Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • III. Dil Kurultayı 24 Ağustos 1936’da “Önder Kamâl Atatürk’ün yüksek patronajı altında ve kendi yüce huzurlarıyla” açıldı. 1936 yılında Edirne Milletvekili Mehmet Şeref Aykut tarafından yayımlanan, üst başlığı ‘Kamâlizm’, alt başlığı ‘CHP Partisi Programının İzahı’ olan kitabın önsözü şöyleydi:

    “Türk devrimini son asırların değişikliklerini hazırlayan fikirlerle ve daha sonraları yürüyen göğdelen Rasyonel, Sosyolojik, Marksist, Faşist rejim ideolojileri ile izaha çalışmak da fazla iş olur. Kamâlizm bunların üstünde yalnız yaşamak dinini aşılayan ve bütün prensiplerini ekonomik temeller üzerine kuran bir dindir. Ötekilerinde uluslara ve insanlığa zorla ve ağır basarak sarkan ve seken yerler pek çoktur. Kamâlizm, inana damga vurarak kalkınmış değildir İnanı gönülleri kazanarak yaratmış ve yükselttiği için yükselmiştir. Amaçladığı gaye de ulusun kalkınma davasıdır. Bunu yürüten de hiç şaşmıyan ve şaşırtmıyan say duyduk selim akıldır.” Sf. 257, 258

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 257, 258) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2014); Dinler, birer resmi ideoloji, resmi ideolojiler de bir din gibidir.

  • Ancak Ocak 1932-Ocak 1935 tarihleri arasında, aylık olarak yayımlanan Kadro dergisinin, çoğu sosyalist eğilimli düzenli yazarları (Şevket Süreyya, Vedat Nedim, Burhan Asaf, İsmail Hüsrev, Yakup Kadri ve Mehmet Şevki), bir doktrinden söz etmekle birlikte bunu Kemalizm olarak adlandırmakta çok gönülsüz davranmış, sadece Falih Rıfkı misafir olarak yazdığı birkaç yazıda bu terimi kullanmıştı. Diğer yazarlar daha çok ‘Türk İnkılâbı’ demeyi tercih etmişlerdi.,

    1932’de açılan Halkevlerinin yayın organı olarak 1933’te çıkarılmaya başlanan Ülkü dergisi, Recep (Peker)’in öncülüğündeki kadrosuyla, Kemalizm’in teorisyenliğine girişti. 1934 yılında İçişleri Bakanlığı tarafından, Türk kültürü ve Türkiye Cumhuriyeti’ni dış ülkelere tanıtma amacıyla çıkarılan üç dilli (Almanca, Fransızca, İngilizce) La Turquie Kemaliste dergisi, bu çalışmaların ürünüydü. Sf. 255

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 255) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu amaçla, 1 Ağustos 1935’te, TTK (Türk Tarih Kurumu) üyeleri Hasan Ferit Çambel, Afet İnan ve Şevket Aziz Kansu, Süleymaniye Külliyesine gittiler ve Mimar Sinan’ın mezarını kazmaya başladılar. Bir iki metre sonra iskelete ulaşıldı. Antropoloji Profesörü Kansu, Sinan’ın kafatasının 89-90 ölçülerinde yani ‘Hiper-Brakisefal’ olduğunu tespit etti. Çıkan sonuç memnuniyetle karşılandı. Yani, Mimar Sinan Ermeni veya Rum değildi, Türk’tü! Ölçümden sonra, Sinan’ın kafatası Antropoloji Müzesinde muhafaza edilmek üzere alıkondu ve mezar kapatıldı.

    Kazıyı gerçekleştiren heyet, heyecanla, o sırada İstanbul’da, Florya Köşkü’nde kalan Atatürk’e koştu. Akşam yemeği, bu heyecanlı kazı üzerine sohbetlerle geçti. Atatürk, bir kâğıt aldı ve üzerine şunu yazdı:

    “Türk Tarih Kurumu’na Sinan’ın heykelini yapınız. Gazi Mustafa Kemal.”

    Sinan’ın ilk heykeli ancak 1956’da, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesinin bahçesine dikildi. Peki, Sinan’ın kafatası şu anda nerede? Daha önce de belirtildiği gibi Antropoloji Müzesi’ne kaldırıldı. Peki, Antropoloji Müzesi nerede? Böyle bir müze hiç olmadı ki… Sf. 253

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 253) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mazhar Osman Usman, 1939’da verdiği bir konferansta; “Birçok cepheden yapıya muhtaç vatanı da soyu bozuklarla doldurmak, darülacezeler, bimarhâne ve hapishaneler için nesil yetiştirmek de hiç şayan-ı temenni (arzu edilmeye değer) değildir. Onun için sağlamları çoğaltmağa teşvik ve mecbur etmeliyiz, çürüklere de sen yetersin, senden nesle lüzum yok demeliyiz” diyordu. Sf. 252

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 252) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1934 Haziranında çıkarılan İskân Kanunu’yla Türkiye, ‘soy’, ‘hars’ gibi terimler kullanılarak üç bölgeye ayrıldı. Kanunun diliyle

    “1 numaralı mıntıkalar: Türk kültürlü nüfusun tekâsüfü (yoğunlaşması) istenilen yerlerdir.

     2 numaralı mıntıkalar: Türk kültürüne temsili (asimilasyonu) istenilen nüfusun nakil ve iskânına (taşınma ve yerleşmesine) ayrılan yerlerdir.

    3 numaralı mıntıkalar: Yer, sıhhat, iktisat, kültür, siyaset, askerlik ve inzibat sebepleri ile boşaltılması istenilen ve iskân ve ikamete yasak edilen yerlerdir.”

    Böylece, 1924 Anayasası’nın 88. Maddesi’ndeki “Türk ıtlak olunur (Türk adlandırılır)” ifadesinde neyin kastedildiği bir kez daha anlaşılmıştı.

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 249) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Brakisefal Türk ırkının yaratımı olan kültür nasıl modern dünya uygarlığına kaynaklık etmişse, Avrupa’dan Afrika’ya hatta Amerika’ya kadar tüm kültür dilleri de kök dil olarak Türkçeden türemiştir!” diyen, Güneş Dil Teorisi’nin formüle edildiği 1936’da Afet İnan; “Türklerin brakisefal Alpin ırkının mükemmel temsilcileri olduğunu göstermek üzere” İsviçreli Antropolog Pittard’ın nezaretinde yaptığı doktora çalışması sırasında, Atatürk’ün emriyle tam 64 bin kişiyi antropometrik ölçümlere tabi tuttu. Bu dev ‘ırkçı’ çalışma (ki Nazi Almanya’sında bile böylesi yapılmamıştı), Başbakanlık, Milli Güvenlik Bakanlığı, Sıhhat Bakanlığı ve Eğitim Bakanlığı’nın her türlü desteğiyle yürütülmüş, ölçümler sivil ve askeri doktorlar, sıhhiye memurları, beden eğitimi öğretmenlerince yapılmış, askerler gönüllü denek olarak Afet İnan’ın emrine sunulmuştu. Sf. 250

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 250) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kongre’de dönemin Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip’in sunduğu, Orta Asya’da iç deniz olduğu ve bunun sonradan kuruduğu konulu tebliğini eleştiren Zeki Velidî Togan Türkiye’den kaçmak zorunda kalırken, Fuad Köprülü ise, hem Reşit Galip tarafından hem de onun kışkırttığı üniversite öğrencileri tarafından tehdit edildi ve uzun yıllar ikinci plana itildi. Sf. 248

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 248) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kongrede bu ‘üstün Türk ırkı’ Reşit Galip tarafından şöyle tanımlandı: “Uzun boylu, beyaz simalı, düz veya kemerli ince burunlu, muntazam dudaklı, çok kere mavi gözlü ve göz kapakları çekik olarak değil ufkî açılan ‘Alpin ırkı’ (…) A grubu kan gibi uzvî (organik) özelliklere; medeniyet, kahramanlık, sanat yeteneği gibi İçtimaî (sosyal) özellikleriyle tanınır.”

    Kongreye sarışın bir köylü karı-koca ile yavrularını Türk ırkının örnekleri olarak sunan Antropolog Prof. Şevket Aziz (Kansu), Gazi’ye dönüp kendisini bu ‘mütekâmil’ (gelişmiş) ırkın önderi olarak selamlamış ve büyük alkış toplamıştı. Sf. 248, 249

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 248, 249) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1927’den beri kademeli olarak devam eden Ağrı İsyanı’nın kanlı biçimde bastırıldığı dönemin Adliye Vekili Mahmut Esat (Bozkurt)’un 1 Eylül 1930’da Akşam gazetesinde boy gösteren şu ifadeleri, Osmanlı’nın ‘Türkler’ için yaptığı tanımların adeta bir kopyasıydı: “[Kürtler] Hayatlarında acımanın manasını öğrenmemişlerdir. Hunhar, atılgan, vahşi ve yırtıcıdırlar. Çok alçaktırlar. Yakaladıkları takdirde sizi bir kurşunla öldürmezler. Gözünüzü oyarlar, burnunuzu keserler, tırnaklarınızı sökerler ve öyle öldürürler! (…) Kadınları da kendileri gibi imiş…”

    Mahmut Esat Bey’in en çok bilinen vecizesi ise 18 Eylül 1930’da Ödemiş Yaylası’nda irat ettiği; “Benim fikrim, kanaatim şudur ki, bu memleketin kendisi Türk’tür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmak, köle olmaktır” nutku olacaktı. Sf. 247

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 247) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir süredir Joseph A.C. de Gobineau ve Eugene Pittard gibi ırkçı düşünürlerin eserlerini büyük bir dikkatle incelediği bilinen Mustafa Kemal’in direktifleri doğrultusunda 1925’te kurulan Türk Antropoloji Tetkikat Merkezi’nin ilk işleri arasında. “Karacaahmet Mezarlığı’ndan toplanan kafataslarının ölçümü” ile “Türk. Ermeni, Rum ve Musevi gibi farklı ırki kökenlere sahip çocuklar üzerine” karşılaştırmalı araştırmalar yapmak vardı. Sf. 246 

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 246) kitabından birebir alınmıştır.

  • Muhtemelen bu dışlamaya bir tepki olan Şeyh Said isyanının bastırılmasından sonra Başvekil İsmet Paşa, 27 Nisan 1925 tarihli Vakit gazetesine verdiği beyanatında, rejimin ırkçılıkta ısrarlı olacağını ilan ediyordu: “Milliyet tek birleştiricimizdir. Diğer unsurlar Türk çoğunluğu karşısında etkileme gücüne sahip değildir. Vazifemiz Türk vatanı içinde bulunanları derhal Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız nitelikler, her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır…” Sf. 246

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 246) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı kaynaklarına göre dağdaki direniş Werfel’in dediği gibi kırk gün değil, elli üç gün sürmüştür. Direnişe beş bin kişi değil, direnişin lideri Papaz Dikran Andreassianın sayımına göre 4.200 kişi katılmıştır. Bu sayısal farklara rağmen romanda anlatılanlar, esas olarak sözlü ve yazılı tarih anlatılarıyla uyumludur.

    Bilinen odur ki, Misis Dağı üzerindeki Kessap ile Musa Dağ eteklerindeki Bityas, Habibli, Yoğunoluk, Hıdır Bey ve Kabbusiye köylerinde yaşayan Ermeniler tehcir emrini duyunca, yatak, yorgan, tavuk, tahıl ne varsa yüklenip, 21 Temmuz 1915 günü Musa Dağa sığınmışlardı. Ancak, Osmanlı imparatorluğunun 41. Fırka’dan iki alay ve bir dağ topçu takımını bölgeye sevk etmesiyle birlikte işler tersine dönecek, erzakları tükenen Musa Dağ direnişçileri bölgeyi terk etmek zorunda kalacaklardı. Yıllar sonra ortaya çıkan belgelere göre, 12 Eylül 1915 günü, 4.088 Musa Dağlıyı bölgeden Fransız gemileri uzaklaştırmıştı. Mülteciler önce Kıbrıs’ın Limasol limanına getirilmek istenmişler, ancak Kıbrıslı Türkler ve Rumlar, Ermenilerin bölgeye yerleştirilmesine şiddetle karşı çıkınca, Mısır’ın Port Said limanına götürülmüşlerdi. Ancak burada da gemiden çıkış izni alamamışlardı, çünkü Mısır’daki Britanya Siyasi Komiseri “Niçin Fransız sömürgeleri değil de İngiliz sömürgeleri? Ermenileri başka yere yerleştirsinler” demişti. Uzun pazarlıklardan sonra gemidekiler liman civarındaki bir askerî tesise geçici’ kaydıyla indirildiler, ancak kampın 360 bin franka yaklaşan masraflarım ödemek istemeyen İngilizler, Fransızlara bir an önce Ermenilerin ülkeden çıkarılmasını kesin dille tebliğ ettiler. Sf. 242

    1916 yılının son aylarında beş yüz kadar genç Kıbrıs’ta, Magusa’nın (bugün Gazi Magosa) kuzeyindeki Monarga’da (bugün Boğaztepe) kurulan Ermeni Lejyonuna katıldı. Başka katılımlarla büyüyen lejyon, Fransızlarla birlikte Kilikya’ya (Adana havalisi) çıktı ve bazı intikam saldırılarında yer aldı. Ancak yine Fransızlar tarafından 28 Nisan 1919’da Mersin de silahlarını teslim etmeye zorlanan lejyon, Fransa ile Türkiye arasında 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması ile de tamamen kapatıldı. Sf. 243

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 242, 243) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1933 yılında Fransa ve ABD ile ciddi bir siyasi kriz patlak vermişti. Krizin nedeni, Prag doğumlu Yahudi entelektüeli Franz Werfel’in (1890-1945) orijinal adıyla Die Vierzig Tage des Musa Dagh (Musa Dağ’da Kırk Gün) adlı romanının filme çekilmesi ihtimaliydi. Romanda, İttihat ve Terakki yönetiminin ‘devlete ihanet’le suçladığı Ermeni tebaasını Suriye’nin Der Zor çöllerine tehciri sırasında, Antakya yakınlarındaki Musa Dağ’a sığınan yedi Ermeni köyünün yaklaşık beş bin kişilik ahalisinin, kırk gün boyunca Osmanlı güçlerine karşı direnişi anlatılıyordu. Sf. 237

    Son darbeyi 1936’da Türkiye’nin ricası üzerine Fransa vurdu. O sırada Britanya ile birlikte, Hitler-Mussolini hattına karşı Türkiye’yi yanına çekmeye çalışan Fransa, eğer film çekilirse tüm MGM filmlerine yasak koyacağı tehdidini savurdu. Bunun üzerine MGM’nin Başkanı J. Robert Rubin havluyu attı ve “Musa Dağ’da 40 Gün’ün filmcilik açısından muhteşem olanaklar sağlamasına rağmen” bir başka stüdyo tarafından çekilmesine razı olacağını açıkladı. Ardından şirketin diğer yöneticilerinin açıklamaları geldi. Böylece hem sinema dünyasının devlerinden MGM, hem de ABD’nin ünlü özgürlükler ilkesi, T.C. Devleti tarafından yenilgiye uğratılmış oldu. Sf. 241

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 237 ile 241 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yunanistan ve Türkiye, 1930’dan beri ikinci baharlarını yaşıyorlardı. 1933’te Venizelos, Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermişti. 1934’te iki ülke Balkan Antantı’nı imzalamıştı. Sf. 241

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 241) kitabından birebir alınmıştır.

  • Askerlik Vazifesi kitabını incelemiş olan tarihçi Hasan Ünder’e göre kitabın önemlice bir bölümü, Goltz Paşa’nın 1884’te II. Abdülhamid tarafından Millet-i Müsellaha adıyla Osmanlıcaya çevrilen Das Volk in Waffen adlı kitabından adeta kopya edilmişti. Ünder, kopya paragrafları sayfa sayfa tespit etmişti. Aslında bu normaldi; çünkü “kitapla bizzat alakadar olan” Mustafa Kemal, Selanik’te kıdemli kolağası (yüzbaşı) iken Goltz Paşa ile bizzat tanışmış, hatta ikili Mustafa Kemal’in yaptığı plan uyarınca Vardar Nehri civarında düzenlenen bir manevraya birlikte katılmıştı. Mustafa Kemal Zabit ve Kumandan ile Hasbıhal (1914) adlı risalesinde, Goltz Paşa’dan “Millet-i Müsellaha müellifi” (ordu-millet yazarı) ve “büyük âlim, filozof’ olarak söz etmişti. Ancak, ortada normal olmayan bir şey vardı: Afet Hanım, Askerlik Vazifesi kitabını yazarken yararlandığı kaynakları sayarken Goltz’un kitabından hiç söz etmemişti. Sf. 235, 236

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 225, 266) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sevan Nişanyan’ın tespitine göre, Atatürk yaşarken adı şehirlere verilen ve heykeli dikilen 20. yüzyılın ikinci siyasi lideridir. Diğeri Stalin’dir. Sf. 228

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 228) kitabından birebir alınmıştır.

  • Askerlikle ilgili kavramların genç zihinlere nakşedilmesinde, 1931’de ’Afet’ imzasıyla yayımlanan Askerlik Vazifesi adlı broşürün büyük rolü olmuştu. Mustafa Kemal kitapla ilgili olarak Başvekil İsmet Bey’e yazdığı mektupta “yazılırken ve yazıldıktan sonra bizzat alakadar oldum” demişti.

    İsmet Bey ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’nın onayıyla kamuoyuna takdim edilen kitap, II. Abdülhamid döneminin son yıllarına damgasını vuran Alman generali Goltz Paşa’nın, tüm ülkeyi bir ordugâh olarak gören, ordunun millete değil, milletin orduya hizmet etmesini esas alan ’millet-i müsellaha’ (ordu-millet) doktrini esasına göre hazırlanmıştı. Sf. 225

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 225) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fevzi Paşa’nın onayını almadan hiç bir yatırım yapılamaz olmuştu. Örneğin İktisat Vekili Celal Bayar, 1936’da, demir çelik tesislerinin Karadeniz Ereğlisi’nde kurulmasını ekonomik açıdan rasyonel bulurken, Müşir Paşa “Orasını savunmak zordur” diyerek, tesisin hiç uygun olmayan Karabük’e kurulmasına neden olmuştu. Doğu vilayetlerine yol yapılmasını, sanayi tesisi kurulmasını, okullar açılmasını ‘Kürtlük akımlarını teşvik eder’ diye yıllarca engellemişti. Sf. 224

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 224) kitabından birebir alınmıştır.

  • Soyadı Kanunu çıktığında bizzat Atatürk tarafından kendisine Türker soyadı verildi.

    Türker dönemi başlıyor

    Cumhuriyet tarihinin en ırkçı, en faşizan yılı olan 1935’te TBMM’ye giren Berç Türker, Meclis’in en çok konuşan milletvekillerindendi. Üstelik çok uzun konuşurdu. Öyle ki, çoğu zaman konuşmasını bitirmek için milletvekillerinin ‘yeterlilik’ önergesi vermesi gerekirdi. Konuşmalarını dinleyen biri, karşısında gerçek bir Atatürk hayranı, inanmış bir ‘Türk milliyetçisi’ görürdü.                   

    Örneğin 1935’teki bir konuşmasında, Türk çocuklarının Robert Kolej’lere, Frer mekteplerine gönderilmesini eleştiriyor, hükümetten kaliteli Türk okulları yapmasını istiyordu. 1936’daki bir konuşmasında, Çanakkale şehitleri için anıt mezar yapılmasını öneriyordu. 1937’deki bir konuşmasında, kız ve erkek çocuklarının ayrı okullarda eğitim görmesinin daha doğru olacağını söylüyor. Sf. 220

    1938-1939’da, Arap çoğunluğun yaşadığı Sancak’ın Hatay adıyla Türkiye’ye ilhakı sırasında, Hataylı Ermenilere şöyle sesleniyordu: “Nasıl ki Çarlık Rusya’sı Osmanlı Ermenilerini iğfal etmiş ve mahvetmişti, şimdi de Fransız hükümeti sizi iğfal etmeye çalışıyor, Sakın bu tuzağa düşmeyin, kahraman Türk ordusu sizi      gelip kurtardığında ona sıkıca sarılın.” Türker sözlerini şöyle bitirmişti: “Türkün sesi Türkün topunun ağzından gelecektir. Sonra diplomatik vasıta ile teati edilen notalar Türkün kılıcı ile imza olacaktır!” Sf. 220, 2211

    1940’ta savaş dolayısıyla halkın kemer sıkması için çıkarılan Milli Koruma Kanunu’nu öven Berç Keresteciyan’ın, 1942’de gayrimüslim burjuvazinin belini kıran Varlık Vergisi Kanunu çıkarken ağzını açmaması dikkat çekiciydi. Son kez 1946 seçimlerinde Meclis’e giren Berç Türker’in milletvekilliği 1949’da ölümüyle sona erdiğinde, Keresteciyan’lıktan Türker’liğe uzanan zorlu yolculuk sona erecekti. Sf. 221

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 220, 221) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1930’un acı tecrübelerinden ders almış olan gayrimüslimler, 1935’teki genel seçimlerin arifesinde cemaat sorunlarından hiç söz etmemişler, ağız birliği etmiş gibi Türk kimliğine ve CHP’ye bağlılıklarını açıklamışlardı. Bu tavrın ödülünü de aldılar. Bizzat Atatürk tarafından hazırlanan CHP listesinin dışında yine bizzat Atatürk’ün hazırladığı ‘Müstakiller’ listesindeki 43 aday arasında 12 gayrimüslim vardı. Anlaşılan bu kişilerin ‘kutsal’ CHP listelerini lekelemeleri istenmemişti. Müstakillerden 13’ü seçilmeyi başardı. Sf. 217

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 217) kitabından birebir alınmıştır.