Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Mesrop Manveli Mesropyan’ın Tanıklığı (D. 1900, Yozgat)

    Bu katliam zevkini pek çok kişiye tattırmak için, Çorum, Kayseri, Boğazlıyan, Avanız ve Haymana’ya kadar Kürtlere telgrafla önceden haber verilmişti. Her türlü pislik, ganimetçi, çocuk hırsızı, kadın hırsızı, eli kanlı cani, hapishanelerden salıverilmiş katil Yaraş Vadisi’nin yakınlarına doluşmuştu. Sf. 522

    Tehcir edilen insanların arasındaki hamile bir kadın doğum sancıları yüzünden yola devam edemiyordu. Jandarmalardan Deli Durakh adında olanı kadını yere yatırdı; başının altına yassı bir taş koydu. Görenler de onu rahatlatmak için böyle yaptığını sandı. Ama o bir taş daha alıp hamile kadının başına vurunca, fetüs can çekişen kadının rahminden dışarı fırladı ve akşam karanlık basıncaya kadar hareket etti.

    En eziyetli ölümlerden biri de ter Hakob’unkiydi. Gâvur keşiş olduğundan, önce sakalını ateşe verdiler; sonra da, affedersiniz, söylemeye dilim varmıyor… Sf. 523

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 522, 523) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mesrop Manveli Mesropyan’ın Tanıklığı (D. 1900, Yozgat)

    Yozgat’a bağlı 25 Ermeni köyünün ortadan kaldırılması işini Ermeni Katili kaymakam Ali Kemal organize etmişti. Tellal ise şöyle bağırıyordu; “24 saat içinde İslam’ı kabul eden aileler tehcirden muaf tutulacak.” Sf. 520

    Az sonra, İktidarın resmi temsilcisi Yozgat Mutasarrıf vekili Kaymakam Ali Kemal, Keller’e ulaşmış, karakol binasının önünde tam Yaraş Vadisinin ortasında, İttihatçı habercinin yaptığı gibi, katliam yapılmasını talep etmiş, kendi önünde 4-5 yaşında melek gibi iki erkek ve kız çocuğu kurban edilmeden arabadan aşağı inmemiştir.

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 520) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mesrop Manveli Mesropyan’ın Tanıklığı (D. 1900, Yozgat)

    Yozgat 1750’li yıllarda Çapanoğlu feodal ailesi tarafından kurulmuştur. Çapanoğlu’nun Deli Karapet adında meşhur bir Ermeni palyaçosu olmuştur. Sf. 519, 520

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 519, 520) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mesrop Hakobi Minasyan’ın Tanıklığı (D. 1910, Samsun)

    Efendim beni bir hizmetkâr gibi çalıştırıyordu. Her gün bana: “Gâvur şu koyunları sür getir!” diyordu. Bana en onur kırıcı işleri veriyorlardı. Kendisi tuvalete oturup bana: “Gâvur taş getir! Kıçımı temizle!” diyordu. Bir gün taşı götürmekte geciktim; efendim bana çok kızdı; büyük bir taşı kaldırıp başıma vuracaktı ki, gelini araya girdi ve böylece kurtuldum. Beni öldürmedi. Sf. 516

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 516) kitabından birebir alınmıştır.

  • Intsa Nışani Çemberciyan’ın Tanıklığı (D. 1898, Amasya)

    1946’da Vatan’a göç ettik. Ermenistan’a [Hayastan] mı geldik, Vayastan’a mı biz de anlayamadık.

    1948’de oğlumu siyasi suçlu olarak yakaladılar; zira o arkadaşlarına üç yüz gram ekmekle doyamadığını söylemişti. O arkadaşları kendisini ele vermişlerdi. Bir ay kalede kaldıktan sonra, mahkeme kararıyla onu Karaganda’daki kömür madenlerinde çalıştırmaya götürdüler. Orada yedi yıl hapis yattı; bizi ise dört kızımızla birlikte Altay Bölgesi’ne sürgüne gönderdiler.

    Türk sürgününden sonra Ermeni sürgününü de yaşadığımız için, ben şansıma lanet okuyarak yaşadım. Ailemiz o soğuk bozkırlarda yedi yıl eziyet çekti. Stalin’in ölümü bazılarına üzüntü verdiyse de, bizim için kurtuluş oldu. Bizi akladılar. Geri döndük. Konut verdiler; ama biz artık sağlığımızı kaybetmiştik; kocam vefat etti. Sf. 515

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 515) kitabından birebir alınmıştır.

  • Intsa Nışani Çemberciyan’ın Tanıklığı (D. 1898, Amasya)

    O zaman iki zabit birbiriyle yarışmaya başladı; birinin elinde kaçırdığı küçük bir çocuk vardı, diğeri ise erkek kardeşimin elinden kaptığı küçük oğlumu tutuyordu. Bu zabitler ellerindekini en uzağa fırlatmak amacıyla bir birleriyle yarışıyordu. Küçük oğlumu o kadar uzağa, sıcak kumların ve taşların üzerine fırlattılar ki, zavallı paramparça oldu. Sf. 514

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 514) kitabından birebir alınmıştır.

  • İmastuhi Stepani Galacıyan’ın Tanıklığı (D. 1904, Sebastiya [Sivas])

    Evinde Ermeni saklayan Türklerin evlerinin kapısının önünde asılacaklarına dair Türk Hükümeti’nden emir verilmiş olmasına rağmen, o Türk, Ali Paşa anneme: “Sizi kurtaracağım” dedi. Memurlarından birine: “Hekimhane’ye vardığınızda, bu kadını ailesiyle birlikte muhtara teslim edin” demiş. Sf. 495

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 495) kitabından birebir alınmıştır.

  • Suren Sargısyan’ın Tanıklığı (D. 1902, Sebastiya [Sivas], Koçhisar Köyü)

    Sabah Hekimhan’dan çıkıp yolumuza devam ettik; kaderimiz değişmemişti. Kürtler! Her tarafta Kürtler! Yağma yapmaya, halkı soymaya, öldürmeye çalışıyorlardı. Jandarmalar ateş ediyor, kadınlar yardım çağrısında bulunuyor, arabalar iniş çıkışlarla yoluna devam ediyordu. Bir yaşlı kadın arabadan düştü; arkadan gelen arabalar onun üstünden geçti. Sf.477

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 477) kitabından birebir alınmıştır.

  • Suren Sargısyan’ın Tanıklığı (D. 1902, Sebastiya [Sivas], Koçhisar Köyü)

    Khırkhi Han oldu; onun solunda bir Türk köyü, sağ tarafında ise verimli, buğdayıyla meşhur Ermeni köyü Ulaş vardı. Sf. 476

    Burada, halk iyice istirahat etti; öküzler de otlayıp kuvvet topladı. Dördüncü gün Mancılık Ermeni Köyü’ne vardık. Köy ıssızdı. Terk edilmiş evlerin pencereleri cehennemin şeytanları gibi bize bakıyordu. Ertesi gün Kötü Han’ın önünden geçtik ve beşinci gün Hasan Çelebi adlı insan mezbahası kasabaya ulaştık. Burası, cinayetin doruk noktasına ulaştığı bir yerdi. Sivas sınırını geçmiştik; Kharberd Vilayetiyle, Kürt sınırları arasında bulunuyorduk. Hiçbir erkeğin o sınırın ötesine canlı olarak geçmemesi gerektiğine dair kesin emir vardı; hepsini toplayıp, fark gözetmeksizin öldürmüşlerdi. Sf. 476

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 476) kitabından birebir alınmıştır.

  • Suren Sargısyan’ın Tanıklığı (D. 1902, Sebastiya [Sivas], Koçhisar Köyü)

    Köyün muhtarı olan amcam Abig Sargısyan oraya buraya koşuyor, zaptiyelerin kibrit çakıp evimizi ateşe vermelerine ve anneme vurmalarına engel oluyordu. Sonunda rüşvet karşılığı evimizi yakmaktan vazgeçtiler; ama zavallı annemi yanlarında götürdüler. Zavallı anneme bütün gece tecavüz etmişlerdi. Ertesi gün onu yarı ölü halde geri getirdiler. Biz çocuklar annemin çevresinde ağlaşıyorduk… Ertesi gün Kınarik ablamı götürdüler; o çok güzeldi ve yeni evliydi; ona da anneme yaptıklarının aynısını yaptılar… Sf. 473

    Yerel jandarmaları yavaş yavaş değiştirdiler; onların yerine Arnavutluk taraflarından gelen vahşi hayvan görünümlü jandarmalar getirdiler. Sf. 474

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 473, 474) kitabından birebir alınmıştır.

  • Suren Sargısyan’ın Tanıklığı (D. 1902, Sebastiya [Sivas], Koçhisar Köyü)

    Köydeki 10-12 jandarma köyümüzün papazı (papazlık ismiyle Ter Yustos’u) Sargis Mazmanyan’ı eşeğe ters bindirip getirdi. Evdekileri kaba bir şekilde dışarı attılar; ama ben dışarı çıkmadım; beni önemsemediler. Saçları ve cildi yanmış, sakalı yolunmuş ve dişleri çekilmiş papazın tabanlarına nal çakılmış, kafasına sıcak sac geçirilmiş olduğunu gördüm. Zaptiyeler papaza vahşice vuruyorlardı. Annemi döverek getirip, sütunların dibine odun yığdılar. “Bu evi yakacağız!” diye haykırıyorlardı, “bu evde Murad’a yemek vermişsin; onun müfrezesini günlerce saklamışsın! Bu evin sahibi Aram Sargısyan ve arkadaşları ellerinde mavzerlerle dağa çıkmışlar. Gidin o mavzerleri getirin! Onların yerini bize bildirin!” Sf. 473

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 473) kitabından birebir alınmıştır.

  • Suren Sargısyan’ın Tanıklığı (D. 1902, Sebastiya [Sivas], Koçhisar Köyü)

    Bu şekilde üç-dört ay geçti. 1914 yılının Aralık ayında Enver Paşa’nın geleceği ve köylülerimizin köy sınırları dâhilinde bulunan yaklaşık 4 kilometre uzunluğundaki yolu hazırlamaları gerektiği haberleri aniden köye yayıldı. Birkaç gün sonra, Enver maiyetiyle beraber gelip köyümüzün batı ucunda durdu. Sf. 472

    Ben arabaların sol tarafına geçtim ve bir tümseğin üstünden sürekli Enver Paşa’ya bakmaya başladım. O, oturduğu yerde sinirli hareketlerde bulunuyordu. Gözü bana ilişti; bana nefretle baktı. Onun siyah gözlerinden tüylerim ürperdi. Paltosunun içine gömüldü; halka dehşet verici hayvani bir şekilde baktı. Enver Paşa geçen seferkinin aksine halkı selamlamadan, Allahaısmarladık demeden gitti… Dinlenmek için Seyfe’nin hanında durdular. O, Murad’ı yanına çağırıp son derece öfkeli bir şekilde:

    “Sizinkilerin Kafkasya’da, Rusların tarafında ne işi var? Biz sizinle 1908’de ve Erzurum’da 1914’te ne imzaladık? Bu size pahalıya mal olacak!” demişti. Murad kâfilerden rencide olmuş ve çok üzgün bir halde ayrılmış; Enver’in bazı gönüllülerden şikâyet ettiğini söylemişti. Köyümüz Sivas’tan Erzurum’a giden yolun üzerinde bulunduğu için, memlekette olan bitenler burada çabuk duyuluyordu. Enver Paşa İstanbul’a giderken altı vilayetin valisini Sivas’a davet edip onlara emirler vermişti: Ermeniler katledilecek: erkekler bulundukları yerde katledilecek; kadın ve çocuklar ise Toros dağlarına, oradan da Arabistan çöllerine sürülüp açlık, susuzluk ve bitkinlikten yok olmaları sağlanacak. 1915 yılının Mart sonlarında Sivas valisi Murad’ı yanına çağırmıştı. Murad onun yanına gitmemiş; onun niyetini anlayıp dağlara kaçmıştı. Sf. 473

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 472, 473) kitabından birebir alınmıştır.

  • Manvel Sahakyan’ın Tanıklığı (D. 1901, Sebastiya [Sivas], Gürün)

    Her pazar günü hindi etiyle harisa (keşkek) pişirmek Gürün’de herkes tarafından kabul gören bir gelenekti. Harisayı asla evdekiler yalnız yemezdi; mutlaka yakınlarını yemeğe davet etmeleri gerekirdi. Masanın baş tarafına mutlaka babam otururdu. O, sofrayı kutsar; rakı kadehini kaldırıp içkisini içer, insanlar yemeğe ondan sonra başlardı. Sf. 471

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 471) kitabından birebir alınmıştır.

  • Khoren Gaspari Gülbenkyan’ın Tanıklığı (D. 1895, Sebastiya Sivas], Divriği)

    Divriği ilçesi Sivas Vilayeti sınırları içerisindedir. Şehrin sol tarafından Halis Nehri akar. Divriği’nin etrafı bahçeler ve meyve bahçeleriyle çevrilmişti. Şehre girince binalar neredeyse görünmüyordu; zira onlar tamamen yeşilliklerin içine gömülmüştü. Şehirde üç kilise ve iki okul bulunuyordu: bunlardan biri beş yüze yakın öğrencisi ve on dört öğretmeni olan Ulusal Okul ya da Nersesyan Okulu’ydu. O zamanlar Türkiye’nin taşra şehirleri, özellikle de köyleri çok geri kalmışlık içindeydi. Şehirlerimizde fabrika yoktu ve pek çok kişi gurbete gidiyordu. Sf. 463

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 463) kitabından birebir alınmıştır.

  • Maryam Karacyan’ın Tanıklığı (D. 1903, Adıyaman)

    Annem mecburen bizi bir ağacın dibine bıraktı; kendisi, bize getirmek üzere ekmek dilenmeye gitti. O zaman bir Türk jandarma geldi; erkek kardeşimi yüzükoyun yere yatırdı; üstüne de büyük bir taş koydu; kendisi de taşın üstüne çıktı. Onu o kadar ezdi ki, zavallı çocuğun karnındakiler, bağırsakları dışarı döküldü ve öldü… Sf. 458

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 458) kitabından birebir alınmıştır.

  • Maryam Karacyan’ın Tanıklığı (D. 1903, Adıyaman)

    Annem, iki yaşındaki erkek kardeşim ve ben kaldık. Bizi sürüp Suruç’a götürdüler Ne barınak vardı, ne ekmek, ne de su. Aç ve susuzduk. İnsanlar o kadar açtılar ki, pisliğin içindeki arpa taneciklerini ayırıp yemek için atın pislemesini bekliyorlardı. Kedi ve köpekleri dahi yiyorlardı. Şunu da hatırlıyorum: bir eşek gördüler ve öldürdüler üstüne saldırıp onu paramparça ettiler ve çiğ çiğ yemeye başladılar.

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 458) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nıvard Petrosi Ablaputyan’ın Tanıklığı (D. 1903, Yedesya [Urfa], Kamurc Köyü)

    O zamanlar ben 9 yaşındaydım; ablam Azniv ise on bir. Nereye gideceğimizi bilmiyorduk. Ben ağlıyordum. Annem, sesimi kesmediğimi görünce, saçımı bağladığım kurdeleyi söktü, boynuma bağladı ve beni boğmaya başladı. Ben orda boğulmuş olarak kaldım. Türk askerleri ağlama sesimi duyarak, gelip avlumuza girdiler. Kilere girdiler; babamı, ağabeyimi ve diğer on erkeği buldular; işkence ederek onları öldürdüler. Ben orada gizlenmiş kaldım. Sonra annem bizi sürgün ettiklerini söyledi. Ağlama, sızlama, feryatlar, gözyaşları… Sanki Tanrı bize darılmıştı. Sürgüne götürüyorlardı. Kar yağıyordu; hava soğuktu; yalınayak ve açtık; üstümüzde elbise yoktu. Elbiselerimizi, altınlarımızı, paralarımızı, her şeyi çalıp götürmüşlerdi. Günlerce yürüdük. Sf. 448

    O yoldan Müslüman bir asker geçiyordu; benim yerde bırakıldığımı görüp boynumdaki kurdeleyi sökerek, beni hastaneye götürüp; “Bu benim çocuğum; onu tedavi edin” dedi. Ben iyileştim. O beni sırtına almış, evine götürüyordu. O adam evlenmiş; ama çocuğu olmamış. O yüzden de, göçebe gibi ve yalnız yaşıyordu; beni de yanma alıp at sırtında, evsiz barksız dolaşıyordu. Sf. 449

    Annemle birlikte Suruç’a gittik. Tanıdık bir hemşerimizi bularak birkaç gün orda kaldık. Onların iki yetişkin oğlu vardı; onlar benim elimden tutup pazara götürdüler. Orda Türk babama rastladım. Babalığım beni kucakladı; ağlamaya ve beni öpmeye başladı. Ceplerime kuruyemiş doldurmaya başladı. O iki oğlana: “Beni kızımın annesinin yanına götürün; ona söyleyecek bir çift sözüm var” dedi.

    Eve geldik. Türk babalığım annemi çağırdı; kapının arkasından annemle Türkçe konuşmaya başladı: “Sen Allah’tan korkmadın mı? Bu kızın boğazını sıkıp terk etmiştin. Onu ben hastaneye götürüp tedavi ettirdim. Her şeyi bir taraf bırakıp ona bakıyordum. Bunu da bana bırak.” dedi.

    Annem de ona: “Bütün bunları kim yaptıysa mükâfatını alır. Büyük bir aileden sadece ikimiz kaldık” diye cevap verdi.

    Türk babalığım beni yeniden öptü ve ayrıldık. Sf. 450

    1921’de şehirdeki durum günden güne kötüleşiyordu. Okullar kapanıyordu. Türk minarelerinden Ermeni Mahallesi bir insanın avucunun içi gibi açık seçik görülebiliyordu. Zavallı Ermeniler eski acılarını unutamadan, yenileri ortaya çıkıyordu. Her aileden bir-iki kişi kalmıştı; hiç olmazsa onları korumak lazımdı.

    Babam memur olarak şehrin yöneticisiyle konuşup ona: “Holiganlarınıza engel olunuz. Halk pazara çıkamıyor. Bunun sonu nereye varacak?” demiş.

    Şehrin yöneticisi ona: “Dostum iyi söyledin. Sizinle birlikte yaşamamız imkânsız; biz kendi halkımıza engel olamıyoruz. Size bir ay süre: Ermenilerini al ve şehri terk et” diye cevap vermiş. Sf. 451

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 448 ile 451 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Petros Stepani Voskeriçyan’ın Tanıklığı (D. 1905, Severek)

    Ben Severek’te (Severak, Ermenice Sev: Siyah, kara-averak: harabe anlamında) 1905’te doğmuşum. Sf. 436

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 436) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mıkırtiç Karapetyan’ın Tanıklığı (D. 1910, Tigranakert [Diyarbakır])

    Asıl Tigranakert, Ararat Ovası yönünde bulunan 25 kilometre uzaklıktaki Farğin’dir. Kral Büyük Tigran’ın sarayı ordaymış; ama deprem yüzünden yıkılmış.

    Tigranakert’ten Ağrı Dağı gözükürdü. Oradan Tigris Nehri geçerdi. Biz doğma büyüme Tigranakertliyiz. Ben her şeyi teferruatlı olarak iyi hatırlıyorum. 1915 yılında bizi aniden sürgün ettiler. Ben çok küçüktüm; ama Tigranakert’te ne kadar insan varsa hepsini dışarı çıkardılar. Sf. 431

    Annem son bir kez daha gelip yine bizi öptü ve gitti. Her defasında, yanımıza gelmek, üç küçük çocuğunu görmek, bizleri öpmek için nöbetçiye bir altın veriyormuş. Annem son kez bizi öpmek için yanımıza geldiğinde bir patırtı koptu; meğer silahlı İranlılar gelip o Türk jandarmaları katletmeye başlamışlar; onlar hepimizi de kurtardılar; biz çocukları, annemi ve henüz sırası gelmeyen birkaç yetişkini. Sf. 431

    O dönemde İran Şahı çocuk, büyük ya da küçük bir Ermeni getiren herkese, adam başına bir altın vermeyi vaat ediyormuş. İranlı askerler bizi İran’a götürmek, Şah’ın emrini uygulamak için topladılar; sıraya dizdiler. O sırada kelli felli bir ihtiyar, sakalı dizlerine inen bir adam geldi; adı Şeyh Abdıl Khazır Geylani’ydi. O gelip İranlılara:

    “Bu kadınların içinde terzi yok mu?” diye sordu.

    Usta bir terzi olan annem: “Ben terziyim” dedi.

    Şeyh şöyle konuştu: “Kızım! Bu çocukları nereye götürüyorsun? Gel çadırların arasında dolaş; Der Zor çevresinde yaşayan Arap kadınlara elbise dikersin; onlar da sana buğday ve yiyecek verirler. Sonra İranlı askerlerin komutanına dönüp; “Bunlardan her biri için Şah’tan birer altın alacaktın değil mi? Al!” dedi ve çıkarıp dört altın vererek bizi kurtardı.

    O şeyh bizi çadırlara götürdü ve insanlara şöyle dedi: “Eğer bunların saçının bir teli eksilirse, kafanızı keserim.” Sf. 432

    Annem çok güzel bir kadındı. Bir gün şeyhin erkek kardeşi anneme âşık olmuş. Annem onu reddetmiş. O da demiş ki: Benimle olmaya razı olmazsan çocuklarını öldürürüm.”

    Annem de ona: “Öldürsen de fark etmez; seni istemiyorum” dedi

    O sırada adamın biri gidip şeyhe haber verdi. Şeyh geldi ve şöyle konuştu: “Serseri! Ne istiyorsun? Sen öldüresin diye mi, ben bunlara iyilik yaptım, acıyıp dört altını vererek kurtardım? Evlenecek başka kız yok mu?”

    Tabancasını çekip, tak! Tak! Tak! Gözlerimizin önünde erkek kardeşini öldürdü. Sf. 432

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 431, 432) kitabından birebir alınmıştır.

  • Grigor Ekizyan’ın Tanıklığı (D 1921 Malatya)

    Babam Malatya’ya gitmiş; karısının ve çocuğunun sürgün yollarında öldürüldüğünü duymuş…

    Mecburen yeniden bir Ermeni’yle evlenmiş; yeniden ev bark kurmuş. Ben, Grigor, babamın ilk çocuğuyum; 1921’de doğdum. Sonra, 1925’te diğer erkek kardeşim doğdu. 1929 yılına kadar babamın ailesi o Türk Hüseyin’in altı erkek kardeşiyle çok sıkı ilişkiler içerisindeydi; zira onlar babamın hayatını kurtarmışlardı. Her yıl bize hediye olarak inek, yağ, peynir, karpuz ve daha başka pek çok şey getirirlerdi. Bu Türkler bize pek çok iyilikte bulundular. Babamı o kadar severlerdi ki, keselerle altınlarını saklaması için babama verirlerdi. Ya da, pazara geldiklerinde, alışveriş hesaplarını yapması için babamı da yanlarında götürürlerdi; babama işte o kadar güveniyorlardı.

    1929 yılında, biz Malatya’dan Ermenistan’a göç etmeye karar vermiştik altı kardeşiyle arabamızın önüne çıktı; yerlere yatıp, gitmememiz için rica etti: ama babam onlara: “Hayır, orası benim vatanım; gideceğim” dedi.

    Türk kardeşleri: “Git, Hovhannes; ama pişman olmayasın; ama eğer iyiyse bize yaz; biz de geliriz” dediler.

    İşte böyle Türkler de var. Sf. 427

    Bundan yirmi yıl önce, 1970’lerde, bir mektup geldi. İçinde şöyle yazıyordu; “Benim adı Rıza. Korucuk’lu Hüseyin’in oğluyum. Siz Hovhannes’in oğlu Grigor musunuz? Sizi bulmak istiyorum. Babam Hüseyin, ölmeden önce sizi bulmamı rica etti.” O, bir adam aracılığıyla adresimizi zar zor bulmuş ve o mektubu göndermişti. .

    Öyle ki, Türklerin arasında da iyi insanlar vardır! Babamı 6-7 yıl onlar saklamışlardı; sonra da ilişkiyi kesmemişlerdi..

    Şimdi, Azerbaycanlıların arasında veya Sumgayit’te iyi insanlar yok mudur Vardır! iyi insanlar da vardır!…  Sf. 428

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 427, 428) kitabından birebir alınmıştır.