Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Macaristan’da Judaizm çok daha güçlüdür ve güçlü idi; Süleyman’a, Budapeşte’nin anahtarını Yahudiler vermişti. İkincisi, Macaristan’da “Emre” adı değil “İmre” taşınıyor ki, bir Yahudi adı olduğunu biliyoruz. Sf. 178

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 178) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dört, “Cuma akşamı, yorgunluktan erken yattım. Sabaha doğru bir telefon. Münasebetsizin biridir diye, açmıyoruz. Ama telefon ısrarlı.” Okumayı sürdürüyoruz. Acaba yine Ulu Reis mi, bilemiyorum, ancak mümkündür, Ketty Hakko, uykulu telefona bakıyor ve sevinç ile bağırıyor, “Vitali, ihtilal oldu!”. En zenginlerin “ihtilal” haberine en sevindikleri zamandır.

    Kurtuluşları başlıyor ve Hayatım Vakko, “yataktan derin bir nefes alarak kalktım” diyor. Kenan Evren, Vitali Hakko’nun imdadına yetişmektedir; derin nefes verdiğini anlıyorum.

    Hala derin nefes halindedirler. Orada bırakıyorum. Sf. 175

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 175) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir, grevlerin çok yükseldiği bir zamandı ve Vakko fabrikasında da grev yapılıyordu. Ancak aynı zamanda Vitali Hakko’nun arkeoloji müzesinde defilesi var. Demirel başbakandır ve Süleyman Demirel’in bir de, Barlas Küntay nam turizm nazırı vardı; İstanbul’dan Ankara’ya, döndüğü sırada ve yolda, Nazır Küntay, Başvekil Süleyman Beyefendiden bir emir alıyordu. Başvekil’den Nazır’a emir şudur: “Dön, Vakko’nun Arkeoloji müzesindeki defilesine git. Fabrikaları grevde, ama onlar defile yapıyorlar, yanlarında olalım.” Herhalde bundan daha sınıfsal bir hükümet düşünemeyiz. Hükümetler, Vitali Hakko’nun yanındadırlar.

    İki, Vitali Bey, “arada bir uğrarlar, çıkar, küçük bir meyhanede öğlen rakısı içerdik” diyor ve “ama bu defa habersiz gelmişlerdi ve yüzleri sapsarıydı” yollu ekliyordu. Üç kişiydiler, birinin adını veriyorum, Türk Solu’nun “uluları” arasındadır, Hakko’yu hep “Reis” çağırıyordu ve bu Bedri Rahmi Eyüboğlu’dur, yüzü sapsarıydı. Yüzleri sapsarı, Vitali’yi sardılar ve hemen Vitali Hakko’yu arka kapıdan kaçırdılar, korumaya aldılar. Can’larıdır.

    Ölüm tehlikesi vardı ve “Ulu” Solcu Reis, Vitali Hakko’ya siper oluyordu. Koruma altında Hayatım Vakko’ya, otomobilde hem kaçırıyor ve hem de anlatıyordu; İşçiler, Pendik’ten harekete geçmişti, yürüyorlardı; yürüdükçe çoğalıyorlardı, katılım vardı, Jak Kamhi ve Nejat Eczacıbaşı çoktan öldürülmüştü, daha doğrusu, “öldürüldüğünü duyduklarını söylediler.” Söyleyen, “Türk” Solu’ndan sapsan yüzlü “Ulu” Reis Bedri Rahmi Eyüboğlu’ydu; ve “Türk” Solu’ndan Ulu Reis ve arkadaşları, Vitali Hakko’yu, böylece, kurtardılar. Günün adamı oldular. Sf. 174

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 174) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir, bizde, ihtida edenlerin (dinlerinden dönenlerin) önceki kavmiyetine, “Ermeni” yakıştırması çok yaygındır. Çok çeşitli nedenleri var; burada açmak durumumda değilim. Şimdilik bu yakıştırmaların çoğunun falsifikasyon olduklarını not etmekle yetiniyorum. Sf. 170

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 170) kitabından birebir alınmıştır.

  • Buna artık şunu ekleyebiliyorum; onomastique, Türkiye’de, kasıtlı olarak geri bırakılmıştır. Çünkü onomastique bulgular, mevcut tarih yazımında depremler yaratıyor. Şimdi buradayız ve tespit edebiliyoruz.

    Tarih, dil bilmekle mümkündür. Sf. 169

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 169) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şöyle de söyleyebiliyorum, başkalarıyla birlikte, bizde iki ad var, “Sebati” ve “Berat” ya da Berati”; ilk bakışta Arabi ve İslami olduğunu düşünebiliriz. Kesinlikle değiller; her ikisinin de Araplar tarafından bilinmediğinden eminiz; sözlüklere giremiyorlar.

    Annemarie Schimmel, “Berat” adının yanına “T” işaretini koyuyor, bütün İslami dünyada yalnız Türkler’de bulunduğu anlamındadır.

    “Türk” sözcüğü artık felsefî ve tarih açıdan daha çok tartışmalı olmakla birlikte bu “T” işareti yerindedir. “Berat”, Şabtay Sevi’nin, İbrani ve Rusçada, “Şabtay” çağırıyorlar, öldüğü kentin Osmanlı döneminde adıdır; “Berati”, Berat’a nisbet edilmeyi anlatıyor. Tebriz-i veya Şiraz- i misli, Berat ile bir aidiyet kuruluyor. Sf. 168

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 168) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ben-Gurion, Filistin’e göçtüğünde ilk önce bu köyde, Petah Tikva, Ümit Pasajı’nda çalışmaya başladı. Adını, Petah, “Geçiş”, Tevrat’tan almaktadır.

    Herz İmber, 1886 yılında, “Tikvatenu” şiirini yazdı ve daha sonra bestesi yapıldı, notalarının, 1896 yılında yayınlandığı kaydedilmektedir; şiirin ve dolayısıyla marşın Türkçe adı “Ümidimiz” dir. Bundan sonra marşın her fırsatta söylendiğini biliyoruz.

    İngiliz mandası sırasında “Ümidimiz”; Siyonizm’in resmi marşı oldu. Bu, 1920 yıllarındadır. 1920 yıllarından itibaren, çeşitli radyolarda da çalınmaya başladığı tahmin edebiliyoruz.

    Bizde ilk “Ümit” adının, 1920 yıllarında doğanlarda görülmesini normal karşılıyorum. Ümit Haluk Bayülken ve Ümit Yaşar Oğuzcan, ilk ümit’lerimizdendir ve gerçekten de, Ümit Bayülken, 1921 ve Ümit Oğuzcan da 1926 yılında dünyaya gözlerini açmışlar; onomastique açıdan uygun zamanlarda doğduklarını tespit edebiliyoruz.

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 166) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Timur” ise, pek çok dildeki İbrani isim sözlüklerine girmiş haldedir; nedenleri olmalıdır. Bu konuda kısa bir ek sunuyorum, Timur’un Yahudi kökenli olduğu konusunda bir rivayet var. Sf. 165

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 165) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir nokta daha var, bu anlatım, bize, “nadir” adının, pek de kıtlıktan gelmediğini de göstermektedir. Nadir, önemli bir Yahudi adıdır; Nadirdiler, metinde, “nadirid” olarak geçiyor, “karaid” benzeri bir konstrüksiyon karşısındayız, İslam’a karşı mücadele ettiler. Demek ki Yahudi camiasında, asil’dirler ve bu nedenle bu ad, nadir olmayan bir şekilde taşınmaktadır.

    Tarihi’dir demek istiyorum. Bunun için bir de Nadir Şah var; İran’a hükümdarlığı zamanında, Yahudileri çok rahatlatmıştır; bu o kadar öyle ki Yahudilik hala en çok İran’da yaşamak istemektedir. Kuşkusuz sadece Nadir Şah’tan kaynaklanmıyor ve ayrıca Nadir Şah bu bapta çok ileri gitmişti ve sonunda düşürüldüğünü ve öldürüldüğünü biliyoruz. Sf. 160

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 160) kitabından birebir alınmıştır.

  • Esir kadınlar, at ve silahla trampa yapılabiliyordu; ancak Peygamber Hazretleri güzel Yahudi kızı Reyyan’ı, cariye olarak tutmak istemişti. Reyyan, Peygamber Hazretleri’ni reddetti.

    Ne oldu, bilemiyoruz. Çünkü Yahudi tarihi, “onurla” bu teklifi, reddetti, demektedir.

    Yahudiler, bu nedenle, Reyan veya Reyyan veya Reyhan adını seviyorlar. Sf. 159

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yahudi kızı Zeynep, peygamberliği de denemek istediğini söylüyor; bir savaşçı iseniz, yaptıklarınız karşılığı zehirdir ve eğer gerçek peygamber iseniz, nasıl olsa Allah zamanında uyaracaktır, mesele, yok, soğukkanlı olarak bunları söylüyor. Hemen idam ediliyor ve ayrıca Peygamber Hazretleri, Yahudiler’in elinden yemeği yasaklıyor. Sf. 158

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 158) kitabından birebir alınmıştır.

  • Paradokslarla doluyuz, ilk defa entelijansiya, pro-Arap bir tutum alıyordu. Sol siyasi hareketler daha açık oldular, Avcıoğlu’nun başında bulunduğu Yön Hareketi, Baasist bir çizgiyi savunuyordu ve Türkiye İşçi Partisi, Arap halklarının uyanışını sevinçle karşılıyordu; Sovyetler Birliği ile dostluk, bir Kemalist miras sayılarak, yüksek tutuluyordu ki Mısır Lideri Albay Nasır da aynı çizgidedir.

    Daha radikal sol, bir yandan, “Orta Doğu Devrimci Çemberi” diyor ve diğer yandan Filistinliler ile birlikte İsrael’e karşı savaşmak üzere sıraya giriyordu. Ancak bütün bunlar, önce içinden bozuldular ve sonra, 12 Mart 1971 Darbesi ile kırıldılar. Bu şekilde “Türkiye’deki İsrael” güven topluyordu; 12 Eylül 1980 Darbesi’ne gelindiğinde, bu güven hem etkili oldu ve hem de, Darbe ile birlikte daha da artıyordu. 1993 yılında Profesör Çiller’in başbakanlık koltuğuna oturtulmasını, o zaman da bir “darbe” ilan etmiştim ve şimdi “İsrael Darbesi” diyebiliyorum.

    İşte bu yılda büyük gazeteci Uğur Mumcu katledildi, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bitlis, bir uçak kazasına kurban gitti ve ben anında, “vezir düşürmesi” teşhisi yaptım; şimdi suikasta uğradığına inanılmaktadır. Aynı yılda, görevdeki cumhurbaşkanı Özal da ansızın sahneden çekildi; ailesi şimdi daha yüksek sesle “öldürüldü” demektedir. Aynı yılda, pek çok seçkin aydının, Sivas’ta, bir otele toplanarak yakıldığını unutmuyoruz. Sf. 114

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 114) kitabından birebir alınmıştır.

  • Adnan Menderes, Albay Nasır’a karşı, Washington güdümünde sert bir muhalefet vermekle birlikte, Bağdat’a karşı dostane bir tutum aldı. Şöyle de söyleyebiliriz; 27 Mayıs ile birlikte, Türkiye’nin Araplar’a, dostane ve “biraderâne” yaklaşımı sona eriyordu. Mayıs Devrimi, Türkiye’deki arabizmi sona erdirdi, bu nokta net görünüyor. Sf. 114

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 114) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çünkü Altmışlı yıllarda, 1967 yılında, “Altı-Gün Savaşı” var; Judaik Ansiklopedi, “turning point” olarak nitelemektedir. Ben, İsrael Devletinin gerçek kuruluşu olarak görüyorum.

    O tarihe kadar, yaşayabileceği tartışmalıydı; dünyanın her tarafındaki Yahudiler, bulundukları yerlerdeki devletlere sadıktılar ve eninde-sonunda Amerika’da olmak ve yükselmek istiyorlardı. Filistin’de olanları bir keşif kolu veya bir sınır karakolu olarak gördüklerini artık görüyoruz.

    Türkiye’deki İbrani asıllılar, ki içlerinde kripto olanları çoktular, İsrael’e sadakat yarışına girdiler. Sadakatin bir yolu, isimlerini düzenlemek ve değiştirmek oldu. Bir diğer yolu ise, İsrael’i daha çok desteklemek idi; bu desteklerini arttırmak ve muhaliflerini kırmak şeklinde kendisini belli ediyordu. Cesaret kazanmışlardı ve hem hegemonyalarını arttırmak için daha cüretli olmayı denediler ve hem de pro-Arap bir duygu ve program göstermeye başlayan aydın hareketini kırmaya ve solu parçalamaya yöneldiler. Sf. 112

    Aydın hareketinin dağıtılmasında ve sol hareketin kırılmasında, Orgeneral Tağmaç liderliğindeki 12 Mart 1971 Darbesi’nin yerini çok iyi biliyoruz. Ancak Martçı Darbe’nin içindeki pro-İsrael damarı, ancak onomastique ve şimdi ortaya koyduğumuz analizlerle teşhis edebiliyoruz.

    Şöyle de söyleyebiliriz, sol içindeki iç kavga, aynı zamanda sabetayizmin de iç savaşı idi. Hiç unutmamamız yerindedir, Judaizm’de iç savaşlar vardır ve çok şiddetlidir. Yahudiler kadar, iç kavgaları savaş haline getirebilen belki az kavim vardır; yaşadıkları pogrom ve sürgünler, Yahudileri, inanç ve düşüncelerine kuvvetle bağlanmaya zorluyordu. Düşündükleri için birbirleriyle sert savaşlar yaptılar; Jabotinsky– Ben Gurion savaşları önümüzdedir. Sf.113

    Jabotinsky, Siyonizm’i revizyona tabii tutmak istemişti ve Türkler’e karşı Gelibolu’da savaşan Zion Katır Birliği, Jabotinsky’nin kafasından çıkmıştı. “Nili” Casus Şebekesi de Jabotinsky’ye uygun düşmektedir; Cemal Paşa karargâhının bütün bilgilerini İngilizlere verdiler ve bunlara ilaveten Yahudi Lejyonu ile Osmanlı’yı çökerttiler. Sf. 113

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 112, 113) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şimdi yeni bir dalga ile karşılaşıyoruz; “Alican”, “Aslı”, “Baran”, Berke, “Burak”, “Çağan”, “Ebru”, “Eda”, “Ege”, Elif, “Eylül”, “İzel”, “Irmak”, Keremcan, “Kerimcan”, “Nehir”, “Nil”, “Tuba”, “Su”, Yağmur adları bastırılmaktadır; matbuat ve televizyon ile “diziler” bu ve bu tür adların propagandasını yapıyorlar. Bu da sadece küçük bir seçkidir, “atıl” veya “eser” ve benzerlerini ekleyebiliyoruz; bir hücum var. Güzel, yalnız bombardımanı yapılan bu adların hepsinin, isim sözlüğümüzde, “yeni” olduklarını tespit edebiliyoruz ve yine güzel, ancak Türk isim-kurma usulleriyle bir bağlantılarını bulamıyoruz. O halde, nereden geliyorlar ve nasıl çıkarılıyorlar; bu soruyu formüle etmek zorunludur. Sf. 111

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 111) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarihsel nedenleri de var, Sultan Hamit zamanında, Filistin, bugünkü İsrael’de, kurulmuş olan model çiftliğin adı “Mikve” veya “Tikva” idi; “İsrael’in Ümidi” deniyordu ve yıllar sonra, İsrael’in kurucularından Ben-Gurion, İsrael Devletinin oluşumunda en önemli iş olarak görüyordu. O kadar öyle ki bir benzerini de Aydın çevresinde kurmayı denediler. Sf. 104

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 104) kitabından birebir alınmıştır.

  • Burada çok büyük bir kesinliğe ulaştık, “Ata” adı ise, iki yanlıdır. Şunu kast ediyorum; bu adı, “Ata”, koyanlar ya çok dindar Müslüman ya da daha dindar bir İbrani asıllıdırlar; tabii, part-time Müslüman ve part-time İbrani olanlar varsa, bunlar için ise mükemmel bir ad olarak görüyoruz. Çünkü Kur’an, Abraham’ı, “ata” kabul ve Tevrat, tüm milletlerin ata’sı ilan ediyor; o halde, bu kabul ve ilandan dolayı, ata’yı, Abraham’ın isimlerinden birisi saymak durumunda kalıyoruz; kısaca, “Ata” gördüklerimizi “İbrahim” veya “Abraham” çağırmamız yerindedir. Sf. 88

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 88) kitabından birebir alınmıştır.

  • Temkinli ve dikkatli bir araştırmacı olan David Morgan bu katliamları hiç tereddüt etmeden “soykırım teşebbüsü” olarak nitelendirmiştir. Demograflar Kara Ölüm (1) yüzünden 1350’lerde Avrupa’daki nüfusun üçte birinin yok olduğunu tahmin etmektedirler. Bu durumda bile gelişmeler ertelenmiştir.

    Alıntı; Kayıp Aydınlanma (Arap Fatihlerinden Timur’a Orta Asya’nın Altın Çağı) – S. Frederick Starr, Çeviri; Yusuf Selman İnanç, (Kronik Kitap Yayınları 4. Baskı Şubat 2020, s. 578) birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) 2025; Kara Ölüm Avrupa’yı sarsan Büyük Veba Salgını.

  • Yahudi him’ler yazıyorlardı; tepki çekmesi kaçınılmazdır. Bu çekişmeden ise bu zenginlik döneminde, Osmanlı kadın-elitlerinin İspanya’dan gelenleri kıskandıracak türde giyindiklerini ve Osmanlı toplumunda, erotik şiirler yazılıp okunduğunu çıkarıyoruz. Demek ol tarihte Osmanlı bir başkadır; muhafazakârlığın daha sonra geldiğine hükmetmek zorundayız. Sf. 78

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şunları biliyoruz; İspanya’da Yahudiler, İslamik iktidarlardan hayli memnundular, Arap-Müslümanlar’ın adlarını alıyorlar ve benzer giyiniyorlardı. Birbirinin tarikatlarını kabul ettikleri, karşılıklı olarak ayinlere katıldıklarını biliyoruz; tasavvuf işte burada gelişmişti ve “kabala” nerede ise bir köprü oluyordu. Öylesine kaynaşmışlardı ki, Hıristiyanlar, Yahudiler’in, “işgalci” Müslüman devletleri desteklediklerini düşünüyorlar ve öfkeleniyorlardı;  “ortak iktidar” denmese de bir beraberlik kesin ortadadır. Sf. 76

    Müslümanlar kovulunca, Hıristiyanlar iktidarı alınca, bir süre sonra Yahudiler üzerinde de baskı kurdular; bu ortak tarih’in bir rolü var mı, zamanla Yahudilere karşı husumet ve baskı artınca, “converso” oldular, bu “gündüz Hristiyan ve gece Yahudi” anlamındadır; bazen hakaret yüklü “marranos” ve bazan da alay taşıyan, “new christian” olarak diğer dillere aktarıldığını bildiğimiz “yeni Hıristiyan” diyorlardı. Sf. 76

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 76) kitabından birebir alınmıştır.