Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Atatürk’ün Foks’a düşkünlüğünü bilen bazı kimseler sofrada çok zaman onun bahsini açarlar, sadakatinden, büyüklüğünden dem vurup, neslini üreterek memlekete yaymayı teklif ederlerdi. Dalkavukluğuyla dikkati çekenler, Foks’un asil kandan geldiğini, kaynağının Avrupa olduğunu söyleyecek kadar ileri gidip “Köpek değil, adeta insan. İnsandan da akıllı” derlerdi. Atatürk bu konuşmaları belli belirsiz gülümsemeyle dinler, Foks’a bakıp başını sallardı. Sf. 164

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 164) kitabından birebir alınmıştır.

  • Atatürk, Behçet Kemal Çağlar’a dönerek

    -“Şu sofraya bak ve bir şiir yaz” dedi.

    Behçet Kemal derhal cebinden portföyünü ve kalemini çıkardı. Hiç düşünmeden bu ısmarlama şiiri birkaç dakika içinde bitirdi ve okudu. Sf. 120

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 120) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yıl 1931. Dolmabahçe Sarayı’nda çok parlak bir düğün oluyor, generallerden birinin kızı evleniyordu.

    Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi olan Kemalettin Sami Paşa ve eşi de konuklar arasındaydı. Kemalettin Sami Paşa’nın eşi Arap dünyasında tanınmış bir prensesti.

    Prensesin aşırı süsü, çok geçmeden Atatürk’ün de dikkatini çekti. Canının sıkıldığını anlamakta gecikmedim. Bütün neşesi bir anda uçup gitmişti. Dans biter bitmez Kemalettin Sami Paşa’yı yanına çağırdı. Ayakta şu şekilde konuştu:

    -“Lütfen etrafınıza bir bakın. Ne kadar güzel varsa hepsi tabii. Hiç bu kadar elmaslısına rastlıyor musunuz? Sizin hanımefendi bujular içinde kendi çirkinliğini kapamak için kuyumcu dükkânına benzemiş.” Sf. 100

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 100) kitabından birebir alınmıştır.

  • Birkaç gün sonra sofrada, Kılıç Ali, Recep Zühtü, Atatürk’ün çevresini çevirmişler, şuradan, buradan konuşuyorlardı. Bir ara Recep Zühtü, Atatürk’e:

    -“Paşam”, dedi. Reşit Galip’e biri demiş ki: “Hitler bugün konuşacak. Bunun üzerine Reşit Galip de şu cevabı vermiş: Bizim Hitler her gün konuşur.”

    Atatürk bu lafa kızmak şöyle dursun, kahkahalarla gülmüştü. Sf. 79

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 79) kitabından birebir alınmıştır.

  • Toplantının en kıvamlı anında Atatürk, kapıda duran askerlerden ikisini çağırdı ve güreştirmeye başladı. Çoğunluk böyle yapar, gezilerinde olsun, Köşk’te olsun, yiğit Mehmetçiklerden birkaçını yanına çağırarak güreştirir, Türk gücünün nelere yettiğini gözleriyle görmek isterdi. Hatta yanında bulunan çok sevdiklerini, bu Mehmetçiklerle, istemeseler bile güreş tutuşturur, onların hırpalanışını hazla seyrederdi. Birkaç keresinde Mehmetçikleri kendisiyle güreşe davet etmiş, fakat hiç biri ’’Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi, biz mi getireceğiz” diye güreşe yanaşmamışlardı.

    Güreş çok zevkliydi. Hepimiz büyük bir dikkat ve merakla sonunun nasıl geleceğini bekliyorduk. Reşit Galip’in ise merakı son haddini bulduğu bir sırada, Atatürk askerlere işaret ederek yeni Bakanı ‘’Altı okka” yapmalarım emretti. Sf. 77

    Askerler. Reşit Galip’i iki üç kez havaya kaldırdılar. Tam yere vuracakları sırada Atatürk’ün işaretiyle vurmaktan vazgeçiyorlar, tekrar var güçleriyle havaya sallıyorlardı.

    Birkaç kez tekrarlanan bu hoş oyundan sonra (Biz çocukluğumuzda çok oynardık.) Atatürk. Mehmetçiklere:

    “Yeter” dedi. Sonra sofradakilere döndü. Gülerek;

    “Biz istersek, böyle de hareket edebiliriz” dedi. Sf. 78

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 77, 78) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunun üzerine Atatürk’le Reşit Galip arasında şu tartışma geçti:

    -’’Yahu nasıl olur? Bu adam beni okutmuştur. Kültürü yerinde, ilme vukufu vardır. Soframda hocam hakkında böyle konuşmanı istemem. Beni okutan adam, nasıl Maarif Vekili olamazmış?”

    -“Değil seni okutmak, senin Allah’ını okutsa yine bu adam Maarif Vekili olamaz”

    O devirde dalkavukların yanında böyle medeni cesaret sahibi, sözünü sakınmaz cinsten kimseler de vardı. Fakat bu derece ileri gideceği, bir Hükümet üyesi hakkında, hem de Atatürk’ün önünde bu derece sert konuşacağı kimsenin aklından bile geçmezdi.

    Atatürk, tarifsiz bir şekilde kızmıştı. Fakat duygularını belli etmeden çok sakin şu buyruğu verdi:

    -“Lütfen sofrayı terk ediniz…”

    Reşit Galip coşmuştu bir kez. Ne karşılık verdi dersiniz?

    -“Burası sizin değil, milletin sofrasıdır. Burada oturmaya benim de sizin kadar hakkım vardır. Gerçi biz Saray’dayız ama hocanız Hace-i Sultani değildir. Cumhuriyette tenkit serbesttir…” diye başlayınca Atatürk, yavaşça yerinden kalktı. Kucağındaki peçeteyi masaya bıraktıktan sonra,

    -“Öyleyse müsaade ederseniz ben terk edeyim” dedi ve dünyada eşi, benzeri görülmemiş bir efendilik ve büyüklük örneği göstererek Kayağa kalkıp, salondan çıkıp gitti. Sf. 75

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 75) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şapka Devrimi’nden sonra fes bir kenara atılmış, herkes şapka giymeğe başlamıştı. Şapkayla beraber, bunu giyecek olanların kafa ölçüleri de ortaya çıkmıştı. 1930 yılında Ankara’dayız. O zamanın Milli Eğitim Bakanı olan Dr. Reşit Galip elindeki bir makineyle herkesin kafatasını ölçüyor. Dolikosefal mi, Brakisefal mi? Yani biz hizmetkârların konuşmalarına göre hayvan mı, yoksa insan mı? Hatırımda kaldığına göre 77-79 gelen kafalar Dolikosefal, 81’den ileri olanlar da Formdan Brakisefal.

    Atatürk’ün başı ölçüldü ve 81 geldi. Odadakiler sıraya girmişler, başlarının ölçülmesini bekliyorlar. Atatürk, Reşit Galip’e:

    -“Çelebi’ninkini ölç” dedi.

    Öbürlerinden önce başım ölçüldü. 81 çıktı. Sevinmeğe başlamıştım. Öyle ya, Atatürk’le aynı kafa ölçüsü taşıyordum. Fakat sevincim uzun sürmedi. Atatürk:

    -“Olmaz! O hayvan kafalıdır. Bir yanlışlık olmasın” dedi.

    Nerdeyse ağlayacaktım. Alındığımı anlayınca gülmeğe başladı. Tekrar dalıma basarak,

    -“Baksana Çelebi’nin kafasına. O melon kafanın benimkiyle ilgisi var mı?” dedi. Sf. 56

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 56) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bursa’da bir hafta kaldıktan sonra otomobillerle Yalova’ya gittik. Otomobiller deyince sanmayın yüzlerce otomobil vardı. Sadece sekiz tane. Biri açık yazlık, biri kapalı iki Lincoln, üç Buick bir Benz Mercedes.

    İkinci Cumhurbaşkanı zamanında bu sayı on sekize çıkmıştı. Oysa ismet İnönü, Rusya’ya yaptığı geziden döndüğü zaman, Sovyet yönetiminin etkisinde kalarak bakanların altından arabalarını aldırmak istemişti. Tevfik Rüştü Aras’la Şükrü Kaya, Köşk’e gelerek Atatürk’e durumu anlattılar. Atatürk:

    -“Benim otomobilleri de kaldırıyor mu?” Deyince.

    -“Hayır, Paşam, sizinkilere dokunmuyor” cevabını aldı. Bunun üzerine:

    -“Yahu, böyle şey olur mu? Bir Bakanın altından otomobil alınır mı? Bu ne biçim iş” diye söylendi. Sf. 54

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 54) kitabından birebir alınmıştır.

  • Müstahdem arasında polislikten emekli olmuş Kemal adlı bir de sofracı vardı. Askerliğini Köşkte hizmet ederek yapıyordu. Bir akşam sofrasında üç kadeh içkiden sonra Atatürk bize dönerek şaka şeklinde:

    ’’Dünyada ne kadar Kemal varsa hepsi eşektir…” dedi. Sofracı Kemal şaşaladı. Ne diyeceğini bilemedi. Toparlandı. Dili tutulmuş gibiydi. Dudakları titriyordu. Gözlerini Atatürk’ün yüzünden ayıramıyordu. Hepimiz bunun altından ne çıkacak diye beklerken, Atatürk, sözlerini şöyle bitirdi:

    -”Haaa anladım. Sen bana bakıyorsun. Sen de Kemalsin demek istiyorsun. Ben artık Kamal oldum. Kemal’ler başının çaresine baksın…” dedi.

    Atatürk’ün son kartvizitinde “Kamal Atatürk” yazılıydı ve bu kartvizit, ölümüne dek değişmedi. Sf. 43

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 43) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Atatürk” soyadının tek kalması gerekliydi. 17 Aralık 1934’te 2622 sayılı kanunla da Atatürk soyadını başkalarının alması önlendi. Sf. 42

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 42) kitabından birebir alınmıştır.

  • Atatürk, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra adını uzun bularak Mustafa’yı kullanmamış, sadece Kemal’i kullanmıştır. Soyadı Kanunu’ndan sonra aldığı yeni harflerle yazılmış nüfus hüviyet cüzdanında adı (Mustafa’sı atılarak) sadece “Kemal” (1) olarak yazılıdır.

    “Atatürk” soyadını başkalarının almamasına ilişkin kanunda da öz adı “Kemal” diye yazılıdır. Sf. 41

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2009); Yanlış bilgi, Kemal Paşa’nın adı nüfus cüzdanında ya da yalan, nüfustaki adı Kamâl.

  • Banyodan çıktıktan sonra soğuk ayranla bir dilim francala yer, bazen ayranın yerine bir kâse yoğurt alırdı. Binde bir davetli bir konuk olacak ki, ayıp olmasın diye yemek yesin. Bazen sütlü kahveyle çay istediği de olurdu. İkindi kahvaltısı yapmaz, onun yerine bir bardak ekmeksiz ayran içerdi. Sf. 35

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  • Atatürk tekrar beni çağırdı. Yemek isteyecek sanıyordum. Fakat O’nun aklı hep benim ismimde değil miymiş?

    -’’Ulan bu ismi sen mi koydun, yoksa baban mı?” diye bar bar bağırmaya başladı.

    Çok korkmağa başlamıştım. Benim korktuğumu görünce daha fazla bağırıyordu. Sf. 27

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devrin en ünlü rakısı olan Dimitrokopulo’dan Atatürk her gece yarım kilo içerdi. Mezesi de sadece tuzlu leblebiydi. Ara sıra da fava denilen zeytinyağlı, limonlu bakla ezmesini istediği olurdu. En sevdiği yemekler arasında kuru fasulye ve pilav geldiğini tekrarlamak isterim. Sf. 27

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ben dokuz aylıkken babam ölmüş.”

    Atatürk üzüldüğümü yüzümden okumuş olacak ki, birden sesini yumuşattı: “Anneni tanıyorsun ya yeter” dedi. Ve biraz durduktan sonra ekledi: “Ben de babamı tanımıyorum ya…” Sf. 27

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cumhuriyet rejiminin kurulmasına rağmen herkes Atatürk’e “Paşam” diye hitap ederdi. Beylik, paşalık kalktığı halde bu “Paşa” lık, Atatürk için kalkmadı. Bu, ölünceye dek sürdü. Sf. 26

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 26) kitabından birebir alınmıştır.

  • Listenin başında Liceli işadamı ve PKK’nın yayın organı olmakla itham edilen Özgür Gündem gazetesinin ortağı Behçet Cantürk vardı. Listede yer alan diğer isimlerin de kimler olduğu konuşulurken Başbakan Tansu Çiller, İstanbul Holiday Inn Oteli’nde adeta cinayetlerin başlangıç işareti olan şu açıklamayı yaptı:

    “Türkiye, milis hareketi niteliğine dönüşmüş ve yaygınlaşmış bir terör hareketiyle karşı karşıyadır. PKK’nın haraç aldığı işadamları ve sanatçıların isimlerini biliyoruz, hesap soracağız.” Sf. 352

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 352) kitabından birebir alınmıştır.

  • Genelkurmay Başkanlığı bu kez onaylayınca Ankara Gölbaşı’nda eğitim alanı oluşturuldu. Özel harekât polislerini eğitmeleri için Özel Harp Dairesi’nden bir ekip görevlendirildi.

    Ekibin subay kadrosunda üç asker vardı: Yarbay Korkut Eken, Yüzbaşı Yavuz Ataç ve Yüzbaşı Kâşif Kozinoğlu.

    Bu Özel Harpçi subaylar, özel tim polislerini kırsal alanda da operasyon yapacak şekilde eğitti. Sf. 321

    1994 yılı Ocak avında Antalya’da yeni bir kurs açıldı. Altı ay süren kursun hocası ise İsrailli emekli Albay Amos Golan’dı.

    Kursa katılan 80 polisi Golan, polis özel harekât ekibi içinde bizzat kendisi seçti. Aralarında Yarbay Gaby Cohen’in de bulunduğu çok sayıda İsrailli subayın da eğitim verdiği bu kurstan çıkan özel harekâtçılar daha sonra Güneydoğu’ya göreve gittiler. Sf. 321, 322

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 321, 322) kitabından birebir alınmıştır.

  • 50 kişi idam edildi. 650 bin kişi gözaltına alındı. 30 kişi işkencelerde öldürüldü. Sf.298

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 298) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu sırada 20 Eylül 1979’da Başbakan Bülent Ecevit Adana’ya geldi. Olayları önlemesi için atadığı Yurdakul’la baş başa bir görüşme yaptı. Görüşmeyle ilgili eşi Ülker Yurdakul’a “Çok şükür bütün bildiklerimi anlattım, artık ölsem de gam yemem” dedi. Yurdakul, Ecevit’le gizli görüşmesinden tam sekiz gün sonra, 28 Eylül 1979 sabahı göreve giderken otomobiline düzenlenen silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi.

    Ülker Yurdakul’a göre eşini ölüme götüren bu bilgilerdi ve Bülent Ecevit her şeyi biliyordu:

    “Ölümünün ardından çekmecesinde hiçbir dosyaya rastlanmadı. Tüm tehdit mektuplarının, özel dosyalarının çekmecesinde kilitli olduğunu biliyordum. Bu dosyaların ve belgelerin hepsi cinayetin ardından yok oldu.” Sf. 272

    En önemlisi de Yurdakul sivil unsurların bulunduğu birimin kod adı olan “Ergenekon” ismini kullanan ilk kişiydi. Yurdakul’un Ecevit’e aktardığına göre olayların arkasında “Albay Ergenekon” kod adlı kişi vardı. Yurdakul, Ergenekon örgütünü öğrenen ilk yetkili oldu. Sf. 273

    Adana Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın hazırladığı iddianamede azmettiricilerle ilgili “Alparslan Türkeş’in, Adem Eroğlu, Hasan Sabri Erdem ve Mehmet Sakarya’ya Yurdakul’un öldürülmesi için emir verdiği” bilgisi yer aldı. Sf.274

    Ancak hem katiller hem de azmettiriciler ortaya çıkmıştı. Ve sona doğru geliniyordu. İşte tam bu dönemde askeri savcılık, Yurdakul davasının Ankara’daki MHP ve Ülkücü Kuruluşlar davasıyla birleştirilmesine karar verdi. Böylece Yurdakul’un öldürülmesi dosyasının tek başına ayrı bir dava olarak görülmesinin önüne geçildi. Sf. 274

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 272 ile 274 arası) kitabından birebir alınmıştır.