinin gelişmesini, birbirleriyle sımsıkı bağlantılı üç şeyin:

    1) keyfi yöneticilerin denetlenmesi,

    2) keyfi kurallar yerine, adil ve rasyonel kuralların konması,

    3) bu kuralların oluşturulmasında tabandaki halkın da bir pay edinmesi için, öteden beri süren ve daha hiçbir biçimde tamamlanmış bulunmayan bir savaşım olarak görmektedir. Birinci özelliğin en dramatik olan, ama hiç de en az önemli olmayan yönü, kralların kellelerinin uçurulması olmuştur. Hukuk devletini kurma, yasama organının siyasal erkini yerleştirme ve daha sonra, devleti toplumun refahı için çalışan bir aygıt olarak kullanma, öteki iki hedefin bildik ve ünlü yönlerini oluşturmaktadır. Sf. 482, 483

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 482, 483 kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu üç yol, Batı biçimi bir demokrasiye varan burjuva devrimleri, tepeden inip faşizme varan tutucu devrimler ve komünizme varan köylü devrimleri, küçük bir olasılıkla da olsa, birbirlerine seçenek oluşturan ve aralarından seçim yapılabilecek yollardır. Sf. 482

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 482) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunun için, ister Japonya’yı bile içine alan üstü örtülü biçimiyle kapitalist modelde, ister daha dolaysız biçimiyle sosyalist modelde görüldüğü gibi olsun, kitlesel çapta bir zorlamaya başvurmak bir zorunluluk olarak görünüyor. Sorunun acıklı yanı, ister sosyalistlerin ister kapitalistlerin yönetimi altında olsun, çağdaşlaşmanın en ağır bedelini yoksulların ödemeleridir. Bu bedeli ödetmeyi haklı gösterebilecek tek şey, buna başvurulmazsa durumlarının daha da kötüleşeceği gerçeğidir. Durum böyle olunca, karşı karşıya kalınan ikilem gerçekten acımasızdır. Bu ikilemle yüzleşme sorumluluğunu taşıyanlara karşı derin bir sempati besleyebiliriz. Böyle bir ikilemin varlığını yadsımaksa, hem aydın sorumluluğuna sığmaz, hem de siyasal sorumsuzluğun dik âlâsıdır. Sf. 478

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 478) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nehru çok güçlü bir siyasal önderdi. Önünde çok büyük bir manevra alanının bulunduğunu yadsımak saçma olur. Böyle olmasına karşın, sorunların en önemlisinde izlediği politika laf ebeliğinden ve yan çizmekten başka bir şey olmadı. Bir şeyler yapmak yerine yapıyor görünmek yoluna gitti. Sf. 474

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 474) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devrimler, önemsiz bölgesel düşüncelerle değil, tüm insanlığa seslenen büyük ideallerle yapılır. Sf. 450

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 450) kitabından birebir alınmıştır.

  • İki din arasındaki düşmanlık, kuşkusuz, Hindistan’ın uzun tarihi boyunca zaman zaman şiddete başvurulan biçimler almıştı. Bunlar daha çok, Müslüman yöneticilerin Hindu uyruklarını, zor yoluyla İslamlığa geçirme çabalarının sonucu olarak görünür. Yirminci yüzyıldaki dinsel çatışmalara ve fanatikliğin niteliği farklıdır. Bu hareketler daha çok yirminci yüzyıla özgü olduğu bilinen “yerlicilik” (nativizm) olgusuna benzemektedir. Dünyanın birçok bölgesinde, yerleşik kültür, halkın bir bölümünü tehdit eden bir biçimde aşınmaya başladığında, kendini tehdit altında duyan halk, geleneksel yaşam biçimine artan bir tutkuyla sarılarak ve onu yücelterek tepki gösterir. Söz konusu yüceltmenin genellikle, tarihsel gerçeklikle ancak yüzeysel bir bağlantısı vardır. Sf. 449

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 449) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ayrıca kast, hiyerarşik boyun eğmeyi güçlendiren bir sistemdi. Bir insana gündelik yaşamın binlerce küçük olayıyla haddini bildirirseniz, sonunda haddini bilen biri olur çıkar. Sf. 448

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 448) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hint köylüleri arasında devrimci bir gizilgüç (potansiyel) vardır. İkinci olarak, insanı alçaltıcı maddi koşullar, tek başlarına bir ayaklanmayı başlatamaz, ona neden olamazlar; ama ayaklanma yönündeki genel gizilgüce katkıları olur, o başka. Sf. 447

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 447) kitabından birebir alınmıştır.