Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Bu halde seçim yeterli şart değildir, yetmez. Yalnız karşıtların varlığı (bir açıdan iktidarın bölünmüşlüğü) halinde hürriyeti tanımlayabiliriz. Yani, Hegel’in Doğu toplumlarında sadece hükümdar hürdü, deyişi yerinde değildir: O halde, bir toplumda, politik iktidar ve hürriyetin, bir zümrenin mi, bir sınıfın mı ya da sınıfların mı olduğuna bakarak politik rejim için bir ölçüt (kriter) buluruz. Böyle bir iktidar tanımı ile politik karar ve yaptırımların, azınlıktan çoğunluğa doğru uzanan yolda, sübjektifliğinden toplumsal bir tür objektifliğe yol açılabilir bir bakıma.

    Öyle ise bir Doğu toplumunda eğer;

    1 – Genel olarak binlerce yıl halk ya da halkları kapsayan toplumlar, toplum üstü bir politik birim (hükümdar, vb.) tarafından yukarıdan düzenlenmişse,

    2 -Bu halkların yaptırımcı hürriyet ve iktidarları olamamışsa, politik alan dışında kalmış, soyutlanmışlarsa; yani politik bir özne olamamışlarsa,

    3 – Din ve ideolojik öğreti ile bunu bir bütünlüğün, ondaki sulhun koşulu olarak görmüş ve doğal kabul edilmişse ve bunun sürekliliğinde bu düzenlemenin otoritesi de belirmişse, ister istemez bir soru gündeme gelir. Böyle binlerce yıl sürekli tekrarlayan bir toplumsal yaşamın içinde (kişiye göre farklı düzeylerde de olsa) ortak bir hafıza, ortak ve adeta bizi hür kılmayan bir ipotek var. Sf. 212

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 212) kitabından birebir alınmıştır.

  • Celal Bayar’ın iki partinin devlet kavramlarını değerlendirmesindeki tanımlarını verelim:

    “Türkiye’de demokrasi ‘hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir ve bunu Millet Meclisi bizzat kullanır’ ilkesinden hareket edilerek mi uygulanacak, yoksa bazı yerlerde örnekleri olduğu gibi, muhtar kuruluşlara ve kurullara dayanan ‘yumuşak bir halk hâkimiyeti’ esasına bağlı kalarak mı yürütülecektir? Demokrat Parti iktidarı birinci fikre, Halk Partisi muhalefeti ikinci fikre sahip çıkmıştır. s. 207

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 207) kitabından birebir alınmıştır.

  • Harun Karadeniz anlatıyor;

    “İstanbul’a geldikten sonra öğreniyorum ki, ben içerdeyken karım İstanbul Sıkıyönetim Adli Müşaviri Turgut Akan‘a çıkmış ve ‘kocamı hangi suçla tutuyorsunuz? Sağlığı iyi değil, hayati tehlike söz konusu. Sağlık kurulları ve klinik raporları bu durumu belirtiyor’ demiş. Adli Müşavir’in cevabı ise benim Ankara öykümün içyüzünü açıklamaya yeter de artar bile: “Ölsün istiyoruz” demiş Adli Müşavir. ‘O eline silah almadı, eğer eline silah alsaydı işini bitirmek çok kolaydı. O bizim için eline silah alanlardan daha tehlikeli ve onun için de ölsün istiyoruz’. Bu sözler 1972 Sonbahar’ında söylendi. Şu an yıl 1975 ve aylardan Şubat, benim sağ kolum kesildi, fakat ölmedim.” s. 202

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 202) kitabından birebir alınmıştır.

  • Harun Karadeniz; “Aynı yıl Giresun Parkı’nda parasız bölümdeydik. Vali, parka açık lokantanın önünde hasır bir koltukta oturuyordu. Bir anda bağrışarak kalabalık bir köylü kadınlar grubu parka girdi ve valiye saldırdılar: “Açız” diyorlardı. Çünkü fırınlar onlara ekmek satmıyordu. Köylülere ekmek karnesi verilmiyordu. Sanıyorum birkaç gün sonra idi, bir köylü açlıktan vilayet konağı önündeki uçuruma atlayarak intihar etmiştir.” s. 193

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 193) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hitler ne kadar Sosyalist idi ise de, Özal da o kadar Liberaldir; keşke liberal olabilseydi! s. 175

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 175) kitabından birebir alınmıştır.

  • Konumuz açısından politik miras yanında çok önemli bir miras daha vardır. Epistemolojik miras diyorum buna. Kısaca, nasıl öğrenip nasıl düşündüğümüze ve nasıl karar verdiğimize bakınca (ki epistemolojinin konusu budur) bu tür mirası açıkça görürüz. s. 161

    Kısaca bu ülkede yukarısı düşünür bilir, aşağısı karışmaz! Aşağısını düşündürmeyen bir eğitim sistemi (üniversiteler dâhil) yukarısını da düşündürmez. s. 161

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 161) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bürokrasi, iki öne çıkan belirgin karakter kazanır, a) Sistem insansızlaşır (inhuman), insan duyu ve davranışlarından soyunmuştur. Ofis ya da makam vardır, bürokraside hizmet insana ya da halka değil makama, ofisedir, bizdeki deyimiyle “devlete hizmet” tir. Ve bununla insancıl girişkenlik (inisiyatif) ve sorumluluk kalkar, Batı anlamında girişime karşıt bir davranış belirir, b) İnsansızlık’la bağlamlı diğer karakter bir tür kültür olarak bürokrasinin otonomi kazanması. Burada sivil toplum ilişkileri aramayınız. Bizde devlet halkın dışında otonom değil mi hâlâ! Resmen öyle sayılmıyor mu? Bu bağlamda nomadik (göçebe) orijinden miras “Ordu Millet” deyimini de hatırlayalım. s. 160

    Batı’da 14. yüzyılda önemi büyük bir tarım devrimi oldu. Nedir olan? Kısaca nadasın kalkması, toprakların üçlü, dörtlü, hatta beşli dilimlere, ayrıştırılarak çeşitli ürünler arasında devamlı rotasyonun sağlanmasıdır bu devrim; sonuç büyük ürün artışıdır. Bu ise mübadele için “fazla” nın yaratılmasıdır. s. 160

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – s. 155) kitabından birebir alınmıştır.

  • “…dogmacı kişi, bir varsayımı, olguları açıklayabildiği sürece elde tutacağına, varsayımına uygun olgular ister.”

    “Eğer yasanın hesaba katmamış olduğu bir takım yeni olgular ortaya çıkarsa, bu durumda değiştirilmesi gereken şey olgular değil, yasadır.” Aragon. Sf. 155

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 155) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İş adamları”mız, Devletin türettiği rantiyelerdir. Burjuva demek yanılgıdır. Sf. 150

    Bizim iş adamları ve onu tutan yazarlar bir ideoloji üretemezler. Sf. 151

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 150, 151) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ne demişti rahmetli Menderes: “Biz hiçbir zaman devlete hâkim olamadık”. Sf. 150

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 150) kitabından birebir alınmıştır.

  • Toplumlar ideolojisiz yaşayamazlar. Ama ideolojileri de derleyip toplayacak, birini öbürüyle ikame edebilecek, üst düzeyde bir ideoloji olarak, felsefe geleneği gerekli değil mi? Üst düzeyde genel ilkeler üreten akıl ürünü felsefenin varlığı ya da yokluğu önemli bir göstergedir. Sf. 135

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 135) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Vatandaş oyunun kuracağı Millet Meclisi’nin, bu egemenliği iyi kullanabileceği noktasında kuşku vardır. Bu ulusal egemenliğin kullanılışını güvenle yerine getirmek için müesseseler ihdas edilmiştir. Senato, Anayasa Mahkemesi, Millî Güvenlik Kurulu, Muhtar Üniversite, Muhtar TRT, planlama vb.

    Esasen önemli olan bu değildir! Önemli olan, devletin gerçek sahibi olan milletin yanına getirilen, yeni ortaklardır! Anayasanın karakterine bakarak bu yeni ortakları “Ordu” ve “Aydın” diye niteleyebiliriz. Ordu, Millî Güvenlik Kurulu ile Aydın, Anayasa Mahkemesi, Üniversite, TRT, Planlama ve hatta Senato’nun seçim dışı gelen üyeleriyle devlet ortaklığına girmektedir. Bu ise bir bakıma bin yıllık devlet yönetimi geleneğimize de uygundur, denilebilir.” Sf. 127

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 127) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şimdi Paşa’nın konuşmasının bize göre en önemli kısmını birlikte okuyalım:

    “Biz, eski Anayasa ile Teşkilatı Esasiye Kanunu ile bir Anayasa düzeni içinde idik. O Anayasa düzeni, Meclisten çıkacak kanunların Anayasaya uygun olması lazımdır, kaydını koymuştu. Herkes bu kayda riayet edecektir; ama Meclisten çıkan bir kanunun Anayasaya uygun olup olmadığına da gene Meclis karar verecektir. Masum bir hükümdür bu… Çünkü biz, o zaman Anadolu İhtilali’ni yaptığımız zaman, Vahdeti kuvva taraftarıydık. Bütün dünyaya ilan etmiştik. Öyle kazai hâkim kararı ayrıdır, icra ayrıdır, öyle şey olmaz; millet vardır, seçilmiş Meclis vardır; karar onundur; bütün hak onundur; o ne derse doğrudur… Böylece inandık, ihtilali yaptık, geçti… O zaman ben hatırlarım, Lozan’da da mütefekkirlerle, filozof politikacılarla görüştüğüm zaman, bizim vahdeti kuvva nazariyemizle, yarı şakaya getirerek alay ederlerdi; görürsünüz, görürsünüz, derlerdi bana… Neyi görürüz, şimdiye kadar mükemmelen tatbik ettik, bundan sonra da ederiz, diye düşünürdük… Sf. 126

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 126) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ne zaman ki devletçilik ve harp içindeki enflasyonla birlikte ilkel birikim gelişti, bu birikimin, daha da gelişmek için kendi yollarını açması, temizlemesi gerekiyordu. Kendisinin büyümesine yardım eden bürokratik mekanizma ile artık çatışır hale gelmişti. Bilindiği gibi DP, bu birikimin partisi olacak ve bürokrat-militer mekanizmanın tarihî olarak karşısına düşmüş, eski reayadan gelen halk kitlelerini, onların İslami ideolojisini de kullanacaktı. Demek ki DP, iki yere dayanacaktı. Biri yeni sermaye çevreleri, diğeri İslami cephe. Bu gelişme, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonunda tekelci kapitalizmin gelişme çizgisine tam uygun bir biçimde olacaktı. CHP, “devletçiliği de tenkit ederek” aynı yola saparken bu hususta yaya kalacaktı. Sf. 120

    DP, 1950’nin 14 Mayıs’ında seçimi kazanınca, devletin hükümetini kurmak anlamında bir iktidar oldu. Ve dayandığı iki ayağı dikkate alan DP, CHP’ye göre “sol” bir parti idi. Sf.120

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 120) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şimdi bunları eleştirelim:

    a) Önce Osmanlılarda egemenliğin saray, ordu, medrese arasında bölüşülür gözüktüğüne katılmamak mümkün değil. Burada medrese ile ulema ve öğrencileri kastediliyor olmalıdır. Fakat bu bölüşme aynı zamanda hiyerarşik bir niteliktedir. Bunlar egemenliğin hiyerarşi içinde ortaklarıdır. Sarayın kapusu kullarıdır. Osmanlı sarayından birine biat etmek zorundadır. Bu bakımdan ikinci seçmen gibi görülmezler. Sf. 118

    b)Osmanlı Ordusu içinde Yeniçeriler, on yedinci yüzyıldan beri esnaflaşmıştı. O zaman sanayi gelişmemiş ya da önemsiz kaldığından sanayici değil de esnaf haline gelmeleri, mevcut ticaretten haraç almaları kendilerine açık bir yoldu. Bu niteliğin kazanılması ile yeniçeri-esnaf-ulema cephesi saray ve onun yönetici kullarına karşı çıkabilmişti. Sf. 118

    c) Yeniçeri-esnaf-ulema cephesine, yenilik, ıslahat adı altında sınıfsız “devleti kurtarma” çabaları karşı düşmüştür…. Yeniçerilik kaldırılınca, militer-bürokratik mekanizma bütünleşti. Bu bütünleşme, bugüne kadar ana hatlarıyla süregeldi. Sf.118

    Mustafa Kemal, Osmanlı’dan gelen militer-bürokratik devlet yönetimini 1924 Anayasası ile ikinci seçicilere kaydırmamıştır. Militer- bürokratik yönetimin ordu ve medrese kanadını emri kumanda hiyerarşisinde arkasına almıştır. Muzaffer olduğu için de bu hiyerarşiyi zaferden sonra kolayca kurabilmiştir. Sf. 119

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 118, 119) kitabından birebir alınmıştır.

  • Celal Bayar, “fiili durum” dediği 27 Mayıs hareketinde, “Demokrat Parti‘ye karşı düşmüş ve devlete ortak olmuş iki grup vardır” der. Bunlar ordu ve aydın gruplarıdır. Ordu ve aydını şu kısımlara ayırmaktadır:

    “Anayasanın karakterine bakarak bu yeni ortakları ordu ve aydın diye niteleyebiliriz. Ordu, Millî Güvenlik Kurulu ile aydın, Anayasa Mahkemesi, Üniversite, TRT, Planlama ve hatta Senato’nun seçim dışı gelen üyeleriyle devlet ortaklığına girmektedir. Bu ise bir bakıma bin yıllık devlet yönetimi geleneğimize de uygundur, denilebilir”.

    “Mademki 1961 Anayasası, Devletin bin yıllık geleneğine uygun görülebilen bir düzen getirmiştir, nasıl oluyor da on yıllık iktidarınız zamanında bu müesseseleri içine alacak bir anayasaya karşı çıktınız? Cevap vereyim: Ben, Adnan Menderes ve öteki arkadaşlarımız, Osmanlı’daki Saray, Medrese ve Ordu üçlüsünün, Devleti şeklen yönetir göründüğüne, gerçekte Ordu ve Medresenin, tabandan gelen yönetiminin temsilcileri olduğuna inanıyoruz. Ne Yeniçeri, ne onun yerine gelen Nizam-ı Cedit, Sekban-ı Cedit ve Osmanlı ordusu, bir sınıf ordusu değildi. Medrese de bir sınıfın elinde tekelleşmemişti. Çünkü Türk toplumunda Batı anlamıyla sınıf yoktur. Ordu ve Medrese, halkın içinden gelen, bilgiye ve savaşa elverişli kimseler topluluğudur. Ordu ve Medrese, biat etmeden bir padişah tahta çıkamayacağına göre, bunlar bir çeşit “Müntehib-i saniler“, ikinci seçicilerdir”. Sf. 116

    “Atatürk, bu temel gerçeği görmüş ve 1924 Anayasasını bu gerçeğin tefekkürü üstüne oturtmuştur. Yani Ordu’yu ve aydın‘ı devlet ortaklığından çıkarmış, bu görevi Halk Tefekkürü’nün mümessilleri sayılabilecek müntehib-i saniler’e ikinci seçicilere kaydırmıştır. Atatürk Anayasası’nın en derin özelliği budur!… Saray’ın kanun yapma ve yürütme yetkisini Büyük Millet Meclisi’ne vermiş, Ordu’nun ve Medrese’nin denetim gücünü seçim mekanizmasına bağlayarak ikinci seçicilere kaydırmış, böylece devleti, en kısa yoldan halka götürmüştür”. Sf. 117

    “Bilfiil yönetim dışında, fakat bil kuvve yönetim içinde bulunan üniversite ve ordu güçleri derhal harekete geçmiştir. Bu güçlerin, 1924 Anayasası’yla yönetim ortaklığından çıkarılması sırasında, Atatürk’ün şahsına duyulan büyük güven sebebiyle buna itiraz etmedikleri, yönetim haklarını tekrar ele geçirmek çabasına girmedikleri, fakat sosyal bir miras olarak haklarını nefislerinde muhafaza ettikleri açıkça görülüyor”. Sf. 117

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 116, 117) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsmet Paşa’nın sık sık tekrarladığı bir söz vardı. Bu, Lozan Sulh Konferansında Lord Curzon tarafından Osmanlı borçları konusu tartışılırken İsmet Paşaya söylenmişti; “Siz paraya ihtiyacınız olunca nasıl olsa bize başvuracaksınız” biçiminde bir sözdü bu. Hazin değil midir ki, bu sözleri söyleyen Paşa’nın CHP’si, 1950’den önce iktidarda iken, dış krediler almaya başlayan, bazı ikili anlaşmaları yapan parti olacaktı. Sf. 122

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 122) kitabından birebir alınmıştır.

  • Günaltay diyor ki:

    “Bir liberal çıkıp liberalizmin esaslarını… müdafaa… edemeyecektir. Teşkilatı Esasiye Kanununa muhalif bir hareket nasıl bir cürüm ise (devletçiliğe..) muhalefet aynı şekilde cürüm sayılacaktır.”

    Peker ise bu hususta şunları söylüyor: “Devletçiliğin nakızı olan liberallik… lehine hiçbir faaliyet yapılamayacaktır… bugün liberalizm ya çökmüş, yahut da… can çekişmektedir… Türkiye Devletinin hayatı için liberalizm… çok zararlı bir unsurdur… Liberalizm… bir kısım yurttaşları diğer yurttaşlara istismar ettirmeye açık bir kapı demektir.” Sf. 111

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 111) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsmet İnönü şöyle diyor hatıratında:

    “Kafileyi durdurdum. Subayları bir kenara topladım. İçinde bulunduğumuz vaziyeti bilesiniz. Bundan başka, subay olarak da yerinizi bilmelisiniz. Padişah düşmanınızdır. Yedi düvel düşmanınızdır. Bana bakın, dedim. Kimse işitmesin millet düşmanınızdır” Sf. 101

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 101) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1908 Meşrutiyeti ile İttihat ve Terakki Cemiyeti, imparatorluğa hâkim olmuştu. Devlet cemiyetin eline geçmişti. Fakat Osmanlı Devleti’ni ele geçirmek, toplumu ele geçirmek değildi. Oysa onlar toplumu, daha doğrusu halkı elde edeceklerine, devleti elde etmek istemekteydiler ve bu yoldan elde edilen ya da kapılan devlet, kurtarılabilir sanılıyordu. Devletin toplumda (hiç değilse bazı sınıflarla) organik bütünlüğü olmaksızın kuvvetli olamayacağını, kurtulamayacağını göremeyen Osmanlı bürokratı, devlet gücünün temelini de anlayamayacaktı. Türkiye’nin politik eliti böyleydi ve hep böyle kaldı. Sf. 89

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 89) kitabından birebir alınmıştır.