Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • İttihat ve Terakki idaresi, özellikle yabancı sermayeye ait şirketlerde 1908 yılında yer alan grevleri zaman zaman asker ve polisle zorla bastırmıştı. Yabancı sermayenin zoruyla meşhur “Tatili Eşkâl Kanunu” çıkarılmıştı. (1) s. 92

    Gerçekten de adamları ve akrabalarıyla bunu da bir derecede başardılar. İttihat ve Terakki için anlamlı bir adı, Yahya Kemal koymuştur. Bu ad “İktidar Tekkesi”dir. Ülke içinde bir sınıfa dayanmadan zaman zaman iktidar olabilen ve artık üründen önemlice bir kısma el atabilen hem Osmanlı ve hem de Cumhuriyet bürokratları için bu isim konulabilir. İktidar tekkesine mensup İttihatçıların bir kısmı firma sahibi oldu. s. 92

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 92) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2015); İşgali yani grevi yasaklayan kanun.

  • İttihat ve Terakkinin genellikle on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı bürokratlarına has diğer bir yanına işaret etmek gerekir. Bunlar da “devleti kurtarmak” iddiası ile iktidara geldikten sonra nüfuz ticareti ve nepotizm yanında, emperyalist-levanten-bürokrat işbirliğine girmiş ve bunu yürütmüşlerdi. İngilizler yerine kısmen Cermen kapitalistleri ikame etmek neticeyi değiştirmezdi. s. 92

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 92) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1908 Meşrutiyeti ile İttihat ve Terakki Cemiyeti, imparatorluğa hâkim olmuştu. Devlet cemiyetin eline geçmişti. Fakat Osmanlı Devleti’ni ele geçirmek, toplumu ele geçirmek değildi. Oysa onlar toplumu, daha doğrusu halkı elde edeceklerine, devleti elde etmek istemekteydiler ve bu yoldan elde edilen ya da kapılan devlet, kurtarılabilir sanılıyordu. Devletin toplumda (hiç değilse bazı sınıflarla) organik bütünlüğü olmaksızın kuvvetli olamayacağını, kurtulamayacağını göremeyen Osmanlı bürokratı, devlet gücünün temelini de anlayamayacaktı. Türkiye’nin politik eliti böyleydi ve hep böyle kaldı. s. 89

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 89) kitabından birebir alınmıştır.

  • SOL YANSAĞ YAN
    Yeniçeri-esnaf-ulema birliğinden gelen Doğucu-İslamcı halk cephesine dayanan:  Batıcı-laik bürokratik geleneği temsil eden:  
    Jön Türklerin Prens Sabahattin Kanadı Hürriyet Ve İtilafJön Türklerin Terakki Ve İttihat Kanadı İttihat Ve Terakki (Önce cemiyet, sonra fırka)
    İkinci Grup; (Birinci Büyük Millet Meclis’inde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde)Birinci Grup; (Birinci Büyük Millet Meclisi’nde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde)
    Terakkiperver Fırka Serbest Fırka Demokrat Parti Adalet PartisiCHF (partisi) CHP- MBK. (Millî Birlik Komitesi) CHP (Ortanın Solu)

    Bu tabloda gerek sol yandaki, gerek sağ yandaki blokta bir-birini kronolojik sıra ile izleyen kuruluşları görüyoruz. Her blokta aşağıya doğru (zamanımıza kadar) taşınan tarihî bir misyon vardır. Tablonun sol yanı, yeniçeri-esnaf-ulema birliğinden gelen, gerçek ve büyük kitlesiyle İslamcı-Doğucu cepheye dayanan kuruluşları göstermektedir. Sağ yanda ise devleti kurtarmak (?) için daha çok Batıcı-laik bürokratik geleneğin temsilcileri olan kuruluşları görüyoruz. s. 86

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 86) kitabından birebir alınmıştır.

  • Batı kapitalizmi, artık bilinen her şeyiyle imparatorluğa girip onu dağıtıyor ve kendine gerekli olanı da kontrol altına alıyordu. Balolar gibi, Batılı görüntülü yaşantı yanında kültür emperyalizmi eğitim kurumlarıyla ve zorunlu olarak giriyordu ülkeye. 1863’te Amerikan Koleji açıldı. Anadolu’da özellikle Doğu’da Amerikan misyoner okulları kurulmuştu. Robert Kolej azınlık komitecilerinin yetiştirildiği bir yer olmuştu. Daha sonra Doğudaki Amerikan misyonerlerinin Ermeni-Kürt çatışmasını açıkça körüklediği görülecekti (J. Haslip). “Batıya açılan pencere” denilen Galatasaray Lisesi 1868’de açıldı. s. 79

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 79) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nihayet üretim güçleri tasfiye olurken, devletin artan gelirlerini karşılama olanağı daha da azaldığından, Tanzimat bürokratı dış borçlanmayı savunmaya başlayacaktı. 1854’te ilk defa olarak 3,3 ve 1855’te 5,5 milyon Osmanlı altını değerinde, fakat İngiliz lirası üzerinden borçlanmalar oldu. Böylece Osmanlı Devleti’nin, Batı finans baronlarının vesayeti altına düştüğü dönem açılmış oldu. s. 75

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 75) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yabancılar %5 gibi düşük gümrük resmi ödedikten sonra Osmanlı ülkelerine istedikleri malı getirip serbestçe satabilirlerdi. Hatta sadece dışardan getirdikleri malı değil, Osmanlı topraklarında üretilen herhangi bir yerli malı da bir yerden alıp diğer bir yerde serbestçe satabilirlerdi. Böyle bir liberalizm, sanıyorum, dünyada ilk defa uygulanıyordu. s. 72

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 72) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lale devrini sona erdiren Patrona Halil Ayaklanması gibi, Üçüncü Selim’in devlet eliyle fabrika kurmaya çalışmasını da kapsayan Nizami Cedit denemesi de, ulema-esnaf-yeniçeri birliği karşısında yenik düşmüştü. Batı kurumlarını alabilmek için çalışanlara karşı, bu ulema-esnaf-yeniçeri birliği, İslamcı akımın gittikçe büyüyen çekirdeğini meydana getirmişti. s. 69

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 69) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yeniçeriler, artık yeni koşullara uyamıyordu. Eğer Yeniçeri Ocağı’nda çağa uyan bir değişiklik yapılmak istenirse, Yeniçeri Ocağı’na mal satan esnaf (Loncalar) ve ona yaslanmış tekkeler bundan zarar görürdü. Yenilikler, orduya ve diğer eğitim alanlarına da girince, şeriatı öğreten ve uygulayan zümre olarak ulemanın (ruhban) statik ve dini bilgi alanı bu yeniliklerle çelişirdi. s. 66

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 66) kitabından birebir alınmıştır.

  • İmparatorluk, üretim ilişkileri içinde tarımda azalan getiri, nüfus artışı, ihracatı kısıcı, ithalatı teşvik edici eğilimleriyle birlikte genişleyip hegemonya paradoksuna düşmekle (İmparatorluk yayıldıkça yayılmak zorunda kalmakla), nicel genişleme nitel güçsüzlüğe dönüşmüştü. Bu, üretim güçlerinin gelişmesini engelleyen fasit tarihî bir kapan yaratmıştı. s. 65

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 65) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tımarlar has’a çevrilirken, hasların malikâne olarak kaydı hayat (ömür boyu kullanım) şartıyla satılması başlıyordu. Burada ekonomik ve politik güçte bölünmelere doğru bir adım atılıyordu. Tımar sistemi bozulunca, vergi aracısı, ya da müteahhidi olan mültezimlerin adedi çoğalıyordu. Köylüler bu defa tımarlı sipahi yerine, daha fazla mültezimle karşılaşıyordu. Mültezimlik bir kazanç, servet edinmenin daha kârlı bir yolu oluyordu artık. Sf. 60

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 60) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlılarda iç ve dış olarak iki hazine vardı. İç hazine padişahın, dış hâzineyi, Devlet hâzinesini dengeye getirmek üzere gerektiğinde kullandığı hazine idi. Sözü edilen, Viyana kuşatmasını da kapsayan savaşta iç hazine tamamen boşaltılmıştı. s. 54

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 54) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlılarla Avusturya arasında başlayan savaşta Lehistan, Venedik ve Rusya da Osmanlılara karşı çıkmıştı. Uzun süren savaşta hazine hemen tamamen boşaldı. Bu halde, esasen artmış giderleri karşılamak için,

    a)Tımarlar has’a çevrilirdi.

    b)Haslar da kaydı hayat (ömür boyu kullanım) şartlarıyla mahallin iler gelenlerine (geniş anlamda âyanlara) satışa çıkarılırdı. s. 54

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 54) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kapıkulu yerine bürokrat deyimi kullanmak belki daha yerinde olabilir. Çünkü kapıkuluna dâhil yeniçeriler, sonra bürokratların karşısına düşecekti. s. 47

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • Roma ikiye ayrılıp Konstantin, İstanbul’u merkez yapınca, korku ve kuşku ile büyük oğlunu öldürmüştü. Fatih Sultan Mehmet yeni bir kanun getirmişti. Merkezi otoriteyi sarsmamak için Sultan, veliaht bırakmak şartıyla şehzadeleri öldürmeliydi. Kanaatimce bunda merkeziyetçiliği gerektiren üretim ilişkilerinin rolü önemlidir. Fakat bu kanun üretim güçlerinin gelişemediği, Celali olabilen taifenin arttığı Kanuni devrinde, şehzade isyanlarında rol oynamış ve ters etki yapmıştır. s. 47

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • Artık üründen gelir elde eden padişahın rütbe verdiği gruplar vardı. Bunlar:

    a)Ulema (ruhban) grubu ki bunlar şeriatı öğreten ve uygulayanlardı.

    b)Yeniçeriler, yardımcı ordu kuruluşları mensupları. (Bunlara giden artık ürünü padişaha gidenden transfer olarak da kabul edebiliriz).

    c)Tımarlı sipahi, vs. diğer yöneticiler.

    Emekçiler karşısında bir üretim gücüne sahip olarak sadece padişah vardı. Padişah sınıf olmadığı gibi, onun rütbe verdiği ve istediği zaman değiştirebildiği alt gruplara da sınıf olarak bakılamaz. Yani emekçi olmadıkları gibi üretim aracı sahibi de değillerdi. Ayrıca bu gruplardan yönetici ve askeri grupların Osmanlılarda dışa kapalı olduğu da iddia edilemez. Yönetici ve askeri gruba girip orada rütbe alabilme yolları açık idi. Bu, mevcut mülkiyet düzeni içinde imparatorluğun gelişme çağında padişahın egemenliğini artırıcı olacaktı. s. 46

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 46) kitabından birebir alınmıştır.

  • Batı kapitalizminde ilkel birikim’in önemli bir kaynağı, Haçlı Seferleri’nden sonra, merkantilizmin zorladığı yeni kıtaların keşfi ile birlikte, yeni ve eski dünyanın nüfuz edilebilen bölgelerinde birikmiş servetlerinin yağma edilmesi, esir ticareti ve oralarda kurulan sömürü ağlarıyla sağlanan zenginliklerdi. s. 42

    Alıntı; Batılılaşma  ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 42) kitabından birebir alınmıştır.

  • Batıda belli bir birikimden sonra, sınıflar arasında nispi bir güç dengesi kurulduğunda devlet mekanizmasında geçici bir bitaraftık, sınıflar üstü imiş gibi bir durum belirebilir. Oysa düzen aslında kapitalist niteliğini devam ettirmektedir. Ve emekçiler ağır basmaya başladığında, faşistlerin kapitalist tabana bağlı kalarak iktidarı kapması mümkündür. s. 25

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu iki akımın (Batıcı-medeniyetçi-laiklik ile Doğucu- İslamcılık) çekişmesi kaçınılmaz olarak tali ve daha çok ideolojik kurumlar üzerinde süregelmiştir. İşte bu tali çekişmeler zaman zaman son derece şiddetli de olmuştur. Tümel çelişkinin belirlenmesini ve çözümünü günümüze kadar engelleye gelmiştir. İşte bu engellemedir ki, ister istemez sonunda, kapitalizmin Türkiye’de çıkar sağlamasını kolaylaştırmıştır. Hatta yine bu tali kavga ile başarılan engelleme, Mustafa kemal ve arkadaşlarının Kurtuluş Savaşı’na rağmen, Türkiye’nin kapitalizmin kıskacına tekrar girmesinde rol oynamıştır

    Diyeceğim ki, Türkiye kapitalist olmadan Batılılaşamaz ve dolayısıyla, Batıcıların istediği gibi laik te olamaz. s. 24

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 24) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sait Halim Paşa şöyle diyordu:

    “Sultan Hamid dünyaya gelmemiş olsaydı, yine kendi çağdaşları bir Sultan Hamid’in meydana gelmesine sebebiyet vereceklerdi” s. 21

    Alıntı; Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 21) kitabından birebir alınmıştır.