Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Sanayi bürokrasisi” derken sanayicileri değil; belki sanayicilerin emrinde olabilecek bir iktidarın bürokrat organlarını kast etmiştim. “Tarımsal bürokrasi” olarak da, Osmanlı’dan beri gelen devletle özdeşleşmiş “kapıkulu” denilen eski yöneticiler grubunu anlıyorum. Bugün ekonomideki gelişmeler dolayısıyla artık bunların tam bir iktidar olmasının olanağının kalmadığını söylemek istiyorum. Bunların bir kısmı eski gelenekleri, görüşleri devam ettirmiştir: s. 93

    Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 93) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yaratılan şamata kadar dağıtılacak toprak yoktur. Buna karşılık tarım kesiminden sanayi hammaddeleri ve yiyecek maddeleri gelişini hızlandırmak, talebin artışın sağlamak vergi dağılımını tarım kesimine aktarmak için istenecektir toprak reformu. s. 49

    Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 49) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hatta bu dengenin unsurları, belki birtakım solcuların tuhafına gidecektir. Mesela, İsrail’e nazaran dış politikada Arap dünyasını tercih etmektedir. Arap dünyasına giden Rus Mig uçakları Türkiye üstünden geçme müsaadesi alabilmektedir. Doğu Bloku’yla ekonomik ilişkiler gelişmekte, 360 milyon dolarlık bir kredi anlaşması yapılmaktadır. Söylentilere bakılırsa, bu projelerin uygulanmasına gelecek uzmanların kontrolü dolayısıyla Demirel ile dış istihbarat çevrelerinde de yakın bazı çevrelerin sürtüşme içinde bulunduğu bile işitilmektedir.

    Kısaca, Demirel hükümeti de, üretim güçlerini geliştirerek, meselelerini çözmeye ki bir süre için bu imkânı vardır, çalışırken, sahip olduğu ideolojiyi bazen elinin tersiyle bir tarafa itebilmektedir. Bu gelişmeler elbette bazı kulaklara kar suyu kaçıracak; Hegel’in söylediği gibi. Demirel artık dünyayı yöneten tarihin kurnazlığı karşısında kalacak ve görevini bitirmiş olarak iktidardan düşecektir. s. 21

    Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 21) kitabından birebir alınmıştır.

  • Demirel tarihî bir fonksiyonu yerine getirmiştir. Hegel, Tarih Felsefesi’nde, tarihin birtakım kimselere rol verdiğini, tarihin onların şahsında yürütüldüğünü iddia eder. Bu rol bitince, bu şahıs, tarihi ileri götürmek üzere kendine göre bir planı olsa dahi ödevi bitmiş bir kimse olarak, bir kenara atılır. Hegel buna “Dünyayı yöneten aklın kurnazlığı” der. s. 19

    Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • Binaenaleyh, 1925’te, Mustafa Kemal’in toprak reformu düşünmesi hikâyesine en güzel cevap da şudur: Giderek bürokratların toprak ve servet edinmeleri sırasında Mustafa Kemal’in 154 bin 709 dönüm toprak sahibi olmasıdır. (Asıldığı zaman Adnan Menderes’in toprağı 4 bin dönüm kadardı.) s. 246

    Alıntı; Batılılaşma  ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 246) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2011): “Mustafa Kemal Atatürkün mirası: 1938 yılında sağlığı iyice bozulan Atatürk, 5 Eylül’de mutemedi ve Çankaya Köşkü Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’ı yanına çağırtarak, mal varlığını tespit etmesini ister. Soyak’ın hazırladığı liste şöyledir:1- 582 dönüm çeşitli meyve bahçeleri, 2- Çeşitli yerlerde 650 bin fidan. 3- 400 dönüm Amerikan Asma Fidanlığı. Burada 560 bin kök bağ çubuğu. 4- 220 dönüm bağ. Burada 88 bin adet bağ çubuğu vardır. 5- 370 dönüm çeşitli sebze yetiştirmeye elverişli bahçe. 6- 220 dönüm 6 bin 600 ağaçlı zeytinlik. 7- 27 dönüm 1.654(bin altı yüz elli dört) ağaçlı portakallık. 8-15 dönüm kuşkonmazlık. 9- 100 dönüm park ve bahçe. 10- 2 bin 650 dönüm çayır ve yoncalık. 11- 1.450 (bin dört yüz elli) dönüm yeni tesis edilmiş orman.12- 148 bin dönüm ziraata elverişli arazi ve meralar.13- 45 adet büyük ve küçük idare binası ve ikametgâh, bütün mefruşat ve demirbaşları ile beraber. 14- 7 adet 15 bin baş koyunluk ağıl.15- 6 adet Aydos ve Toros yaylalarında tesis edilen mandıralar. 16- 8 adet at ve sığırlara mahsus ahır. 17- 7 adet umumi ambar. 18- 4 adet hangar ve sundurma. 19- 4 adet lokanta, gazino, ve eğlence yerleri, lunapark. 20- 2 adet çeşitli imalat yapan fırın. 21- 2 adet, çiçek ve süsleme nebatı yetiştirmeğe mahsus yer. (Toplam Bina 51 adet). 22- Bira Fabrikası: (Yılda 7 bin hektolitre üretme kapasitesine sahip.) 23- Malt Fabrikası. 24- Buz Fabrikası; (Günde dört bin ton buz üretme kapasitesine sahip) 25- Soda ve Gazoz Fabrikası: (Günde 3 bin şişe soda ve gazoz üretebilecek kapasitede.) 26- Deri Fabrikası. 27- Ziraat Aletleri ve Demir Fabrikası. 28- Süt Fabrikaları; Biri Ankara diğeri ise Yalova’da olan bu iki fabrika günde 30 bin litre süt ve bir ton tereyağı üretme kapasitesinde. 29- İki Yoğurt İmalathanesi. 30- Şarap İmalathanesi: Yılda 80 bin litre şarap üretme kapasitesine sahip. 31- Değirmen. 32- İstanbul’daki bir çelik fabrikasının yüzde kırk hissesi. 34- Biri Ankara’da, diğeri Yalova’da kurulu iki tavuk çiftliği. 35- Yalova’da ki Çiftliklerde İki Hususi İskele ve Liman Tesisatı. 36- Üçü Ankara’da ve İkisi İstanbul’da ‚’Beş Satış Mağazası’nın bütün tesisat ve demirbaşları. 37-Orman Çiftliğinde; Hususi sulama tesisatı, kanalizasyon, Telefon tesisatı, elektrik tesisatı, küçük beton köprüler, hususi yollar, içme su tevziatı şebekesi. 38-Yalova Çiftliğinde; Hususi Su tesisatı, telefon tesisatı, elektrik tesisatı, küçük beton köprüler ve yollar. 39- Silifke Tekir Çifliği’nde; hususi sulama tesisatı, beton köprüler. 40- Orman Çiftliğinde kurulu Çiftlik Müzesi ve ufak mikyasta Hayvanat Bahçesi tesisatı. Bunların işletme levazımı ve bütün demirbaşları. 41- 13 Bin Baş Koyun. Kıvırcık, Merinos, Karagül, Karaman ırklarıyla bunların melezleri. 42- 443 Baş Sığır, Simental, Hollanda, Kırım, Jersey, Görensey, Halep yerli ırklarıyla bunların melezleri, yeni üretilen Orman ve Tekir cinsleri. 43- 69 baş İngiliz, Arap, Macar, yerli ve bunların melezleri Koşum ve Binek Atları. 44- 2 bin 450 baş Tavuk, Legorn, Rodayland ve yerli ırklar. 45- 16 adet traktör, 13 adet harman ve Biçer Döver Makinesi ve bilcümle ziraat işlerini görmekte bulunan Ziraat işlerini görmekte bulunan ziraat alet ve edavatının Tamamı. 46- 35 Tonluk bir adet Deniz Motoru. Yalova çiftliğinde. 47- 5 adet, Çiftliklerin nakliye işlerinde çalıştırılan Kamyon ve Kamyonet. 48- 2 adet Çiftliklerin umumi servislerinde çalıştırılan Binek Otomobili. 49- 19 adet, Çiftliklerin umumi servislerinde çalıştırılan, binek ve Yük Arabası.” Kaynak; İsmail Cem, Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi, s. 261-264 arası

  • Yeniçeri-esnaf-tekkeler ve İslam uleması güç birliği zaman zaman patlamalara sebep olmuşsa, aslında üretim güçlerinin yeterince gelişememesinden olmuştur. Fakat bunların iktidarı merkezde kısa ömürlü olmuş ve üretim biçimi bozulmuş olarak devam etmiştir. Bozulma giderek süreç içinde ortaya âyan gibi güçleri çıkarmışsa da, bunlar Senedi İttifak’a rağmen, tam iktidar olacak şekilde üretim biçimini değiştirememiştir. s. 241

    Alıntı; Batılılaşma  ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 241) kitabından birebir alınmıştır.

  • a) Merkezi sistem kuruluştan itibaren gelişmiştir,

    b)Padişah ile Beylerbeyi, Sancakbeyi, zaim, tımarlı sipahi arasında bir kuvvet dengesi değil, mutlak bir hizmete dayanan hiyerarşi vardır. Bunlar kapuya (saraya) bağlıdır. Toprak ve reaya padişahındır. Ara yerde bürokratlar vardır. Merkeziyetçiliğe karşı sivrilmeler, sistem gereği ezilecektir. Böylece feodal ilişkilere kapı devamlı kapalı tutulmaya çalışılacaktır,

    c)Osmanlı’da ceza sistemi merkezileşmiştir. Şeriat uygulayıcısı kadılar, yönetici diğer bürokrasiden bağımsızdır. Beylerbeyi, Sancakbeyi gibiler, alınan kararların, cezaların ancak uygulayıcısıdırlar. Bu hukuk ve ceza sistemi, İslamiyet içinde kalıplarını bulmuştur. Merkeziyetçi ilişkiler ile ümmetçilik, cemaatçilik birlikte oluşmuştur. s. 233

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 233) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilindiği gibi, devrim, “bürokratik ve askeri mekanizmanın el değiştirmesi” değildir. Bunu devrim sanmak, oportünizmdir. s. 228

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 228) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye’de tarih boyunca, halk kitleleri, yenilik hareketlerini kuşku ile izlemiştir. Çok defa görmüştür ki, gelen yenilikler, halkın kendini savunmak için sarıldığı bazı şeyleri elinden alıp götürmüştür. Bu sebeple “büyük halk kitleleri, doğru ya da yanlış gelen yenilikleri, kökü kendisi dışında kabul edip kuşku ile karşılayacaktır.” İşte bu, tarihî olarak adeta müesseseleşmiş “tutum, kuşku, bir yenilik ifade eden sosyalizm karşısında da kendini gösterecektir”. Bu ise emperyalizm tarafından kullanılmak istenecektir. s. 138

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 138) kitabından birebir alınmıştır.

  • Oysa 1960’tan sonra bürokrat grubun subay kesiminin, kitle olarak niteliğini değiştirecek, tarihî bir gelişmenin içine itilmekte olduğunu görüyoruz. Bürokratların subay kesimi kitle halinde üretim aracı sahibi sınıf olmaya itilmektedir. s. 131

    Kısaca, yönetici tam bürokrat bir grubun öncülüğü ile bütün subaylar ordu yardımlaşma kurumu yoluyla kapitalist sınıflar içine dönüştürülüyor ya da aktarılıyorlardı. s. 131

    Denilebilir ki, bu kurum, ilerde bütün ürünlerini yerli olarak imal edecektir. Bir defa bu imkânsızdır. Bu kısmen sağlansa bile, ikinci olarak, yabancı sermaye ile ortaklık ne olacaktır? Diyelim ki yabancı sermaye ile ortaklık da zamanla bozulur. Üçüncü olarak diyeceğiz ki, bu yoldan kurumun sağlayacağı kârların kaynağı neresi olacaktır ve kurumun diğer bir kapitalistten farkı nerede kalacaktır? Burada, DP döneminde servet farkları artarken bazı demokratların söylediği bir sözü hatırlamamak mümkün değil. O zaman deniliyordu ki, “alan da Türk, satan da”. s. 133

    Senatoda Korgeneral Madanoğlu meşhur konuşmasını yaptı. General, Ordu Yardımlaşma Kurumu’nun durumuna değindikten sonra, “Ordu millî olmayı özler durur” diyecekti. Bilindiği gibi Başbakan Demirel bu konuşmaya sinirli bir biçimde cevap vermeye çalıştı. Ortada derin bir mesele vardı. Mesele bir asker tarafından parlamentoya getirilmişti. s. 134

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 131 ile 134 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Araç olarak sayılacak bir Toprak Reformu meselesi vardır. Toprak reformuna CHP eskiden beri taraftar, çünkü CHP bürokratı, toprak sahiplerini karşısında bulduğundan bu gücü bölmeyi düşünebilir. Acaba CHP nasıl bir toprak reformu istiyor? Çünkü Amerika da az gelişmiş ülkelerde toprak reformu ister. Amerika’nın amacı şudur: Tarımsal bölgede reformla üretim artırılabilir ve bu da sanayi ürünlerine talebi büyütür, bu ise Amerika’nın ihracatını artırır (montaj ya da doğrudan). Güney Amerika ve sair yerlerde Amerika Birleşik Devletleri bunu teşvik ediyor gözüküyor. Bakınız toprak reformunun sanayileşme ile nasıl birlikte ele alınması gerekli. CHP ne düşünüyor bu emperyalist oyun karşısında? s. 128

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 128) kitabından birebir alınmıştır.

  • CHP’liler toplantısı sonunda 2 Temmuz 1968 tarihinde Ulus Gazetesinde kırmızı çerçeve içinde yayımlanan “Ortanın Solu” tanımını okuyalım: s. 126

    Bu tanım bir istisnasıyla, sadece amaçları sıralamaktadır. Bu amaçlarda anlaşmayacak hiçbir parti liderinin bulunduğunu da sanmıyorum Türkiye’de. Mesele, bunların ne gibi araçlarla gerçekleştirileceğidir. Partilerin kişiliği, araçlarının niteliğindedir. s. 126

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 124) kitabından birebir alınmıştır.

  • Esasen, tekelci kapitalizmin egemen olduğu bir dünyada onun koşulları içinde, DP iktidarının uzun süreli şansı yoktu (şimdi de AP’nin olmadığı gibi). DP’yi iktidardan sanıldığı gibi aslında CHP’nin muhalefeti düşürmemişti. DP, başlangıcı kendisinden önce CHP iktidarında açılan yolda gelişen iç üretim güçlerine dayanarak ve onların daha da gelişmesi için izlenen ve kaçınılmaz gözüken politikadan dolayı düşmüş; ya da düşürülebilir hale gelmişti. Fiilen ise, bürokratik Batılılaşma akımının şartlandırıldığı, fakat izlenen politikanın fakirleştirdiği bürokratların subay kanadından bir grup tarafından düşürülmüştü.

    27 Mayıs’ı yapanlar da ülkenin ikiye bölünmesi tehlikesi karşısında “Devleti Kurtarmak” isteyenlerdi. Kurulan komite adını birlik kelimesinden aldı. Millî Birlik Komitesi Batı değerler sistemini benimsemek isteyen tarihî bürokrasinin bir devamı idi. Bürokratlar gelişen yerli güçler karşısında kendi varlığını savunmak istemişti. Demokrat Parti döneminde mutlak fakirleşmeye uğramışlardı. Dış ve iç ekonomik çıkmaz Demokrat Parti’yi mağlup etmişti. Bundan yararlanıldı. Dengeci bir Batı anayasası lazımdı. Sağlam kazık anayasa idi. Hukukçu profesörlere anayasa ısmarlandı. s. 124

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 124) kitabından birebir alınmıştır.

  • Muhalefet, özellikle bürokratik CHP, başlangıçtan beri inemediği temel meselelere inebilecek değildi. Türkiye’de sol yaşatılmamıştı. CHP bazılarına göre soldu. Oysa üretim güçlerinin geliştirilmesi açısından bakarsak ve daha büyük kitlelere mutlak olarak bir şeyler verebilmeyi dikkate alırsak DP daha soldu denilebilir belki. Harpten sonra iki partinin emperyalizmle ilişkilerinde, ana hatlarıyla önemli bir fark görülmemiştir. Laik olarak, Batıcı olmak ya da olmamak, dindar olmak ya da olmamak, Türkiye’de sol olup olmamaya yetmez. Batıcılık, laiklik gibi ilkelerle de emperyalizmin emrine girmek kabildir Türkiye’de. Kompradorların büyük kısmının ve bazı bürokratların böyle olduğundan emin değil miyiz? Aynı şey, İslamcı gözüken bazı kimseler içinde söz konusu değil midir? s. 123

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 123) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsmet Paşa’nın sık sık tekrarladığı bir söz vardı. Bu, Lozan Sulh Konferansında Lord Curzon tarafından Osmanlı borçları konusu tartışılırken İsmet Paşaya söylenmişti; “Siz paraya ihtiyacınız olunca nasıl olsa bize başvuracaksınız” biçiminde bir sözdü bu. Hazin değil midir ki, bu sözleri söyleyen Paşa’nın CHP’si, 1950’den önce iktidarda iken, dış krediler almaya başlayan, bazı ikili anlaşmaları yapan parti olacaktı. s. 122

    Alıntı; Batılılaşma  ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 122) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devletçiliği savunan kadroculardan Yakup Kadri Karaosmanoğlu devletçilik uygulamasını şöyle anlatıyor:

    “Fakat bu iktisadi ve sınai gelişme hareketimiz öylesine “irrational”, öylesine başıbozuk bir tarzda kalmış ve araya işten anlamaz ya da kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmez komisyoncu, anaforu bir takım tufeyli unsurların karışımıyla kurulan fabrikalar, yapılan tesisler o kadar pahalıya mal olmuştu ki, uzun bir süre, millet bunların yalnız yükünü hissetmekle kalmıştır. Bu şarkvari iş ve teşebbüs hareketleri böyle alıp yürürken, öte yandan halk ise ne şekerin tadını tadabilmekte, ne de sırtını bir yünlü kumaş parçasıyla örtebilmekte idi” s. 114

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 114) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye’de devletçilik yoluyla da belki ilkel bir birikim söz konusu edilebilir. Bu, devletin el koyduğu artık üründen özel kişilere yapılan servet transferidir. Yeni bir iç yağma ya da talanla bu olmuştur. Servetler bu iki işlemle adeta kapılmıştır. s. 113, 114

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 113, 114) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tanzimat ve Meşrutiyet bürokratı, Osmanlı mülkiyet sistemini değiştirmiş, âyan ve bürokratın serveti müsadere edilemez olmuştu. Ve miri topraklar üzerinde âyan ya da eşrafın fiili tasarrufu, köylüler aleyhine, mülkiyete dönüşüyordu. Bu arada bürokrat kendine has yollardan servet sahibi olabiliyordu. Suyun başında idi. İmparatorluk sadece dıştan paylaşılmıyordu; içerden de paylaşılıyordu! s. 104

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 104) kitabından birebir alınmıştır.

  • İttihatçılar devrim ya da ıslahat olarak başka neler yapıyordu? Kadınlara hürriyet, şefkat, “kadınlı erkekli müsamereler”, şapka ve harf devrimi için hazırlıklar. Kooperatifçilik ve yerli malı kullanma propagandaları. s. 94

    Yahya Kemal şöyle yazıyor (o sırada Paris’tedir): “Cemal Bey’in (Paşa) Üsküdar Mutasarrıfı olduğunu, orada entari ile gezmeyi kaldırdığını, Meşrutiyetin ilk ıslahatından biri olarak işittim.”

    Şüphesiz bu erkeklerin entari ile dolaşma yasağıdır. s. 94

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 94) kitabından birebir alınmıştır.

  • İşte bu durumda, 1917 yılında 4 milyon lira itibari sermaye ile İtibari Millî Bankası kuruldu. Bir kanunla, Ergani bakır madenlerinin işletilmesi ve Ergani’den sahile yapılacak demiryolu hattının imtiyazı bankaya verildi. (Burhan Ulutan, Bankacılığın Tekâmülü). İlginç olan yön şudur:

    a)Yarısı ödenen sermayenin mühim bir kısmı hükümete aitti.

    b)Bankanın kurucuları o dönemin nüfuzlu şahsiyetleri, devlet adamlarıydı.

    Demek ki, bu banka birtakım firmalar kurarak (madencilik dâhil) kazanacağı kârlardan iktidardaki bürokratlara servet sağlayacaktı. İşte bu Devlet Bürokrat Bankası daha sonra rastlanan İş Bankasının ilk modelidir. s. 93

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 93) kitabından birebir alınmıştır.