Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Miralay Kâzım, Bedros Bey’e elçiler gönderip teslim olmasını isterken, diğer yandan çepeçevre sarıldığını ihsas ettirmişti. Bedros Bey’e yazdığı birinci mektupta:

    “Xuş vergisini verirse sorun kalmaz.” deyince, Bedros Bey:

    “Xuş vergisini verir. Ancak hemen ardından askerlik çağı gelenler istenir. Amele Alaylarında Ermeni gençleri bitirildikten sonra, tenkil ve tehcir başlar. Ben bu tarzı çok iyi biliyorum. Ne de olsa ben de İttihat Terakki üyesi bir Osmanlı zabitiydim.” Sf. 84

    Alıntı; Arevik (Dersim Tertelesinde Bir Ermeni Kızı) – Haydar Işık, (Satırarası Yayınları 1. Baskı, 2013 – Sf. 84) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kürtlerin “Sûka Ermeni”, Türklerin “Gavur şehri” dedikleri Xuş, ovada her yele açık güvensiz bir ada gibiydi. Sf. 83

    Alıntı; Arevik (Dersim Tertelesinde Bir Ermeni Kızı) – Haydar Işık, (Satırarası Yayınları 1. Baskı, 2013 – Sf. 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tuğgeneral Atikkan’dan sonra yine NATO’da görevli Amerikan Tuğgenerali Curtis söz aldı. General Curtis’in, bir arkadaşımızın Kruşçef’in bir sözüyle ilgili sorusuna verdiği cevap ise pek yerinde ve pek askerce idi. “Kruşçef, bir harp vukuunda ABD, Türkiye’nin cenaze namazına bile yetişemez, demiş. Ne dersiniz?» sorusuna, General Curtis şu cevabı verdi: «Bir harp vukuunda kimin cenaze namazının daha önce kılınacağı bilinemez.» Sf. 71

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 71) kitabından birebir alınmıştır.

  • Daha önce de sözünü ettiğim birtakım gariplikleri düşündükçe, İsrail’in ilk cumhurbaşkanı Hayim Weizmann’ın, Yahudileri tanımlayan şu özdeyişini anmamak elde değil:

    «Yahudiler de herkes gibidir, ama biraz daha fazla.»

    Evet, ilericilikte nasıl herkesten daha ileri olabiliyorlarsa, gericilikte de herkesten daha gerici olabiliyorlar. Korkaklıkta nasıl herkesten daha korkak oluyorlarsa, cesarette de herkesten daha cesur olabiliyorlar.

    İstanbul: Haziran 1959 Sf. 64

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 64) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ben Gurion kitap okurken, ya da kitaptan söz ederken, yanında hiçbir konuda konuşulmasına izin vermezmiş. Devlet işlerinden bile. Ama devlet işleri sırasında, bir kitap hakkında konuşabilirmiş. Sf. 56, 57

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 56, 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ben Gurion, Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra, New York Times’da yayınlanan bir yazısında şöyle demiş:

    “Eğer iktidar bir amaç değil, yurda ve ulusa hizmet için bir araç ise, her sorumlu devlet adamı, zamanla kendi kendine şu soruyu sormalıdır. Acaba tekdüzeliğin bir kurbanı mı olmuştur? Gerçekle karşılaşmak yeteneğine hâlâ sahip midir? Her şeyin sonunda bağlı olduğu sade yurttaşın durumundan haberi var mıdır?”

    “Kendini, ülkenin yazgısını saptayan tek kudret olarak gören devlet adamı, zararlı ve tehlikelidir.” Sf. 56

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 56) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ne var ki, yazılı bir anayasası bile bulunmayan İsrail’de fikir ve ibadet özgürlüğü, söz ve basın özgürlüğü gibi ana özgürlüklerle, can ve mal korunması güvenlik altındadır. Sf. 53

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 53) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yahudilerin Filistin’e yerleşmeleri, kendilerini tarıma vermeleri olayı, yirminci yüzyılın başında büyük bir gelişme kaydediyor. İlk kurulan köylerde kişisel emek ve özel mülkiyet esasları üstünken -ki bu tip köylere «Moşova» deniliyor- daha sonra 1904 -1914 tarihleri arasında gelen ve ikinci göçmen akımına dâhil olan bir grup gencin öncülüğüyle, ortak köy yöntemi kuruluyor. İlk denemeleri 1909’da Degama ve 1910’da Merhavia’da yapılan bu ortakçılık, Siyonizm örgütünce de tutularak Filistin’de yaygın bir hal alıyor. Sayısı bugün 228’e yükselen bu tür köylere «kibutz» deniliyor.

    «Kibutz»larda her şey ortak. Çalışma da, kazanç da. Kibutz’da yaşayanların çalışmalarına karşılık, konut, gıda, giyim kuşam; eğitim; kültür ve toplumsal gereksemeleri sağlanıyor. Çocuklar kendileri için ayrılan yuvada bakılıyorlar. Yemekler yemekhanede yeniliyor. Hamam ortak, kütüphane, eğlence hep ortak. Gizlilik yalnız yatak odalarında tanınmış. Sf. 49

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 49) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ve başbakanları Ben Gurion’un dilinde şu şekilde ifadesini bulmuş: “Ya biz çölü yeneceğiz, ya da çöl bizi yenecek.” Bu kadar kesin konuşan Ben Gurion: “İsrail, aynı zamanda hem Hint Okyanusu’na, hem Atlas Okyanusu’na, Süveyş kanalına bağlı kalmadan çıkabilen, bir Akdeniz ülkesidir.” Sf. 45

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 45) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tevrat’ta «Ve sizi bütün memleketlerden toplayacağım ve sizi kendi toprağınıza getireceğim.» (Hezekiel XXXVI – 24) «Ve atalarınıza verdiğim memlekette oturacaksınız ve siz benim kavmim olacaksınız ve ben sizin Allah’ınız olacağım.» Sf. 29

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 29) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bizim İsrail’de bulunduğumuz günlerde, Romanya’dan gelmesi beklenen göçmenler için hazırlıklar vardı. Romen hükümeti ne gibi bir politik düşünceye dayandığı iyice anlaşılamayan ani bir kararla, 30.000 Romanyalı Musevi’ye İsrail’e göç izni vermişti. Ama bu cidden tuhaf bir izindi. Örneğin, İsrail’e göç için on yıl önce pasaport isteyen ve izin çıkmadığından, bu işten tamamen ümidini keserek evlenip, çoluk çocuk sahibi olan bir Romanyalı Musevi, kendisine izin tebliği üzerine, çok kısa bir süre içinde Romanya’yı terk etmeye zorlanmış ve karısını, çocuklarını bırakarak İsrail’e gelmişti. Sf. 28, 29

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 28, 29) kitabından birebir alınmıştır.

  • Daha 1917 yılında İngiliz Hükümetinin, Siyonist liderlerle uzun görüşmeler sonunda, Balfour Bildirisini yayınlayarak, Filistin’de Yahudiler için bir vatan kurulması fikrine taraftar ve yardımcı olduğunu açıklaması, Kutsal Topraklara Yahudi göçünü hızlandırmış. 1918 yılında 56.000 kişi olan Filistin’deki Musevi nüfusu, 15 Mayıs 1948 yılında 665.000 kişiye çıkmış. Bu büyük nüfus artışının 484.000’i otuz yıllık manda yönetimi dönemindeki göçlerle sağlanmış. Sf. 25

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • «Atatürk Ormanı» adı verilen fidanlık «Geva Karmel»e yakın bir sırt üstünde. Hemen yol kıyısına, üstüne “Atatürk Ormanı Türkiye’den gelen Museviler tarafından dikilmiştir.» yazılı bir levha konulmuş. Ortada henüz büyük ve gelişmiş bir orman yok, ama derin anlamlı bir davranış var. Sf. 23

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 23) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cumartesileri İsrail’in resmî ve dinî hafta tatili. Cumaları öğleden sonra, bütün ülkede tatil başlıyor. Bu tatil, bizim hafta sonu tatillerine benzemiyor. Cumartesi günleri, yalnız dükkânlar değil, lokantalar, kahveler, sinemalar, bütün genel yerler kapalı. Toplu taşıt araçları da çalışmıyor. Sokaklar ıssız. Tüm İsrail’de bu yasaklara uymayıp otobüsleri işleten sadece Hayfa belediyesi. O yüzden de Hayfa’nın adı kızıla çıkmış.

    Hele yolunuzu şaşırır da, otomobilinizle bağnazların oturdukları mahallelerden geçmeye kalkarsanız, otomobilinizin taşlanacağından, zarara uğratılacağından hiç kuşku duymamalıymışsınız. Motorlu araçları dine aykırı bulan bu bağnazlar, daha çok Yemen’den ve Habeşistan’dan gelen Museviler arasından çıkmaktaymış. Ne var ki, kesmekten ve yıkamaktan hoşlanmadıktan saçlarını da lüle lüle örüp, kulaklarının yanından sarkıtan ve çağdaşlıkla hiçbir ilgisi bulunmayan bu geri düşüncelilerin toplamı büyük bir sayıya ulaşmıyormuş. Sf. 19

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kudüs’te gördüklerimizin en ilgi çekeni İbrani Üniversitesi’ydi. Resmen 1925 yılında Lord Balfour tarafından açılan İbrani Üniversitesi, 1948 tarihine kadar Scopus tepesindeki yapılarda çalışmış. Sf. 15

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 15) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ve 1921’de Filistin Manda Hükümeti, İbraniceyi de İngilizce ve Arapçanın yanında resmi dil olarak kabul etti.

    Böylece, 14 Mayıs 1948’deTel-Aviv’de, Geçici Devlet Konseyi’nin ilân ettiği İsrail bağımsızlık bildirisinin ilk harcı dil hareketinin başladığı günlerde atılmış oluyordu. Sf. 12

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 12) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kutsal topraklarda bir bağımsız Yahudi Devleti kurma ülküsünü gerçekleştirmek için çalışan Siyonizm hareketi, asıl gücünü Yahudi milletinin bir de ulusal dili olması gereğine inanıp, İbraniceyi Siyonizm hareketinin resmî dili diye kabullenmesinden sonra kazanmıştır. Sf. 11

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cimrilerin vefası az olur. Sf. 177

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 177) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kimya” adında, yanında büyümüş, terbiye almış, melek huylu zahir ve batın edepleri ile süslü, güzel bir evlâtlığı vardı. Üstelik bu kızda, tasavvuf ehline yaraşır bir safiyet, bir gönül zenginliği mevcuttu. Mevlâna, küçük yaşından beri, onu kendi çocuklarından ayrı tutmamış, öz evlâdı gibi sevmişti. Onu benimle evlendirerek, böylelikle Konya’ya yerleşmemi uzun uzun düşünmüştü. Sakındığı hususlar da yok değildi. Birinci çekindiği husus, bu evliliği kabul edip etmeyeceğim. İkincisi Şems yaşlı, kız genç. Üçüncüsü Kimya’yı öz oğlu Alâeddin de gizliden gizliye tek taraflı olarak seviyordu. Küçük oğlu kendisine düşman olabilirdi. Sf. 192

    Bir sohbet sırasında, bu konuyu bana açtı.

    -Kimya Hatun’dan ne güzel yoldaş olur öyle değil mi Şems?

    -Kime?

    -Tabiî ki sana.

    -Beni az çok tanırsın. Bu yaşa kadar aklımdan zerre miktar kadın geçmedi şükürler olsun. Sf. 193

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 193) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yollara sular dökün.

    Bahçelere müjdeler verin…

    Bahar kokuları geliyor,

    O geliyor, o!

    Ay parçamız, canımız, yârimiz geliyor.

    Yol verin, açılın, savulun,

    Beri durun, beri!

    Yüzü apaydınlık, ak pak

    Bastığı yerleri aydınlatarak,

    O geliyor, o! Sf. 174

    Servi revanım geldi.

    Bak Allah aşkına!

    Bak şu baharın şevkine..

    Ey güneş, dökül saçıl seraba!

    Sevgilim gibi cömert,

    Bir tohum gibi fışkıracak,

    Bedenimdeki kuvvet,

    Kükremenin tam çağı,

    Aslanım geldi.

    Dert dindi, acılar unutuldu, birer birer,

    Şu er,

    Şu güle benzeyeni

    Ne bileyim şekere, bala benzeyen,

    Cananım geldi.

    Ey Tebrizli Şems!

    Ey gözümdeki nur!

    Beni benden aldılar bugün,

    Kurulsun düğün dernek,

    Ahu tenlim,

    Gümüş bedenlim.

    Dilim, dilberim geldi. Sf. 175

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 174, 175) kitabından birebir alınmıştır.