Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Örneğin Erzurum milletvekili Ziya Efendi, Kürt ayaklanmasından (Şeyh Sait İsyanından) iki hafta önce Meclis’te bu ayaklanmanın belirtisini ortaya koyan bir konuşma yapmıştı. Hoca bu konuşmasında; dansa, Marmara plajlarında erkekli kadınlı deniz banyosu yapıldığına hayli çattı. Suçun, fuhşun arttığından yakındı. Müslüman kadınların bozulmaya doğru sürüklendiğini ileri sürdü. Sarhoşluk himaye ve teşvik ediliyor, dini hisler kayboluyor, yeni rejimle bütün memlekette bir ahlaksızlık dalgası hüküm sürüyor. Bunun günahı, Batı’nın yenilik ve laiklik prensiplerindedir. Gelişme bahanesiyle sarhoşluğa ve diğer rezil işlere teslim olunuyor, medeniyet adına Batı’nın ahlak dışı olan adetleri alınıyor diye haykırdı. Hoca Ziya, bu sözleri ile cumhuriyet idaresinin iflasa mahkûm olduğunu ilan etmek istiyordu. Doğal olarak bu konuşma çok sert tepki görmüştü. Sf. 368

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 368) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mecliste bu tartışmalar olurken, Kürtler de kendi içlerinde “neden başarılı olamadıklarının” muhasebesini yapmaktaydı. Kürt ayaklanmasında etkin rol oynayan Veteriner Doktor Nuri Dersimi bu konuya, “Türk kuvvetlerinin teçhizat ve sayı üstünlüğü’’ dışında şu açıklamayı getirmektedir:

    “Kürt milletinin genellikle aşiret şeklinde bulunması, aşiretler arasındaki husumetler, kurtuluş savaşları için gereken birlik ve ahengi baltalamıştı. Orta halk tabakasının noksanlığı dolayısıyla da aşiret reisleri kolaylıkla düşman devlet tarafından kazanılabilmişti. Din ve mezhep ihtilafları dolayısıyla Kürtler arasında mevcut itimatsızlığı ortadan kaldırabilecek bir aydın kitle henüz yoktur.” Sf. 348, 349

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 348, 349) kitabından birebir alınmıştır.

  • 4 Ekim 1921 günkü Meclis oturumunda Erzincan Milletvekili Emin Bey, Nurettin Paşa’nın uygulamalarını şöyle eleştirmekteydi:        

    “Asi diyoruz ve üzerine asker sevk ediyoruz. Onlar hükümetin tekmil metalibini (bütün isteklerini) kabul etmiş bulunuyorlar. Nurettin Paşa’nın bunları çember içine aldıktan sonra hükümetin tekalifini daha taşdit edeceğim (şiddetlendireceğim) ‘ diyerek, çember altına aldım diyor ve tuttuğunu öldürmeye, ırzlara geçmeye, namuslara taarruz etmeye kalkıyor. Rica ederim, hanginiz bu facia karşısında sabredebilirsiniz? Buna üç yaşındaki çocuklar bile tahammül edemezler ve böyle bir şeye maruz kaldığıma da rica ederim, nasıl karşınıza çıkanlara kurşun atmazsınız? Bu suretle on sekiz milyon liralık servet mahvolmuştur. Bu paralar tamamen gitmiştir. Ben ispata hazırım; otuz bin mevaşiyi (davarları) Osman Paşa götürmüştür. Refahiye’de bir arkadaşım vardır, onu işhad ederek (şahit göstererek) yirmi sene evvel buraya tavattun etmiş (vatan edinmiş), teehhül etmiş (evlenmiş) bir Türk, servetine tama edilerek, karısı cebren alınmış ve sen Alevisin diyerekten emval ve emlaki yağma edildikten sonra öldürülmüştür. Efendiler, dünyanın hangi yerinde böyle bir hareket görülmüştür ki babasını bir evladın elinde bir ip, diğer evladının elinde bir ip olarak çekilerek tam altı saat zarfında bu suretle öldürülmüştür? Rica ederim efendi, sen bu vaziyet karşısında asi olmaz mısın?” Sf. 348

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 346, 348) kitabından birebir alınmıştır.

  • Böylece Fırat boyunu tutan askeri birlikler asi köyleri temizlemeye başladılar. Karnı Köyü’nde isyana katılanların evleri Tavginer Köyü’ndeyse bütün evler yıkıldı. Bölgenin güney taraflarında yürütülen harekâtta da köyler ve evler yakılıp yıkılmaktaydı. Pazarcık Köyü direndiği için, köy ele geçirildikten sonra tamamen yakıldı. Sf. 346, 347

    Mayıs ayında çarpışmalar şiddetini kaybetmiş, olay hâlâ bir arada bulunan küçük grupları yakalama şekline dönüşmüştü. 24 Mayıs günü Genelkurmay Başkanlığı’na bir telgraf çeken Nurettin Paşa, “Koçgiri tepeleme hareketinin bitmek üzere olduğunu, 500 kadar asininse öldürüldüğünü” bildiriyordu. Sf. 347

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 346, 347) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sonuçta Kürtler 6 Mart 1921 tarihinde İmranlı’yı sardılar. Gece çökünceye kadar süren çetin bir çarpışmanın ardından, Albay Halis’le birlikte birçok subay ve asker öldürülürken 90 er de esir edildi. Ümraniye merkezine Kürdistan bayrağı çekildi. Sf. 343

    13 Mart 1921 tarihinde alınan Vekiller Heyeti Kararı’yla Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa ayaklanmayı bastırmakla görevlendirildi- Olayları önlemekle görevlendirilen Nurettin Paşa öncelikle bölgeye takviye kuvvet yığılması çalışmalarını yürüttü. Nurettin Paşa bu çalışmalarının yanı sıra, 3 Nisan 1921’ de Zara’daki 14. Süvari Tümeni’ne, Koçhisar’daki 13. Süvari Tugayı’na, Kangal’daki 27. Süvari Tugayı’na ve Refahiye’deki Giresun Alay Komutanlığına bit yönerge yayınladı. Sf. 345

    Bu yönergede, ayaklanmanın bastırılmasında nasıl davranılacağı anlatılmaktaydı. Bu yönergede yer alan “isyan ve eşkıyalıkta ayak diretenlerin mallarına el konulacak ve en yakın hükümet merkezine teslim edilecek ve evleri yakılıp yıkılacaktır. Ayaklanmada ve eşkıyalıkta direnenler tek kişi olmayıp köy halkı oldukları takdirde bu işlem bütün köy için uygulanacaktır” ibaresi kullanılacak yöntemlerin yazıya dökülebilenleri olması açısından olduk ilginçtir. Sf. 346

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 343 ile 346 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 9 Aralık 1920’de Merkez Ordusu kurulmuş, komutanlığına da Nurettin Paşa tayin edilmiştir. 1923 yılının ilk aylarına kadar sürdürülen mücadele neticesinde Pontus çetelerinin isyanı tamamen bastırılmıştır. Bu olay]ar sırasında Pontus çeteleri tarafından 1.814 Türk öldürülmüş, 3 713 ev yakılmış, 1.800 civarında gasp ve soygun olayı gerçekleştirilmiştir. Buna karşılık bu mücadele sırasında 11.118 Rum çeteci öldürülmüştür

    Bu bölgede çalışan İstiklal Mahkemesi Pontus İsyanına katılmak ve kışkırtmak suçundan 3 Müslüman ve 174 Rum’u idama mahkûm etmişti. Sf. 325

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 325) kitabından birebir alınmıştır.

  • 18 Aralık’a süren takibatta Demirci’nin 800 adamından 700 kadarı yakalanmıştır. Araya sokulan aracılar vasıtasıyla ikna edilen Demirci Mehmet Efe 30 Aralık 1920’de teslim olmuştur. Daha önceki hizmetleri karşılığında hayatı bağışlanan Mehmet Efe köyünde sakin bir hayat sürdürerek 1959 yılına kadar yaşamıştır. Sf. 319

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 319) kitabından birebir alınmıştır.

  • “19. yüzyıl sonlarına gelindiğinde Osmanlı vilayetlerinin hangisinde olurlarsa olsunlar Ermeniler Müslümanlardan daha iyi eğitimli ve daha varlıklıydı. Ermenilerin çok fazla çalışmış oldukları doğrudur; ancak daha varlıklı olmalarının ana sebebi Avrupa’nın ve Amerika’nın etkisi ve Osmanlıların hoşgörüsüydü.” Sf. 265

    “Bunların birincisi olan Hınçak İhtilalci Partisi -ki kendilerine Hınçaklar denir- Rusya’dan gelen Ermeniler tarafından 1877’de İsviçre’nin Cenevre kentinde kuruldu. Bu partilerin İkincisi olan Ermeni İhtilalci Federasyonu -yani Taşnaklar- 1890’da Tiflis kentinde kuruldu. İki parti de Marksist’ti.” Sf. 267

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 265 ve 267) kitabından birebir alınmıştır.

  • Patrikhane’nin devlet aleyhindeki çalışmalarının Dâhiliye Nazırlığına rapor edildiği 1881 ve 1882 yıllarına ait şifreli yazıla Sivas Valisi Hakkı Paşa aşağıdaki hususlara dikkati çekmektedir;

    1.Patrikhane, piskoposlara, ihtilal ve isyan hazırlıklarını gösteren genelgeler göndermeye başlamıştır.

    2.Patrikhane, aklı başında, yaşlı, ihtilal ve isyanın Ermeni için çıkar yol olmadığını, Ermeni milletinin bundan zarar göreceğini kavrayan ve Patrikhane’nin emirlerine uymayan piskoposlar ile papazları işlerinden atarak (bunların bazılarını öldürtmüştür) yerlerine genç ve ihtilalci piskopos ve papazları tayin etmiştir.

    3.Patrikhane, gönderdiği gizli genelgeler ile devletin işi olan nüfus sayımına girişerek, Avrupa devletlerine “Altı Vilayet” te çoğunlukta olduklarını gösterme yolunda çalışmalara başlamıştır.

    4.Patrikhane, çeşitli adlar altında (Kıtlıktaki Ermenilere Yardımı Kudüs-ü Şerif Borçlarının Ödenmesi, vb.), Ermenilerden vergiler alarak, Avrupa basınında Ermeniler lehine ve Türkler aleyhine geniş ölçüde propagandaya girişmiştir. Bunun için adi cinayet olaylarını Ermenilerin katli gibi göstermeye çalışmış, gerçekle ilgisi olmayan cinayet haberleri çıkarmıştır. Kısaca, olayları tersyüz ederek yalan ve iftiraya dayalı bir kampanya başlatmıştır.

    5.Patrikhane’nin Ermenilerden “yardım” adı altında topladığı yüz binlerce lirası (altını) bulunmaktadır. Bu paranın bir bölümüyle Rusya’dan Doğu Anadolu’nun her tarafına sızdırılan silahlı çeteler, yerli fedailer ile birlikte terör hareketlerini başlatmışlardır. Sf. 234

    Nerses Varjabedyan’ın 1884’te ölümünden sonra 1885’te yerine Erzurum Piskoposu Harutyun Vehabedyan (1885-1888) Patrik seçilmiştir. Vehabedyan, Mıgırdiç Hırimyan ve Nerses Varjabedyan’ın takip ettikleri politikayı tasvip etmemiş ve Türkiye Ermenilerinin durumunun ıslahı için Avrupa’dan umut ve medet beklemenin faydasızlığına inanmıştı. Sf. 234, 235

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 234, 235) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kuyucu Murat Paşa, I. Ahmet’in saltanat döneminde sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır. Celali isyanlarını bastırmada başvurduğu sert yöntemler ve asileri kuyulara doldurarak diri diri gömmesi nedeniyle Kuyucu sıfatı ile tarihe geçmiştir. Çeşitli kaynaklara göre, Anadolu Türk halkından yaklaşık 50-150 bin kişiyi öldürttüğü tahmini yürütülmüştür. Sf. 101

    Celali bahanesiyle yoksul Anadolu köylüsünün kitleler halinde katledilmesine Ermeni Rahip Kemahlı Grigor’un 1595-1640 yılları arasını kapsayan kronolojisinde de değinilmektedir. Ermeni rahip de Kuyucu Murat Paşa’dan övgüyle söz etmekle birlikte, katledilen köylülerden oluşan tepeleri de yazmaktadır: “Görenlerin bize bizzat anlattıklarına göre Murat Paşa bütün konakladığı yerlerde önceden kuyular kazdırır ve bütün Celâlileri, muzır adamları öldürüp bu kuyulara attırır, oraya indirilen birkaç adam da atılanları istif ederdi. Vakadan dört sene sonra kış mevsiminde oradan geçerken ev büyüklüğünde olan kuyuları görmüştük. Birkaç tanesi çökmüş olduğundan odun, toprakla kapatılmıştı. İşte böylelikle ortadan kaldırılan melunlar duman gibi yok olarak Allah’ın şanından mahrum kaldılar.” Bu şekilde Canbolatoğlu’yla olan karşılaşmasından sonra 26 bin kişinin başını kestirerek tepe yaptığı iddia edilir. Sf. 103

    Naima, Kuyucu Murat’ın çocuk öldürmesine tanık oluşunu şu şekilde anlatmaktadır; “Bir gün pişgah-ı otakta (otağın üstünde) iskemle üzerinde oturup harf olunan (kazılan) bi’re (kuyuya) gelen adamları katlettirip doldurmakla meşgul idi. O sırada gördü, halk verasında (arkasında) bir atlı sipahi, bir sabiyi (çocuğu) kenduye redif edip (ardından getirme) geçup gide. Paşa emreyledi varıp sabiyi at arkasından indirip huzuruna götürdüler. Oğlancığa:

    – Sen ne yerdensin? Celali arasına neden düştün? Dedikte, Sabi doğru söyleyip,

    – Falan diyardanım, kıtlık sebebinden babam beni alıp bunlara katıldı. Boğazımız tokluğuna yanlarınca gezerdik, dedi.

    – Baban ne idi? deyu sorıcak

    – Şeştar çalardı ve anınla doyunurdu.

    Vezir-i Azam Murad Paşa başını sallayarak acı acı güldü.

    Hay, Celâlileri şevke götürürdü, deyup, çocuğun katline işaret etti, işaret üzerine çocuğu cellatlara verdiler. Fakat cellatlar;

    – Bu sabi masumu nice öldürelim, deyu çekilip her biri bir tarafa gidip göz yumdu. Murad Paşa emrinin neden geciktiğini sordukta, cellatların çocuğu merhamet edip istinkâf ettiklerini bildirdiklerinde, Paşa:

    – Yeniçerilerden birisi öldürsün, deyu buyurdu. Yeniçeri dilaverlerine teklif olduklarından onlar dahi, sabiye bakıp;

    – Biz cellat mıyız? Cellatlar bile merhamet etti. Vezir kendi iç oğlanlarına emretti ki sabiyi öldüreler. Onlar da huzurundan dağılıp kabul etmediklerinden oğlancık meydanda kalıp onu öldürecek adam bulunmadıkta, ihtiyar vezir arkasından kürkünü bırakıp ve kalkıp sabiyi kendi eliyle alıp, kuyunun kenarına getürüp başını vurup boğazını sıkıp helak ve kendi eliyle kuyuya inkaa etti.”

    İsmail Hakkı Danişmend ise hakkında şu ifadeleri kullanmaktadır: “Anadolu Türk’ünün ebediyen lanetle anacağı Kuyucu Murat ihtiyarlığından dolayı ‘Koca’ lakabıyla da tanınan 90’lık bir zalimdi. Kuyucu yalnız asilerle taraftarlarını değil, onlara her nasılsa ekmek ve su vermiş zavallılardan başka civarlarda bulunan komşularını bile kılıçtan geçirtecek derecede kana ve bilhassa Türk kanına susamış bir canavardır.” Sf. 103, 104

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 101 ile 104 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Barkey ise bu dönüşümün bizzat devlet tarafından gerçekleştirildiğini, merkezi yönetimin güçlendirilmesi ve taşranın denetim altına alınması adına, köylülerin silahlandırıldığını ve eşkıyalığın bizzat devletin ortaya çıkardığı yapay bir hareket olduğunu Devlet, işsiz güçsüz kimselerle paralı askerin eşkıyalara dönüşmesinde en büyük payı olan aktördür. Sf. 100

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 100) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tımar sistemi, Osmanlılara direkt merkezi hâzineden ödeme yapmaksızın ordu beslemelerinin topluma her türlü sosyal hizmeti götürmelerini kolaylaştıran bir sistemdi. Tımar sahibi, genellikle savaştaki hizmetleri karşılığında dirlik ihsan edilen bir sipahi olurdu. Sancak beyleri sıradan tımar sahiplerinden çok daha büyük dirlikler alır, ancak idari bakımdan onlarla aynı şekilde görev yaparlardı ve yıllık gelirleri iki yüz bin akçe ile altı yüz bin akçe arasında değişirdi. Beylerbeyi, yılda ortalama altı yüz bin-bir milyon akçe getiren daha da büyük dirlikler alırlardı. Tımar sahipleri ise yılda ortalama iki bin akçe kazanırdı. Tımar sahibinin edinebileceği iki bin akçeyle sınırlıydı. Dirlik bahşedilen sipahi, geçinebilmek için burayı idare etmek ve büyüklüğü sipahinin gelirine göre değişen tam donanımlı küçük bir sipahi grubu beslemek zorundaydı. Sf. 88

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 88) kitabından birebir alınmıştır.

  • Celali İsyanları, 16. ve 17. yüzyıllarda, Osmanlı yönetimindeki Anadolu’da toplumsal ve ekonomik yapının bozulmasından kaynaklanan ayaklanmaların tümüne verilen addır. Bu ayaklanmaların adı, bu kapsamdaki ayaklanmaların ilkinin önderi olan Şeyh Celal’den gelir. Bozok’lu (Yozgat) olan Şeyh Celal, Mehdi olduğu iddiasıyla 1519’da. Osmanlı yönetimine başkaldırdı. Tokat yöresinde başlayan Şeyh Celal ayaklanması, Alevi Türkmenler ve göçebe yaşayan diğer boylar arasında destek buldu ve devletin ağır vergi yükü altında ezilen binlerce çiftçinin de katılmasıyla hızla yayıldı. Ayaklanma aynı kanlı bir biçimde bastırıldı. Sf. 83

    Bu arada Osmanlı devletinin yerel yöneticileri, güç kullanarak halktan vergi toplamaya başladılar. Yerel yöneticilerin zulmü merkezi hükümet tarafından önü alınamaz duruma gelince III. Murat (1574-1595), III. Mehmet (1595-1603) ve I. Ahmet (1603-1617) soygunlara, yöneticilere ve memurlara karşı köylülerin silahla mücadele etmesini isteyen fermanlar çıkardılar. Sf. 84

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 83, 84) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şah Kulu’nun Anadolu’da ortaya çıkardığı hareket büyük boyutlar kazandı. Onu izleyenler, hükümetten memnun olmayan köylüler ve Türkmen aşiretleriydi. Osmanlı Devleti o dönemde bütün arazi ve hayvanları Tahrir Defterleri’ne kaydederek ekonomik hayatı denetim altına almak ve ülkede yaşayan insanları vergi mükellefi yapmak istiyordu. Oysa göçebe gruplar, devletin merkezi denetimine girmek istemedikleri gibi, hayvanlarına yiyecek bulamadıkları zaman vatandaşın ekini ile hayvanlarını doyurmakta bir sakınca görmüyorlardı. Şah İsmail ise bu göçebe insanlardan vergi almayacağını ve eski düzenin devam edeceğini söylüyordu. Sf. 63

    Selahattin Tansel’e göre hükümet kuvvetlerine karşı kazandıkları bu zaferden sonra Şah Kulu, “Ben Şah İsmail’in halifesiyim, devlet ve saltanat bana aittir, nikâh lüzumsuzdur” diyerek helal ile haram arasında fark gözetmemeye başladı. Taraftarları onun mehdi, peygamber, Allah olduğunu bile iddia ettiler. Şah Kulu kendisi mucizeler yaratır gibi yaparak kısa sürede çok sayıda taraftar topladı. Sf. 64

    Osmanlı hükümeti, Şah kulu olayından sonra Isparta ve Antalya taraflarında ele geçirdiği Alevileri Mora’ya sürdü. Sf. 66

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 63 ile 66 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bedreddin akıl konusunda başka bir yaklaşım getirerek, aklın Tanrı’yı kavrayamayacağını ileri sürer. “Tanrı’nın kavranması aklın sınırlarını aşar. İnsanın akıl gücü Tanrı’nın büyüklüğünü, kudretini kavramak için yeterli değildir. Tanrı’nın varlığı tüm evreni tamamlar. Evrenin varlığı yine Tanrı ile varoluşundandır. İbadetin koşulu ve kuralı yoktur. Tanrı her türlü ibadeti kabul eder.” Sf. 39

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

  • Toprak ve malların müşterek duruma getirilmesi, özel mülkiyetin kaldırılması gerektiği görüşü Dukas’a göre Börklüce Mustafa’ya aittir. Dinler arasında fark olmadığı, bütün dinlerin eşit ve benzer ilkeler üzerine kurulduğu savunan ve yayan Şeyh Bedreddin’in bu isyan hareketleriyle doğrudan bir ilişkisinin olmadığı, fakat iktidara duyduğu kırgınlığından ve muhalif kimliğinden, dönemin huzursuz kitlelerinin faydalandığı söylense de Çelebi Mehmet isyanların başındaki kişi olarak gördüğü Şeyh Bedreddin’i kurduğu bir heyet ile yargılamış ve heyet Şeyhin, malı ve ailesi korunmak şartıyla idamına karar vermiştir. Bu fetva üzerine Şeyh Bedreddin 1420’de Serez’de idam edilmiş ve burada defnedilmiştir. 1961’de kemikleri, Sultan Mahmut’un Divanyolu’ndaki türbesi haziresine defnedilmiştir. Sf. 37

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 37) kitabından birebir alınmıştır.

  • Saçları kesik ve başları açık Bedreddinliler, “Dede Sultan” diye hitap ettikleri Börklüce’nin çağrısı üzerine derhal silahlandılar. Karaburun’un dağlık geçitlerini tutup kente giriş yollarını kapattılar. Türkmen oymaklarının, Yahudilerin, Sakızlı Hristiyan Rumların ve adalıların da bulunduğu bu kuvvetlerle Saruhan Valisi Süleyman Bey’in askerleri arasındaki çarpışmalar Stilaryos Dağı’nın geçitlerinde gerçekleşti. Vali ve beraberindeki askerlerin büyük bir kesimi kılıçtan geçirildi. Sf. 36

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 36) kitabından birebir alınmıştır.

  • Babai tarikatı şeyhlerinden olan Hacı Bektaş Veli, Babai ayaklanmasına taraftar olmasına rağmen bu savaşa katılmamıştır. Fakat kardeşi Menteş bu savaşta öldürülmüştür. Bu olaylardan sonra Hacı Bektaş Veli, Hristiyanlığın yaygın olduğu Sulucakarahöyük’e yerleşti. Buradaki Hristiyanları sevgi ile İslam dinine çağırarak onların bu dini benimsemelerini sağladı. Sf. 29

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 29) kitabından birebir alınmıştır.

  • Anadolu’ya gelen bu Türkmenlerin başında dervişleri ve dini liderleri bulunmaktaydı. Bunlardan Baba İlyas Amasya’nın Çat köyüne yerleşmiş, burada halkın hayvanlarını parasız olarak gütmüştür. Bunun yanında karı-koca arasındaki geçimsizlikleri giderebilmek ve hastaları iyileştirebilmek için muskalar yazmış ve hatta sihirbazlık yapmıştır. Halk, Baba İlyas’ı sevmekte ve onun kerametine inanmaktaydı. Baba İlyas Çat köyünde bir dergâh kurarak, burada kadın ve erkeklerin bir arada bulundukları dinsel törenler düzenlemiştir. Sf. 15

    Böylece Horasanlı Baba İlyas ve Şamlı Baba İshak, feodal hükümete karşı, Sultan I. Alaaddin’in son dönemlerinden itibaren (1230’dan sonra) oluşmaya başlayan koşulların tam olgunlaştığı; feodal beylerin köylü ve konar-göçer halk yığınlarını ağır haraç ve vergilerle canından bezdirdiği son on yılda yarattıkları ihtilalci Babai siyasetiyle, Konya’ya yürümeyi ve iktidarı ele geçirerek eski düzeni yıkıp, kendi düzenlerini kurmayı amaçlamışlardı. Sf. 20

    Baba İshak’ın kumandası altında Babai kuvvetleri Tokat’tan Amasya’ya ulaştıklarında Baba Resul’un kalede sallanan cesediyle karşılaşınca çılgına dönmüşlerdi. Aylardır onu görmek, ona ulaşmak için yatağını yakıp yıkan, silip süpüren bir sel gibi Amasya’ya akmışlardı. “Baba Resulullah! Baba Resulullah!” diye bağırarak saldırıp Armağanşah’ın ordusunu darmadağın ettiler ve kendisini yakalayıp öldürdüler. Sf. 27

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 15 il 27 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Harput’un arka taraflarında kalmakla birlikte en büyük mahallelerinden olan Abdıher’de oturanların tamamı o dönemde göç etmiş Dersimli Kürtlerdir. Harput’tan yarım saat uzaklıktaki Hüseynik köyünün ise Karaçor adında bir mahallesi de vardır. Burada yaşayanlar da tümüyle Dersimli, yani Çarsancak Ermenileridir. Sf. 183

     Alıntı; Dersim (Seyahatname) – Antranik, Ermeniceden Çeviren; Payline Tomasyan, (Aras Yayıncılık, Kasım 2012, Sf. 183) kitabından birebir alınmıştır.