Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Ey dünyanın zarifi! Selam senin üzerine olsun. Benim hastalığım ve sağlığım senin elindedir. Kulun derdinin dermanı nedir, söyle. Bu, eğer alırsam senin dudaklarından aldığım öpücüktür. Eğer vücudumla senin hizmetine ulaşmazsam ruhum ve kalbim senin yanındadır. Mademki sözsüz hitap oluşmuyor, o hâlde dünya niçin “buyurla doldu?” Sf. 133

    Ben senim, sen de bensin. Aynı kokuları, aynı heyecanları, aynı acıları yaşıyoruz. Cennete Araf’dan girilir. Mecdelli Meryem, İsa’nın yaralı ayaklarını gözyaşlarıyla yıkadı ve saçlarıyla kuruladı. Gelsen de yılların yorgunluğuna düçar, yolların dikenlerine bi-zar ayaklarını yıkayan olsam ey Sertaçım.,  Sf. 135

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 133 ile 135 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022); Mevlana’nın eseri olan Mesnevi’nin Mili Eğitim Bakanlığı tarafından 1945’de yapılmış olan baskısında Mevlana’nın erotik sapık şiirleri var. Çok zayıf ihtimal olsa da bu kitabın Mevlana’ya ait olmama ihtimali de var. Bu baskıdan sonra dindar kesim baskıyı yaptıran zamanın Milli Eğitim Bakanı’nı dinsizlikle, İslam’ı kötülemekler suçlamış. Bu baskı tekrar yapılamamış. Şiir söz konusu baskıda sansürlenerek yazılmış;

    Bir iri adam bir oğlanı ele geçirdi

    Bu adam bana kast eder diyen

    Çocuğun yüzü sarardı

    Adam dedi ki: “Güzelim emin ol… 

    Sen benim üstüme bineceksin 

    Ben korkunç görünsem de aldırış etme.

    Bilki sen bir … deveye biner gibi bin. …

    Mesnevi Cilt; 2  Beyitler;3

    Ondan sonra gerdek gecesi

    Bir kadın gibi kınaladılar

    Eline bileğine kadın gibi kınalar yaktılar

    Köleye tavuk gösterdiler. 

    Horoz verdiler başını örttüler

    O gürbüz gence güzelim gelin elbiseleri giydirdiler. 

    Mesnevi Cilt;6  Sf.399-400 Beyit:305

    Yalnız kalma çağında genç hemen mumu söndürdü

    Hintli köle öyle güçlü kuvvetli 

    Bir gençle yapayalnız kaldı

    Hintlicik bağırıp duruyordu ama

    Tef çalanların gürültüsünden

    Feryadını dışarıdan kimse

    Duymuyordu. 

    Tefin çalınışı, el çırpış, erkeğin, kadının naraları

    Kölenin feryadını bastırıyordu. 

    Genç, gündüz oluncaya dek 

    O Hintliceğizi harab etti. 

    Zavallı, köpeğin önündeki 

    Un torbasına döndü. 

    Mesnevi Cilt;6 Sf;399-400

    Adamın biri bir oğlana kötülükte bulunurken

    Oğlanın belindeki kamayı görüp: 

    “Bu neden?” Diye sordu. Çocuk;

    “Birisi benim hakkımda kötü düşünceye saplanırsa onunla karnını deşerim.” Dedi. 

    Oğlancı adam: “Hem işin …. hem de 

    Tanrıya şükür ki ben sana kötülük düşünmüyorum.” Diyordu

    Mesnevi Cilt;5 Sf:205 Beyitler:2495

    Bir oğlancı evine bir oğlan götürdü, 

    Onu baş aşağı edip ….. koyuldu. 

    Mesnevi Cilt:5 Beyitler: 2495 sf 205

    Bekçinin korkusundan o iki delikanlı

    O bekar odasında kaldılar uyudular

    Bekarlardan bir oğlancı gece vakti 

    Kalabalığın içinden kalktı yavaş yavaş yürüdü

    İştahlı bir halde oğlanın yanına gelip

    Kerpiçleri bir tarafa koydu. 

    Çocuğa elini uzatınca çocuk yerinden sıçradı. 

    Mesnevi  beyitler. 3845-3855

    Bir avuç bulgur aşıyla geçinemeye çalışan derviş

    Gözlerinden erkeğin …. akarak elleriyle 

    …. larını sıkarak bana yüz tuttu. 

    Namuslu oldun mu gizli gizli bakar

    …..leriyle oynarlar. 

    Sonuçta ne kadınlardan kurtulabiliyorum

    Ne erkeklerden. Ne yapayım bilmem? 

    Ne bunlardanım ben ne onlardan. 

    Mesnevi cilt 6 beyit;3845-3855

    Kadın, erkek herkes minberin dibine toplanmıştı. 

    Cuha da bir çarşaf giyip yüzünü örttü

    Kadınlar arasına karıştı. 

    Kimse onu tanımıyordu. 

    Mesnevi cilt5 beyitler:3325-3335 sf.272-273

    Bir kadın vaaz edene gizlice sordu: 

    “Cinsel organ bölgesindeki tüyler namazın bozulmasına sebep olur mu”

    Vaaz dedi ki: “uzun olursa namaz mekruh olur!”

    Kadın: “Ne kadar uzun olursa namazın kabul olmaz!” Dedi. 

    Vaaz eden dedi ki: “Bir arpa boyu uzun olursa tıraş etmek farzdır!”

    Cuha hemen kızkardeş dedi bak bakalım benim 

    Cinsel organ bölgesindeki tüylerim o kadar olmuş mu?

    Tanrı rızası için elini uzat da bir yokla. 

    Bakalım mekruh olacak kadar uzamış mı?

    Yanındaki kadın Cuha’nın şalvarına el 

    El atar atmaz eline erkek …  …. geldi. 

    Derhal şiddetli bir nara attı. 

    Hoca, sözüm gönlüne tesir etti dedi. 

    Cuha dedi ki; “Hayır gönlüne tesir etmedi

    Eline tesir etti!” 

    Mesnevi cilt 5 beyitler 3325-3335 sf. 272-273

    Eşek kendisine ölçülü yaklaşsın diye, 

    kabağı eşeğin ….tine takardı. 

    Yakınlaşma zamanında …. yarısı … sin diye 

    bu işi yapmaktaydı. (Kadın eşek ile sevişiyor)

    Çünkü eşeğin …. tamamıyla … rahmi de paralanırdı damarları da. 

    Eşek, erkekler kadınlara nasıl yakınlaşırsa 

    aynen onun gibi halayığa yakınlaşmış işini … teydi. 

    Kadın hasede düştü. 

    Mesnevi cikt 5 beyitler 1334-1420 sf. 112-118

    Eşeği çeke çeke ahırın ortasına getirdi

    O erkek eşeğin altına yattı. 

    Eşek ayağını kaldırıp, aletini ….dırdı. 

    Eşeğin …nden kadının içine bir ateştir düştü. 

    Alışmış eşek kadına abandı …tini ta …karına kadar 

    sokar sokmaz kadın da geberdi. 

    Mesnevi cilt 5 beyitler 1335-1420 sf. 112-118

  • Rüzgârın sesinde, rüyalarımın üveykinde hep Mevlâna. Yıldız şavklarında, cami şadırvanlarında gördüğüm daima Mevlâna. Sen canımın içindesin, canımsa senden habersiz… Dünya seninle dolu, dünya senden habersiz… Gönlüm, canım nasıl bulsun seni? Çünkü sen, tümüyle gönüldesin… Sense gönülden habersiz.

    Ey maşukum, ah Mevlâna’m; Sf. 128

    Gün geçtikçe acım daha da derinleşiyordu. Baktım olmuyor, bari Mevlâna’mı ilk gördüğüm Şam sokaklarında onun hatırası ve kokusu ile teselli bulayım, diye Şam’a dönmeye niyet ettim. Sf. 129

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 128, 129) kitabından birebir alınmıştır.

  • Üstelik Mevlâna’yı son zamanlarda ailesi dışında hiç bir kimse ile görüştürmemeye başlamıştım. Günü benimle başlıyor, gecesi benimle bitiyordu. Allah muhabbeti insanların dedikodu türünden gevezeliklerinden tabiî ki taşkın olmalıydı, o bir elmastı, ne işi vardı tenekelerin yanında. Kanı kaynayan, dili benim kadar sivri, bakışı delici, hoyrat Alâeddin bir sabah babasının hücremden çıkışı sonrası birden içeri dalıp:

    -Libası kara, dili kara yabana, eşkıya, ne istiyorsun Mevlâna’mızdan?

    -Birincisi, destursuz girdin. İkincisi, selam vermedin. Üçüncüsü benim bir ismim var. Gelelim derdine, seni dolduranların akılları vardı da, niye seni üzerime saldılar?

    -Babamın hatırı olmasa buradan seni doğramadan çıkmazdım.

    -Geç boş konuşmayı, sen ağzı köpürmüş köpek gibi dişini gösterdiğine göre ısırmaya niyetli değilsin.

    -Babamı bizden çaldın, sen delisin. Sf. 116

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 116) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mevlâna ile günler süren halvet ile haldeş olduk ama sırlarıma vaki olmaya hazır görmek için onu da sınavlardan geçirmeliydim. Bu sınavlar önemliydi. Eğer diğerleri gibi en ufak bir tereddüt gösterirse, o gece sessizce Konya’yı terk edecektim.

    Bir sabah odamın kapısını vurdu.

    -Gel Mevlâna’m gel. Otur. Senden bir isteğim olsa yapar mıydın?

    -Tabii söyle.

    Bana gönlümü eğlendirecek bir kadın getir.

    Kalktı. Biraz sonra hanımı Kira Hatun’u getirdi.

    -O benim can bacımdır, bu olmaz.

     -Niye sokaktan yabancı bir kadın değil de eşini getirdin? Eşini hiç mi kıskanmıyorsun. Yoksa anladın mı niyetimi.

    Mevlâna, Kira Hatun’a gidebilirsin, diye onu uğurladı. Sonra bana bakarak sen şehvetten, kadından uzaksın, bunu bildiğim için beni sınadığını anladım ve Kira’yı getirdim. Aynı zamanda sana verdiğim mesaj; Ey dost nem varsa yoluna fedadır. Sf. 57, 58

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 57, 58) kitabından birebir alınmıştır.

  • Açıklayayım size visal orucunu: İftar etmeden iki ya da üç gün üst üste tutulan oruca denir. Sf. 57

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kafasını kaldırdı, bana öyle bir baktı ki olduğum yerde bayılmışım. Kendime geldiğimde Mevlâna başımda bekliyordu. Mevlâna elimi tutarak ve yaya olarak kendi medresesine götürdü. Birlikte bir hücreye girdik. Bu hücre kuyumcu Selahaddin’in hücresidir. Orada bir süre baş başa kaldık. Sf. 50

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 50) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu yolculuğu izlerdim. Ölmeden önce ölmek için ölümü canlı seyretmek lâzım. O nedenle kimi geceler mahallemizdeki caminin gasilhanesindeki tabutun kapağını açar, içine yatar ve sabaha kadar ölümün kokusunu çekerdim içime. Hiçbir zaman yün, pamuk türünden yataklarda uyumadım. Ya sert bir tahta üzerinde, ya bir kayabaşında yahut bir ağacın altında, bir tabutun içinde sabahlardım. Sf. 19

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • Öldürmeler, hem de “hile” yolları kullanarak öldürmeler, İslam’da Muhammed ve arkadaşlarından kalmadır. “Hile”yle adam öldürmeye bir örnek: Dönemin ünlü şairi Ka’b ibn Eşref, şiirlerinde Muhammed’i yermektedir. Muhammed bir gün arkadaşlarına seslenir: “Ka’b îbn Eşrefi öldürmeye kim hazırdır?” Uygun kişi bulunmuştur: Ka’b’ın sütkardeşi Muhammed îbn Mesleme. Bu adam, “peygamber” inden aldığı “izin”le hile yoluna başvurur ve genç şairi öldürür. Sf. 277

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 277) kitabından birebir alınmıştır.

  • 28 Temmuz 1989 günlü gazetenizde, “akrabam” olduğunu “yakınlarımın benden utanç duyduklarını” ileri süren, adı, kimliği belirsiz bir kişinin mektubu yayımlandı. Karşılık verdim, böyle bir akrabam olamayacağım belirttim. Ve belirttim ki, değil yakınlarım, komşularım içinde bile hep sevilip, sayılırım. Başka türlü de olabilirdi, ama yok. Çekirdek ailem olan karım ve çocuklarımla normalin de üstünde, birbirimizi sever ve sayarız. Yakınlarımdan kardeşlerimin bana sevgi ve saygıları da alışılmışın üstündedir. Babam bunu kıskana gelmiş; kardeşlerime: “Bana değil, ona bağlısınız, beni değil, onu sayıyorsunuz. Hepinizi dinsiz etti o.” der, durur. Röportaj için babama gidenler, ondan bunu öğrenmişlerdir ve o yüzden, yakınlarımın orada bulunduğu açıkça yazıldığı halde onlara gitmemişlerdir. Babam yoluyla beni vurmak… Bu bir gazetecilik sayılmıştır. Bir “iman kahramanlığı”.

    Babam:

    Babam, ne de olsa babamdır, fazla bir şey söyleyemem. Beni 11 yaşıma değin okuttuğunu söylemişse bu yanlış. Bu yaşta ben, Ağrı’nın Tutak İlçesi’nde ve Kargalık Köyü’nde, ilerlemiş ölçüde Arapça gramer (sarf ve nahv) okuyordum. Babamsa Arapça bilmez. Biraz ben öğretmeye çalıştım, ama olmadı, öğrenemedi. Resmî imamlık kadrosuna benim müftülük dönemimde geçti. Amiri de oldum; ama o sırada bile bastonunu çekip beni dövdü. Falanca caminin imamını o camiden ve “meşrutasından” (lojmanından) niye çıkarmıyorum ve kendisini onun yerine yerleştirmiyorum diye… Dövmeye alışıktı. Kur’an’ın da buyruğuyla (Nisa, ayet: 34) karısını döverdi, çocuğunu döverdi. Gelinini ve torunlarını bile dövmeye yönelirdi. Babamdı: Ne yapabilirdim? Ve şimdi ne yapabilirim? Sf. 275

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 275) kitabından birebir alınmıştır.

  • Geçmişten bize, bugünkünden daha güzel bir dünya bırakılabilirdi. Bunun olmamasında dinlerden kaynaklı karanlığın çok, ama çok büyük payı var. Bu karanlık olmasaydı, insanlık daha başka bir noktada olacaktı.

    İşte bir örnek: Cemel olayı. 9 Aralık 656. Savaş için karşı karşıya gelen iki kesim. Bir yandakilerin başında “Peygamber”in ünlü karısı Aişe, öbür kesimin başındaysa aynı “Peygamberin damadı Ali iki kesim de “ashab”dan. İslam’ın en ileri gelenlerinden. İçlerinde, sağlıklarında “cennetle müjdelenmiş” olanlar da var. İki kesimde de… Kılıç çekiyorlar birbirlerine. Sonuç: 15 bin ölü. Yani bir olayda, 15 bin kişi öldürülmüştür. Hayvan boğazlanır gibi boğazlanmışlardır, örnekler çok. Akıl ve sağduyu ışığının kanına girmeler… Sf. 272

    Elimdeki ışığın önemini ve gücünü biliyorum. Bilgim var, yüreğim var ve insanlara, insanımıza yararlı olmaya çalışmak gibi bir huyum ve tutkum var. Varlığım, ölümlüdür kuşkusuz. Ama ölümsüz katkılarım olsun istiyorum. İnsan aklının zincirlerden kurtulup “oh” diyeceği, soluk alacağı daha güzel bir dünya için. Sf. 272, 273

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 272, 273) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yine toplumumuzda, özellikle Anadolu’da “cin çıkarma”lar görülür: “Saralı” ya da deli “cinci”ye getirilir. “Cinci hoca”mız da başlar hastadan “cinleri çıkarmaya”. Hastanın karşısında kendince bildiği birtakım dualar okurken, bir yandan da “uhruc, uhruc, uhruc…” der durur. “Uhruc”, Arapça bir sözcük. “Çık!” demek. Hoca “cin taifesine seslenir bu sözcükle. “Hadi gel çık bu hastadan. Çık, çık, çık!!!” anlamında, hoca, “cin çıksın” diye hastayı döver de. Kimi az, kimi çok… Dayak olur ille de!       

    Biliyor musunuz bu “tedavi” yöntemi nereden kaynaklanıyor? Açıkça belirteyim: “Peygamber ve arkadaşlarından. “Yalan” ve “iftira” diyemezsiniz. Çünkü ben bilim ve düşünce adamıyım, “yalan” ve “iftira”yla bir ilintim olamaz. İşte kaynağı, hem de İslam dünyasında en güvenilirlerden:

    Muhammed’in önemli görev verdiği kişilerden Ebul – As Oğlu Osman hastalanmıştır. Muhammed onu şeytan – cin tuttuğunu söyleyin tanısını koyar hemen. Adamı çömeltir. Eliyle adamın göğsüne vurur. Ve ağzına tükürür. (Adam: “ve tefele fi femi”, yani “ağzıma tükürdük” diyor.) Ve başlar (cine seslenerek:) “uhruc!”, yani “çık!” demeye. “Uhruc aduvvellah!”, yani “ey Tanrı’nın düşmanı hadi gel çık (adamın içinden)!” der. Bunu üç kez yapar. Sonra da adamı işine (görevine) gönderir. (Bkz. İbn Mace, Sünen, Kitabu’t – Tıbb/ 46, hadis no: 3548.)

    Bir köylü Arap gelmiştir Muhammed’e. Konuşur, kardeşini “cin tuttuğunu” söyler. Muhammed: “Git onu bana getir!” der. Köylü gider, kardeşini getirir. Muhammed bir sürü ayet okuyarak tedavi eder. Adam o sırada iyileşir. (Bkz. İbn Mace, aynı yer, hadis no: 3549.)

    Bir kadın. Elinde çocuğu. Bu çocuğu da “cin tutmuş”. Muhammed’in yanına getirir. Muhammed “cin”i çıkarmaya koyulur “Uhruc aduvellah ene resulullah! “Ey Tanrı’nın düşmanı (cin!) Gel çık (çocuğun  içinden)! Ben Tanrı’nın elçisiyim!” diyerek seslenir. Çocuk iyileşmiştir. Yani “cin, çocuğun içinden çıkıp gitmiştir”. Kadın biraz kurutulmuş yoğurt, biraz yağ ve iki koç getirip Muhammed’e verir. Muhammed, koçlardan birini alır, öbürlerini kadına geri verir. (Bkz. Ahmed İbn Hanbel, Müsned, 4/170 – 171; Dârimi, Sünen, Mukaddime/4.) Sf. 269, 270 

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 269, 270) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ve alevi değilim. “Sünni” ana babadan gelmeyim. Bu, bir gerçek. Dahası, “imam” olduğu ve Aleviliğe düşmanlıkla koşullandırıldığı için, “Alevleri, “Yahudiler”den, “Hristiyanlardan daha “kâfir” gören bir babanın oğluyum. Ben de, müftü oldum. “Alevi” olsaydım, beni “müftü” yapmazlardı. Sf. 250

    Alevi olduğum nasıl yalansa, böyle bir özlem içinde bulunduğum da yalan. “Askerî ihtilali benimsemem. Çok açık ve dürüst biçimde belirtiyorum: Ben hiçbir “ihtilalden yana değilim. Sağ ve Şeriatçı bir “ihtilalden” yana olamayacağım açık. “Sol bir ihtilalden yana da değilim. “İhtilâl”, bana göre, benim benimseyebileceğim bir olay olamaz. Çünkü “ihtilaller gelirken, “kan”la, ”ölüm”le, çoğu kez de “zulümle” gelirler. Bunların hiçbirinin, benim benimsediğim dünyada yeri yoktur. ”İhtilâl”ler geldikten Sonra da, birtakım “karanlık”lar, “kapalılıklar” oluşur. Bu sırada türlü haksızlıklar yaşanabilir, yaşatılabilir. Benim benimsediğim dünyadaysa, bunlar olmamalıdır. Sf. 250

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 250) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sigmund Freud (1856-1939), “sünnet”i, Musa’nın eski Mısır’dan aldığı görüşündedir. (Bkz. Sigmund Freud, Musa ve Tektanrıcılık, Çev. Erol Sevil, s. 32 ve öt.) Herodot (M. Ö. 490-425) da, “yalnız Mısırlılar ve bu âdeti Mısırlılardan almış olanlar sünnet olurlar…” der. (Bkz. Herodot Tarihi, çev. Müntekim Ökmen, İstanbul, 1973, Remzi Kitabevi, s. 116.) Sf. 247

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 247) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sünnet”, Kur’an’da yer almamış olmakla birlikte, İslam’daki temel gelenekler arasındadır. Ve İslam’a, Yahudilikten geçmedir. Yahudiliğe de eski Mısır’dan.

    Muhammed, “ilk sünnet olan insan”ın, “İbrahim” olduğunu ileri sürer. Sf. 246

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 246) kitabından birebir alınmıştır.

  • Doç. Dr. Yaşar Kutluay, AÜ İlahiyat Fak. Yay., Ankara, 1965, Sf.7

    “Halen Amerika’da bir kütüphanede bir yazma eser vardır ki, İbrani harfler ile Arap’ça yazılmıştır. Eseri yayımlayan ‘bilgin’, el yazısının, ‘12. yy’a ait olduğunu ve Karai mezhebi (Yahudi mezhebi) aleyhtarı bazı yazmalar arasında ele geçirildiğini belirttikten sonra, “bunda Peygamber Muhammed’in Yahudi arkadaşlarının bir listesi ile onlar tarafından yazılmış bazı ayetleri ihtiva etmektedir.” der. Bu ‘arkadaşlar (ashab), yazdıkları ayetleri öyle seçmişlerdir ki her birinin baş harfi İbrani harflerine çevrildiği zaman, ‘İsrail hâkimleri (bilgeleri) sahte Peygamber’e böyle yaptılar’ anlamında bir cümle ortaya çıkmaktadır…” Sf. 227

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 227) kitabından birebir alınmıştır.

  • Muhammed açıklıyor:

    “El îmânu Yemânin.”

    Anlamı şu:

    “İmân Yemenlidir.” Sf. 171

    Dahası, bu hadisi, Muhammed’den 11 arkadaşı aktarmıştır. Onun için bu hadis, sağlamlık derecesinin en üst basamağı olan “tevâtur” basamağına yükselmiş, “mutevâtır” hadisler arasında yer almıştır. Sf. 171

    Hadise göre “İslâm’ın tümü Yemenli”

    11 “sahâbinin Muhammed’den aktardığı ve sağlamlığına kuşku duyulmayan hadiste, ‘İman Yemenlidir” dendikten sonra, “fıkıh da Yemenlidir, hikmet de Yemenlidir” deniyor. Bu, “İslam, tüm aldığı bilgi ve inançlarıyla, ibadet ve gelenekleriyle Yemenlidir.” demekle eşanlamlıdır.

    Bu, “İslam’ın Muhammed’e, “Tanrı’dan, vahiyle geldiği” yolundaki savı da havada bırakmakta, kökünden işlemez duruma getirmekte.

    Çünkü bir “yer”i, “yurdu, anayurdu” olan bir şeyin, bir bütünün, “Tanrı’dan vahiyle geldiği” söylenemez, söylense de önemi olmaz. Sf. 174

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 171 ile 174 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ne tür karşı çıkılırsa çıkılsın, gerçek ortada: İslâm, tümüne yakın bir bölümüyle, “gök cisimlerine tapınma”yı içine alan Sâbiîlikten kaynaklanmıştır. Bu kaynaktan kimini doğrudan, kimini de Yahudilik, Hristiyanlık gibi dinler aracılığıyla almıştır. Ve kesinlikle, “vahy eseri” değildir. Yani, Tanrı, “gök”ten ve “Muhammedi aracı (peygamber) kılarak indirmiş” değildir.” Sf. 167

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 167) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kur’an’da “savm” yalnızca bir yerde, Meryem Suresinin 26. Ayetinde geçer; o da “herkesin bildiği oruç” anlamında değildir; “susmak, konuşmamak’” anlamındadır. “Meryem’in başına gelen” anlatılırken yer alır. Ayetin anlamı şöyle: “(Meryem!) Ye, iç! Gözün aydın! İnsanlardan birini görürsen, ‘Ben Rahman’a savm adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım de!”

    Demek ki “savm” burada, bilinen anlamıyla “oruç” değil; Müslümanların bilmedikleri anlamıyla “konuşmamak”tır. Herkesin bildiği Kur’an’da “savm” diye geçerken, Abdullah ibn Mes’ud’un “Mushaf’ında (Kur’an derlemesinde) “susmak, konuşmamak” demek olan “samt (ya da sumt)” diye geçer aynı yerde. (Bkz. Fahruddin Râzî, e’t- Tefsiru’l-Kebîr, 21/206.) Şimdi “eldeki Kur’ân’dan başka Kur’an’lar da mı var?” diyeceksiniz. “Evet, başka Mushaflar da var” diyoruz. Bu “Mushaf’ların en ünlüsü de İbn Mes’ud’un Mushaf’ı”dır. Bu arada bunu da belirtmiş olayım. Sf. 165

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 164) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dünya, “dört gün”de yaratılmış. Anlaşılan “dünya”nın yaratılması, evrenin tümünün yaratılmasından daha zor olmuş. Çünkü bildirildiğine göre, dünya “dört günde” yaratılırken, evrenin öteki kesimleri, tüm “yedi kat gök”üyle birlikte “iki günde” yaratılmış. Toplamı, “altı gün” ediyor. Sf. 164

    Kur’an’da anlatıldığına göre, “gök, direksiz durduruluyor”muş, öyle yaratılmış. (Bkz. Ra’d, ayet: 2; Lokman, ayet: 10.) “Gök tavanı, yeryüzüne çökmesin diye, Tanrı, onu tutuyor” muş. (Bkz. Hacc, ayet: 65.) Bununla birlikte, Tanrı isterse, yani kullarını cezalandırmayı dilediğinde, “gökten bir parça koparıp yeryüzüne düşebilir”miş (Bkz. Tur, ayet: 44; Isrâ, ayet: 92; Şuara, ayet: 187; Sebe’, ayet: 9.)

    “Gökten parça koparılıp insanların üzerine indirilmesi” ne demek? Gel de anla! Sf. 164

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 164) kitabından birebir alınmıştır.

  • Edip Yüksel, “Son Peygamber Bir Sabiîydi” başlığı altında, “peygamberin “daha önce doğru yol üzerinde bulunduğu ve hiçbir zaman putlara tapmadığı” yolundaki “iddialar”ı doğru kabul etmiyor. Bu ”iddialar”ın, Kur’an’da, anlatılanlarla da çeliştiğini savunuyor. Yüksel, Muhammed’in daha önce “kavminin dininde”, yani “putatapar” bulunduğu görüşündedir. Bunu açıkça belirtiyor. Sf. 159

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.