Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Hızı ne kadar kesin ölçerseniz, konumu o kadar az kesin ölçersiniz veya tam tersi. Örneğin, konumdaki belirsizliği yarıya indirdiğinizde, hızın belirsizliğini ikiye katlamış olursunuz. Sf. 63

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 63) kitabından birebir alınmıştır.

  • Modele dayalı gerçekçilik, eğer dünya belirli bir zaman önce yaratılmışsa, o zamandan önce ne olmuştu gibi soruları tartışmamızı sağlayan bir çerçeve sağlar. İlk Hıristiyan filozoflarından Aziz Augustinus (354-430) bu sorunun yanıtının; “Tanrı bu tür sorular soran insanlar için cehennemi hazırlıyordu” olmadığını, zamanın Tanrı’nın yarattığı dünyanın bir özelliği olduğunu ve çok da uzun olmayan bir süre önce gerçekleştiğine inandığı yaratılış öncesinde zamanın var olmadığını söylüyor. Sf.45

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 45) kitabından birebir alınmıştır.

  • Modele dayalı gerçeklik, bizim nesneyi algılayış biçimimizle uyumludur. Görme sürecinde beynimiz optik sinirlerden bir dizi sinyal alır. Bu sinyaller televizyonda gördüklerimize benzer görüntülerden oluşmazlar. Optik sinirin retinaya bağlandığı yerde kör bir nokta vardır ve görmenin gerçekleştiği yer, retinanın merkezinde 1 derecelik bir görüş açısına ve kolunuzu uzatıp baktığınızda başparmağınızın eni kadar bir genişliğe sahip, daracık bir alandır. Yani beyne gönderilen ham veriler, ortasında bir delik bulunan bulanık bir resme benzer. Neyse ki beynimiz her iki gözden gelen girdileri birleştirir, çevrenin görsel özelliklerini de ekleyerek oluşturduğu varsayımla boşlukları doldurur. Dahası retinadan gelen iki boyutlu veriler dizisini okur ve bundan üç boyutlu bir uzay izlenimi yaratır. Bir başka deyişle beyin zihinsel bir resim veya model yaratır.

    Beyin model yaratmakta o kadar iyidir ki, insanlar görüntüleri baş aşağı gösteren bir gözlükle baksalar bile, bir süre sonra beyinleri modeli değiştirir ve nesneleri yine doğru şekilde görmelerini sağlar. Daha sonra gözlük çıkarıldığında dünya bir süre baş aşağı görünür ve sonra yine düzelir. Birisi “bir sandalye görüyorum” dediğinde bu sadece, o kişinin sandalyenin yaydığı ışığı sandalyenin zihinsel bir görüntüsünü veya modelini oluşturmak için kullandığı anlamına gelir. Eğer model baş aşağı ise, biraz şansla, beyin oturmadan önce görüntüyü düzeltecektir. Sf. 43

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 43) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2017); Beyin, mevcut bilgilerinden yararlanarak bir model yaratıyor. İnanmış insanların beyinleri de modeller yaratıyor ve bu modele göre zihin yaratıyor olabilir.

  • Ve eğer holografik ilke dediğimiz kuram doğruysa, biz ve bizim dört boyutlu dünyamız çok daha büyük, beş boyutlu uzay-zamanın sınırında bir gölge olabilir. Bu durumda bizim evrendeki konumumuz, Japon balığınınkiyle benzerdir. Sf. 41

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • Birkaç yıl önce İtalya, Monza’da belediye meclisi Japon balıklarının yuvarlak akvaryumlarda tutulmasını yasakladı. Yapılan açıklamaya göre balığı yuvarlak kenarlı bir akvaryumda tutmak zalimlikti, çünkü yuvarlak cam balığa bozulmuş bir gerçeklik görüntüsü sunuyordu. Peki, biz gerçekliğin doğru ve bozulmamış resmine bakıp bakmadığımızı nasıl bileceğiz? Biz de görüşümüzü bozan dev bir yuvarlak akvaryumun içinde olabilir miyiz? Japon balığının gerçeklik algısı bizimkinden farklıdır ama bizimkinin daha gerçek olduğundan emin miyiz? Sf. 37

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 37) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eğer davranışlarımız fiziksel yasalar tarafından belirleniyorsa özgür iradenin nasıl iş görebildiğini anlamak oldukça zor; öyle görünüyor ki biz, yalnızca biyolojik makineleriz ve özgür irade bir yanılsamadan ibaret. Sf. 32

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 32) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ortaçağda tutarlı bir felsefe sistemi olmasa da genel eğilim evrenin Tanrı’nın oyun alanı olduğu yö­nündeydi ve doğal fenomenler yerine din üzerine çalışmak çok daha değerli görülüyordu. Gerçekten de 1277’de, Paris Piskopo­su Tempier, XXI. Papa Johannes’in talimatları üzerine harekete geçerek 219 maddelik bir lanetlenecek günahlar veya sapkınlık­lar listesi yayınladı. Sapkınlıklar arasında doğanın yasalarının bu­lunduğu düşüncesi de vardı, çünkü bu düşünce Tanrı’nın kadiri mutlak oluşuna aykırıydı. Birkaç ay sonra sarayının tavanı üzeri­ne çöktüğünde Papa Johannes’in yerçekimi yasası yüzünden öl­mesi ilginçtir. Sf. 26

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 26) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aristoteles’e (MÖ 384-322) göre, dünyanın anlaşılabileceği, çevremizdeki karmaşık olayların basit ilkelere indirgenebileceği ve bunların mitlere veya teolojik yorumlara gerek kalmadan açıklanabileceği düşüncesi ilk kez Thales tarafından bu dönemde ileri sürülmüştür. Sf. 21

    Alıntı; Büyük Tasarım – Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow, Ç; Selma Öğünç, (Doğan Kitap,  14. Baskı Nisan 2015 – Sf. 21) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarihsel süreçlerin kurbanlarına sempatiyle, kazananların savlarına ise kuşkucu bir tutumla yaklaşmak, toplumla ilgili araştırma yapan herkese, egemen mitoloji tarafından teslim alınmasını önleyen önemli bir kalkan oluşturur. Sf. 601

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 601) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Var olan her şey nicelik olarak vardır” sözünü Lord Kelvin’in söylediği aktarılır. Sf. 598

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 598) kitabından birebir alınmıştır.

  • Diyelim ki, hükümetin zengin toprak beyleriyle bir avuç zengin işadamının denetimi altında bulunduğu bir Latin Amerika ülkesinde bir devrim başlamış olsun ve yine diyelim ki, büyük bir bölümü askere alınmış köylülerden oluşan ordunun bir kesimi kopup hükümeti devirmeye ve komünist bir rejim kurmaya çalışan asilere katılmış bulunsun. İki tarafı karşı karşıya getiren birkaç meydan savaşından sonra, istatistikçinin, her iki yanın verdiği kayıpların daha çok köylüler olduğunu göreceği açıktır. Böyle bir durumda, ana bölünmenin dikey olduğu sonucuna varmak, siyasal savaşımların anahtarının sınıf savaşında yattığını yadsımak, saçmalamaktan başka bir şey olmayacaktır. Öte yandan, eğer asiler hiçbir toplumsal istek ileri sürmez ve salt bir grup toprak beyi ve işadamı önderin yerine bir başkasını getirmeye çalışırlarsa, işte o zaman, şu ya da bu türden bir dikine bölünmenin bulunduğunu ileri sürmeyi gerektiren nedenler var demektir. Kısaca, önemli olan, kimin savaştığı değil, ne için savaşıldığıdır. İşin bu yönü ortaya, şimdi ele alacağım daha genel sorunlar çıkarır. Sf. 596, 597

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 596, 597) kitabından birebir alınmıştır.

  • Geçmiş hakkında söyledikleri naiftir, çünkü her yönetim baskıcı yanlarının sorumlusu olarak düşmanlarını gösterir. Düşman çekilip gitseydi, tüm halk, ondan sonra sonsuza dek mutluluk içinde yaşayabilecekti! Tüm egemen elitlerin, hatta birbirleriyle savaştıkları zaman bile, düşmanlarının varlığının sürmesinde çıkarlarının bulunduğu düşünülebilir. Gelecekle ilgili olarak da safdil, naiftirler; çünkü bir devrimin uğradığı yozlaşmanın, egemenliğin elde tutulmasını gerektiren çıkarlar yarattığını hesaba katmazlar. Özetle, komünist savunma, gelecekle ilgili olarak eleştirel rasyonelliğin teslim bayrağını çekmesi anlamına gelen bir iman gerektirmektedir. Sf. 584

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 584) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devrimci diktatörlüklerin, genelde insanı en çok isyan ettiren yanlarından biri, terörü, en az devrimcilerin kendileri kadar, belki onlardan da fazla eski düzenin kurbanı olmuş küçük insanlara karşı kullanmalarıdır. Sf. 584

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 584) kitabından birebir alınmıştır.

  • Günümüzün geri kalmış ülkelerinde ise, başkaldırmayanların acıları sürmektedir. Sf. 582

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 582) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hakça davranırsak, bugüne dek yazılmış neredeyse tüm tarihin, devrimci şiddete karşı baskın bir yanlılık eğilimi dayattığı gerçeğini kabul etmeliyiz. Gerçekten, bu yanlılığın ne kadar derine indiğini kavrayınca insanın dehşete düşmemesi olanaksız. Baskıya direnenlerin başvurdukları şiddetle, baskı uygulayanların şiddetini eşdeğer görmek yeterince yanıltıcı olurdu. Ama iş bununla da kalmıyor. Spartaküs’ün zamanından başlayıp, Robespierre’den geçerek günümüze gelene dek, baskı altındakilerin eski efendilere karşı güç kullanmış olmaları, hemen hemen evrensel bir kınamaya konu olmuştur. Bu arada “normal” toplumun her gün uyguladığı baskılara, tarih kitaplarının çoğunda, geri planda, belli belirsiz değinilip geçilir. Devrim öncesi dönemlerin adaletsizlikleri üzerinde önemle duran radikal tarihçiler bile, genellikle, ilgilerini ayaklanmanın başlamasından önceki çok kısa bir zaman kesimi üzerinde yoğunlaştırırlar. Bu yoldan, onlar da, kasıtlı olmasa bile tarihsel gerçekleri çarpıtırlar. Sf.582

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 582) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kültür ya da daha az teknik bir terimi kullanırsak, gelenek; bir toplumda birlikte yaşayan bireylerin dışında ya da onlardan bağımsız olarak var olan bir şey değildir. Kültürel değerler, tarihin gidişini etkilemek üzere gökten inmez. Bunlar, bir gözlemcinin, insan gruplarının, ya farklı durumlarda ya farklı zamanlarda veya hem farklı durumlarda hem farklı zamanlarda gösterdikleri davranışlar arasındaki bazı benzerliklere dayanarak yaptığı soyutlamalardır. Sf. 561

    Kültürün uygulamaya ilişkin ampirik bir anlamı varsa, o da insanın kafasına yerleşmiş, kültür terimini bilimsel dile sokan ve sonunda halk tarafından da kullanılmasına yol açan Tylor’un ünlü tanımının son cümleciğiyle belirtecek olursak, “insanın toplumunun üyesi olarak edindiği” belli biçimlerde davranma eğilimi olmasıdır. Sf. 561

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 561) kitabından birebir alınmıştır.

  • Köylüler kendi başlarına hiçbir zaman bir devrim yapmayı başaramamışlardır. Öteki yaşamsal önem taşıyan noktalarda yanılmış olmakla birlikte, Marksistlerin bu konuda söyledikleri kesinlikle doğrudur. Köylülere başka sınıflardan önderler gerekir. Ancak yalnızca önderlik yetmez. Ortaçağda ve ortaçağın sonlarında görülen köylü ayaklanmaları, aristokratlarca ya da kentlilerce yönetildiği halde yine de ezilmişlerdi. Bu nokta, köylü bir kez şahlandı mı, onu ister istemez büyük değişikliklerin izleyeceğini düşünen ve hepsi de Marksist olmayan çağdaş deterministlerin kulaklarına küpe olmalı. Gerçekten, bastırılan köylü ayaklanmaları başarıya ula-şanlardan kat kat fazladır. Köylü ayaklanmalarının başarıya ulaşması, pek çok koşulun, ancak çağdaş dönemde görüldüğü gibi alışılmadık bir biçimde bir araya gelmesini gerektirir. Söz konu- su başarıysa, salt yıkma başarısı olmuştur. Köylüler eski yapıyı yerle bir edecek dinamiti sağlamışlardır. Bunu izleyen “yeniden yapılanma” işine hiçbir katkıları olmadı; tersine, Fransa’da bile bu işin ilk kurbanları onlar oldu. Sf. 553, 554

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 553, 354) kitabından birebir alınmıştır.

  • Marx, küçük köylü mülklerinden oluşan Fransız köylerini patates çuvallarına benzettiğinde, bu durumun özünü yakalamış bulunuyordu. Buradaki anahtar özellik, kooperatif ilişkiler ağının yokluğudur. Bu durum çağdaş köy toplumunu ortaçağ köyünün tam zıddı olan bir konuma getirir. Güney İtalya’da bu tür bir köyle ilgili olarak geçenlerde yapılan bir çalışma, köyü oluşturan aile birimleri arası rekabet ve çekememezliğin, köyde her tür etkili siyasal eylem biçimini nasıl engellediğini göstermektedir. Kapitalizmin bir karikatürü olan bu “hiçbir ahlak tanımayan ailecilik” (amoral familism) olgusunun kökleri de bu köyde tarihin derinliklerine uzanmaktadır ve İtalya’nın başka bölgelerindeki kooperatif (işbirliği) ilişkilerin tam tersine bir gelişmenin uç örneğidir. Sf. 551

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 551) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu laik üstbeyin yanı sıra, genellikle bir de rahip bulunurdu. Onun göreviyse, egemen toplumsal düzene meşruluk kazandırılmasına yardımcı olmak ve tek tek köylülerin elindeki geleneksel ekonomik ve toplumsal olanaklarla altından kalkılamayacak talihsizliklerin, felaketlerin nedenini açıklamak ve bunlarla başa çıkmanın yollarını bulmaktı. Sf. 542

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 542) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kendisini coşkulara daha az kaptırdığı zamanlarda faşizm, sıcak burjuva rahmine, hatta burjuva öncesi köylü rahmine dönme sözü veren “sağlıklı” ve “normal” bir psikolojiye sahip olmasına karşın, kan ve ölüm, faşizmde genellikle erotik bir çekicilik kazanır. Sf. 519

    Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi,  4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 519) kitabından birebir alınmıştır.