Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Böyle düşünmemiz için haklı nedenlerimiz var, bunlardan birisi, MİT Müsteşarı Atasagun’un, gazeteci Murat Birsel’in bir sorusuna verdiği cevapta gizlidir. Ş. Atasagun, gazetecinin, “MİT milli çıkarlar açısından Cumhurbaşkanını dinlemeyi hiç düşünmez mi” sorusuna, “MİT’in hedefi olmuş birinin Cumhurbaşkanı olması imkânsızdır” cevabını verebilmektedir.  Doğrusu böyle bir cevabı, “maksadı aşma” veya “haddini bilmeme” ya da “ulusal egemenliği hiçe sayma” olarak kabul etmek mümkündür yine de daha soğukkanlı olarak ele almak yerindedir. Sf. 327

    Alıntı; Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 327) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilim adamı kümesinin önemini inkâr etmek mümkün değildir, ancak bunu abartmanın, cehalete açılan en büyük kapı olduğunu söyleyebiliriz. Bilimsellik toplumsaldır; halka içerilmiş bir hâldir ve burada pek zayıfız, acı ama kaydetmek zorundayız.

    Bilimsel yasalar ve kurallılıklar, önce, doğada ve toplumda varlar; çıkarılmaları gerekmektedir. Bunları çıkarabilenlere “bilim adamı” demek yerindedir, ancak bunlar çıkarılmadan ve formüle edilmeden önce de varlar; öyleyse, kütlenin bunu öncelikle duymasını beklemek durumundayız. Sf. 325

    Alıntı; Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 325) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ancak “Oz-Gur” adı saçmadır; bunu, Türk Dil Kurumu’nda da İsrael’in güçlü olmasına bağlamak zorundayız.

    Oz-Gur’e, İbrani “Gur’un Kudreti” dışında bir anlam veremeyiz; nitekim Tevrat’a göre “Gur” güçlüdür.

    Alıntı; Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 321) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu durumda, hem Brüksel ve hem de Washington’un, Türkiye’de hak ve özgürlük ihlâli söz konusu olduğunda bunları yalnızca Kürtlerimiz’in hak ve özgürlükleri olarak anlamalarını daha iyi anlayabiliyoruz; amaç, Kürtlerimiz’in sempatisini kazanmaktır. Böyle bir sempati, hem muhtemel bir Amerika-Rusya çatışması için ve hem de bölge devletlerini terbiye etmek üzere emperyalizmin her zaman repertuarında tuttuğu Kürt devleti için de gereklidir; ilk Tanzimat’ı izleyen yıllar kazanılan sempatinin değerini gösteriyordu. Sf. 317

    Alıntı; Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 317) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rusyalı Albay’ın ortaya çıkardığına göre, bu savaşlarda, Türkiyeli ve İranlı Kürtler, hep Rusya kuvvetlerinin yanında savaşıyorlardı; bu saptama, benim Sırlar kitabımda formüle ettiğim, Türkoloji’nin Büyük Britanya ve Kürdoloji’nin Rusya esinli olduğu analizimle tutarlıdır. Büyük Britanya yerine Birleşik Amerika’yı koyarsak, simetriyi aktüel hâle getirmiş oluyoruz. Sf. 317

    Alıntı; Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 317) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hamidist dönemde, Pantürkizm’in İngiliz ve Panislamizm’in de Alman emperyalizminin programları olduğunu da eklemek durumundayız. Sf. 289

    Alıntı; Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 289) kitabından birebir alınmıştır.

  • İç savaşlar elit savaşlarıdır; elitler öldürülürler, bu başlı başına bir bellek silinmesidir. İç savaşlar, aynı zamanda, adî savaşlardan çok daha fazla korku genaratörüdürler; korku da aklın çalışmasını durdurduğu için bellek silinmesini hızlandırmaktadır, bu nedenle bir interregnum teşhisi yerindedir; biz tarihimizde, bazen buna, “fetret devri” adını da veriyoruz. Sf. 289

    Alıntı; Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 289) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rusçuk Yaranı olarak da bilinen, yakın tarihin bu yol açıcı aydın devrimcileri, en umutsuz bir zamanda, Alemdar Mustafa’yı, İstanbul’daki tutucu partinin üzerine yürümeye hazırladılar; ancak yenilikçi adımların önüne dikilen barajlar, dikkatlerin, ordu üzerine çevrilmesine yol açıyordu ve reformasyon için yeni ve reformatör bir ordu düşüncesi kendisini zorluyordu. Türk tarihinde Vaka-i Hayriye olarak da bilinen 15 Haziran 1826 tarihli ihtilâl ile yeniçeri kışlaları topa tutuluyordu, direnenler katlediliyordu, görgü tanıkları cesetlerden Boğaz’ın seçilemediğini haber veriyorlar, Tanzimat’ın kapısı böylece açılmış olmaktadır.

    “Tanzimat” denilen, aslında iki fermanlı bir düzenlemeler dergisidir; Kasım 1839 tarihini taşıyana “Tanzimat Fermanı” ve Şubat 1856 tarihlisine de “Islahat Fermanı” denilmektedir. Her ikisi de Osmanlı yurttaşlarına burjuva hukuk garantileri getirmeyi amaçlıyordu; fakat esas hedefin, Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan ve Müslüman olmayan tebaa ile Elen, Yahudi, Ermeni unsurlara koruma sağlamak olduğunu biliyoruz. Sf. 287

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 28) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1829 Edirne Antlaşması ile Klenler’in bağımsızlığını kabul ediyordu; beylikleri yutmuş, imparatorlukları kaldırmış Osmanlı’dan ilk kez bir devlet çıkıyordu, mesajının çağdaşları için ürkütücü olduğunu bugün netlikle saptayabiliyoruz.

    1830 yılında Iran ile yapılan Türkmençayı Antlaşması ile de, o zamana kadar İran Ermenistan’ı olarak bilinen çok geniş topraklar Rusya’ya geçiyor ve Rusya Ermenistan’ı doğuyordu. Artık Avrupa’nın büyük devletleri için Türkiye’yi parçalamaktan vazgeçmek ve tam tersine yaşatmayı en önemli politika bilmek dönemi başlıyordu; Rusya’yı durdurmak ile Türkiye’yi yaşatmak aynı politikanın iki adıdır.

    Tanzimat’ı anlayabilmek için, mutlaka, İstanbul-Mısır Hidivliği ilişkilerini hesaba katmak gerekmektedir, yerli ve Batılı pek çok tarih yazımında ihmal edildiğini biliyoruz. Burada hesaba katmamız gerekli olan ayrıntılı tarih değil, Hidiv Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim’in komutasındaki Mısır kuvvetlerinin İstanbul’a karşı yürüyüşe geçtiğinde, Akka, Şam, Halep ve Hatay’ı, nerede ise hiçbir mukavemetle karşılaşmadan alarak, 1832 yılında Konya’ya girmesidir; bir yıl sonra da Kütahya’yı alıp İstanbul kapısına dayandığını hatırlıyoruz. Sf. 286

    Derslerden üçüncüsü, İbrahim karşısında büyük korkuya kapılan İstanbul’un yardım için Rusya’ya başvurması, Rusya’nın Boğaz’ı savunmak için donanma göndermesi ve arkasından Hünkâr İskelesi Antlaşması ile Türkiye’ye yardım taahhüt etmesidir; bunun, Paris ve Londra’da büyük kaygılara yol açtığını tahmin etmek zor değildir. Osmanlı’yı reforme ederek güçlendirmek planı bir kez daha kendisini zorluyordu. İkincisi, Arap nüfusunun yoğun olduğu eyalet ve vilayetler bir yana, Türkler’in rengini verdiği vilayetlerin bile İbrahim komutasındaki Mısır kuvvetlerine büyük bir teslimiyet ile kapılarını açması ile düzenin çürümüşlüğünü, kör gözlere de gösteriyordu. Sf. 286

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 286) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çünkü Türkiye’de İbrani asıllılar, “Selçuk” adına pek düşkünlük sergiliyorlar. Nerede ise şem ha-kadoş saydıklarını dahi düşünmek durumundayız; Tevrat’tan veya Sabetayizm tarihinden çıkardıkları isimlerle bir tuttuklarını teşhis edebiliyoruz.

    Profesör Dunlop, Bar Hebraeus’un Malik Namah’sına dayanarak, Tuqaq’ın, Selçuk’un babası, Yahudi Hazar sarayında bir komutan olduğunu naklediyor ve ölünce, oğlu Selçuk da, Yahudi Hazar Devleti’nde önemli yere geçiyor; Buradan Selçuk’un çocuk yaşından itibaren bir Yahudi Saray’da yetiştirildiğini öğreniyoruz. Daha sonra Selçuk ile Hatun arasında, Hagan’ın eşi, ihtilaf çıkıyor, bilemiyoruz; Selçuk terk ediyor, bunu biliyoruz.

    Bunlara ilaveten Selçuk’un çocuklarına, Mika’il, Yunus, Musa ve İsrael adlarını verdiğini de biliyoruz; bunların hepsi Tevrat’tan çıkmadır. Tuğrul’un kardeşi de Da’ud adını taşıyordu; Türk adlar da olması gerekiyor. Sf. 274

    Doğru mu değil mi; Judaizm, Selçuklulara ve “Selçuk” adına, Haçlılara karşı bir baraj kurmaya çalıştıkları için sempatiyle bakmaktadır. Sf. 275

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 274, 275) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsrael’de, Türkiye’den giden Yahudiler’in bir derneği var, “Arkadaş” adındadır.

    Bu dernek, “Arkadaş”, İsrael, Lübnan’ı işgal için bir savaş başlattığında, “cephedeki askerler için destek” toplama kararı almıştı ve bir toplantı yaptıklarını öğreniyoruz. Toplantı, 22 Temmuz 2006 olarak tespit edildi; Cumartesi veya Şabat günü yapılması doğaldır.

    “Arkadaş” Derneği, “cephedeki askerler yararına” bir toplantı düzenliyor; adını “Açık Türk Günü” koyuyorlar.

    Leyla Ağlamaz, bu Açık Türk Günü’nün “şeref konuklarını” şöyle yazmaktadır: “Türkiye’nin Kudüs Başkonsolosu Büyükelçi Dr. Ercan Özer ve eşi, Tel-Aviv Büyükelçi Müsteşarı Mehmet Kemal Bozdağ ve eşi, Kültür Ataşesi, Ticaret Ataşesi, İkinci Kâtip ve eşleriydi. Sf. 268

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 268) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şöyle özetleyebilirim, Türkiye Cumhuriyet’i, Onur Gökçe’yi çeşitli başkentlere büyükelçi göndermiş ve Büyükelçi Gökçe her gittiği yere eşi Aytül Hanımı almış, bu doğaldır. Ancak orada Aytül Gökçe, bir Siyonist örgütün faal bir elemanı olarak çalışmış; bir Hadassah yayınında, Onur ve Aytül Gökçe’nin İsrael, Türkiye ve Finlandiya’da Hadassa için çalışmaları şükranla anılıyor ve diğerinde de Aytül Gökçe için “the first chair of Hadassah International’s Diplomatique Corps” deniyor, bu Siyonist kuruluşta önemli yerleri var. Sf. 266

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 266) kitabından birebir alınmıştır.

  • Karay’lar, Kırım’da, “bulut” ad veya soyadını kullanmıyorlar, çünkü ihtiyaçları yok ve aslı var. Ayrıca, Karay Yahudileri, çok uzun yüz yıllar, ne Kırım’da ne de İstanbul’da, kendilerini sakladılar, Yahudi kimlikleriyle yaşadılar. Esas yurtları İstanbul’dur. Ve sonra Karadeniz’i aştılar ve bir daha aşıp bu cenaha geldiklerinde, yine Karadeniz sahillerini tercih ettiklerini anlıyoruz. Çünkü sahil kasabalarında çok “Bulut” var.

    Hazar Yahudileri ile hiçbir halde karıştırmamak durumundayız; çünkü Karay’lar, başlangıçta Türk değildiler. Romanyot oldukları kesindir.

    Judaik Ansiklopedi, Karaizm’i, the greatest schism in oriental Jewry, Doğu Judaizm’inde en büyük hizip, olarak tarif ediyor; Sekizinci yüzyılda patlamış olduğunda kuşku bulunmuyor. Karaizm’in kurucusu Rabbi Anan ben Davud ha-Nasi olup soylu bir aileden geldiği kabul ediliyor; Talmud’a ve hahamlara karşı bir savaş açtığını söyleyebiliriz.  Tevrat’ın her türlü yorumuna karşı çıkıyordu, Sf. 249

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 249) kitabından birebir alınmıştır.

  • Söyleyebileceğim şudur; bizde kripto-Yahudiler var. Bunlar Sabatayistlerden ayrıdırlar; çok zaman Sabetayistleri sevmiyorlar. Biliyoruz, Ilgaz Zorlu bize gösterdi, Sabetayistlerin, tekrar Museviliğe kabulü çok zordur; nesebi sahih bulunuyorlar. Dolayısıyla, hem büyük rantlara el koyan ve hem de İsrael sadakatini belli eden bazı zevatın “ben sabetayist değilim” açıklamalarını, fazla önemsememek ve bu çerçevede analiz etmek zorundayız. Sf.225

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 225) kitabından birebir alınmıştır.

  • Beki Hanım, “bazıları adlarının başına ‘öz’, ‘er’, ‘güzel’, yeni gibi Türkçe bir sözcük getirerek hem eski soyadını korumuş ve hem de yasaya uymuş olur” demektedir. “Özsarfati”, “Erkohen”, “Yenibahar”, “Güzelbahar”, Beki Bahar’ın verdikleri örnekler arasında yer alıyor. Sf. 224

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 224) kitabından birebir alınmıştır.

  • Beki Bahar’ın, “Ankara Yahudileri” bir pınar izlenimi veriyor, içi işaret ve imalarla doludur. Beki Hanım’ın bunları bilerek yaptığını düşünmemiz isabetli görünüyor; ülkesine ve Ankara’ya tutkulu olduğundan da kuşku duymuyoruz, okuyucusunu inandırmaktadır.

    Bayan Bahar, Atatürk’ün Ankara Yahudileri arasında yakın dostları olduğunu da haber veriyor ki bu haber nadir ve hayli kıymetlidir; ayrıca, “Atatürk’ün, Ankara’da bir gece, o zamanın en güzel evi olan Yasef Ruso’nun evinde kaldığını söylerler” diyor, üslubundan bu habere inandığını çıkarabiliyoruz. Kız kardeşi Makbule’nin de Ankara’ya geldiğinde zengin Yahudiler’de misafir kaldığını yazıyor; herhalde bundan kuşku duymamaktadır. Bir pınar olarak güven veriyor ve alıyorum.

    Ankara Palas kurulunca, hizmetkâr olarak, hep Yahudiler alındılar. Sf. 219

    Ankara’da bir Alliance Israelite Universelle, kısaca “Alyans Mektebi”, Beki Hanım “benzeri” demektedir, olduğuna göre hatırı sayılır bir Yahudi nüfusu yaşadığını da çıkarabiliyoruz; varlıklıydılar, nitekim Beki Hanım, “Ankara’nın Yahudi mahallesi evleri zamanın en iyi evleri durumundaydı” demektedir. Ankara’nın Yahudilerinin bir bölüğü, varlıklı olmanın da ötesinde, zengin ve bir kısmı Türk ortaklara sahiptiler. Bu hal, Yahudiler’in Yahudi olanların dışında ortak almama ilkesine bir istisna teşkil ediyor ve düşündürüyor; Beki’nin babası da Ali Ercan’la ortaktı ve motorlu taşıtlar ithalatı yapıyordu.  Otomobilin çok ender olduğu zamanlarda da, Yahudi ailelerin çoğunun otomobilleri vardı, bunu da öğreniyoruz.

    Kaldı ki Türkiye’nin en zengin zenginini çıkarmış bir yere, köy veya metruk bir kasaba demek zordur. Beki Bahar, Eşkenazlardan Bernard Nahum’u, Koç Grubu’nun ileri gelenlerinden saymaktadır ve Eşkanazlar’ı pek de sevmediğini de gizlemek ihtiyacı duymamaktadır. Beki Hanım, Ankara’nın en zenginlerinden Yasef Esendemir’in, Varlık Vergisi sürecinde “Vehbi Koç’la olan ortaklığı bozulmuş, bunun üzerine İstanbul’a göç etmişti” diyor ki not ediyoruz. Bu Yasef Esendemir, Bahar’ın, Mustafa Kemal’in bir ara gelip evinde kaldığı Yasef Ruso ile aynı şahıs olduğunu da en passant kaydediyoruz; kaybetmiştir.

    Lavoisier bize mutlak kaybın olmadığını öğretmişti. Kaybeden varsa mutlaka kazananlar da vardır.

    Çeşitli kaynaklar, Fuad Bezmen’in, Ömer Sabancı’nın, Varlık vergisi sürecinde, ortaklarıyla aralarının bozulduğunu haber veriyorlar, ne yazık sadece ben görebiliyorum, çünkü yasalarla bakıyorum;  burada da, Vehbi Koç’un da ortağı Yasef Ruso ile arasının bozulduğu karşımıza çıkıyor. Her üç vakada da Yahudi ortaklar eriyorlar; diğer tarafın da, asıl bu tarihten sonra büyüdüğünü görebiliyoruz.  Sf. 220, 221

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 219 ile 221 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kanuni, sanki bütün konversoların ve Yahudiler’in hamisi idi, Yahudiler’i korumak için Venedik ve İtalya’ya karşı savaş tehdidinde bulunmaktan geri kalmıyordu. O kadar öyle ki, İtalya’da Yahudiler, Osmanlı casusları sayılmasalar bile yandaşı kabul ediliyordu. Sf. 208

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 208) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1600 yılı başındaki İstanbul’da vaki (meydana gelen) Yahudi katliamından sonra tekrar kripto hayata çekilenler olduğunu mütalaa etmek durumundayız. Bu arada, İkinci Mahmut’un en büyük Yahudi zenginlerini bir çırpıda asmasından sonra da kripto yaşamın canlandığını biliyoruz.

    Ayrıca pek çok halde, bu yeni Hristiyanlar, eski dindaşlarını kolluyor ve destekliyorlardı. Üstelik sokakta Hristiyan ve evde Yahudi olduklarına inanılıyordu; işte Engizisyon Sistemi, böyle bir rahatsızlığın “Sonucunda ortaya çıkmıştır. O halde, Engizisyon Sistemi’nin, prensip olarak dar anlamda, düşünce özgürlüğü ile bir ilgisi hiç olmamıştı inanç özgürlüğü ile bir bağlantısı var. Sf. 205

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 205) kitabından birebir alınmıştır.

  • Romanyotlar, Roma zamanından beri bu topraklarda yaşayan Yahudiler, seferadlar gelince çok rahatsız oldular; ancak bu rahatsızlıklarını, seferadlar geldikten sonra duydular, önce bir rahatsızlık akıllarına hiç gelmiyordu. Demek ki, dindaşları gelmeden önce aralarında geçimsizlik olacağını bilemediler, Sf. 202

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 202) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cehalet ile yalana düşkünlüğün iç içe olduklarını ve birbirini tahrik ettiklerini kavramamız çok zor olmamalıdır; birisi varsa diğeri de var. Doğru, dilsiz cahil’i düşünebiliriz, ancak dilsiz oldukları için fark etmiyoruz. Cahil, yalancıdır.      

    Bizim tarihimiz ise yalancıların elindedir. Sf. 199

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 199) kitabından birebir alınmıştır.