Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • 14 Ocak 1979 tarihinde, Şah Rıza Pehlevî İran’ı terk ederken, kimse yönetimin tamamen mollaların eline geçeceğini tahmin etmiyordu. Ancak Humeyni yönetimi, solcuların “stratejik” hatalarından yararlanıp iktidara el koyuyordu.

    Şah döneminde uyuşturucu ticareti yasaktı. Mollalar, Şah’ın bu uygulamasını devam ettirdiler. Ancak cezaları çok daha ağırlaştırdılar. Uyuşturucu kullanmanın, satmanın, taşımanın cezası idamdı. İran’daki Tebriz, Rızaiye, Hoy, Sasur gibi dünyaca ünlü          “eroin laboratuvarları” tek tek kapandı.

    İran’ın “eroin laboratuvarları” Türkiye’ye taşındı. Nakliyatçılıkta ustalaşan Liceliler, en iyi kimyagerleri “transfer” edip, mesleği öğrendiler. Kısa zamanda eroin imalatında da söz sahibi oldular Üstelik eroin daha fazla para kazandırıyordu.

    İran’daki gelişmelerden sonra, Lice’de arka arkaya laboratuvarlar kurulmaya başlandı. Sf.52

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 52) kitabından birebir alınmıştır.

  • Zürich’te, Sarı Avni’nin yazıhanesinde buluştular. Çaylar içilip hal hatır sorulduktan sonra, iş konuşmaya başladılar. 100 kilo baz morfine ihtiyaç vardı. Behçet Cantürk, Sarı Avni’ye, “Askerlerin bizim işe bir zararları yok. Bu nedenle, o iş kolay. Bir çaresine bakarız.” Sf. 49

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 49) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Apocular” olarak bilinen Ulusal Kurtuluş Ordusu, 27 Kasım 1978 tarihinde, Lice’nin Fis köyünde birinci kongresini yaparak partileşme kararı alıyordu. Partinin adı, Partiya Karkeran Kurdistan (PKK), genel sekreteri ise Abdullah Öcalan’dı. “Kuzey Kürdistan (Doğu ve Güneydoğu Anadolu) Türkiye’nin sömürgesidir. Kürt sosyalistleri, Türk sosyalistleriyle birlikte değil, ayrı örgütlenmelidir. Kürt halkının kurtuluşu otonomi ya da özerklik değil, bağımsızlıkla sağlanacaktır. Hedef, bağımsız, birleşik ve sosyalist bir Kürdistan’dır” görüşünü savunuyorlardı. Sf. 35

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  • Anadolu, 1972’den sonra, haşhaş üretiminde önceleri sahip olduğu merkezî önemi zamanla yitirdi. Dünyadaki büyük artışa rağmen, Türkiye’de yasadışı üretim ve pazarlamada büyük düşüş yaşandı. Bu nedenle kaçakçılık zorunlu olarak şekil değiştirdi. Uyuşturucunun yerini silah aldı! Sf. 33  

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 33) kitabından birebir alınmıştır.

  • 14 Mayıs 1950: Demokrat Parti, Kürtlerin de büyük desteğini alarak seçimleri kazandı.

    22 Eylül 1959: Aralarında Ziya Şerefhanoğlu, Naci Kutlay, Sait Elçi, Yaşar Kaya, Musa Anter, Canip Yıldırım, Emin Kotan, Medet Serhat, Nurettin Yılmaz ve Cezmi Balkaş’ın da bulunduğu “491ar” olarak bilinen Kürt aydınları yargılandı.

    27 Mayıs 1960: Silahlı Kuvvetler yönetime el koydu.

    1 Haziran 1960: 485 Kürt gözaltına alınarak Sivas’ta bir kampa getirildi.

    19 Ekim 1960: Sürgün Yasası çıkartılarak, 485 kişiden 55 ağa ve aşiret ileri geleni Batı Anadolu’ya iki yıllık sürgüne gönderildi.

    13 Şubat 1961: Türkiye İşçi Partisi kuruldu. Geleneksel yapının çatırdamaya başladığı Kürt toplumunda, Tip’in “ırgatlar ve marabaların partisi olduğunu açıklaması, Kürtlerden büyük destek gördü.

    TİP, Kürt aydınlarının da partisi olmuştu. Sf. 29

    14 Mayıs 1969: Çoğunluğunu üniversiteli Kürt öğrencilerin oluşturduğu Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) kuruldu.  12 Mart 1971: Askerler yönetime el koydu.

    20Temmuz 1971: TİP 4’üncü kongresinde, “Türkiye’nin doğusunda Kürt halkı yaşamaktadır. Kürt halkı üzerinde baştan beri, hâkim sınıfların, faşist iktidarların, zaman zaman kanlı zulüm hareketi niteliğine bürünen, baskı, terör ve asimilasyon politikası uygulanmıştır” diye karar alması, partinin askerler tarafından kapatılmasına neden oldu.

    Nisan 1973: Ankara’da Abdullah Öcalan ve arkadaşları Kürt sosyalistlerinin ayrı Örgütlenmesini savunan ayrı bir grup oluşturmaya başladılar.

    28 Kasım 1974: Kürt öğrenciler, kapatılan DDKO yerine, Devrimci Demokratik Kültür Dernekleri’ni (DDKD) kurdular. DDKO tutuklamaları sırasında yurtdışına kaçan Kemal Burkay, 74 affıyla tekrar Türkiye’ye döndü. Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi’ni kurdu.

    1975’in Haziran ayında Özgürlük Yolu adlı dergiyi çıkardı.

    Tıpkı Türkiye sosyalistleri gibi, Kürtler de, 1970’li yıllarda hızlı bir bölünme sürecine girdiler. Kürtlerin örgütleri şunlardı: Rızgari, Kawa, KİP (daha sonra adını PPKK olarak değiştirdi), KUK, Denge Kawa, Tekoşin, Ala Rızgari, UKO (sonra PKK ismini aldı), KUK-SE Kürdistan Halk Partisi, Pekanin… Sf. 30     

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 29, 30) kitabından birebir alınmıştır.

  • Deprem yardımlarının yetersizliğini protesto etmek için Lice’den Diyarbakır’a yürüme fikri ortaya atıldı. Protesto yürüyüşünü dört örgüt organize ediyordu:

    İlerici Gençlik Demeği (İGD),

    Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları (KUK),

    Özgürlük Yolu (Türkiye Kürdîstanı Sosyalist Partisi),

    Kürdistan Kurtuluş Partisi (Rızgari).

    Behçet Cantürk, otuz beş kişilik yürüyüş komitesine, İGD’yi temsilen girdi. Komite görev bölümü yaptı. Sf. 29

    Behçet Cantürk’e, köylüleri organize etme görevi verildi.

    20 Kasım 1975 günü yürüyüş yapıldı. Geniş bir katılım oldu. Yürüyüş kortejinin önünde büyük bir pankart vardı: “Depremden ölenlerin katilleri iktidardır.” Katılımcılar sık sık “Kahrolsun iktidar” diye slogan atıyorlardı. Sf. 29

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 29) kitabından birebir alınmıştır.

  • Katırlar yerlerini motorlu taşıtlara bırakıyordu…

    Sadece Cantürkler değildi otobüs işine girenler. Liceli bazı aileler arka arkaya otobüs alıp şirketlere ortak oluyorlardı. Ekmekçi ailesi, Lâçin ailesiyle birlikte Hazar Turizm Seyahat Acentesini kurdular. Canpolat ailesi ve Erşenel ailesi, Özdiyarbakır firmasına otobüs vererek ortak oldular. Delidere ailesi, otobüs alıp Kâmil Koç firmasıyla birlikte çalışmaya başladı… Sf. 27

    Çalışkandı. Elazığ’da yeni kurulan Murat Turizm otobüs firmasının yetkilileriyle anlaştı. O şirketin de Diyarbakır şubesini aldı. Kayseri üzerinden Ankara-İstanbul’a yolcu taşımaya başladı. Sf. 28

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 27, 28) kitabından birebir alınmıştır.

  • İran 1969 yılında topraklarında haşhaş tarımının tekrar yapılmasına izin vermişti.

    İlginçtir, bu kez Türkiye haşhaş ekimini yasaklıyordu.

    Türkiye önemli bir döviz kapısını kapatıyordu. Afyon üretiminde dünya üçüncüsüydü. Milyonlarca dolarlık geliri vardı. 90 bin aile haşhaş ekimiyle geçiniyordu. Bu aileler, Toprak Mahsulleri Ofisi’ne 1967’de 119 ton, 1968’de 125 ton, 1969’da 128,1970’te 63 ve 1971 yılında da 149 ton afyon satmışlardı.

    Anadolu’da üretilen afyon, hem dünya ilaç pazarında, hem de uyuşturucu piyasasında çok iyi para ediyor, kapış kapış gidiyordu. Türk afyonu çok kaliteliydi. Diğer ülkeler 100 kilo afyondan 10 kilo eroin sağlarken, Türk afyonundan 13-15 kilo “ürün” elde ediliyordu. Sf. 25

    Türkiye, Amerika’nın isteğine karşı koyamıyordu. Önce afyon ekilen illerin sayısı azaltıldı. 1961’de ekim yapılan il sayısı 35 iken, 1970’te bu sayı 7’yle sınırlandırıldı. Başbakan Süleyman Demirel’e yoğun baskılar vardı. Demirel, “iki arada bir derede kalmıştı”.

    Başbakan Demirel Ispartalı, Maliye Bakam Mesut Erez Kütahyalıydı. En çok haşhaş üretilen Isparta, Kütahya, Afyon, Denizli, Uşak ve Burdur illeri, aynı zamanda AP’nin oy deposuydu. Başbakan Demirel, yasaklamaya karşı direniyordu.

    Öte yandan, Amerika Birleşik Devletleri’nde seçimler yaklaşıyordu. Başkan Nixon’un tek umudu, “Amerikan gençliğini uyuşturucudan koruma” propagandasıydı.

    Ve 12 Mart askerî darbesinin başbakanı Nihat Erim, Anadolu’nun binlerce yıllık geleneksel bitkisi afyonun ekimini yasaklayan kararı ilan etti...

    Kuşkusuz, Türkiye’de afyon üretiminin yasaklanması, dünyada gitgide yayılan eroin tutkusunu azaltmadı. Ancak bunun ne önemi vardı. Önemli olan Nixon’a seçim kazandıracak bir şovdu!.Sf. 26

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 25, 26) kitabından birebir alınmıştır.

  • Annelerinden çocuklarına bir tek “miras” kaldı:

    Nizamettin ve Behçet küçüklüklerinden başlayarak, yaşamlarının her aşamasında “Ermeni dönmesi” aşağılanmasına maruz kaldılar…  Sf. 21

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 21) kitabından birebir alınmıştır.

  • İran’da hemen hemen hiç doktor yoktu.  Bu ülkede ilk tıp okulu 1950 yılında açıldı. Afyon her türdeki hastalığa karşı ilaç olarak kullanılıyordu. İranlılar, ilaç olarak kullandıkları bu uyuşturucunun ileride alışkanlık yaratacağını bilmiyorlardı.

    Her iki nedenle, İran halkının büyük bir bölümü afyonkeş olmuştu. Öyle ki, İran hükümeti 1931’de “afyon çekme evleri” kurdu; salgın ülkeyi sarmıştı. Küçük köylerde bile en az on tane afyon çekme evi vardı. Bu durum İran hükümetini kaygılandırıyordu. Sonunda afyonun ekimini ve içimini yasakladılar. Afyonkeşler ihtiyaç duydukları malı karaborsadan ve kaçakçılardan sağlamaya koyuldular. Türkiye, Pakistan ve Afganistan’daki kaçakçılar hiç vakit geçirmeden İran’a afyon ve hintkeneviri “ihraç etmeye” başladılar… Sf. 19

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • İran’da ilginç gelişme

    Tahran hükümeti, 1955 yılında İran toprakları üzerinde haşhaş ekimini yasaklamıştı. Büyük çapta afyon üretilen İran, aynı zamanda bu uyuşturucu maddenin büyük miktarda tüketildiği bir ülkeydi! İranlı afyonkeşler günde 2 ton afyon tüketiyordu.

    O yıllarda Türkiye’de uyuşturucu alışkanlığı hiç yoktu. Bu nedenle komşu İran’ın durumu oldukça şaşırtıcıydı. Sf.18

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştır.

  • Malatyalılar, İran’a kaçak yollardan afyon ve hintkeneviri götürüyorlardı. Malatyalı Vahdet, arkadaşı Bahri’ye malların nakliyesinde taşıyıcılara ihtiyaçları olduğunu söyledi. İş oldukça kazançlıydı. Liceli Bahri düşünmeden kabul etti.

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır.

  • O da herkes gibi farklı kimliklerin bir bileşimiydi: uyuşturucu kaçakçısı, başarılı işadamı, sosyal-demokrat, Ermeni kökenli, Kürt milliyetçisi, “aile” reisi, Türkiyeli… Sf. 10

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mehmet Ali Yaprak dünyanın en büyük coptagon üreticisidir. Coptagonu Kıbrıs’ta üretiyor. Ortağı Kıbrıs’ın iki numaralı devlet adamı D. E. (Başbakan Derviş Eroğlu)  s.276

    Kaçırılma olayı nedeniyle Mehmet Ağar ile M. Ali Yaprak birbirlerine diş bilediler. Mehmet Kasar (Kıvırcık denilir), Mehmet Ağar ile M. Ali Yaprak’ı barıştırdı. Bu işe aracılık edenler Celal Doğan ile Ali Şen’dir. s. 277

    Alıntı; Reis (Gladio’nun Türk Tetikçisi) – Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul, (Doğan Kitap, 28. Baskı Ağustos 2004 – s. 276, 277) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1990 yılındaki Körfez Savaşı’ndan sonra BM kararıyla Irak’a ambargo uygulanması, Türk ekonomisini altüst etmişti. Ambargonun birkaç yıl uygulanacak olması, Türkiye ekonomisinde çok önemli açıklar meydana getirecekti. 

    “Devlet büyükleri” düşündüler ve uyuşturucuya “yol” vermeye karar verdiler. Ancak bu işin yine Kürt ailelerce yapılması, Kürtlerin büyük güç olmaları istenmiyordu. s. 268

    Alıntı; Reis (Gladio’nun Türk Tetikçisi) – Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul, (Doğan Kitap, 28. Baskı Ağustos 2004 – s. 268) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tansu Çiller, başbakanlığı döneminde nereye harcandığı bilinmeyen 500 milyar liraya ilişkin olarak, 22 Mayıs 1996 DYP TBMM grubu toplantısında bakın neler söylüyordu: “Bu sırlar açıklanırsa millet ayağa kalkar, dünya ayağa kalkar. İnsanlar, milletler birbirine düşer. Türkiye çöker, rejim tehdit altına girer. Herkes altında kalır. Halka halka, zincir zincir, o ülkeden buraya, her gün büyüyerek devam eder.” Hiç sormazlar mı: “Peki kardeşim, Türkiye’nin başını bu kadar belaya sokacak, uluslararası bir tertibe kimin adına girdiniz? s. 242

    Alıntı; Reis (Gladio’nun Türk Tetikçisi) – Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul, (Doğan Kitap, 28. Baskı Ağustos 2004 – s. 242) kitabından birebir alınmıştır.

  • Özel harpçi Aderholt ve Secord’un Vietnam Savaşı’ndan tanıdıkları Hava Komando Albay Tom McGrevey, bazı Türklere yakın bir isimdi.

    Çiller ailesinin Amerika’daki The Hampshire Hotel’in müdürüydü.

    Emekli Albay McGrevey, komutanı Richard Secord ile Özer Çiller’i Amerika’da bir kokteylde tanıştırdı.      

    Özel harpçi General Secord bu tanışmadan önce mi, sonra mı bilinmez, 25 adamıyla birlikte, ikisi Bakü’de olmak üzere 4 kampta, Türkiye’den giden gençlere ve Azerîlere özel savaş eğitimi veriyordu.

    Sadece eğitim vermiyor, aynı zamanda da silah satıyordu. s. 238

    “Haydar Aliyev darbesinin tertipçilerinden İçişleri Bakan Yardımcısı Ruşen Cevadov ile Ankara Stad Oteli’nde Mehmet Ağar, Kemal Yılmaz, İbrahim Şahin, Korkut Eken görüşmüşler ve darbeye karar vermişlerdir. s. 239

    Alıntı; Reis (Gladio’nun Türk Tetikçisi) – Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul, (Doğan Kitap, 28. Baskı Ağustos 2004 – s. 238, 239) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ağar’ın imzasının bulunduğu kimlikte, Çatlı’nın fotoğrafının yanında, “Yandaki açık kimliği ve fotoğrafı bulunan Mehmet Özbay, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde uzman olarak çalışmakta olup, silah taşımasına izin verilmiştir” deniliyordu. s. 232

    Alıntı; Reis (Gladio’nun Türk Tetikçisi) – Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul, (Doğan Kitap, 28. Baskı Ağustos 2004 – s. 232) kitabından birebir alınmıştır.

  • Başbakan Tansu Çiller, 4 Kasım 1993 tarihinde İstanbul Holiday İnn Oteli’nde ilginç bir açıklama yaptı:       

    “Türkiye, milis hareketi niteliğine dönüşmüş ve yaygınlaşmış bir terör hareketiyle karşı karşıyadır. PKK’nın haraç aldığı işadamları ve sanatçıların isimlerini biliyoruz, hesap soracağız.” s. 230

    Alıntı; Reis (Gladio’nun Türk Tetikçisi) – Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul, (Doğan Kitap, 28. Baskı Ağustos 2004 – s. 230) kitabından birebir alınmıştır.

  • 10 Kasım 1987’de Mehmet Eymür tarafından yazılan “Birinci MİT Raporu” çeşitli yayın organlarını dolaşmış ama kimse yayımlamaya cesaret edememişti. Doğu Perinçek’in genel yayın yönetmeni olduğu 2000’e Doğru dergisinde, 7 Şubat 1988’de yayımlanınca kıyamet koptu.

    Kamuoyunun artık ezbere bildiğini sandığımız bu MİT raporunda, özetle yüze yakın bakan, politikacı, üst rütbeli subay, vali, MİT mensubu, polis şefi vb.nin yeraltı dünyasıyla işbirliği yaptıkları anlatılıyordu. s. 198

    Abas-Eymür ekibi Birinci MİT Raporu’nu yazarken en fazla bilgiyi Tarık Ümit’ten aldılar. Bu olay nedeniyle Hiram Abas, Mehmet Eymür ve Korkut Eken MİT’ten tasfiye edilince de Tarık Ümit, bu üçlüyle ilişkisini kesmedi hiç.

    Gelelim Tank Ümit-Yaşar Öz ilişkisine:

    Tank Ümit’in babası ile Yaşar Öz’ün babası Düzce’den iki yakın arkadaş. Her ikisi de Abaza. s. 206

    Yaşar Öz’ün, Tank Ümit’ten başlayan ilişkiler zincirinin Mehmet Ağar’a kadar ulaştığı, Susurluk’tan sonra ortaya çıktı.

    Bu “operasyon” aynı zamanda, MİT şemsiyesinden çıkmış olan Çatlı’nın artık Emniyet örtüsü altına girmesinin de başlangıcı oluyordu. s. 207

    Alıntı; Reis (Gladio’nun Türk Tetikçisi) – Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul, (Doğan Kitap, 28. Baskı Ağustos 2004 – s. 198 ile 207 arası) kitabından birebir alınmıştır.