Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Osman basılan her Türk evine karşı üç Rum evini basmak, mezarını kendine kazdırıp diri diri adam gömmek, vapur kazanlarında kömür yerine canlı adam yakmak gibi zulüm ve işkencelerle bölgeyi Rumlardan tamamen temizlemişti. Rıza Nur, Topal Osman’a “Rum köylerinde taş üstünde taş bırakma” demiş, o da “Öyle yapıyorum ama kiliseleri ve iyi binaları lazım olur diye saklıyorum,” karşılığını vermişti. Rıza Nur’un “Onları da yık, hatta taşlarını uzaklara yolla, dağıt. Ne olur ne olmaz, bir daha burada kilise vardı diyemesinler’ demesi üzerine “Sahi öyle yapalım. Bu kadarı akıl edemedim,” diyecekti. Sf. 43

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 43) kitabından birebir alınmıştır.

  • 13 Temmuz’da Enver, Talat, Cemal Paşalar ile 13 kişi ölüm cezasına çarptırıldıktan bir süre sonra davalar durdu. İdama mahkûm edilenlerden sadece ikisi Erzincan Jandarma Komutanı ‘Hayran Baba’ lakaplı Hafız Abdullah Avni Bey 22 Temmuz 1920’de, Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey ise 5 Ağustos 1920 de idam edildi. Gelişmelere bakınca Malta sürgünleri bu anlamda fırtınadan uzaklaşmışlardı. Sf.24, 25

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 24, 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlk ceza, Boğazlıyan Kaymakamı (daha sonra Yozgat Mutasarrıf Vekili) Kemal Bey’e verildi. 10 Nisan 1919’da idam sehpasına çıkarken “Sevgili Vatandaşlarım! Ben bir Türk memuruyum, Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir!” diyen Kemal Bey, böylece asıl suçluların kimler olduğuna dair tarihe not düşmüştü. Ancak cenaze töreni İstanbul’da büyük bir İttihatçı gösterisine neden oldu. Sf. 24

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 24) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir İngiliz raporu da Bekir Ağa Bölüğü’ndeki rahat havayı doğruluyordu:

    “a) Toplam 112 kişi olan mahkûmlar hapishanede istedikleri gibi gezinebiliyorlar ve bütün gün bir arada bulunuyorlar,

    b) Mahkûmların arkadaşları için ziyaret saatleri güya 12 ile 14 arası ama bu saatlere uyulmuyor ve isteyen istediği zaman cezaevine gelip gidiyor,

    c) Cezaevine gelen ziyaretçiler, girişleri sırasında tesadüfi göz atmalar dışında herhangi bir aramaya tabi tutulmuyorlar ve bu kişiler bazen yiyecek olduğunu iddia enikleri büyük paketlerle geliyorlar, hâlbuki bu paketlerin içinde her şey olabilir,

    d) Kadınlar tüm gün istedikleri zaman gelebiliyorlar ve hiçbir aramaya tabi tutulmuyorlar.

    e) Türk askerleri güya mahkûmları gözetlemekle görevliler ama bütün gün onlarla birlikteler, eğer rüşvete dayanıklı değillerse, rahatlıkla mahkûmların kaçışına yardımcı olabilirler.”

    İTC’nin Ege Kâtib-i Mesulü Celal (Bayar) Bey’in aktardığına göre de, sanıkların çoğu istediği zaman hapishaneyi terk edebiliyorlar ve ancak birkaç gün sonra, o da kendi deyimleriyle, “hapishane müdürüne ayıp olmasın diye” geri dönüyorlardı, örneğin Eski Diyarbakır Valisi Dr. Reşid, 25 Ocak I919’da bölükten çıkmış ve bir daha da geri dönmemiş, 3 Şubat’ta yakalanacağını anlayınca intihar etmişti. Feyyaz Ali adlı bir suçlu da, başka bir ildeki davasına gidebilmesi için hapishaneden serbest bırakılınca, Ankara’ya gitmiş, Kemalist güçlere katılmıştı. Tutuklu İttihatçıları hapishaneden kaçırmak için bir plan hazırlayan ve kendisi de bir İttihatçı olan Yunus Nadi, daha sonra anılarında, teklifini yalnız Halil (Kut) Paşa ile Küçük Talat’ın (Muşkara) kabul edip kaçtığını, diğerlerinin, “Nasıl olsa yakında hepimiz çıkacağız,” diyerek reddettiklerini aktarmıştı. Sf. 23, 24

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 23, 24) kitabından birebir alınmıştır.

  • Başını Britanya ve ABD’nin çektiği uluslararası ağır baskıların yanı sıra içeriden gelen baskılar da ciddiydi; Peyam-ı Sabah, Hadisat, İleri, Alemdar,  Yeni İstanbul, İkdam, Yeni Gazete ve Zaman gibi İTC karşıtı gazetelerin yürüttüğü kampanyaların yanı sıra, 10 Ekim l918 de yeniden açılan Meclis-i Mebusan’ın ilk oturumlarından birinde İTC kökenli Trabzon Milletvekili Mehmet Hafız Bey’in savaş ve tehcir sırasında yaşanan cinayet ve katliamların soruşturulmasını talep etmesiyle hem Meclis-i Mebusan’da hem de Ayan Meclisinde ateşli tartışmalar başlamıştı. Sonunda “savaş ve tehcir suçlarını” kovuşturmak için Meclis bünyesinde bir komisyon kurulmasına karar verildi.

    Vahdeddin, 24 Kasım 1918 tarihli Daily Mail Gazetesine verdiği mülakatta, “Bazı siyasi komiteler tarafından Ermeniler hakkında icra edilen muamelenin nihayet soruşturulmaya başlamasından duyduğu sevinci” belirtiyordu.

    12 Aralık’ta Padişah, Divan-ı Harb-i örfilerin kurulması için tebliğ yayımladı. 8 Ocak I919’da İzmir, Bursa, Tekirdağ, Edirne, Samsun ve Ayıntab Mahkemeleri kuruldu. Sf. 22

    Beşinci Şube tarafından yürütülen soruşturmalar sonunda; “Bir milyon Ermeni ile 550 bin Rum’un öldürüldüğü, Gayrimüslim azınlıklardan oluşturulan Amele Tabur’larında 250 bin kişinin açlık ve yoksullukla öldüğü.” Gerekçesi ile savaş ve kırım suçlularının yargılanmasına 5 Şubat 1919’da başlandı. Sf. 22

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 22) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu iş için Belçika İzcilik Teşkilatı kurucusu İngiliz Harold Parfıtt ülkeye davet edilmişti. Parfıtt, 9 Nisan 1914’de Keşşaflık Cemiyeti İzci Ocağı’nı kurduktan sonra Dârül-Muallimin-i Aliye’de (Yüksek Öğretmen Okulu) izcilik dersleri, yürüyüşler, kamplar, oymak beyi kursları ile izciliği kurumsallaştırmaya başladı. Ocağın 22 Mayıs 1914’te hazırlanan 35 maddelik Nizamnamesinin 2. maddesine göre “İzci oymakları (tabur) teşkil edilerek, bunlar vasıtasıyla gençliğin açıkgöz, çevik, becerikli, yiğit, tehlikeci, fedakâr, vatanperver olarak yetiştirilmeleri, aynı zamanda tesanüt (dayanışma), yasacılık (disiplin), mes’uliyetperverlik ve namusperestlik duygularıyla müteallik (donanmış) olmaları” sağlanacaktı. Ocağın ilk ‘Başbuğ’u Enver Paşa, ‘Kalgay’ı (Başbuğun yardımcısı) ise Harold Parfıtt olacaktı.

    Diğer gençlik örgütlerinin aksine, geçici kanunla kurulan ve Enver Paşa’nın “gençlerin siyasetle uğraşmasının yasaklanmasını” isteyen talimatı ile sanki İTC ile irtibatı yokmuş havası verilmeye çalışan Osmanlı Güç Dernekleri (OGD) aslında Harbiye Nezaretine bağlıydı. OGD’nin başbuğluğuna, yine Harbiye Nazırı Enver Paşa getirildi. Sf. 293, 294

    Edirne’den Kudüs’e, Bitlis’ten Basra’ya kadar geniş bir alanda teşkilatlanan Genç Deneklerinin sayısı 1917’de 706’ya ulaşmıştı. Dinç Derneği üyeleri, 1917’de çıkarılan ve 1315 (1899) doğumluların askere alınmasını öngören bir kanun uyarınca askere alındılar. Daha sonra adlarına “Hey Onbeşli, Onbeşli, Tokat yolları taşlı…” türküsü yakılan bu gençlerin akıbetlerini ne yazık ki bilmiyoruz. Sf. 295

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 293 ile 295 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2012); (1969 Yılında kurulan Ülkü Ocakları’nın Başbuğu da Türkeş’ti.

  • Türk Tarih Kurumu’nun yayımladığı Ermeniler: Sürgün ve Göç adlı kitapta yer alan 1921’de Ermeni Patrikhanesi tarafından hazırlanan ve İngilizce kopyası 26 Nisan 1921’de ABD Dışişleri Bakanlığı’na gönderilen rapora göre, 1921 itibariyle Müslümanların evlerinde “halen kurtarılamayan’ Ermeni yetimlerinin sayısı 63 bin civarındaydı. Sf. 292

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 292) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Halide Edip Adıvar;)

    “Hiç kimse ülkesini benim sevdiğim kadar sevemez, ancak, hiç kimse ülkesini benim eleştirdiğim sertlikte eleştiremez. Bu katliamların lekesini de milletimin üstünden hiçbir şey temizleyemez.” Sf. 269

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 269) kitabından birebir alınmıştır.

  • Almanya’nın İstanbul Başkonsolosu Mordtmann, 30 Haziran 1915 tarihli raporunda, İttihatçı liderlerden İsmail Canpolat’ın kendisine bir Anadolu haritası üzerinde Ermenilerin sürülmesi işinin Anadolu’ya yayılacağını söylediği yazdıktan sonra, Talât’ın kendisine “söz konusu olan (…) Ermenilerin imha edilmesidir” dediğini aktarmıştı. Amerikan Büyükelçisi Morgenthau, 9 Temmuz 1915 günü hatıratına şu notu düştü: “Talat bana, meseleyi [tehciri] son derece etraflıca tartıştıklarını ve sonuçta bağlı kalacakları bir karara ulaştıklarını söyledi. Dünya tarafından suçlanacaklarını söylediğimde, kendilerini nasıl savunacaklarını bildiklerini söyledi. Başka bir deyişle umurunda bile değildi.”

    Ülkenin dört bir yanından gelen ölüm haberleri üzerine Almanlar kendisine baskı yapınca, Talat Paşa 31 Ağustos 1915 tarihinde elinde bölgelere yolladığı bazı telgrafların çevirileri olduğu halde doğrudan Alman Büyükelçiliğine gitmişti. Burada Ermenilere karşı alınan önlemlerin durdurulduğunu tekrar açıklayan Talât Paşa çok bilinen sözünü söyledi: “La question armenienne n’existe plus!” (Ermeni meselesi artık mevcut değildir.) Sf. 259, 260

    Bu söze rağmen tehcir ancak Kasım 1917’de sona erdi. Resmi tarihin ‘isyancı’, ‘çeteci’, ‘asi’ diye tarif ettiği Ermeniler nedense 18 ay süren tehcir boyunca Muş, Urfa’daki toplama merkezlerinde yaşanan olayın dışında, hiç direnmediler. Ezici çoğunluk korkunç kaderlerine sessizce boyun eğdi. Sf. 260

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 259, 260) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kati suretle halledilsin!

    Sürgünlerin katliama dönüşmesi üzerine, Rusya, Fransa ve İngiltere hükümetleri, 24 Mayıs 1915’te ortak bir bildiri yayımlayarak katliamlardan Osmanlı Hükümeti’ni sorumlu tutacaklarını açıkladılar. Bunun üzerine Enver Paşa, sürgünlere meşruiyet kazandırmak için bir formül buldu. Dâhiliye Nezareti’nin 26 Mayıs 1915 tarihinde Sadrazamlık makamına gönderdiği resmî yazıda Ermenilere yönelik sürgün eyleminin, Ermeni meselesinin “esaslı bir surette hal ve faslı ile külliyen izalesi” (esaslı bir şekilde sona erdirilmesi ve tamamen yok edilmesi) için gündeme getirildiği açıkça yazılıydı.

    Tezkere günümüz Türkçesiyle şöyle devam ediyordu: “Savaş yörelerine yakın bölgelerde oturan Ermenilerin bir kısmı ordunun harekâtını zorlaştırır davranışlarda bulunmakta, halka saldırmakta ve isyancılara yataklık etmektedirler. Bu yüzden, Van, Bitlis, Erzurum vilayetleriyle, Adana, Mersin, Osmaniye ve Kozan kazaları, Maraş’ın merkezi dışında Maraş mutasarrıflığında, Halep vilayetinde, İskenderun, Antakya kazalarında oturan Ermenilerin yerleri değiştirilecektir. Bunlar, Musul ve Zor mutasarrıflıklarının Van Vilayeti ile bitişik kuzey kısımlarına, Halep Vilâyetinin doğu ve güney doğusuna ve Suriye Vilâyetinin doğusuna nakledileceklerdir.” Sf. 257, 258

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 257, 258) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rusların Van’ı işgali;

    Rus birlikleri Ermenilerin kontrolündeki Van’a 18 Mayıs 1915 günü girdiler. Ruslar Aram Manukyan’ı Van Valisi olarak atadılar. (Manukyan 1918’de kısa ömürlü Ermenistan Demokratik Cumhuriyetinin ilk İçişleri Bakanı olacaktı.) Ardından katledilme sırası Müslüman ahaliye geldi. Frieda Spörri adlı bir misyoner şöyle anlatıyordu durumu: “Şehirde Türk evlerinin yağmalanmasına başlanmıştı ve bu biz misyonerlere acı veriyordu. Babamız, istasyonumuzdaki insanları bu haksızlıktan uzak tutmak için elinden geleni yapıyordu.” Spörri’ye göre, Ermeniler Türklere “ne Cenevre Konvansiyonu’na, ne de İsa’nın öğretisine göre” davranıyorlardı. Sf. 256

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 256) kitabından birebir alınmıştır.

  • Resmi tarihin ‘Van İsyanı’;

    Zeytun’da bunlar olurken Van’ın Müslüman ve gayrimüslim ahalisi tarafından büyük kabul gören valisi Tahsin Bey’in yerine atanan Cevdet Bey’in bölgede uyguladığı politikalar taraflar arasında iplerin gerilmesine neden oldu. Cevdet Bey’in uzlaşma bahanesiyle çağırdığı Taşnak lideri İşkhan Bey’i 16/17 Nisan 1915 gecesi, Hirç Köyü civarında tuzağa düşürerek öldürtmesi, bununla da yetinmeyerek iki çocuğunu da diri diri kuyuya attırması gerginliği daha da arttırdı. Cevdet Bey bununla da yetinmedi, emrindeki Kasap Tabur’una civardaki Ermeni köylerini yerle bir etme talimatı verdi. Bütün bunlar Van’ı patlamaya hazır bir barut fıçısına döndürmüştü. 20 Nisan 1915 günü bir Osmanlı askerinin bir Ermeni kadınına şiddet göstermesi, buna şahit olan Ermeni gençlerinin de askerlere ateş açmasıyla barut fıçısı alev aldı. Şehirde çatışmalar yaşanırken, 24 Nisan’da İstanbul’daki Ermeni toplumunun önde gelenlerinin Ayaş ve Çankırı’ya doğru sürülmesine başlandı. Van ve civar illerdeki Ermenilerin sürülmesine ilişkin eldeki ilk telgraf 9 Mayıs 1915 tarihinde “bizzat hal olunacaktır.” notuyla, Van ve Bitlis valilerine çekildi.

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 256) kitabından birebir alınmıştır.

  • Resmi tarihçilere göre, tehcir kararı güya 1915 yılının Nisan ayında alınmıştı ama Ermenilerin “toptan imha edileceği haberlerini” çok daha önceden duyanlar vardı. Örneğin İsveçli hastabakıcı Alma Johansson Muş’ta Kasım 1914’te bile bu tür söylentilerin dolaştığını aktarmıştı.

    Bir başka hastabakıcı Danimarkalı Marcher, Harput Valisi Erzincanlı Sabit Bey’in Erzurum’daki Alman Konsolosu Max Scheubner Richter’e “Türkiye’deki Ermeni milletinin yok edilmesi gerektiğini ve edileceğini söylediğini” ileri sürmüştü. Sf. 253

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 253) kitabından birebir alınmıştır.

  • Akçam’ın tespitine göre, Dr. Sevag Çilingiryan’la birlikte Vahan Kehyayan, Artin Bogosyan, Taniyel Çıbukyaryan ve Onnik Magazacıyan adlı sürgünler de öldürülmüştü. Cinayeti İttihat Terakkinin Çankırı Kâtibi Mesulü olan Cemal Oğuz’un azmettirdiği Kürt Alo Çetesi’nin işlediği anlaşılmıştı. Bu kişiler hakkında soruşturma yapılmış ancak yargılamaya gerek duyulmamıştı. Sf. 250

    1918 Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf Devletleri’nin zorlamasıyla kurulan ve 1919-1921 tarihleri arasında faaliyet gösteren İstanbul Divan-ı Örfi’de yapılan yargılamalar arasında, Cemal Oğuz davası da vardı. 27 Ekim 1919’da, ‘Kâtibi Mesuller Davası’ ile birleştirilen dosyada, Cemal Oğuz’a yöneltilen en büyük suçlama Dr. Çilingiryan ve dört arkadaşının öldürülmesini organize etmekti. Tanıklar olayı doğruladılar. Sf. 251

    Cemal Oğuz, 8 Şubat 1920’de “Çilingiryan cinayetini azmettirmek” suçundan beş sene sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı. Cemal Oğuz davayı temyiz etti ve beklenen karar çıktı: Temyiz Mahkemesi’ne göre Cemal Oğuz olay tarihi olan 1915’te yargılandığı için bir daha yargılanamazdı! Dolayısıyla Divan-ı Örfi’de verilen hapis cezası geçersizdi! Sf. 251

    Hâlbuki 1915’te bir yargılama yapılmamıştı. Nitekim Talât Paşa’nın “mahrem” kaydıyla Ankara Vilayetine gönderdiği 13 Mayıs 1916 tarihli telgrafta Kürt Alo Çetesi mensuplarının hapisten çıkarılmasını istediği görülüyordu. 1918 yılına ait bir başka telgrafta ise Kürt Alo Çetesi’nin Suriye cephesinde ‘istihdam’ edildiği anlaşılıyordu. Cemal Oğuz 5 Ekim 1920’de İngilizler tarafından Malta’ya götürüldü. 1921 yılının Kasım ayında Kastamonu üzerinden Ankara’ya geldi ve Mustafa Kemal’in ekibine katıldı. Böylece, Dr. Çilingiryan ve arkadaşlarının kanı Cumhuriyetin harcına bulaşmış oldu… Sf. 252 (Taner Akçam, “Dr. Rupen Sevag Çilingiryan Cinayeti”)

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 250 ile 252 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ayaş ve Çankırı’ya gönderilen ilk grup arasında papaz, kompozitör, müzikolog, ‘Ermeni müziğinin babası’, Anadolu’nun Türkçe, Kürtçe, Gürcüce, Ermenice türkülerini ilk derleyen Gomidas (Komitas) Vartabed de vardı. Halide Edip (Adıvar) Gomidas’la yakın arkadaştı. “İnsan ve sanatçı olarak çok nadir karşılaşabileceğimiz bir değerdi. Gomidas benim evime gelir saatlerce çalar, söylerdi.” Sf. 243

    Gomidas tutuklandığında öğrencilerinden biri Gomidas’ın sık sık konferanslar verdiği Türk Ocağı’nın üst düzey yöneticilerinden olan Mehmed Emin (Yurdakul) Bey’den yardım istemiş ama Mehmed Emin Bey gayet soğuk bir edayla “Bu devletin işidir, biz karışamayız” demişti. Hâlbuki Gomidas Mehmed Emin Bey’in yazdığı sözlere besteler yapmıştı.

    Neyse ki Gomidas Çankırı’dan geri dönebildi. Bazı kaynaklara göre İTC’den arkadaşları Ziya Gökalp ve Halide Edip’in gayretleriyle kurtulmuştu. Ama Anadolu’yu karış karış gezerek topladığı arşivinin yok edilmesi karşısında, akıl sağlığını korumakta güçlük çekmiş, girdiği derin depresyonu atlatamayınca La Paix Hastanesi’ne yatırılmıştı. Durumu kötüleşince, tedavi için yurtdışına gitmesi için gereken izni Talât Paşa’dan Halide Edip’in eşi Dr. Adnan Bey almıştı. Bundan sonraki hayatının büyük bir bölümünü Fransa’da tek bir nota yazmadan geçiren Gomidas, 22 Ekim 1935’te Paris’te bir akıl hastanesinde öldükten sonra Ermenistan’da defnedilecekti. Sf.243, 244

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 243, 244) kitabından birebir alınmıştır.

  • Resmî tarihe göre ise, tehcir kararı, 1915 yılının Mart ayında Zeytun’da (1) (bugün Kahramanmaraş’a bağlı Zeytun’da ) ve Nisan ayında Van’da Ermenilerin isyan ettiği haberlerinin İstanbul’a ulaşması üzerine alınmış ve 23 Nisan’ı 24 Nisan’a bağlayan gece İstanbul’da son derece geniş tutuklamalar yapılmıştı. Resmi tarihe göre tutuklananlar milliyetçi Ermeni komitacılardı ama bugün biliyoruz ki, tutuklananların ezici çoğunluğunu milletvekilleri, şairler, yazarlar, gazeteciler, siyasi ve dini elitler oluşturuyordu. Sf. 242, 243

    Tehcirin tanıklarından Alman Protestan Papazı Lepsius’a göre 600, dönemin ABD Büyükelçisi H. Morgenthau’ya göre 500, resmî tarihçi Yusuf Sarınay’a göre 235, gayri resmî tarihçi Taner Akçam’a göre 180 kişilik bu ilk kafile apar topar Çankırı ve Ayaş’a doğru yola çıkarıldı. Ayaş’a gönderilenler hemen öldürüldü. Çankırı’ya gidenler biraz daha şanslıydı, bazıları bir süre Çankırı’da yaşadıktan sonra öldürüldü, bazıları ise İstanbul’a dönmeyi başardılar. Sf. 243

    Ayrıca 24 Nisan günü Osmanlı Ordusu Başkumandanlığına yollanan bir emirle özellikle Zeytun, Bitlis, Sivas ve Van’da meydana gelen olaylar dile getirilerek tüm ülke sathında Ermenilere yönelik, tutuklama ve gözaltına alma emirleri verildi. Bu bölgelerdeki tüm Taşnak ve Hınçak örgütlerinin, gazetelerinin kapatılması, yöneticilerinin tutuklanması ve oluşturulacak Divan-ı Harbi Örfilerde yargılanması, alınan tedbirler arasındaydı. Bu kişilerin sayısı da 2.300 kişi civarındaydı. Sf. 243

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 243) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2022); Kahramanmaraş’ın Süleymanlı ilçesinin eski ismi.

  • Bırakın halkı, dönemin Sadrazamı Said Halim Paşa bile “Sarıkamış’ın felaketini çok sonra haber aldığını” söyleyecekti. Çünkü İttihat ve Terakki, savaş aleyhine yayınları önlemek için hükümetin resmî gazetesi sayılan Tanin haricindeki bütün gazeteleri kapatmıştı. Askerî sansür ancak 11 Haziran 1918’de kaldırıldı. Fakat Sarıkamış konusundaki sansür ancak 1921 yılında kırıldı. 9. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Köprülü Şerif (İlden) Bey, 3,5 yıllık Sibirya esaretinden sonra İstanbul’a geldiğinde askerliğe dönmek istemiş ama emekli edildiğini öğrenmişti. Köprülü Şerif Bey “Sarıkamış İhata Manevrası ve Meydan Muharebesi” adlı hatıratını ancak 1921 yılında, Akşam gazetesinde tefrika edebildi. Yedi yıllık suskunluk nihayet bozulmuştu. Bunu başka yayınlar izledi. Ancak Sarıkamış’ın gerçek bilançosu hiçbir zaman ortaya çıkmadı. Sf. 215

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 215) kitabından birebir alınmıştır.

  • 24 Nisan 1915 günü, yabancı basından ve kaçan esirlerden, Sarıkamış faciasının aslını öğrenen halkı yatıştırmak için gazetelerde; Ermenilerin düşmanla ittifak yapıp orduyu arkadan vurduğuna dair yazılar boy göstermişti. Bu konuda başı çeken Tarih Mecmuasını çıkaran Albay Seyfi’nin de içinde bulunduğu gizli komite bir karar aldı ve İstanbul’daki Ermeni cemaatinin önde gelenlerinden oluşan 235 kişilik ilk kafile Ayaş ve Çankırı’ya doğru yola çıkarıldı. Bu kişilerin çoğundan bir daha haber alınamadı. Sf. 214

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 214) kitabından birebir alınmıştır.

  • O günlerde kendisine 3 Ordu mıntıkasında yaklaşık 600 bin civarında askerin ‘zayi’ olduğunu söyleyen Harbiye Nezareti’nin Ordu İkmal Dairesi Müdür Vekili Miralay Behiç (Erkin) Bey’e şöyle demişti: “Bunlar nasıl olsa bir gün ölecek değiller miydi?”  Sf. 214

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 214) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rum kaçırtmasının başındaki isimlerden Celal Bayar, Birinci Dünya Savaşı öncesi sadece İzmir ve civarından 130.000 dolayında Rum’un zorla Yunanistan’a göç ettirilmiş olduğunu aktarır. Halil Menteşe’ye göre “100.000’e yakın Rum, kimsenin burnu kanamaksızın Yunanistan’a çekilip gittiler. Bundan sonra aynı tarzda İzmir civarında teşebbüs ele alındı. (…) İzmir civarından da 200.000’e yakın Rum Yunanistan’a gitmiştir. Kaçırtma işlerinin fiilen yürüten Kuşçubaşı Eşref ise sadece 1914 içinde ve harbin ilk aylarında, ”Ege mıntıkasında ve bilhassa sahillerde yuvalanmış ve kümelenmiş olan” Rum-Ermeni nüfustan 1.150.000 kişinin sürüldüğünü ileri sürer.

    1915’in provası mıydı?

    İstanbul’daki ABD Büyükelçisi Morgenthau ise 16 Temmuz 1914’te yolladığı bir raporda, İzmir bölge konsoloslarının yörede yaptıkları araştırmalar sonucu, sadece 28 Mayıs ile 12 Haziran 1914 arasında göçertilen Rum sayısının 117.000 olarak tespit edildiğini aktarmıştı. İstanbul Polis Müdürü Bedri’nin kendisine “Rumları büyük bir başarı ile sürdüklerini ve aynı yöntemi imparatorluğun öteki milletlerine de uygulamaya karar verdiklerini” söylediğini aktaran Morgenthau, 18 Kasım 1915 tarihli raporunda da bu paralelliğe dikkat çekecek ve 1914 Mayıs-Haziran aylarında, büyük devletlerin gözü önünde 100 – 150 bin kişinin, herhangi bir zorlukla karşılaşmadan sürgün edilmiş olmasını, Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin tehcir edilmesinde ciddi bir cesaretlendirici faktör olduğunu ileri sürecektir. Sf. 193, 194

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 193, 194) kitabından birebir alınmıştır.