Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • O gün Paskalya Haftası’nın Büyük Perşembesi olduğunda arkadaşlarımızdan Norayr isminde biri, Konak Komutanı’ndan gece koğuşta ayin yapmak için izin istedi. Büyük Perşembe gecesi tüm hazırlıklarını tamamlamış, papaz giysisi gibi bir cüppe de bulmayı becermiş, zaten çantasında tenekeden birkaç da haç varmış kararlaştırılan saatte ayin başladı. Koğuşta herkes ayaktaydı, komutan da merak etmiş; ilgilendi ve baktı ki ciddi şekilde ayin yapıyor, öteki koğuşlardaki Rumları ve Musevileri de yataklarından kaldırıp, ibadet yerine gelmelerini emretti.

    Koğuş tıka basa dolmuştu. Ayini yöneten Norayr arkadaşımız bu durumu görünce aşka geldi ve Türkçe vaaz patlattı, hem de en can alıcı yerinden: “Ve Kristosumuzu yakaladılar, diri diri çarmıha gerdiler… vb.” Bunları duyan Konak komutanı heyecanlandı ve bunları kimin yaptığını sordu, arkadaşlar da Yahudilerin işi olduğunu masumca söylediler. Komutan bunun üzerine Yahudilerin kalmakta olduğu koğuşa giderek oradakileri ceza olarak odun taşımaya götürdü, gece yarısı ve sabaha kadar da kışın ortasında kan ter içinde bıraktı.

    Ama ne oldu? Pazar günü de, yani Paskalya sabahı konağın avlusunda içtima yaptırdı, malzeme deposu sorumlusu olan Musevi Namer’in şikâyeti üzerine, depodan kaybolan beylik battaniyeler yüzünden hepimize meydan dayağı çektirdi. Sf. 120

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 120) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nihayet, gayrimüslimlerin yüreğini rahatlatacak bir haber yayılmağa başladı: Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, hükümete uyarıda bulunmuş, silahaltında bulunan bilaistisna herkesin “beş düğme altında bulunduğu sürece” (askeri üniforma) kendi evlatları sayılacağını ve ona göre muamele görmelerini istemişti. Umutsuzluğa kapılmış halkın bir kısmı gazetelerden ve radyolardan savaş haberlerini dinlerken sevdiklerinin mukadderatını bu olaylara bağlıyordu. Sf. 119

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 119) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Şöyle ki; o zamana dek, yalnızca eczacı, diş tabibi, tıp hekimi gibi uzmanlıklara sahip bazı gayrimüslim vatandaşlar, yedek subay olabilir, hatta yüzbaşılığa kadar terfi edebilirken, başkaları… Yüksek tahsilli olmalarına karşın, bu haktan mahrum kalırlardı.” Sf.115

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 115) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Dönmeler;

    Biz 20 Sınıf askerlikte Erzurum, Sivas yollarında sürtüp gezerken İsmet Paşa bir “iyilik” de yaptı. O yıllarda ne kadar dönme varsa, onları da getirdi bizim içimize. Bizim çadırlara getirilenlerin çoğu Malatya dolaylarından Ermeni dönmeleriydi. Garabet oğlu Ahmet, Kirkor oğlu Hasan gibi isimleri vardı bu garibanların… Müslüman olmuşlar ya, buraya neden getirildiklerini bir türlü anlayamıyor, şaşırıyorlar. “Ulan, hem Müslümanız hem bu gâvurların içine getirdiler” diye söylenip duruyordu adamlar. Bize de Müslümanlık satmaya kalkıyorlardı.” Sf. 113

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 113) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dört gün, dört gece trenle yolculuk ettikten sonra Malatya’ya vardık. Bu şehirde Türklerden ziyade Kürtler yaşıyordu. Reisicumhur İsmet İnönü Malatyalı idi ve Kürt olduğu söyleniyordu. Sf. 95

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 95) kitabından birebir alınmıştır.

  • Japon Hava Kuvvetleri’nin 7 Aralık 1941 tarihinde Hawai’nin Pearl Harbour limanında demirli bulunan Amerikan Deniz Donanması gemilerine karşı gerçekleştirdiği baskın saldırısından sonra Amerikan yönetimi İtalyan, Alman ve Japon kökenli Amerikalıları toplama kamplarında enterne edecekti. Bunun nedeni de Japon ve Alman kökenli Amerikalıların düşman lehine beşinci kol faaliyetlerinde bulunmalarından endişe edilmesiydi. Amerika’da yaşanan uygulama ile Türkiye’de yaşanan uygulama arasındaki en önemli farklardan biri ise 1988 yılında Başkan Ronald Reagan’ın haksız yere enterne edilen Amerikan vatandaşlarından özür dileyen bir kararı imzalaması ve daha sonra hayatta olan enterne edilmiş kişilere veya varislerine tazminat ödemiş olmasıydı. Sf.82

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 82) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cumhuriyet’in ilanından sonra gayrimüslim erler silahlı eğitim görmemekte, emir eri veya hizmetli olarak subaylara hizmet etmekte, yedek subay adayı gayrimüslim gençler Yedek Subay Okulu’nun mezuniyet imtihanını hiçbir zaman kazanamamaktaydılar. Sf. 81

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 81) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir Britanya istihbarat mensubuna göre Türkiye’deki en iyi Alman ajanları Ermenilerdi. Sf. 77

    İstanbullu bazı Ermenilerin Nazi yanlısı olduklarına dair Amerikan ve Britanya istihbarat kaynaklarını desteklen bir diğer kaynak Emniyet Genel Müdürlüğü arşivi. Sf. 80

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 77 ile 80 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • a) Azınlıkların Ticaret Hayatındaki Etkinliklerini Azaltma; Sf. 67

    1948-49 yıllarında İsrail’e göç eden İstanbullu gazeteci Sabetay Leon, 1956 yılında İsrail’de yayınlanan ve Sefarad Yahudilerine hitap eden El Tiempo gazetesinde yayınladığı anılarında; “nafıa askeri olarak neden Anadolu’ya gönderildikleri” sualine şu cevabı verecekti; Fanatik, ırkçı, totaliter ve diktatör bir siyasi parti olan CHP, Yahudi, Rum ve Ermeni asıllı vatandaşların ticaret hayatına hâkim olmalarına tahammül edemiyordu. Harp şartları altında daha da zenginleşmelerinden de endişe ediyordu. Bu nedenle ekalliyetleri İstanbul’dan koparıp Anadolu’nun içlerine tehcir etmeyi “haklı ve mantıklı” buluyordu. Böyle davranmakla CHP sadece Müslümanların ticaretle meşgul olmalarına imkân vermek istemişti. Azınlıkların savaş şartlarının yarattığı belirsizlikten yararlanıp karaborsa ve spekülasyonlara karışmaları bir gerçekti. Dönemin basınında bu tür haberlere yoğun bir şekilde rastlanmaktaydı. Sf. 68

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 67, 68) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nafıa askerleri 27 Temmuz 1942 günü terhis edildiler. Evlerine geri döndüklerinde silahaltında iken yaptıkları dualarında söz verdikleri adakları yerine getirmeye başladılar. Birçoğu artık Şabat’ın kurallarına uymaya başladı, hayır işlerine yardımda bulundu. Binlercesi de İsrail Devleti kurulduktan sonra İsrail’e göç etti. Sf. 63

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 63) kitabından birebir alınmıştır.

  • Anadolu’nun içlerinde amele taburlarında çalışmak üzere askere alınan bazı azınlıkların ailelerine mahalli Türk mercilerinin yardım parası ödemeye başladıklarını da not etmek lazım. İstanbul’da yaşayan Amerikalıların bana söz ettikleri bir Ermeni ailesi ayda yirmi lira yardım parası alıyor. Ailelerin gelir getiren fertlerinin askere alınmalarının telafisi olarak ödenen bu meblağ, bir Müslüman Türk ailesi için bile nispeten büyük bir meblağdır. Yardım parası alan başka azınlık ailelerinin de mevcut olduğu bilgisi bu büroya ulaşmıştır. Sf. 60

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 60) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gayrimüslim askerlerin maruz kaldıkları davranışlar hakkındaki raporlar muhtelif. Çoğunun meşakkatlerle karşılaştıkları şüphesiz zira bazıları çeşitli sebeplerden dolayı daha önce hiç askerlik yapmamıştı, aralarından çoğu da alelade Türk askeri için tabii olan zor hayata alışık değildi. Şehrin nispeten rahat hayatından gelenler arasından birçoğu hastalandı ve bazısı köyden gelmiş, Türk askeri için son derece tabiî olan hayat şartlarından dolayı vefat etti.

    Sıtma en zor güçlüktü. Mamafih azınlıklara karşı davranışların en azından âlelâde Müslüman Türk askerine davranıldığı kadar iyi olduğu anlaşılmakta. Psikolojik olarak tabii ki durumları tatsız zira bu Ermeni, Rum, Yahudi, Rus ve diğer askerler sadece amele taburlarında çalıştırılmakta, hiçbir şekilde kendilerine silah verilmemekte ve görünüşte İstanbul ve çevresindeki bölgede mevcut olabilecek beşinci kol tehditlerini bertaraf etmek için içerlerde tutulmakta. Sf. 60

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 60) kitabından birebir alınmıştır.

  • Amerikan Büyükelçiliği’nin 30 Eylül 1941 tarihli ve “mahrem ibareli bir raporu nafıa askerlerinin askere almış nedenleri ve bu karârın etkileri konusunda oldukça önemli bilgiler vermekte:

    “10 Nisan 1941 tarihinde yayınlanan resmî seferberlik ilanını takiben İstanbul Vilayetinde ikamet eden (İstanbul vilâyeti ve çevresindeki kasaba ve köyler) yirmi kur’a gayrimüslimler silahaltına alındılar, askerî veya yarı askerî inşaatlarda çalıştırılmak üzere Anadolu’nun muhtelif yerlerine sevk edildiler. Bu hususi seferberlik emriyle askere alınanların sayısı her ne kadar açıklanmadıysa da güvenilir bir tahmin bu rakamın 30.000 civarında olduğunu göstermekte.” Sf. 58

    “1937-1938 nüfus sayımına göre Türkiye’de 818.000 gayrimüslim mevcuttu. Tamamına yakın bir kısmı İstanbul’da ikamet etmekteydi. Bu rakamın 145.000’i erkek idi. 145.000 gayrimüslim erkek nüfusundan yabancı uyruklu olan yaklaşık 25.000 kişi düşülürse Türk vatandaşı toplam gayrimüslim erkek nüfusu 120.000’e inmekte. Toplam nüfusun yaklaşık % 26’sı 25 ila 45 yaş arasındaki grupta yer almakta. 120 000 in % 26’sı alındığı takdirde 31.200 rakamına ulaşılmakta. Bu da muhtemelen bir ila iki binlik bir hata payıyla seferberlik emriyle askere alınan gayrimüslim erkek sayısıdır.” Sf. 58

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 58) kitabından birebir alınmıştır.

  • Haziran ayının sonu veya Temmuz ayının ortasına kadar silahaltında bulunan askerleri yakınlarının ziyaret etmelerine ve fotoğraflarını çekmelerine kesinlikle izin verilmedi. Bu tarihten sonra askerler iklim ve çevre koşulları açısından daha iyi şartlara haiz başka kamplara nakledildiler. Sf. 54

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 54) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nafıa askerlerinin sevk edildikleri illerden biri Yozgat’tı. Yozgatlı gazeteci ve şair Abbas Sayar (1923-1999) nafıa askerlerinin Yozgat’a gelişlerine 19 yaşında tanık olmuştu. Sayar 1989 yılında hatıralarını tefrika olarak Yozgat gazetesinde yayınladı: Sf.55

    “Evet, 1941 yılı, Mayıs, Haziran haftası… On bine yakın Ermeni, Rum, Yahudi. Yozgat’ta iğne düşürsen yere düşmez…” Sf. 56

    “Yozgat on küsurlardan yirmi binlere çıktı. Herkes kendi şaşkınlığına düştü. O duyulmayan para birden her tarafı kapladı. Adam bir lira veriyor, altı kuruşluk kartpostalı alıyor, ötesini kartı getiren çocuğa veriyordu. Gerçek şu: Bizim de ilk kez elimiz para gördü.” Sf. 57

    Yozgat farkında olmadan bir büyük komedya yaşadı. Adamlar hemen bir futbol sahası yaptılar. Kaşla göz arası… Direkleri diktiler, çizgileri çizdiler. Abdullah’ın Bostanı büyük bir şenlik gördü.

    “Bizim asıl şenliğimiz Askerlik Şube ötesindeki oluştaydı.”

    “Adamlar bir iki gün içinde şube gerisi üç beş çamlı bahçeyi “şehrayin” ettiler. Yüzlerce ampul çamlara, ağaçlara asıldı. Sahne yaptılar. Yirmi dakika alafranga, yirmi dakika alaturka. Meşhur udî Yorgi’yi hiç unutamam.” Sf. 57

    “Bu mutluluğumuz uzun sürmedi. Yozgatlı isyan etti. Fiyatların artmasından dolayı Ankara’yı ayağa kaldırdılar. Ve sanırım göçmenler Afyon yöresine gönderildiler.” Sf. 58

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 55 ile 58 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ünlü tekstil sanayicisi Vitali Hakko’ya göre “aynı kaderi paylaşma” olgusu kendilerini “aristokrat” olarak gören zengin Yahudilerin fakir soydaşlarına daha sevecen bakmalarına sebep olacaktı. Sf. 54

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 54) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gayrimüslim erkeklerin nafıa askerleri olarak silahaltına alınmalarından yaklaşık bir yıl sonra Millî Müdafaa Vekâlet’inin 27 Şubat ve 7 Mart 1942 tarihli teklifleri üzerine İcra Vekilleri Heyeti 18 Mart 1942 tarihinde yaş sınırını genişletecek, “şimdiye kadar ihtiyat olarak hizmete alınmamış bulunan her doğumdan gayrimüslimlerin silahaltına celpleri” ne karar verecekti. Sf. 47

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hükümet silahaltına celp edilen askerlerin geride bıraktıkları ailelere maddi yardımda bulunacaktı. Bunun için de sinema ve tiyatro biletleri bedellerine, nakil vasıtaları ücretlerine bir miktar zam yapılacak ve bu zam yardım olarak ailelere dağıtılacaktı. Belediye’ler de aynı maksatla belediye resmî ve tarifelerine zam yapacaklardı. Sf. 46

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 46) kitabından birebir alınmıştır.

  • 24 ila 39 yaş arasındakiler silah altına çağrılmalarına rağmen yeni doğan çocukların nüfus idarelerine geç kaydedilmeleri olağan olduğundan gerçekte celp edilenlerin yaş aralığı 20 ilâ 60 arasıydı. Sf. 45

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 45) kitabından birebir alınmıştır.

  • Azınlıkların ortak hafızalarında yer eden çok yaygın bir söylenti, hükümetin silahaltına alınan gayrimüslim erkekleri katletmeyi tasarladığı, dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın bu tasarıdan haberi olduğunda azınlıkları Millî Müdafaa Vekâleti emrine aldırarak canlarını kurtardığı kanaatiydi. Bu kanaatten ötürü azınlıklar Mareşal Çakmak’ı minnetle anacaklardı. Bu söylentinin ortaya çıkmasındaki neden nafıa askerlerinin hemen hemen tamamının yol ve inşaat işlerinde çalışır ve çukurlar kazarken onlara nezaret eden çavuş ve onbaşıların “bu çukurlar mezarlarınız olacak!” şeklinde haykırmalarıydı. Sf.14

    Eptalofos, Haziran 1998 Bu inancın kuşaktan kuşağa devredildiği de görüldü. O dönemi yaşamamış, ancak tanıklardan dinlemiş olan gazeteci Mihail Vasiliadis de Mareşal Fevzi Çakmak’ın “ihtiyat olarak silahaltına alınan Rum vatandaşları bizzat kendilerini kazdırılan çukurlara gömülmekten veya sabun olmaktan” kurtardığını yazdı ve “Cenâb-ı hak, aziz ruhunu şad eylesin” dileğinde bulundu. (Eptalofos, Eylül 1997, s. 8). Yayınlanmamış bir tiyatro eserinde Mareşal Fevzi Çakmak Yahudileri kurtaran şahsiyet olarak resmedildi. Kaynak: Nissim Mordekhai Ben Ezra, Sf.14

    Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 14) kitabından birebir alınmıştır.