Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Demokrasi dışı düzende siyasal gücü elinde bulunduranların karşı karşıya kalacağı en önemli baskı, siyasal güçten mahrum edilenlerin onu ele geçirmek için çaba gösterecek olmaları ya da siyaseti yönetenleri alaşağı edebilecek olmalarıdır. Sf. 146

    Alıntı; Diktatörlük ve Demokrasinin Ekonomik Kökenleri – Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, Türkçesi; Ebru Tutu, Sevil Kurdoğlu, Ümit Tatlıcan, Çok kötü bir çeviri. (Bağlam Yayıncılık,  1. Basım Kasım 2016 – Sf. 146) kitabından birebir alınmıştır.

  • Genellikle, demokrasi dışı düzenlerde iktisat politikalarını şekillendiren iki özellik vardır: birincisi, iktidardaki grubun tercihleri ve ikincisi, bu grubun karşı karşıya kaldığı sınırlamalar. Her şey eşit iken, iktidardaki grup, seçkin, kendi faydasını maksimize edecek politikaları seçer. Bununla birlikte seçkinler, farklı sosyal grupların ya da grup içindeki diğer bireylerin onların yerini alması korkusuyla yaşarlar. Bu nedenle, demokrasi dışı düzenlerde önemli bir konu da hiçbir grubun rejimi devirecek kadar mutsuz olmamasının ya da iktidardaki grubun çıkarlarına zarar verebilecek siyasi ve ekonomik eylemlerin alınmasının önlenmesidir. Sf. 144

    Alıntı; Diktatörlük ve Demokrasinin Ekonomik Kökenleri – Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, Türkçesi; Ebru Tutu, Sevil Kurdoğlu, Ümit Tatlıcan, Çok kötü bir çeviri. (Bağlam Yayıncılık,  1. Basım Kasım 2016 – Sf. 144) kitabından birebir alınmıştır.

  • Drake (1996) analizinde; emeğin, Arjantin, Brezilya, Uruguay, İspanya ve Portekiz diktatörlüklerindeki rolünü benzer biçimde tartışıyor, şöyle ki;

    diktatörlüklerin çoğu, sermaye ile ücretler arasındaki dağıtım mücadelesinden ortaya çıkmıştır... Diktatörlüklerin şafağında, işçi sınıfı militanlığı mülk sahiplerini korkutmaya başlamıştı, bu nedenle de liberal demokrasi terk edildi. Kârlarını, gücünü ve meşruiyetini kaybeden ekonominin seçkinleri askerlerce kurtarıldı… Bu sağ kanat, asker kökenli hükümetler, kapitalizmi halkçılıktan, sosyalizmden ya da komünizmden aşağı sınıflardan gelen talepleri bastırmak yoluyla korudular. Özel sektörü kamu sektörüne, zengini işçilere, sermaye birikimini yeniden dağıtıma, hiyerarşiyi eşitliğe tercih ettiler,” Sf. 95

    Alıntı; Diktatörlük ve Demokrasinin Ekonomik Kökenleri – Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, Türkçesi; Ebru Tutu, Sevil Kurdoğlu, Ümit Tatlıcan, Çok kötü bir çeviri. (Bağlam Yayıncılık,  1. Basım Kasım 2016 – Sf. 95) kitabından birebir alınmıştır.

  • Schumpeter’in (1942) tanımını benimsemiştir, ona göre demokrasi

    … bireylerin, halkın oyunu alabilmek için gerçekleştirilen rekabetçi mücadele aracılığıyla karar alma gücü kazanmalarını sağlayan siyasal zemini hazırlayan kurumsal düzenlemedir, Sf. 71

    Alıntı; Diktatörlük ve Demokrasinin Ekonomik Kökenleri – Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, Türkçesi; Ebru Tutu, Sevil Kurdoğlu, Ümit Tatlıcan, Çok kötü bir çeviri. (Bağlam Yayıncılık,  1. Basım Kasım 2016 – Sf. 71) kitabından birebir alınmıştır.

  • Siyasal kurumlar ile demokratik konsolidasyon (pekişme) arasındaki bağa işaret eden bir başka örnek; başkanlık demokrasisi, parlamenter demokrasiye göre daha dengesiz olabilir iddiasıdır (Linz, 1978, 1994). Bu düşünce bizim çerçevemizde karşılık buluyor çünkü yasama, yürütme ve yargı ile lobicilik, seçkinlerin radikal politika önerilerini engellemesine olanak sağlayabilir, oysa doğrudan seçilmiş bir başkanın toplumda çoğunluğun taleplerini temsili daha muhtemeldir ve bu nedenle de daha popülist olmak durumundadır. Dolayısıyla başkanlık sistemleri seçkinlerin çıkarını daha fazla tehdit eder ve bu nedenle de daha fazla darbeye neden olur. Sf. 57

    Alıntı; Diktatörlük ve Demokrasinin Ekonomik Kökenleri – Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, Türkçesi; Ebru Tutu, Sevil Kurdoğlu, Ümit Tatlıcan, Çok kötü bir çeviri. (Bağlam Yayıncılık,  1. Basım Kasım 2016 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devrimlerin doğası bu kitabın odak noktası olmasa da, devrimlerin oluş sıklığı açısından bu fikirlerde saklı ilginç anlamlar vardır. Örneğin, bu düşünceler neden devrimlerin çoğunun -örneğin, Rusya, Meksika, Çin, Vietnam, Bolivya ve Nikaragua- öncelikle tarım toplumlarında olduğunu açıklayabilir. Bizim önerimiz, bunun toprak sahibi seçkinlerin baskıyı tavize tercih etmelerinden kaynaklandığı yönündedir ve baskı başarısız olduğunda devrim onun yerini alır. Seçkinlerin yatırımlarını sermayeden yana yaptıkları kentleşmiş ve endüstrileşmiş toplumların çoğunda taviz tercih edilir ve devrimlerin görülme sıklığı azalır. Sf. 55

    Alıntı; Diktatörlük ve Demokrasinin Ekonomik Kökenleri – Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, Türkçesi; Ebru Tutu, Sevil Kurdoğlu, Ümit Tatlıcan, Çok kötü bir çeviri. (Bağlam Yayıncılık,  1. Basım Kasım 2016 – Sf. 55) kitabından birebir alınmıştır.

  • Diktatoryal rejimler toplumsal muhalefet ile çökertilirler, demokrasiler ise benimsedikleri radikal, popülist ve sürdürülemez politikalar ile askeri darbeleri davet ettiklerinden çökerler. Sf. 28

    Alıntı; Diktatörlük ve Demokrasinin Ekonomik Kökenleri – Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, Türkçesi; Ebru Tutu, Sevil Kurdoğlu, Ümit Tatlıcan, Çok kötü bir çeviri. (Bağlam Yayıncılık,  1. Basım Kasım 2016 – Sf. 28) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir diğer hassas soru ekonomik büyüme ve demokrasi arasındaki ilişkiyle ilgili olandır. Bu ilişkinin ilk bölümü, demokrasinin, Martin Seymour Lipset’in modernleşme hipotezinde ortaya koyulduğu şekliyle, ülkeler daha hızlı büyüdüğünde, ortaya çıkmasının daha muhtemel olup olmadığıdır. Hâlihazırda 2005’te biz bu hipotezi sorguladık ki o zamanlar inanılırlığı hayli yaygındı. Şimdi bu konsensüs çöktüğüne göre, hızlı büyüyen ülkelerin demokratikleşmelerinin daha muhtemel olmadığı kanısı genel kabul gördü. Daha eğitimli ülkelerin demokrasinin inşası ve korunması konusunda daha olasılıklı oldukları durumu da geçerliliğini yitirdi. Sf. 13

    Alıntı; Diktatörlük ve Demokrasinin Ekonomik Kökenleri – Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, Türkçesi; Ebru Tutu, Sevil Kurdoğlu, Ümit Tatlıcan, Çok kötü bir çeviri. (Bağlam Yayıncılık,  1. Basım Kasım 2016 – Sf. 13) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu kitap, demokrasinin oluşumu ile konsolidasyonuna yönelik bir çerçeve geliştiriyor. Farklı sosyal gruplar, siyasal güç ve kaynakların paylaşım şeklinden dolayı, farklı siyasal kurumları tercih ediyor. Bu nedenle, demokrasi vatandaşların çoğunluğunun tercihi iken seçkinlerin karşı olduğu bir yönetim biçimidir. Vatandaşlar, toplumsal huzursuzluk ve devrim ile tehdit edebildiğinde, diktatörlük kalıcı değildir. Buna karşılık baskının maliyeti yüksek ve imtiyazlar ile ilgili verilen sözler inandırıcı değilse, seçkinler demokrasinin oluşturulmasına mecbur kalabilirler. Demokratikleşme ile seçkinler, toplumsal istikrarı sağlayarak, güvenilir bir biçimde siyasal gücü vatandaşlara aktarabilirler. Demokrasi, seçkinlerin onu alaşağı etmek yönünde güçlü teşvik yoksa konsolide olabilir. Bu süreçler (1) sivil toplumun gücü (2) siyasal kurumların yapıları, (3) siyasi ve ekonomik krizlerin doğası, (4) ekonomik eşitsizliğin düzeyi, (5) ekonominin yapısı ve (6) küreselleşmenin biçimi ve kapsamına bağlıdır. Sf. 1

    Alıntı; Diktatörlük ve Demokrasinin Ekonomik Kökenleri – Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, Türkçesi; Ebru Tutu, Sevil Kurdoğlu, Ümit Tatlıcan, Çok kötü bir çeviri. (Bağlam Yayıncılık,  1. Basım Kasım 2016 – Sf. 1) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fethullahçılar, cemaate ait en az 25 milyar dolarlık mal varlığı, milyarlarca dolarlık ciro, yüz milyonlarca dolarlık himmet geliri ile hemen herkesi ve her şeyi satın alabilecek dev bir organizasyona dönüşmüştür. Sf. 284

    Alıntı; Köstebek – Necip Hablemitoğlu, (Pozitif Yayınları,  Nisan 2008 – Sf. 284) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnanıyorum ki, Devletin istihbarat birimlerine sızmış, kadrolaşmış fethullahçı unsurların temizlenmesi, kesinlikle zor değildir. Bunun için önce, Ulusal Güvenlik Konseptinde değişiklik yapılması ve dış istihbarat servisleriyle ilişkileri çerçevesinde, Fethullahçıların kontr-espiyonaj kapsamına dahil edilmesi gerekmektedir. Ardından da, siyasal erkin tam desteğini arkasına alan bir planlı istihbarat operasyonu gerçekleştirmek yeterlidir. Sf. 282

    Alıntı; Köstebek – Necip Hablemitoğlu, (Pozitif Yayınları,  Nisan 2008 – Sf. 282) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu durumdan hoşnut olmayan, hocaefendinin (!) bir an önce Türkiye’ye getirilmesinin sağlanması için radikal mücadele başlatılmasından yana olanlar da var ki bunların esas ağırlığını fethullahçı istihbaratçılar oluşturuyor. Bu grubun mücadelede silaha ve teröre bulaşma ya da taşeron kullanma riski her zaman için söz konusu. Bunların yapacakları bir hata, verecekleri bir açık, zaten takiyye ile idare edilen cemaatin sonu olacak ve saadet zinciri kendiliğinden parçalanacaktır. Paranın girdiği yerden idealin, hem de uğruna can verilecek idealin çıktığı varsayımı dikkate alındığında, Cumhuriyetimizin gelmiş geçmiş en tehlikeli şeriatçı yapılanmasının dağıtılmasının hiç de zor olmadığına kanaat getirdim. Yeter ki, siyasal erk bunu samimiyetle istesin, geçmişte olduğu gibi istiyor görünmesin… Sf. 281

    Alıntı; Köstebek – Necip Hablemitoğlu, (Pozitif Yayınları,  Nisan 2008 – Sf. 281) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye’deki cemaati yönetip yönlendirenlerin, Fethullah Gülen’in Türkiye’ye dönmesinden büyük zarar görecek olmaları nedeniyle, cemaate -sınırlı zarar verme riskini göze alarak “hasım”larının geri dönmeyi önleyecek çalışmalarına el altından, her türlü lojistik destek vermeye hazır olduklarını gözlemledim. Fethullahçılar arasında, hocaefendinin (!) nasılsa bir daha Türkiye’ye dönemez varsayımından hareketle başlatılan varislik çekişmesinde, dolayısıyla sessiz post kavgasında, hocaefendinin (!) söylemlerinin, yazdıklarının ya da Risale-i Nur içeriklerinin değil, herhangi bir örgütte görülebilecek her türlü ihtirasın, ihanetin, kandırmanın, sömürmenin ve adam harcamanın burada da geçerli olduğunu; mistisizmin yerini çoktan vahşi kapitalizmin katı kurallarına terk ettiğini keyifle izledim. Sf. 280, 281

    Alıntı; Köstebek – Necip Hablemitoğlu, (Pozitif Yayınları,  Nisan 2008 – Sf. 280, 281) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, yardımcısı Osman Ak ve gizli çalışmayı yürüten diğer görevliler 8 Haziranda görevden alındı. Rastlantıya bakın, Fethullah Gülene devlet tarafından verilen koruma görevlisi Başkomiserin Amerika’daki görev süresi de 12 Haziranda bir ay uzatıldı. Bakıyorsunuz bir yandan Fethullah Gülen grubu ile ilgili çok gizli çalışmalar yürütülüyor, araştırmalar yapılıyor, bir yandan da devletin Amerika’da bile Fethullah Gülen’i koruduğu ortaya çıkıyor.

    Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibini ‘yok etmek’ için ciddi bir planın uygulamaya konulduğu ortaya çıkıyor. Emniyet örgütüne de açık açık ‘Fethullah Hoca’ya uzanan eller kırılır’ mesajı veriliyor olsa gerek. Sf. 275

    Alıntı; Köstebek – Necip Hablemitoğlu, (Pozitif Yayınları,  Nisan 2008 – Sf. 275) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fethullahçı kadrolaşma konusunda çalışma yapan personelden sorumlu İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı Adem Demir ise, Türkbank’ın satışıyla ilgili olarak işadamı Korkmaz Yiğit ile Baba Alaattin Çakıcı arasındaki telefon konuşmaları kasetini CHP’li Fikri Sağlar’a sızdırdığı bilgisinin dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’a bildirilmesi üzerine bu görevden alındı.

    Demir, Star’a ‘hiçbir ilgim olmamasına rağmen kaset olayı benim üzerime yıkıldı. Ne zaman “bu sümüklü hocanın peşinden gidiyorsunuz?” sözü ağzımdan çıktı, ondan sonra olanlar oldu” dedi. Sf. 270

    Alıntı; Köstebek – Necip Hablemitoğlu, (Pozitif Yayınları,  Nisan 2008 – Sf. 270) kitabından birebir alınmıştır.

  • 28 Şubat kararlarından sonra Özellikle parola sistemini değiştiren cemaat, şu önlemlere başvurdu.

    1.Evlerde bulunan Risale-i Nur Külliyatları kaldırılacak. Herkes, bu eserleri sivil olan akrabalarının yanına götürecek.

    2.Evlerden Hoca Efendi’nin kaleme almış olduğu eserler kaldırılacak. Kur’an-ı Kerim’den başka hiçbir dini kitap kalmayacak.

    3.Evlerin giriş kısmına, hatta dış kapı açıldığında görülebilecek yerlere Atatürk’ün fotoğrafları asılacak. Odalarda 10. Yıl Nutku ve İstiklal Marşı duvarlara asılacak.

    4.Evlerde görünür kısımlarda, Nutuk gibi kitaplar bulundurulacak.

    5.İşyerine giderken Sabah, Milliyet, Cumhuriyet gibi gazeteler alınıp götürülecek ve işyerinde herkesin görebileceği yerlere bu gazeteler konulacak.

    6.Zaman gazetesi, Sızıntı ve Aksiyon gibi dergilere başka isimler altında abone olunacak. Dergi ve gazete ücretleri yatırılacak. Fakat genellikle ev adresi verilmeyecek. Bu yayınlar evde bulunmayacak.

    7.Telefonlar MİT tarafından dinlendiğinden telefonlarda kesinlikle dini konuşmalar yapılmayacak. Selam verilmeyecek. Hatta hayırlı sabahlar bile denilmeyecek. İyi günler, günaydın türü konuşmalar yapılacak.

    8.Telefonda hizmetler hakkında konuşma yapılmayacak. Hiçbir elemanın ismi zikredilmeyecek. Adres verilmeyecek. Sohbet yapılacak evler hakkında konuşulmayacak.

    9.Eğer herhangi bir yerde buluşma olacak ise telefonlarda kodlu konuşulacak. Mesela: “Bu akşam maçı nerede seyrediyoruz?’ ‘Bu akşam bizde okey oynayalım mı? Gelirken şu isimleri de çağır” gibi.

    10.Cuma namazına 3 hafta üst üste gidilmeyebilir. Bu nedenle birimlerde bulunan elemanlar 3 gruba ayrılacak. Her hafta bir grup gizlice Cuma namazına gidecek. Diğer kalan iki grup birimlerinde kalacak. Birim amirlerinin gözleri önünde bulunarak dikkat çekilmeyecek. Hatta mümkünse Cuma namazı vaktinde Polis Evi’nde birim amirleri de davet edilerek yemekler tertip edilecek. Kurum içinde bulunan halı sahalarda yine birim amirleriyle maç yapılacak.

    11.Kesinlikle hiçbir vakit namazı işyerinde kılınmayacak. Cem edilecek. Yatsı namazında evde topluca kılınacak.

    12.Çöp kutularından boş bira kutuları ve içki şişeleri toplanacak. Evdeki çöpler dışarı konduğunda, bu şişe ve kutulardan birkaç tanesi çöpün görünen kısımlarına konacak.

    13.İşyerinde kendi cemaatimizden başka bir grubun ya da cemaatin elemanlarının başı derde girdiğinde, kesinlikle yardım edilmeyecek. Hatta görmemezlikten gelinecek.

    14.İşyerinde lehimizde ve aleyhimizde cereyan edecek tüm konular, anında bağlı olunan imama bildirilecek.

    15.Önceden hanımlarının başları açık olup, sonradan kapananlar, eşlerinin başlarını açacak. Eşinin başını açan her eleman, eşiyle beraber birim amirlerinin görebileceği yerlere gidecek. Meselâ; polis evine yemeğe veya Bayramda bayramlaşmaya.

    16.Önceden hanımlarının başları kapalı olsa dahi, önemli yerlerde çalışanlar mutlaka eşlerinin başını açacak.

    17.Akademi, kolej ve polis okulu öğrencileri hafta sonunda dershanelere gönderilmeyecek (Dershane, Hoca Efendi cemaatinin dini evleri). Tüm öğrencilerle pastane ve lokal gibi yerlerde buluşulacak.

    18.Tüm akademi, kolej ve polis okulu öğrencileri, mutlaka bilgisayar kursuna gidecek.

    19.Kurban bayramlarında hiçbir eleman kurban kesmeyecek deri toplama işine girmeyecek. Fakat tam bir kurban parası imama verilecek ve bu para hizmete aktarılacak. Hizmetten bu elemanlara sadece bir but gönderilecek. Böylece deri toplama işi olmayacak. Herkes kurban kesmiş olacak. Çevreye de kurban kesmedik, denecek.

    20.İşyerinde ve çevrede laiklik ve Atatürkçülüğü öven konuşmalara iştirak edilecek. Dini öven konuşmaların olduğu gruplardan uzak durulacak.

    21.Son alınan duyumlarda MİT, Emniyet Genel Müdürlüğünde çalışan tüm amir sınıfı personelin adreslerini tespit etmiş ve bu amirlerin evlerine giderek bir adres sorma bahanesi ile kapılar çalınıp, hanımlarının kapalı olup olmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle evlerde kadınlar başı açık duracak ve kapı çalındığında başlar açık olarak kapılar açılacaktır. Sf. 260, 261, 262

    Alıntı; Köstebek – Necip Hablemitoğlu, (Pozitif Yayınları,  Nisan 2008 – Sf. 260 ile 262 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Raporda şunlar belirtiliyor:

    ‘Hoca Efendi cemaatinin elemanları, “Şu an sırtınızda yumurta küfesi taşıyorsunuz. Yanlış bir hareketiniz geri dönülmeyecek hatalara sebebiyet verecektir. Sizler, Hitler’in tankları gibisiniz. Hitler, Rusya’ya doğru ilerlerken, karşısına çıkan bataklıkları aşmak için tankları bataklıklara saplayıp, kendilerini feda ederek arkadan gelenlere yol açmaları gibi, sizler de bu tür fedakârlıklar yaparak, sizden sonra geleceklere ortam hazırlayacak ve cemaatin teşkilatı ele geçirmesini sağlayacaksınız” parolasıyla hizmet etmektedirler.

    Raporda, Emniyet Genel Müdürlüğü Personel Daire Başkanlığı personelinin yüzde 95’inin Fethullah cemaatine mensup olduğu ifade ediliyor. Sf. 255, 256

    Alıntı; Köstebek – Necip Hablemitoğlu, (Pozitif Yayınları,  Nisan 2008 – Sf. 255, 256) kitabından birebir alınmıştır.

  •   Hatırlanacağı üzere, şeriatçı TV kanalları dışında hemen tüm TV kanallarında teşhir edilen bir kasetinde, müritlerine hitaben tavsiyelerde bulunan Fethullah Gülen, Türkiye’deki tüm yargı mensuplarına yapılabilecek en ağır hakaret suçunu işlemiştir:

      “… Belki bizim aczimiz bu yani orada icabında Mahkemenin altını üstüne getireceksin, avucuna alacaksın, arkadaşlara diyorum ki ben bin döktürecektim, belki geriye biri dönecek. Bu dershaneleri üstad destekleriz yani, bir milyar vereceksiniz, 10 milyon tazminat davası alacaksınız. Önemli olan mahkûm ettirmektir yani, Avukat da kiralayacaksınız, hâkim de kiralayacaksınız…Sf. 187

    Alıntı; Köstebek – Necip Hablemitoğlu, (Pozitif Yayınları,  Nisan 2008 – Sf. 187) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gerek 4. Hukuk Dairesi’nde ve gerekse Hukuk Genel Kurulunda yer alan üyelerin laik hukuk sisteminden yana çoğunluğu oluşturmaları, Fethullahçılar için bir talihsizlik olduğu kadar, Cumhuriyet rejimi açısından da bir şans olarak nitelendirilmelidir. Normali de budur. Zira hiçbir onurlu hâkim ve savcı, Fethullahçılarla, Fethullahçılara karşı mücadele verenler arasında “tarafsız” konumunda yer alamaz. Nedenine gelince, hâkim ve savcılar, laik hukuk sisteminden, kamu düzeninin korunmasından, Atatürk ilke ve devrimlerinin sürekliliğinden taraftır. Sf. 187

    Alıntı; Köstebek – Necip Hablemitoğlu, (Pozitif Yayınları,  Nisan 2008 – Sf. 187) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bugüne kadar, bir tek fethullahçı, dürüstlük gösterip, gerçek kimliğini kabullenmemiştir. Bu olgu, takiyye denilen dinsel kılıflı sahtekârlık ve ikiyüzlülüğün, Fethullahçıların adeta iliklerine işlediği sonucunu ortaya koymaktadır. Sf. 137

    Alıntı; Köstebek – Necip Hablemitoğlu, (Pozitif Yayınları,  Nisan 2008 – Sf. 137) kitabından birebir alınmıştır.