Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Adato’nun Yahudi cemaati – Devlet ilişkilerindeki en önemli katkısı, Hahambaşılık seçiminin yapılmasını ve Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın Amerikan Yahudi Komitesi (AJC) tarafından davet edilmesini sağlamaktaki desteğiydi. Adato 1931 yılından beri boş olan Hahambaşılık makamına bir Hahambaşının atanması için 25 Ocak 1953 günü düzenlenen ve Rafael Saban’ın Hahambaşı seçilmesiyle sonuçlanan seçimi yönetiyordu. Sf. 97

    Amerikan Yahudi Komitesi (AJC) Yakın Doğu İşleri Direktörü olarak görev alan Marsel Franko’ya göre, Başkan Eisenhower’ın davetlisi olarak 1954 yılının Şubat ayında ABD’yi ziyaret eden Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın AJC tarafından Bayar’ın şerefine düzenlenen törende madalya ile onurlandırılmasında en çok Adato’nun emeği geçmişti. Franko’ya göre bu madalyanın verilmesinin nedeni de DP’nin dil, din ve ırk farkı gözetmeksizin bütün yurttaşları eşit kabul eden bir siyaseti uygulamasıydı. Sf. 98

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 97, 98) kitabından birebir alınmıştır.

  • Adato’nun önayak olduğu bir diğer kanun teklifi, nüfus cüzdanlarındaki din hanesinin iptal edilmesine yönelikti. Sf. 93

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. ) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kızına göre Salamon Adato, meslektaşı ve DP milletvekili Samet Ağaoğlu, gazeteci ve DP milletvekili Cihad Baban ve Celâl Bayar ile çok yakındı. DP kurulmadan önce Bayar İstanbul’a her gelişinde Adato ile görüşür, yapacağı konuşmalar hakkında kendisine danışırdı. 21 Temmuz 1946 günü yapılan milletvekili genel seçimlerinde hem DP, hem de CHP azınlık cemaatlerinin ileri gelenleriyle görüşerek her cemaatten milletvekili adayı olarak gösterilebilecek isimler teklif etmesini istedi. Bunun üzerine Avram Galanti CHP, Adato ise DP’den aday oldu. Kızı Renata Haim’e göre babasının DP’den aday olmasında cemaatin bir rolü yoktu. Bunda DP İstanbul Başkanı avukat Kenan Öner’in teşviki etkiliydi. Sandıklarda hile yapıldığı ileri sürülen bu seçimler CHP’nin zaferiyle sonuçlandı.

    Adato 165.866 oy alarak İstanbul’dan DP milletvekili seçildi; İstanbul’da oy kullanan seçmen sayısının 346.271 olduğu göz önünde tutulduğu takdirde Adato’nun elde ettiği oy oranının yüksekliği fark edilebilir. Sf. 62, 63

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 62, 63) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aralarında eski İstanbul Valisi Esad Bey de olmak üzere resmî erkân Samuel Bey’e büyük sevgi besliyordu. Emniyet mensupları kendisine ‘‘Kemal Bey” veya “Kemal Ağabey” diye hitap ederlerdi. Samuel Bey’in Cumhuriyet dönemindeki faaliyetleriyle ilgili bilgi çok azdır. Oğluna göre 1934 yılında Trakya’da Yahudi nüfusunun yoğun olduğu kentlerde gerçekleşen Yahudi karşıtı gösteri ve yağma girişimi babasını son derece rahatsız etmişti. Olaylar sırasında, Ankara’dan İstanbul’a geldiğinde İzisel’in evinde kalacak kadar samimi ilişkiler içinde olduğu Hukuk Mektebi’nden sınıf arkadaşı Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya ile temas halindeydi.  İzisel’in mesleğine duyduğu özlem geç de olsa gerçekleşecek, 1937 yılında Ankara’da açılan Polis Enstitüsü’nde öğretmen olarak görev alacak, 1938-1939 ders yılında Ankara Polis Koleji birinci sınıf öğrencilerine “yerli İspanyolca”, yani, Türkiye Yahudilerinin konuştukları İspanyolca, 1939-1940 ve 1940-1941 ders yıllarında da İstanbul Polis Okulu’nda Fransızca dersleri verecekti. Sf. 48

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 48) kitabından birebir alınmıştır.

  • Soyadı Kanunu’nun 21 Haziran 1934 tarihinde kabulünden sonra İzisel soyadını alan Samuel İsrael, Mazaltov, Raşel, Ester ve Lea adında dört kız kardeş ve Jozef adında bir erkek kardeşten oluşan altı çocuklu bir ailenin ikinci erkek evladıydı. Sf.31

    Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi’yle yıllarca sürecek dostluğu da burada filizlendi. Sf. 32

    Samuel Mekteb-i Hukuk-ı Şahane’den mezun olduktan sonra 18 Kânun-u Sani 1322 (31 Ocak 1907) tarihinde 322 bin kuruş maaşla Siroz [Serez] Sancağı Bidâyet (Asliye), Mahkemesi üyeliğine atandı. Bu görevinde iki yıl kaldıktan sonra 18 Kanun-ı Evvel 1324 (31 Aralık 1908) tarihinde bin kuruş maaşla Selanik Merkez Bidâyet (Asliye) Mahkemesi üyeliğine atandı. Samuel Selanik’te bulunduğu sırada ittihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılacaktı. Bir yakınına göre İttihat ve Terakki Selanik teşkilatının liderlerinden biriydi ve II. Meşrutiyet’in ilânı sırasında Fransız milli marşı La Marseillaise’i söyleyerek halkı teşvik ediyordu. Sf. 33

    Samuel 1 Eylül 1325 (14 Eylül 1909) tarihinde beş yüz kuruş maaşla Beyoğlu Polis Merkez memurluğuna (Emniyet Amirliği) tayin edildi.

    23 Ocak 1913 tarihinde cereyan eden ve Kâmil Paşa Hükümeti’nin devrilmesiyle sonuçlanan Bâb-ı Ali baskınına da katılacaktı.

    11 Haziran 1913 günü bir suikast sonucu katledilen Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın katillerinin yakalanmasıydı.

     Bu çatışma sırasında katiller yakalanıyor, bacağından yaralanan ve bundan ötürü ömür boyu topal kalacak olan Samuel başarısından ötürü madalya ile taltif ediliyordu.  Samuel hastanede iken ziyaretine gelen Dâhiliye Nazırı Tâlat Bey “geçmiş olsun” dedikten sonra “Samuel, ben Yahudilerden peygamber çıkar zannederdim. Meğerse kahraman da çıkıyormuş” sözleriyle gönlünü alıyordu. Sf. 34

    Maarif Nezareti’nin emirlerine rağmen Rum okulların müfredatında yer almayan Türkçe derslerinin müfredata dâhil edilmesi için mücadele etti. Sf. 40

    Üç oğlundan Neyir (eski adıyla Jak) İzisel ise bir dönemin ünlü triko fabrikası Neyir Örme Sanayi A.Ş.’ni kuracaktı. Sf. 45

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 31 ve 45 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yirmili ve otuzlu yıllarda Yahudi toplumunun direncine rağmen Türkleşmeyi ve Türkçe konuşmayı savunan Tekin Alp soydaşları tarafından ağır eleştirilere maruz kalacaktı. Sf.27

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • Varlık Vergisi’ni ödeyemediği için Aşkale’ye gönderildiği, Samuel Abrevaya Anadolu gazetesinin tahrikçi yayınına maruz kaldığı, Tekin Alp önce Varlık Vergisi Kanunu’nun bir mağduru olarak yalısını eşyaları ile birlikte satmak zorunda kaldığı,  daha sonra yerleştiği Nice kentinin fahri konsolosu olma talebi Dışişleri Bakanlığı’nca reddedildiği, Prof. Mişon Ventura ise Trakya Olayları, Yirmi Kur’a askerlik ve Varlık Vergisi sırasında aralarında dostları ve damadı bulunan dindaşlarının maruz kaldıkları ayrımcı davranışlarla yüzleştiği zaman hissedecekti. Sf. 26

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 26) kitabından birebir alınmıştır.

  • Başta Mustafa Kemal olmak üzere Cumhuriyet’in kurucu kadrosunun tamamının, çok partili demokrasi döneminde de başta Celâl Bayar ve Adnan Menderes olmak üzere tüm Devlet erkânının özel diş hekimi ve aynı zamanda sırdaşı olan dişçi Sami Günzberg bir diğer örnektir.        Eski bir İttihatçı olup, 1928 yılında yayınladığı Türkleştirme kitabıyla Cumhuriyet’in kurucu atalarının, bir milletler ve cemaatler topluluğunun farklı aidiyetlerini Türk milli kimliği ile ikame etmeyi amaçlayan tasarısının ideoloğluğunu yapan, kitabında yer alan Evâmir-i Aşere ile dindaşlarına Türkleşme yolunda atmaları gereken adımları, Hz. Musa’nın On Emir’ini andırır bir şekilde sıralayan, 1936 yılında yayınladığı Kemalizm kitabıyla da bu kez Kemalizm’in ideoloğluğunu üstlenen Moiz Kohen veya Türkçeleşmiş adıyla Munis Tekinalp; “Devlet’in Yahudi’si” kavramına bir diğer örnektir. Sf. 23

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 23) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı Devleti’nin son Hahambaşısı Haim Nahum’un gayri resmî iyi niyet elçisi olarak önce İttihat ve Terakki Cemiyeti, akabinde 1918 yılında kurulan kısa ömürlü İzzet Paşa Hükümeti ve nihayet 1919 yılından itibaren de Mustafa Kemal ve Milli Mücadele lehine, Avrupa ülkeleri ve Amerika’yı ziyaret edip iktidardaki hükümetin davasını en iyi şekilde savunmaya çalışması, Lozan Barış Müzakereleri sırasında da Türk resmî heyetinde müşavir olarak yer alması bunun ilk ve en önemli örneğidir.  Sf. 22

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 22) kitabından birebir alınmıştır.

  • Jan Beth-Şawoce: “1915’de bu Kirli Konağın adı Misafirhane imiş. Önde gelen birçok Süryani, Ermeni, Keldani ve Rum’un işkence ile öldürüldüğü yer olmuş. Bu yüzden, Kirli Konak adını almış. Sf. 186

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 186) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Kurken Alyanakyan anlatıyor;)

    “Babam Leon Alyanakyan 1939 yılının son aylarında askere alındı. Önce Kartal Maltepe’de eğitim gördü. Daha sonra usta matbaacı olduğu için Çankırı Askeri Okul Matbaasına tayin edildi. Burada Mareşal Fevzi Çakmak’ın kitaplarının basımını kontrol etmekteydi. Mareşal matbaayı düzenli olarak ziyaret etmekteydi. Babam ve arkadaşları Mareşal’in annesinin Ermeni olduğunu ve Mareşal’in Ermeni askerleri koruduğunu biliyorlardı. Matbaada hiç Türk askeri yoktu ve çalışan askerlerin yüzde sekseni Ermeni, yüzde yirmisi de Yahudi idi. Burada çalışmak büyük bir imtiyaz idi.” Sf.181, 182

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 181, 182) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Aramızda çok zengin tüccarlar, fabrikatörler de vardı, bunlar, subaya rüşvet verip, kendilerine tahtadan gıcır gıcır kulübeler yaptırmışlardı. Subay bu zenginleri çalışmaya da göndermez onlar da o güzel kulübelerinde oturup kitap okurlar, bizlere de tepeden bakarlardı.” Sf. 163

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 163) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2019); 1981 yılının Şubat ayında Erzincan 59. Topçu Tugayı, Uçaksavar 1’de kısa dönem askerlik yaptım. Aynı bölükte hatta bizim takımda Eli Karasu’da askerdi, Karaca’nın sahibinin oğluydu. Ben dört ayda 4+4 toplam 8 saat çarşı iznine çıktım, Eli her hafta sonu çıkıyordu, eşi onu Cumartesi sabahı arabasıyla kışladan alıp götürüyor, Pazar akşamı tekrar kışlaya getiriyordu. Gelirken eli kolu paketlerle dolu geliyordu, Bölük Komutanı da tesadüfen o sırada makamında oluyordu. Eskişehirli bir galericinin oğlu bıyığını kesmeden, karargâh çavuşunun odasında askerlik yaptı. Onu eğitimde gören olmadı. Adaletsizli ve ahlaksızlığı gördük maalesef!

  • “Genel millî karakteri temsil etme açısından Sivrihisar’ın sakinleri, çaresiz askerlerin karşısında beyaz atı üzerinde duran ve her şeye hâkim olduğu vehmine kapılmış olan yüzbaşıdan muhtemelen çok daha fazla temsil kabiliyetine sahiptiler. Otoriter liderlerin yanlış uyguladıkları bir siyasetin Türk halkının kendiliğinden cömertliği ve insancıllığı ile düzelmesi Türk karakteri için bir zaferdi. Aralık ayı civarında askerlere gruplar halinde birer haftalık ev izni verilmeye başlandı. O tarihte de uzun bürokratik muamelelerden sonra yirmi kur’a askerlerin aileleri normal bir erin aldığı aile maaşına eşit maaş almaya başladılar. İlk önce yaşı en büyük olan beş kur’a, sonra da diğer kur’alar terhis edildi. Geri dönen askerler başta ufak bir travma geçirmiş olmalarına rağmen açık havadaki hayatı neredeyse sevmişlerdi.”  Sf. 146

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 146) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Nafıa takımlarındaki askerler yol inşaatlarında çalışmak zorundaydılar ancak çalışma saatleri çok uzun değildi. Tam manasıyla esirlerin zoraki çalıştırılmaları değildi. Her er Türk askerinin beslendiği tayınla beslenebiliyordu. Parası olanlar ise her tarafta mantar gibi bitmiş olan hususi kantinlerden istedikleri yiyeceği satın alıp yiyebiliyorlardı. Askere alınanlar arasında mevcut olan diş hekimi, hekim, öğretmen, muhasebeci gibi meslek sahibi erler imtiyazlı takımlar halinde teşkilatlanmışlardı. Dinî törenler uygun zaman ve günlerde tamamıyla serbest bir şekilde icra edilebiliyordu. Özellikle Yahudiler Şabat’ı kutlamakta hiçbir engelle karşılaşmıyorlardı.

    “Günler ve haftalar geçerken askerlerin birçoğu için hayat tatile dönüşmeye başlamıştı. Her tür oyun, güreş yarışması ve benzeri faaliyetlere izin verilmişti veya hoş görülmekteydi. Hatta bunun ötesine de gitti. Bazı çadırlarda geceleri ateşli poker partileri yapılmaya başlandı. Askerlere tanınan kolaylıklar bu kadarla bitmiyordu. Eşlerin İstanbul’dan gelip kocalarını ziyaret etmelerine izin verildi.” Sf. 145

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aşkale’den varlık vergisi mükellefleri geldiğinde biz Akhisar’a gittik. Amasya depremi olduğundan Merzifon’a ve Gümüşhacıköy’e, sonra Çorum-Osmancık yolunda belimize ip bağlayıp kayalardan sarkarak ve engelleri dinamitleyerek Badal Boğazı’nı açtık. Sf.130

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 130) kitabından birebir alınmıştır.

  • “O günlerin üzüntüsü henüz geçmemişken gececiler koğuşundan okul arkadaşım “Memiş” dediğimiz Garabet’in ağır hasta olduğunu söylediler. Revirde yatıyordu ve kendisine bakacak doktor yoktu, sıhhiye eri olan arkadaşın elinden bir şey gelmiyordu. Çocuğun durumu süratle ağırlaştı ve o da “Münir Kirkor” dediğimiz arkadaşı istedi yanına. Bu Kirkor gerçekten de Münir Nureddin’in şarkılarını büyük bir ustalıkla okurdu, tüneldeki çalışma sırasında hep şarkı söyletirlerdi arkadaşlar kendisine. Arkadaşlar fark ettiler Garabet’in önsezisini ve koştular tünele “Münir’i” alıp getirdiler.

    Garabed ondan “İstanbul” şarkısını istedi ölüm döşeğinde:

    “Martılar ah eder, çırparlar kanat

    Dalgalar açılır açılır kat-kat

    Gayri bekleyemem, hey kalmadı takat

    Göründü karşıdan İstanbul şehri. “

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 126, 127) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İşte tam böyle bir “yoklama” sırasında koğuşlar arasında “kontrole çıkan” Şevket Bey, ayağında çizmelerle tren rayları arasından geçerken, vagonları manevra yaptıran lokomotifin altına düştü ve ayakları dizlerinden kesildi. Herkes telaşa düştü ve kendisine yardıma koşmak istedi. O ise kanlar içinde yerde yatarken yanına koşan çocukların yardımını reddederek, “Beni onbaşılar kaldırsın!” diyerek bırakmadı, çünkü onbaşılar Türk’tü, öteki askerlerin ise hepsi Ermeni. Yine de arkadaşlar koşup kamyon getirdiler ve kendisini hastaneye götürmek istediler. Ne var ki “puantör” Şevket Bey “Ermeni eli dokunmadan” Müslüman iki onbaşının elleri arasında, orada, kan kaybından yaşamını yitirdi. Hepimiz büyük üzüntü ve şaşkınlık içindeydik, olay yerine gelen babacan Faik Çavuş bizi teselli etti ve Allah’ın adaletinin böylece gözlerimizin önünde tecelli ettiğini söyledi.” Sf. 126

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 126, 127) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cumhurbaşkanı İnönü müteahhitlere “Bir metresi için asker feda etmeye razı olduğunu” söyleyince, bizi Akhisar’dan Zonguldak’a göndermişlerdi bu kez de. Sf. 125

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 125) kitabından birebir alınmıştır.

  • Arada sırada Akhisar’a iner veya herhangi bir iş için Manisa’ya ve İzmir’e giderdik. Halk büyük ilgi ve dikkatle bizi seyreder, ne askeri olduğumuzu sorar, biz de “paraşütçü” olduğumuz söyleyince, herkes bizi büyük bir hayranlıkla seyrederdi. Oysa bize dağıtılan kahverengi elbiseler, aslında Erzincan depremi” (1) nedeniyle köylülere yardım olsun diye Yunanlılar tarafından gönderilen demode olmuş” çöpçü elbiseleriymiş ve biz bunu çok sonra öğrendik. Sf. 124

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 124) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL NOTU (1) (2016); 26 Aralık 1939 Erzincan depremi

  • (Yervant Gobelyan anlatıyor;)

    “Ancak Ahmedo’da beni ilgilendiren, öyküsünün bu yanı değildi. Arkadaşları ile Ermenice konuşuyor, toprak kazarken Ermenice şarkılar söylüyordu. Ermeniceyi de çok temiz, kusursuz denebilecek kadar düzgün konuşurken, birçok hayvanın, haşaratın isimlerini de çoğumuzun bilmediği kadar iyi biliyordu. Ağaç dibinde oturtup şarkı söyletirdim kendisine, eski Ermeni destanlarının şarkılarıydı bunların bazıları; oysa Ahmedo, Ermeni’nin anlamını bile bilmiyordu. Kendisinden bir şey öğrenemeyeceğimi anlayınca arkadaşlarına başvurdum; onlar da büsbütün şaşırtıcı bir yanıt verdiler ve dediler ki “Bu öyle bir Kürtçe ki, her Kürt bilmez, sadece Mutki’de ve bölgedeki bazı köylüler bilir ve anlar ama Ermeni diye bir şeyden haberleri yok!” Sf. 123

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 123) kitabından birebir alınmıştır.