Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Atatürk tekrar beni çağırdı. Yemek isteyecek sanıyordum. Fakat O’nun aklı hep benim ismimde değil miymiş?

    -’’Ulan bu ismi sen mi koydun, yoksa baban mı?” diye bar bar bağırmaya başladı.

    Çok korkmağa başlamıştım. Benim korktuğumu görünce daha fazla bağırıyordu. Sf. 27

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devrin en ünlü rakısı olan Dimitrokopulo’dan Atatürk her gece yarım kilo içerdi. Mezesi de sadece tuzlu leblebiydi. Ara sıra da fava denilen zeytinyağlı, limonlu bakla ezmesini istediği olurdu. En sevdiği yemekler arasında kuru fasulye ve pilav geldiğini tekrarlamak isterim. Sf. 27

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ben dokuz aylıkken babam ölmüş.”

    Atatürk üzüldüğümü yüzümden okumuş olacak ki, birden sesini yumuşattı: “Anneni tanıyorsun ya yeter” dedi. Ve biraz durduktan sonra ekledi: “Ben de babamı tanımıyorum ya…” Sf. 27

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cumhuriyet rejiminin kurulmasına rağmen herkes Atatürk’e “Paşam” diye hitap ederdi. Beylik, paşalık kalktığı halde bu “Paşa” lık, Atatürk için kalkmadı. Bu, ölünceye dek sürdü. Sf. 26

    Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 26) kitabından birebir alınmıştır.

  • Listenin başında Liceli işadamı ve PKK’nın yayın organı olmakla itham edilen Özgür Gündem gazetesinin ortağı Behçet Cantürk vardı. Listede yer alan diğer isimlerin de kimler olduğu konuşulurken Başbakan Tansu Çiller, İstanbul Holiday Inn Oteli’nde adeta cinayetlerin başlangıç işareti olan şu açıklamayı yaptı:

    “Türkiye, milis hareketi niteliğine dönüşmüş ve yaygınlaşmış bir terör hareketiyle karşı karşıyadır. PKK’nın haraç aldığı işadamları ve sanatçıların isimlerini biliyoruz, hesap soracağız.” Sf. 352

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 352) kitabından birebir alınmıştır.

  • Genelkurmay Başkanlığı bu kez onaylayınca Ankara Gölbaşı’nda eğitim alanı oluşturuldu. Özel harekât polislerini eğitmeleri için Özel Harp Dairesi’nden bir ekip görevlendirildi.

    Ekibin subay kadrosunda üç asker vardı: Yarbay Korkut Eken, Yüzbaşı Yavuz Ataç ve Yüzbaşı Kâşif Kozinoğlu.

    Bu Özel Harpçi subaylar, özel tim polislerini kırsal alanda da operasyon yapacak şekilde eğitti. Sf. 321

    1994 yılı Ocak avında Antalya’da yeni bir kurs açıldı. Altı ay süren kursun hocası ise İsrailli emekli Albay Amos Golan’dı.

    Kursa katılan 80 polisi Golan, polis özel harekât ekibi içinde bizzat kendisi seçti. Aralarında Yarbay Gaby Cohen’in de bulunduğu çok sayıda İsrailli subayın da eğitim verdiği bu kurstan çıkan özel harekâtçılar daha sonra Güneydoğu’ya göreve gittiler. Sf. 321, 322

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 321, 322) kitabından birebir alınmıştır.

  • 50 kişi idam edildi. 650 bin kişi gözaltına alındı. 30 kişi işkencelerde öldürüldü. Sf.298

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 298) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu sırada 20 Eylül 1979’da Başbakan Bülent Ecevit Adana’ya geldi. Olayları önlemesi için atadığı Yurdakul’la baş başa bir görüşme yaptı. Görüşmeyle ilgili eşi Ülker Yurdakul’a “Çok şükür bütün bildiklerimi anlattım, artık ölsem de gam yemem” dedi. Yurdakul, Ecevit’le gizli görüşmesinden tam sekiz gün sonra, 28 Eylül 1979 sabahı göreve giderken otomobiline düzenlenen silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi.

    Ülker Yurdakul’a göre eşini ölüme götüren bu bilgilerdi ve Bülent Ecevit her şeyi biliyordu:

    “Ölümünün ardından çekmecesinde hiçbir dosyaya rastlanmadı. Tüm tehdit mektuplarının, özel dosyalarının çekmecesinde kilitli olduğunu biliyordum. Bu dosyaların ve belgelerin hepsi cinayetin ardından yok oldu.” Sf. 272

    En önemlisi de Yurdakul sivil unsurların bulunduğu birimin kod adı olan “Ergenekon” ismini kullanan ilk kişiydi. Yurdakul’un Ecevit’e aktardığına göre olayların arkasında “Albay Ergenekon” kod adlı kişi vardı. Yurdakul, Ergenekon örgütünü öğrenen ilk yetkili oldu. Sf. 273

    Adana Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın hazırladığı iddianamede azmettiricilerle ilgili “Alparslan Türkeş’in, Adem Eroğlu, Hasan Sabri Erdem ve Mehmet Sakarya’ya Yurdakul’un öldürülmesi için emir verdiği” bilgisi yer aldı. Sf.274

    Ancak hem katiller hem de azmettiriciler ortaya çıkmıştı. Ve sona doğru geliniyordu. İşte tam bu dönemde askeri savcılık, Yurdakul davasının Ankara’daki MHP ve Ülkücü Kuruluşlar davasıyla birleştirilmesine karar verdi. Böylece Yurdakul’un öldürülmesi dosyasının tek başına ayrı bir dava olarak görülmesinin önüne geçildi. Sf. 274

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 272 ile 274 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Uzun namlulu silahlarla Alevilerin evleri tarandı, ev ve işyerleri yakıldı. Sivil unsurlar, özel harp tekniği olarak kaçırdıkları Alevilere önce işkence yapıyor ardından da öldürüyordu.

    Solcu ve Alevilerin, saldırılar karşısında mahallelerine çekilerek barikat kurmaları sonucu Kahramanmaraş’a oranla kayıp az oldu; 52 ölü, yüzlerce yaralı. Sf. 265

    Çorum katliamında saldırganların büyük bir bölümünün elinde uzun namlulu silahlar vardı. Bu kadar silah nasıl elden ele dolaşıyordu? Silahların kaynağı neydi?

    Bu sorular hâlâ yanıtsız.

    Ama Özel Harp Dairesi‘nin o dönemdeki taşra örgütlerinden biri de Çorum’daydı. Bu olayla ilgili olmasa da akla hemen Sabri Yirmibeşoğlu’nun şu sözü bu durumda çok anlam kazanıyor:

    “Sovyet işgaline karşı sivillerin kullanması için silahlar gömdük.” Sf. 265

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 265) kitabından birebir alınmıştır.

  • Güvenlik güçleri ortada yoktu!

    Saldırıların sonu gelmiyordu. Camilerde “Komünistler üç din kardeşimizi şehit etti. Oruç ve namazla hacı olunmaz. Bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır” şeklinde vaazlar verildi. Ve 23 Aralık 1978’de Alevilerin yaşadığı mahallelerin etrafı sarıldı. Önde maskeli ve bu kez silahlı sivil unsurlar, arkalarında ise “Aleviler camileri yakıyor, Aleviler sularımızı zehirledi” rivayetleriyle galeyana getirdikleri baltalı, kazmalı, kürekli, sopalı kalabalıklar vardı.

    Evleri yakıyor, içindekileri hunharca katlediyorlardı. Yaktıkları, yıktıkları evler tıpkı 6-7 Eylül olaylarında olduğu gibi önceden kırmızı boyayla işaretlenmişti. Ve saldırganların ellerinde cephanelik denebilecek kadar silah vardı. Bu silahları nereden gelmişti?

    Günlerce süren katliamın manzarası korkunçtu: 

    Ortadan ikiye ayrılan çocuklar, gözleri tornavidayla oyulan yaşlılar, karnı deşilen hamile kadınlar, tecavüz edildikten sonra kafası baltayla kesilen kadınlar, ağaçlara asılan gençler, diri diri yakılanlar…

    Devlet görevlilerin hiç müdahale etmediği ve üç gün kesintisiz süren katliamın bilançosu da korkunçtu:

    111 ölü, bini aşkın yaralı. Sf. 262

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 262) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bombalı paketlerin ilk adresi Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’nun eviydi. Fendoğlu, 12 Nisan günü kendisine gönderilen bombalı paketi açarken, gelini Hanife Fendoğlu ve iki torunuyla birlikte parçalanarak yaşamını yitirdi. Fendoğlu’nun solcular tarafından öldürüldüğü propagandasıyla halk galeyana getirildi ve Alevilerin evleri yakıldı, dükkânları yağmalandı. Olayın üzerinden 20 yıl geçtikten sonra gerçek ortaya çıktı; o gün Malatya’da Abdullah Çatlı da vardı. Sf. 255

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 255) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ancak katliam sırasında öğrenci olan bir grup avukatın dava dosyasını kapatmaya niyeti yoktu. Avukatlar, 1995’te 16 Mart Davası’nın yeniden görülmesi için bir basın toplantısı düzenleyerek olayla ilgili bilgi ve belge sahibi olan herkese yardım çağrısında bulundu.

    Çağrıya yanıt aynı yıl hiç beklenmeyen bir adresten geldi. Elazığlı ülkücü Zülküf İsot’un ülküdaşı ve hemşerisi Latif Aktı tarafından bir kahvede öldürüldüğünün açıklanması katliamı yeniden gündeme getirdi.

    Oğullarının, konuşmasından korkan ülkücü arkadaşları tarafından öldürüldüğünü söyleyen İsot ailesi, sır perdesini araladı.

    İsot’un annesi Sultan İsot, “Yedi öğrenciyi öldürenlerden biri de benim oğlumdu” dedi, ablası Remziye Akyol ise diğer zanlıların adını verdi:

    “Katliamı kardeşim Zülküf İsot, Latif Aktı, Sıddık Polat ve polis memuru Mustafa Doğan yaptı. Bombalar Mustafa Doğan’ın bulunduğu polis otosundan atıldı. Emri de MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş verdi!” Sf. 246

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 246) kitabından birebir alınmıştır.

  • Toplantıda iki de işadamı vardı: Sakıp Sabancı ve Halit Narin.

    Her iki işadamı CHP’nin iktidar olmasını engellemek aynı isimlerin içinde yer aldığı Namık Kemal Ersun Darbesinin toplantılarına da katılmışlardı.

    Her iki orgenerale de ordudan ayrıldıklarında Sakıp Sabancı sahip çıktı! Sf. 244

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 244) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ankara 1 Nolu Askeri Mahkeme 1985’te Türk hukuk tarihine geçen bir karar verdi:

    “Sanık İbrahim Çiftçi’nin maktul Doğan Öz’ü taammüden öldürdüğü mahkememizce sabit görülmüş, ancak Askeri Yargıtay Daireler Kurulu kararları mahkememizi bağlayıcı nitelikte bulunduğundan sanık İbrahim Çiftçi hakkındaki 7/8’lik oyçokluğuna dayanan bozma ilamına uyularak, sırf bu hukuki zorunluluk nedeniyle sanık İbrahim Çiftçi’nin beraatına karar verilmiştir.”

    Mahkeme, İbrahim Çiftçi’nin Doğan Öz’ün katili olduğunu kabul ediyor ama ceza veremiyordu.

    Çiftçi tahliye edildi. Sf. 242

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 242) kitabından birebir alınmıştır.

  • İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti 21 Temmuz 1977’de kuruldu. Sf. 233

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 226, 227) kitabından birebir alınmıştır.

  • Onca cinayet, suikast girişimleri ve 1 Mayıs katliamına rağmen 5 Haziran 1977 seçimleri yapıldı.

    Beklendiği gibi kontrgerillanın üzerine giden Bülent Ecevit’in partisi, CHP birinci çıktı seçimlerden.

    CHP; 213, AP; 189, MSP; 25, MHP; 16, CGP; 3, Demokratik Parti ise 1 milletvekili çıkardı.

    Bu rakam CHP’nin tek başına iktidar olması için yeterli değildi, 13 eksiği vardı. Sf. 232

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 226, 227) kitabından birebir alınmıştır.

  • Süleyman Demirel bu bilginin MİT’ten geldiğini açıkladı. (1) Uğur Mumcu ise bilginin MİT tarafından değil Tercüman gazetesi sahibi Kemal Ilıcak tarafından Demirel’e verildiğini yazdı. Ilıcak’a bu bilgiyi aktaran ise Alman İstihbarat Örgütü’nün Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgenin şefi olan Dr. Hans Ekart Kannapin’di. O dönemde Alparslan Türkeş’in hep yanında olan Kannapin, ülkücülerin CIA ilişkisini sağlayan kişidir. Sf. 226, 227

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 226, 227) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2015); Ecevit’e suikast yapılacağı bilgisi

  • “Hükümet yetkililerinden, yarın Taksim Meydanı’nda yapacağımız mitingde şahsıma suikast düzenleneceğine dair bir bilgi aldım. Can güvenliğimin sağlanamayacağını söylüyorlar. Ben de sizlere sesleniyorum devlet can güvenliğinizi sağlayamayacakmış, o yüzden mitinge gelmeyin ama ben ve eşim yarın Taksim Meydanı’nda olacağız.”

    Ecevit’in bu açıklaması halkı öyle bir etkiledi ki ertesi gün Taksim Meydanı’nı yüz binlerce kişi doldurdu. Seçim kampanyalarının en kalabalık mitingi oldu. Sf. 226

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 226) kitabından birebir alınmıştır.

  • Milliyetçi Cephe Hükümeti’ndeki anlaşmazlıklar ciddi boyutlara ulaşınca AP ile CHP’nin anlaşması üzerine erken seçim kararı alındı: 5 Haziran 1977 Sf. 213

    Erken seçim kararının alındığı günden seçime kadar 133 kişi öldürüldü. Tabii öldürülenlerin tamamına yakını solcuydu. Sf. 214

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 213, 214) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye’deki nükleer başlıklar özel depolarda saklanıyordu ve bu depolar Amerika’nın korumasındaydı. Türk subayları bu başlıkları bırakın kullanmayı, bakamıyorlar bile. O dönemde Genelkurmay Başkanı, Hava Kuvvetleri Komutanı dâhil hiçbir Türk subayı göremiyordu bu depoları.

    Biri hariç!

    Amerikalıların nükleer başlıklarının ve depoların kodlarını verdiği isim Sabri Yirmibeşoğlu’ydu.

    Hem topçu birliklerde hem de Hava Kuvvetleri’nde var. Onlar SAS deposu dediğimiz gizli depolardaydı. Türk subayları girip de sayamazdı. Hatta Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Tural gezmek istemiş, sokmamışlar. Ama bir gün kasayı açık bırakmışlardı, oradan bilgileri almıştım. Ama bunlar Amerika’nın korumasında, kullanacağın zaman Amerika kod bildiriyor sana. Sf. 208, 209

    Alıntı;  Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 208, 209) kitabından birebir alınmıştır.