Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • 1936 yılında yapılan bu çalışmanın kapağının sol üst tarafında, “T.C. Dâhiliye Vekâleti, Jandarma Umum Kumandanlığı, III. Ş, 1 Ks, Sayı 55058” yazıları yer almaktadır. Bu yazıların biraz alt tarafına rastlayan kısımda ise “Gizli ve zata mahsustur” ortalarda bir yerde ise büyük harflerle “DERSİM” yazısı bulunmaktadır. Ancak böylesi bir belgeye “Gizli” kaydı konmakla da yetinilmemiş ve yalnızca belirli kişilere gönderilmek üzere çok az sayıda basılmış; bu durum kitabın kapağının sağ alt köşesinde de belirtilmiştir: “Kayıt altında yüz tane basılmıştır.” Sf. 471

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 471) kitabından birebir alınmıştır.

  • Birçok yerde sürdürülen askeri harekât Mutki bölgesinde yaşayan Baban aşireti üzerine de yöneldi. Baban aşiretinden isyana katılan herkesin yok edilmesine karar verilirken, 2. Tümen Komutanlığı 5 Temmuz 1927 tarihinde şu emri yayınladı:

    Tedip (terbiye etme, edeplendirme) harekâtı, verilen emir ve plan dâhilinde yapılacaktır. Tedibat sırasında şu hususlar göz önünde bulundurulacaktır:

    a. Askere silah atanlar bu işi köyce yapmışlarsa, bunların köyleri yakılır ve hayvanları müsadere edilir.

    b. Bunlar, köyden bir kısım halk ise bu işlem yalnız bunlara uygulanır ve diğerlerine çok iyi muamele edilir.

    c. Askeri kuvvet karşısında silahlı olarak çekilen ve kaçanlar takip edilir,, yakalanır ve yok edilir. Sf. 443

    d. Bunları koruyanlar ve gizleyenler yakalanarak Harp Divanı’na yollanır ve evraklar Tümen’e gönderilir.

    Kıtalar, bu tedip harekâtı dışında silah aramak, hükümetçe istenilen kişileri yakalamak, dağlı köylülerin ovaya nakli gibi hususlarla meşgul olmaz. Bu işleri, uygun gördüğü zamanda sivil idareler kendi jandarmaları ile yaparlar.” Sf. 444

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 443, 444) kitabından birebir alınmıştır.

  • Said’den sonra sorguları yapılan öteki sanıkların hemen tümü, ayrıntılar hariç, benzer sözlerle isyanın planlı olmadığını, dine karşı girişilen kısıtlamalar ve medreselerin kapatılmasına tepki olarak doğduğunu söylediler. Sf. 422          

    Örneğin hareketin önde gelenlerinden Hanili Salih Bey, isyanın planlama değil, üzüntü sonucu birdenbire doğduğunu söylüyordu. Salih Bey, Kürtlük dâhil, hiçbir siyası akımdan haberli olmadığını, din uğruna tepkilere katıldığını fakat tepkinin genel isyana dönüşebileceğini hesaplayamadığını söylüyordu. Salih Bey, olaydan bir ay önce Şeyh Said’i evine davet ettiğini, bu davetin eski bir dostluktan kaynaklandığını ancak siyasi bir konunun konuşulmadığını daha sonra da savaşa katılmadığını belirterek beraatını istiyordu. Sf. 422, 423

    Şeyh Abdullah, “benim katkımla yakalandı” dediği kayınbabasından sonra ikinci sıradaki kişi olarak 47 idam mahkûmu arasında yer alıyordu. Sf. 423

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 422, 423) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Şeyh Sait); -Yusuf Ziya’yı tanırım. Benim köyüme geldi. Orada meseleyi açtı. ‘Bir Kürdistan kurmak üzereyiz’ dedi. Muhaldir (hayal ürünüdür) dedim. Fikrim bunu kabul edemiyordu.” Sf. 421

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 421) kitabından birebir alınmıştır.

  • – Türklerle neden ilişki kurmuyordunuz?

    – Eğil, Ergani taraflarında Türkleri de davet ettim. Dinimize çalışalım dedim.

    – Sizinle beraber isyan ettiler mi?   

    – Tutan tutuyor, tutmayan tutmuyordu.

    – Ergani’de kimler vardı?

    – Şevket Efendi, Hamit Ağa ve Hacı Hüsnü Efendi vardı.

    – Bunlar Türk mü, Kürt mü?

    – Türk’türler, onlar da katıldılar.  Sf. 421

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 421) kitabından birebir alınmıştır.

  • – Buyurdunuz ki imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. Bunun şartı yok mu? 

    – Şartını bilmiyorum. Şer’an vaciptir deniliyor.

    – Bu halin imamdan kaynaklanmasına bir Müslüman isyan eder mi?

    – Benim niyetim böyle değildi. Şeriye şartlarını uygulamazsa dedim.

    – Demek ki siz, şeriattan sapma olduğu için kıyam etimiz. Amacınız ne idi?

    -Kitap, kıyam vaciptir diyor. Kitap; cinayet, zina, müskirat durumları yasaklıyor. Hepimiz Müslümanız. Türk, Kürt ayrımı yoktu. Sf. 414

    – İsyanı tek başınıza başlattığınıza inanmıyorum. Herhalde sizi teşvik edenler vardır.

    Ne içerden, ne de dışardan teşvik eden yoktur. Hariçten dediğim yabancılardır.

    – Demek ki ayaklanma ve isyanı yalnız zat-ı âliniz düşündü.

    -Evet, benim fikrimde vardı. Bilim adamlarını, düşünce sahiplerini göreyim dedim. Din kalkmış, maneviyat unutulmuştu. Bunları isteyelim dedim. Öyle ümit ediyorduk.  Sf. 417

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 417) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yargıç soru sorarken olağanüstü ya da “Şeyh Efendi” diye hitap ediyor, onu saygın yere koyuyordu.

    Yargıçla Şeyh Said arasında geçen diyalogu, tutanakların açıklanan kısmından özetleyerek sunulmaktadır:

    – İsyan hareketini nasıl düşündünüz? Size ilham mı geldi?

    -Hâşâ, ilham gelmedi. Kitaplarda gördüm ki, imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. Hükümete şeriat sorununu anlatmak istedik. Hiç olmazsa bir kısmının uygulanmasını isteyecektik. Allahu Teâlâ’nın kaderi beni bu işe düşürdü. İçine bir düştüm, bir daha çıkamadım. Sf. 414

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 414) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kalabalık isyancı grubuna ilişkin iddianame kısaydı. Siyasi içerikten uzak, “kriminal bir suçlama” niteliğindeydi. Sf. 413

    İddianamede, bütün dünyanın bildiği bir isyanın çıktığı anlatılıyor ama nedeni açıklanmıyordu. İsyanın iç ve dış kışkırtmalar sonucu meydana geldiği de anlatılıyordu. İddianamenin sonunda isyanın amacı “din siperi altında irticai bir bölücülük hareketi” olarak tanımlanıyordu. Sf. 414

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 413, 414) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şeyh Said bile, Binbaşı Kasım’ın teslime ikna için “Bana namus sözü verdiler; idam edilmeyeceksin” sözlerini, mahkeme heyeti üyelerinin dost ziyaretlerinde de dinleye dinleye idam edilmeyeceğine inanmaya başlıyordu. Verilen namus sözüne göre Şeyh, mahkemeden sonra birkaç ay Edirne’de sürgün yaşayacak, ardından halkının arasına, köyüne dönebilecekti. Sf. 413

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 413) kitabından birebir alınmıştır.

  • Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren baş ziyaretçileriydi. Savcı, gün boyu hücreden hücreye geçerek dostluk ziyaretlerinde bulunuyor ve ikili görüşmeler yapıyordu. Örgeevren, 15 Nisan-26 Temmuz 1957 tarihleri arasında Dünya Gazetesinde yayınlanan anılarında, “dostluk ziyaretlerini” ve Şeyh Said ile yaptığı görüşmeleri uzun uzun anlatıyordu.

    Savcı, onların iyiliğini düşünen adam olarak, “mahkemeden çıkıp huzur içinde evlerine gitmeleri için” ne yapmaları gerektiğini de öğütlüyordu. Savcıya göre en birinci çıkış yolu siyasi savunma yapmamak ve Kürt sorununu ağza almamaktı.

    Savcı, “Kürt sorunu vardır” deyip bu konuları deştikleri takdirde, onların iyiliğini düşünen büyüklerinin şefkatlerini esirgeyebileceklerini ve hiç düşünülmediği halde idam cezasına çarptırılabileceklerini anlatıyordu.

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 413) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kasım ve akrabaları, Abdurrahman Köprüsü’nde etrafını sarıp namlu doğrultarak teslim olmasını istediklerinde, Şeyh Said Efendi ona hakaret ederek tüfeğine davranıyor. Fakat ateşlemeye zaman bulamıyor. Kasım onu teslim alıp devlete veriyor. Sf. 410

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 410) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kararın bildirilmesinden sonra Mahkeme Başkan, Mazhar Müfit Kansu son olarak mahkûmlara şu konuşmayı yaptı;

    “Kiminiz kişisel çıkarlarınıza bir zümreyi alet, kiminiz yabancı kışkırtmasını ve siyasi harisleri rehber ederek, hepiniz bir noktaya yani, Bağımsız Kürdistan teşkiline doğru yürüdünüz. Senelerden beri düşündüğünüz ve tertiplediğiniz genel ayaklanmayı yaparak bu bölgeyi ateş içinde bıraktınız. Cumhuriyet Hükümeti’nin azimli ve kesin hareketi, Cumhuriyet Ordusu’nun öldürücü darbeleriyle irticanız ve ayaklanmanız derhal yok edildi ve hepiniz yakalanarak hesap vermek üzere adalet huzuruna çıkarıldınız.

    Herkes bilmelidir ki, genç Cumhuriyet Hükümeti kışkırtıcı irtica, her türlü lanetli faaliyetlere kesin surette göz yummayacağı gibi, kesin tedbirleri sayesinde bu gibi eşkıya hareketlerine yer vermeyecektir. Senelerden beri şeyhlerin, ağaların, beylerin baskısı altında sömürülen, eriyen, inleyen bu bölgenin zavallı halkı, artık sizin kışkırtıcılığınızdan ve kötülüğünüzden kurtularak Cumhuriyetimizin verimli ilerleme ve saadet vaat eden yollarında yürüyerek refah ve saadet içerisinde yaşayacaktır. Siz de döktüğünüz kanların, söndürdüğünüz ocakların cezasını adalet sehpasında hayatınızla ödeyerek hesap vereceksiniz, işte Cumhuriyet’in sert fakat adil kanunlarının hükmü budur. Mahkûmları götürün.”

    Böylece idam mahkûmları 28 Haziran 1925’te gece yarısı asılarak idam edildiler. Sf. 406

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 406) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şeyh Said’in yakalanması ile ayaklanma olayı önemini kaybetmiş olmakla beraber harekâta katılan birlikler, kendilerine verilen bölgelerde tedip ve temizlik faaliyeti ile meydana çıkacak asilerin yakalanması ve silahlarının toplanması işleriyle görevlendirildiler. Sf. 405

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 405) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKA’IN YORUMU (2007); Şeyh Sait yakalandı İsyan bitti ama Kürt bölgesindeki tedip (terbiye etme) hareketi aylarca sürdü. Babam bu harekete asker olarak katıldı. Baba’m 1917 yılında birinci dünya savaşında asker bulmakta sıkıntı çekilen dönemde, 17 yaşında iken kilosu 48 okkanın (bir okka 1183 gram, eski ağırlık ölçüsü) üzerinde olunca askere alınmış. Van’da Ermeni-Rus cephesinde savaşmış. Şeyh Sait Elâzığ’ı işgal edince halk şehri Kürtlerin elinden almış. Bu kurtarma olayında bulunan Harputluların yaşı müsait olanlarını adeta zoraki bir şekilde tekrar askere almışlar. Babam bu tedip hareketinin başından sonuna kadar önce er sonra onbaşı ve çavuş olarak, iki yıla yakın bir süre görev yapmış. Bu tedip hareketinde Kürtlere yapılan işkence ve baskıları bizzat ağzından dinledim.

  • 11 Nisan 1925’te Beşiri bölgesinde karşı harekâtla görevli 12. Alay Komutanından alınan rapora göre, 11 Nisan’da 6 saat süren bir çarpışmadan sonra Senikanlı aşiretinin dağılarak Raçkotanlılara sığındığı ve bu sebeple Senikan aşiretinden dört, Raçkotan aşiretinden üç olmak üzere yedi köyün yakıldığı bildirilmekteydi. Bu çarpışmada alay 15 ölü, 10 da yaralı vermişti.

    12. Alay bu çarpışmadan sonra Silvan doğrultusunda yürümüş ve Batman Suyunu geçmekte olduğu sırada alay, civarındaki hâkim sırtlardan asilerin baskın tarzında açtıkları yoğun ateşe maruz kalmış. Alay bu durumdan kurtulmak için güneye doğru çekilmek istemiş fakat Batman Suyu kabarmış olduğundan karşı kıyıya geçememiş, tabur dağılmış, bir kısım malzemeyi su götürmüş ve ancak üç makineli tüfekle 300 er kurtularak Silvan’a gelebilmiş, geri kalan kuvvet asiler tarafından esir edilmişti. Sf.402

    Çarpuh’ta bulunan müfrezeden bir kısım kuvvetle 35. Alay’ın 2. Tabucu ve Çarpuh geçidinde bulunan süvari bölüğü, Razkan Geçidi’ni geçerek Hanşeref Dağı’nın güneyinden doğuya doğru kaçan asileri yakalamak için takiple görevlendirilmişti. Alman bilgilere göre, yakalanması istenen bu asi grubu, Varto Cephesi Komutanı Şeyh Abdullah, ayaklanma hareketinin tertipçisi Şeyh Said, Binbaşı Kasım, Şeyh Ali, Ceyranlı İsmail, Reşit, Mahmut, Timur Ağalarla Kargapazarlı Reşit, Şeyh Galip ve beraberlerindeki hizmetçilerle ailelerinden oluşmaktaydı.

    Bu asi grubu 35. Alay’ın 2. Tabur’unun baskısı ve şiddetli ateşi karşısında kurtuluş çaresi kalmadığını anlayarak aralarında kısa bir tartışmadan sonra önce Şeyh Abdullah, arkasından 25 adamı, Şeyh Said, Kasım ve Abdürrahman teslim oldular. Takip müfrezesinin ateşinden kurtulan bir kısım asilerse Şerafettin Dağlarına kaçtılar. Sf. 403

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 402, 403) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007); Bu pusuyu Babamdan dinledim. Alay komutanının hatasının olduğunu anlatırdı pusuya düşülecek bir yerde olduklarını asker biliyormuş, komutanlarına iletmişler söz dinletememişler. Kürtler Köprüyü havaya uçurmuşlar, askerin teçhizatı ile karşıya geçmesi mümkün değil çoğu yüzme bile bilmiyor, günlerce beklemiş ve ağır kayıplar vermişler. Arkadaşı Babama mektup ve fotoğraf bırakmış bunu aileme gönderirsin diye babam sudan geçerken tüm giysilerini atınca onlar da gitmiş. Kimsenin sağ kurtulacaklarına dair umudu yokmuş, zaten çok dirençli olan ve şanslı olanlar yaşamış, babam da bu şanslı olanlardan biriymiş. Günlerce susuz kalmışlar içinde kurtçuk yosun pislik olan suları içmişler. Yaz sıcağında şapkalarındaki terleri, şapkayı sıkarak damla damla içmişler.

  • Hükümetin aldığı kararlar sonucu askeri hazırlıklar hızla gelişmekteydi. Genelkurmay Başkanlığı ayaklanma bölgesindeki il ve ilçelere 9 Mart 1925’te yayınladığı şu bildirgeyle son uyarıyı da yapmış oluyordu:

    “Harekâta katılacak birliklerimiz hazırlıklarını tamamlamıştır. Birkaç güne kadar harekât yalnız asiler üzerine yöneltilecek ve Cumhuriyet Hükümeti’ne karşı ayaklanmış olanlara şiddetli darbeler indirilecektir. Kiğı ahalisi gibi Cumhuriyet’e sadakatlerini ve asilere muhalefetlerini fiilen gösterecek ve ispatlayacak olan masum halkın bu şiddetli darbelerden korunması istenmektedir. Bu sebeple ayaklanmaya fiilen muhalif olan köylerin derhal en yakın sivil ve askeri Cumhuriyet memurlarına başvurarak ayaklanmayla ilgili olmadıklarını ve | gönüllü hizmete hazır olduklarını bildirmeleri lazımdır. Düşman parasıyla satın alınmış asi reislerinin kışkırtıcılık ve bozgunculuklarına bilmeyerek katılmış olan köylerin halkları kışkırtıcı ve bozguncu asi reislerini yakaladıkları ve Cumhuriyet Hükümeti’ne teslim ettikleri takdirde, bu gibi kandırılmış köylerin halkları dahi kendilerini kurtarmış olurlar. Herkesin bilmesi için bildirge sivil ve askeri bütün Cumhuriyet Hükümeti memurları tarafından bölgelerindeki en küçük köylere kadar ve her araca başvurarak derhal yayılacak ve ilan edilecektir.” Sf. 396

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 396) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nihayet 8 Mart 1925 sabahı güneş doğarken asi kuvvetler, karşılaştıkları bu örgütlü ve azimli direnme karşısında dayanamayarak dağınık bir halde kaçmaya başladılar.

    Ordu birlikleri, asileri yalnız top ateşiyle takip etmişler ve şehir dışına çıkmamışlardı. Bu muharebede asiler elli ölü, altmış da esir verdiler. Ordu birliklerinden de bir binbaşı, yedi subay ve beş er ölmüş, 15 er de yaralanmıştı. Sf. 394

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 394) kitabından birebir alınmıştır.

  • 23 Şubat günü hükümet, durumu ve alınacak tedbirleri Halk Partisi Meclis Grubu’na arz etti. Grupta İnönü de söz almış ve Parti Genel Başkan Vekili sıfatıyla yaptığı konuşmada, Cumhuriyet’in ilanından sonra eski devir taraftarları ile mürteciler tarafından öteden beri yapılmakta olan kışkırtmaları birçok örnekler göstererek açıklamış ve bu olaya değinerek, olayın bugün olmasa bile ilerde nasıl olsa meydana geleceğini, düşmanların öteden beri dini vasıta edip siyaset yaptıklarını açıklamıştı?

    İnönü, hükümetin bu mesele karşısında kesin tedbirler almış olduğunu, bundan sonra alınması gerekecek tedbirlerin de kesinlikle gecikmeyeceğini, meselenin herhalde ve esaslı surette kökünden bitirileceğini söyleyerek; “Bizim görevimiz, parti olarak itimat etmek ve bu gibi olaylara karşı şiddetle hareket eden ve edecek olan hükümete yardım etmektir” dedi. İnönü’den sonra söz alan Adalet Bakanı Esat Bozkurt, hükümetin, meclise teklif edeceği şu kanun maddesini okudu:

    “Dini alet ittihaz edenler ve bu suretle zihinleri karıştıranlar en az iki sene kürek, en ağırı idam olmak üzere cezalandırılır.”

    Parti grubunda birçok milletvekilleri de söz almış ve bunlardan özellikle Aydın Milletvekili Doktor Reşit Galip, karşı ihtilalcilerin en sert tedbirlerle yok edilmelerini istemişti. Sf. 385, 386

    Muhalefetin uzun uzun alkışlanan bu demecinden sonra sıkıyönetimi oybirliğiyle onaylamış ve Adalet Bakanı Mahmut Bozkurt’un önerisi ile Hıyaneti Vataniye Kanunu’na bir madde eklenmesi hakkındaki öneri acele olarak görüşülmeye başlanmıştı. Oybirliği ile kabul edilen bu kanun maddesi aynen şöyleydi:

    “Dini veya mukaddesatı diniyeyi siyasi gayelere esas veya alet ittihaz etmek maksadı ile cemiyetler teşkili yasaktır. Bu gibi cemiyetleri teşkil edenler veya bu cemiyetlere dâhil olanlar vatan haini sayılırlar. Dini veya mukaddesatı diniyeyi alet ittihaz ederek devlet şeklinin değiştirilmesi veya devlet güvenliğinin bozulması veya dini veya mukaddesatı diniyeyi alet ittihaz ederek her ne suretle olursa olsun ahali arasında kargaşalık ve bölücülük için gerek tek başına ve gerek toplu olarak sözlü veya yazılı veya fiili bir şekilde veya konuşarak veya yayım yapmak suretiyle harekette bulunanlar vatan haini sayılır.” Sf. 387, 388

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 385 ile 388 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu sırada (Elazığ) hükümet binasına giren asi lider Şeyh Şerif, halkı toplayarak maksat ve gayesinin, dini ve Kuran’ı kurtarmak olduğunu, halka katiyen tecavüz niyetinde olmadığını söylüyordu.

    O, bu teminatı verirken, öte yandan adamları evleri ve mağazaları yağmalamaya başlamışlardı. Bu yağmalamalar karşısında halk Şeyh Şerif’e başvurmuşsa da çapulculuk önlenememişti. Sf. 383

    Bir yandan Elazığ’ı işgal eden asilere karşı askeri tedbirler alınırken, diğer yandan asilerin yağmacılığı ve çapulculuğuna karşı cephe alan halk silaha sarılmış ve giriştiği çatışma sonunda 26 Şubat’ta asi Kürtleri şehri boşaltmaya mecbur etmişlerdi. Firar eden asilerin büyük bir kısmı Palu’ya doğru çekilmişlerdi. Sf. 384

    Bu olaylar üzerine Elazığ ve Çevresi Komutanlığı’na atanan 17. Tümen Komutanı General Nurettin, 1 Mart 1925’te Elazığ’a görevi başına gelmiş, bu arada 13. Alay da asayişi sağlayarak Palu bölgesinde yapacağı tedip harekâtın hazırlığına başlamıştı. Sf. 384

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 383, 384) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007); Harput’ta halk zaten Kürt saldırısını bekliyordu. Hükûmet kuvvetlerinden ise bir haber yoktu. Elazığ işgal edilip Mutasarrıf esir alınmış ve Şeyh Şerif birisini mutasarrıf tayin edip yanına yeteri kadar asi bırakarak “Ben Diyarbakır’ı almaya gidiyorum ” demiştir. Asi Kürtler Elâzığ’ı yağma ve talana başlayınca Harput’ta şehrin ileri gelenleri 5 Mart akşamı Ulu Camide toplanıp, şehri Kürtlerden kurtarmaya karar vermişler. 6 Mart 1925 günü sabah namazından sonra eli silah tutan genç yaşlı herkes Elazığ’a girerek Kürtlerle çatışmış ve onları şehirden kovalamışlardır. Ertesi gün Malatya tarafından gelen Kâzım Paşa komutasındaki Fırka isyancıların peşine düşmüştür. Kâzım Paşa tellal (bağırıp davul çalarak bildiri okuyan kişi) kullanarak, Kürtleri şehirden kovalayan kahramanların Müfettişliğin önünde toplanmalarını ve Paşa’nın onlara hitap edeceğini söylüyor. Buraya toplandıklarında Paşa kısa bir konuşma yapıyor ve 1900’den küçük doğumlu olanların ayrı bir tarafa geçmesini emrediyor. Geriye kalanlara teşekkür edip evlerine gönderdikten sonra bu ayırdığı insanların iyi savaşacaklarını belirtip onları askere aldığını söylüyor ve bu gurubun içinde olan Babam da ikinci defa askere alınıyor. Bu seferki askerliğinde Şeyh Sait’in adamlarının Suriye sınırına kadar takibi ve yol üstündeki Kürt köylerinin tedip ve tenkili, sindirilmesi söz konusu.

  • Şeyh Said, Piran’da ayaklanmaya resmen başladıktan sonra, önce Darahini’yi ele geçirmeye karar verdi. Burası ele geçince, diğer illerdeki teşkilatlarını da ayaklandırıp isyanı süratle genişletecekti. Şeyh, bu maksatla 13 Şubat 1925 öğleden sonra Piran’dan hareket ederek 15 Şubat’ta Bicar bucağının Hakik köyüne geldi. Yolda kendisine Paro oğlu Ömer Ağa komutasında Butyanlı; Fakih Hasan oğlu Abdülhamid’in komutasında Mistanlı; Ömer oğlu Haydar Ağa komutasında Tavaslı ve Tavberli Molla Ahmet komutasında Silavlı aşiretleri katılmışlardı. Sf. 373

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 373) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ayaklanmanın fevri bir hareketle ani olarak patladığı hakkında Şeyh’in ileri sürdüğü iddiaya karşı; Genç Valisi İsmail Hakkı’nın İstiklal Mahkemesi’nde yapılan sorgusunda, Çapakçur öğretmenlerinden Mehmet Zeki ile eski Genç Milletvekili Hamdi Beylerin İçişleri Bakanlığı’nı ayaklanmadan çok önce ayrı ayrı uyardıkları, Ağnot bucak müdürü Tevfik Bey’in isyan propagandası hakkında valiye rapor verdiği ve nihayet asilerden Fakih Hasan’ın valiyi bizzat uyararak, öğretmenle eski milletvekilinin ihbarlarını ciddiye almasını, namaz kılıp oruç tutmasını ihtar ettiği anlaşılmıştı. Sf. 373

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 373) kitabından birebir alınmıştır.