Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • 15 Mayıs 1919’da İzmir’e Yunan çıkartması yapıldığında bu sefer İtalyanlar ortaklarını protesto ettiler, bununla da yetinmeyerek Selçuk havalisini işgal ettiler. Ancak İtalyanlar Türklere o kadar iyi davranıyorlardı ki, düzenli ordunun henüz kurulmadığı günlerde Ankara Hükümeti’nin hizmet aldığı çetecilerden biri olan Demirci Mehmet Efe’nin Denizli’de terör estirmesi üzerine, şehir halkı, İtalyanlara sığınmayı bile düşünmüştü. Bununla da kalınmadı, daha sonra İtalyanlardan 4 milyondan fazla tüfek fişeği, 97 ton barut, 20 Spot XIII tipi uçak ve 20 bin tüfek satın alındı. İtalyanlar (ve Fransızlar) ayrıca Akdeniz’den gelen Alman yardım gemilerinin güvenliğini sağlamışlardı. Sf. 205

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 205) kitabından birebir alınmıştır.

  • Alptekin Müderrisoğlu’nun Kâzım Özalp’ten aktardığına göre Fransızlar, Ocak 1922’de güney topraklarımızı terk ederken 10 bini aşkın tüfek, 1.505 sandık mermi ile parası ileride ödenmek üzere 10 hangar, 4 yedek uçak motoru, 3 telsiz istasyonu ile 10 Brege tipi uçağı Ankara Hükümeti’ne bırakmış, daha sonra da 1.500 adet hafif makineli tüfek, 2.735 sandık fişek, 200 kamyon, 1 kompresör, 11 top beşik ve kaması, 2 ton şaplı kösele, bazı top yedek parça ve malzemesi satmıştı. Sf. 204, 205

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 204, 205) kitabından birebir alınmıştır.

  • 29 Mayıs 1926’da kabul edilen dört maddelik “Ermeni suikast komiteleri tarafından şehid edilen veya bu uğurda suver-i muhtelife ile (çeşitli biçimlerde) duçarı gadr olan ricalin (kötülüklere maruz kalan önemli kişilerin) ailelerine verilecek emlâk, ve arazi veya tazminat hakkında kanun.” İle şehid edilen Rical; Talat Paşa, Cemal Paşa, Cemal Azmi Paşa, Bahaeddin Şakir Bey, Cemal Paşa’nın yaveri Süreyya Bey, ve Said Halim Paşa ile Kürt Mustafa’nın Riyaset ettiği Divanı Harp kararı ile idam edilen Muş Mutasarrıfı Servet Bey, Urfa Mutasarrıfı Nusrat Bey, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, firar ve intihar eden Doktor Reşit Bey, ve Erzincanlı Hafız Abdullah Efendi’nin ailelerine Emvali Metruke (terkedilmiş olan Rum ve Ermeni malları) faslından 20.000 liraya kadar kıymette arazi verilmesi kararlaştırıldı, 30 Ağustos 1927 de bu listeye Cemal Paşa ailesi de eklendi. Sf.199, 200

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 199, 200) kitabından birebir alınmıştır.

  • Abdülhalik Renda: Tehcir döneminin Bitlis ve Halep Valisi olan Abdülhalik Bey, 1917’de kısa süreli Dâhiliye Nezareti Müsteşarı idi. Malta dönüşü Çankırı Milletvekilliği ve İzmir Valiliği yaptı. 1924-1930 arasında Maliye ve Millî Müdafaa Vekâletlerinde bulundu, Bahriye Vekilliğine vekâlet etti. 1935’te TBMM Başkanlığı’na seçildi, 1946’ya kadar bu görevi yürüttü. 1947-1949 arasında görev yapan Hasan Saka Hükümeti’nde Devlet Bakanlığı yaptı.

    Şükrü Kaya: Tehcir sırasında Muhacirin ve Aşâirin (göçmen ve aşiretler) Müdürü olarak Halep ve Adana vilayetlerindeki tehcirden sorumlu olan Şükrü Bey, Malta’dan kaçtıktan sonra bir süre İtalya ve Almanya’da kaldı. Türkiye’ye dönüşünden sonra Lozan’a giden heyete katıldı. Sf.188

    Mithad Şükrü Bleda: Kırım sırasında İTC’nin Genel Sekreteri ve Maarif Nazırı idi. Malta dönüşü Mustafa Kemal’in birlikte çalışma teklifini reddederek İzmir’e yerleşti ve ticaretle uğraştı. 1926 İzmir Suikastı Davası’nda yargılanıp beraat ettikten sonra yine Mustafa Kemal’in önerisi ve güçlü desteğiyle Sivas’tan bağımsız milletvekili seçildi. 1950’ye kadar dört dönem milletvekilliği yaptı. Sf. 189

    Ali Cenani Bey: Tehcir sırasında Halep Milletvekili olan Cenani Bey Antep’teki binlerce Ermeni’nin tehcirinden sorumlu idi. Malta dönüşünde milletvekilliği ve 1924 – 1926 arasında Ticaret Vekilliği yaptı. Sf. 190

    Sabit Sağıroğlu: Kırım sırasında Harput (Elâzığ) Valisi idi. Malta dönüşü TBMM’nin Erzincan Milletvekilliği ile ödüllendirildi.

    Ahmet Muammer Cankardeş: Kırım sırasında Sivas ve Konya Valisi olan Ahmet Muammer Bey, Ankara tarafından önce Sivas Mutasarrıflığına atandı, ardından Sivas Milletvekili oldu,

    Ali Münif Yeğenağa: İTC Merkez Komitesi üyesi olan Ali Münif Bey, 1913-1915’te Nafıa Nazırı, 1915-1916’da Lübnan Valisi idi. 1918’de Lübnan’da Ermenilere ve Marunîlere karşı katliamlardan dolayı Malta’ya götürüldü, Cumhuriyet Dönemi’nde Seyhan (Adana) Belediye Başkanı, daha sonra Mersin ve Seyhan Milletvekili oldu. Sf.190

    Ali Ihsan Sabis: Birinci Dünya Savaşı sırasında Kolordu ve Ordu Kumandanı olan Ali Sabis Paşa, Van, Musul ve Urmiye’de Hıristiyan katliamlarını bilfiil yönetmek ve Kut’ul Ammare kuşatması sonrası ele geçirilen İngiliz savaş esirlerini öldürtmek suçundan gönderildiği Malta dönüşü. Batı Cephesi 1. Ordu Kumandanlığına atandı. Sf. 190

    Süleyman Necmi Selman; Tehcir sırasında Samsun Mutasarrıfı olan Süleyman Necmi Bey Samsunda bazı Ermenilerin öldürülmelerinde birinci derecede sorumlu olduğu gerekçesiyle Malta’ya gönderilmişti, 1923’te Kastamonu Valisi oldu ardından Samsun Milletvekili olarak TBMM’de görev aldı.

    Zülfü Tigrel: Osmanlı döneminde Diyarbakır Mebusu olan ve Diyarbakır Ermenilerine yönelik toplu katliamlarda rol alan Zülfü Bey, yeni dönemin Diyarbakır Milletvekiliydi. Lozan’a giden heyete ise “Kürt temsilcisi’ olarak katıldı. Sf.191

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 188 ile 191 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nitekim Hasan Tahsin’e göre, Ethem, savaş yıllarında Büyükada’da esir tutulan İngiliz Generali Towsend’ı de kaçırmayı planlamış fakat General bu teklifi reddetmişti. Sf. 129

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 129) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bornova’da Miss Florence adlı bir İngiliz okuluna giden Alparslan, okul çıkışı Ethem’in adamları tarafından, babasına götürüleceği söylenerek bir paytona sokulmuş, Salihli’de Kuşçubaşı Eşrefin evine götürülmüştü. Ethem’in çocuğu serbest bırakmak için 500 bin lira fidye istediği gazetelere yansıyınca, bir yandan Çerkez toplumunun önde gelenleri, bir yandan İttihatçılar Ethem üzerinde baskı yapmaya başladılar. Görüşmeler sonucu fidye parası 53 bin liraya düşürüldü, ardından İzmir’in hemen her caddesine yardım sandıkları konularak fidyenin üçte biri halktan toplandı; Ege’nin önde gelen zenginlerinden borç istendi. Geri kalan meblağı ise Rahmi Bey’in Alanyalızade Mahmud Bey ve Nazmı adında iki arkadaşıyla Bornova’da fabrikatörlük yapan Fransız asıllı Levanten Henry Giraud tamamladı. Sf. 128

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 128) kitabından birebir alınmıştır.

  • 72 Kürt Zaza beyinin ‘ihanetini’ içlerine sindiremeyen Alişir ve adamları, 6 Mart 1921 günü Ankara’nın gönderdiği birliklere saldırmaya başlayınca, asileri tepelemek için, Sivas, Erzincan ve Elazığ’da sıkıyönetim ilan edildi. Ardından 13 Mart 1921’de Sakallı Nureddin Paşa komutasındaki Merkez Ordusu bölgeye gönderildi. Rivayete göre Nureddin Paşa görev yerine giderken, “Zo (Ermeniler) diyenleri temizledik. Lo (Kürtler) diyenlerin köklerini de ben temizleyeceğim,” demişti. Gerçekten de Topal Osman’ın 47. Müfrezesinin de yardımıyla Nureddin Paşa kısa sürede görevini başarıyla (!) tamamladı. 500 asiyi kendi deyimiyle “temizledi”, “tepeledi” 2 bin kişiyi Anadolu’nun çeşitli yerlerine sürdü. Sf.122

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 122) kitabından birebir alınmıştır.

  • Örneğin Fransız Mareşali Foch’un Mart 1920’de yaptığı hesaba göre, Türkleri yenmek için en az 27 tümene ve 400 bin askere ihtiyaç vardı. Oysa o tarihlerde İstanbul’daki Müttefik askerî varlığı yedi bin, Yunan ordusunun toplamı ise 80-100 bin civarındaydı.

    Sevr sürecinde, aslan payını almayı uman Yunanistan ise o tarihlerde Bursa’ya kadar gelmişti. Hâlbuki Sevr ile Yunanistan’ın kazancı değil kaybı olacaktı. Çünkü o güne kadar işgal ettiği yerleri Sevr’e göre tahliye etmek zorunda kalacaktı. Sf. 89

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 89) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sevr Barış Antlaşması (bundan böyle ‘Sevr’ diyeceğim), zafer kazanan ülkelerce 1914-1918 yıllarındaki Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan ülkelere dayatılan anlaşmalar sisteminin bir parçasıydı. İtilaf Devletleri 19 Haziran 1919 tarihli Versailles Antlaşması ile Wilhelm Almanya’sını dizlerinin üstüne çökertmişlerdi. 10 Eylül 1919 tarihli Saint-Germain Antlaşması ve 4 Haziran 1920 tarihli Trianon Antlaşması ile Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nu tarihe gömmüşlerdi. 27 Kasım 1919 tarihli Neuilly Antlaşması ile yayılmacı Bulgaristan’ı zapt-u rapt altına almışlardı.

    Aslında bu antlaşmalar Sevr’den daha ağır şartlar taşıyordu. Dahası bu antlaşmaların hepsi de hukuki nitelik kazanıp uygulanmıştı. Yunanistan hariç imzacı ülkeler tarafından imzalanmadığı için hiçbir zaman hukuki nitelik kazanmayan Sevr ise, yaklaşık yüz yıldır parçalanmakta olan Osmanlı İmparatorluğu’nun, Wilson’un 14 İlkesi uyarınca ulus-devletlere bölünmesi planıydı. Yani bazılarının sandığının aksine, Anadolu’nun Türklere ait bir bütün olarak korunması fikrine dayanıyordu. Sf. 87

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 87) kitabından birebir alınmıştır.

  • 12 Haziranda Osmanlı İmparatorluğunun itirazlarını bizzat Damat Ferit Paşa iletti. Almanların daha ağır şartlar taşıyan Versailles Antlaşmasını ses çıkarmadan kabul etmelerine rağmen Türklerin ayak dirediğini gören İtilaf Devletleri 20 Haziranda Britanya Adasının güneyindeki Hythe’de toplandılar ve Venizelos’a Yunan ordusunun ileri harekâtı için izin verdiler. Sir Winston gibi düşünenler yüzünden lojistik destekten yoksun bırakılan Yunan birlikleri herkesi şaşırtarak 22 Haziran’da Akhisar’ı, 23 Haziran’da Kırkağaç’ı, Soma ve Salihli’yi, 25 Haziran’da Alaşehir’i, 30 Haziran’da Balıkesir’i, 2 Temmuz’da Kırmasti ve Karacabey’i, 8 Temmuz’da da Nazilli’yi işgal ettiler ve İzmit’teki İngiliz Garnizonu üzerindeki ablukayı kaldırdılar.

    7 Temmuz’da Belçika’nın Spa şehrinde yapılan diğer bir konferansta İtilaf Devletleri 27 Temmuz akşamına kadar barışın imzalanması için Osmanlı İmparatorluğu’na süre tanıdı. Antlaşmanın kabulünü teşvik etmek için de Yunan kuvvetlerinin Bursa-Uşak çizgisine doğru derleyerek 8 Temmuz’da Bursa’yı işgal etmesi sağlandı. Bu arada Doğu Trakya da Yunanların eline geçmek üzereydi. Kulaklara İstanbul’un da Osmanlı’dan alınacağı fısıldanıyordu. Sf. 85

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 85) kitabından birebir alınmıştır.

  • 23 Haziran’da Osmanlı İmparatorluğu’nun resmî tezleri okunduğunda ise ABD Başkanı Wilson “Ömrümde bundan daha aptalca bir şey duymadım” derken, Britanya Başbakanı Lloyd George “iyi espri”, “Türklerin siyasi kabiliyetsizliğinin iyi bir kanıtı,” diyecekti. Sf. 82

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 82) kitabından birebir alınmıştır.

  • Birinci Madde’de geçen ‘ırk’ (orijinal metinde ‘ırken’) sözcüğünü bazı tarihçiler ‘irfanen’, bazı tarihçiler ise ‘örfen’ diye okur. Metnin orijinali olduğu iddia edilen belge bozulmuş olduğu için hangi okuma doğrudur kestirmek kolay değil ama ‘ırken’ olması dönemin ruhuna pek uygun görünmüyor. Çünkü Misak-ı Millî’de Osmanlı ülkesinin bölünmezliği ilan edilmekle birlikte Türklerle birlikte Araplara da kaderlerini tayin hakkı tanınıyordu. (Kürtlere herhangi bir hak tanınmadığına dikkatinizi çekerim.) Sf. 75

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 75) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında kabul edilen Misak-ı Millînin maddelerinin sadeleştirilmiş şekli şöyledir;

    Birinci Madde: Osmanlı İmparatorluğunun münhasıran (özellikle) Arap çoğunluğunun yaşadığı ve 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’nin yapılması sırasında düşman ordularının işgali altında kalan kısımlarının geleceği, halkının serbestçe bildirecekleri oylara göre belirlenmek gerekeceğinden adı geçen antlaşmanın içinde din, ırk ve amaç bakımından birleşmiş ve birbirlerine karşılıklı saygı ve fedakârlık duygularıyla dolu, ırk hukuku ve sosyal haklarıyla çevre şartlarına bütünüyle saygılı Osmanlı-İslam çoğunluğunun oturduğu kısımların hepsi gerçekten veya hükme bağlı olarak hiçbir sebeple parçalanamaz bir bütündür.

    İkinci Madde: Ahalisi ilk serbest kaldıklarında kendi istekleriyle anavatana katılmış bulunan Elviye-i Selase (Üç Liva: Kars, Ardahan, Batum) için istenirse tekrar halkoyuna başvurmayı kabul ederiz.

    Üçüncü Madde: Türkiye sulhuna bağlanan Batı Trakya’nın hukukî durumunun tespiti de oturanların tam bir hürriyetle bildirecekleri oylara bağlı kalarak yapılmalıdır.

    Dördüncü Madde: İslâm Halifeliğinin, Osmanlı Saltanat ve hükümetinin merkezi olan İstanbul şehriyle Marmara Denizi’nin güvenliği her türlü zarardan korunmuş olmalıdır. Bu esas saklı kalmak şartıyla Akdeniz ve Karadeniz boğazlarının dünya ticaret ve ulaştırmasına açılması hakkında bizimle öteki bulun ilgili devletlerin ortaklaşa verecekleri karar geçerlidir. Sf. 74

    Beşinci Madde: İtilaf Devletleri ile hasımları ve bazı ortakları arasında kararlaştırılan anlaşma esaslarına göre azınlıkların, komşu ülkelerdeki Müslüman halklarla aynı haklardan faydalanmaları tarafımızdan teyit ve temin edilecektir.

    Altıncı Madde: Millî ve ekonomik gelişmelerimizi sağlamak ve devlet işlerini çağdaş bir yönetimle işlerimizi yürütebilmemiz için her devlet gibi bizim de tam bağımsızlığa ve özgürlüğe ihtiyacımız vardır. Bu, yaşam ve varlığımızın temelidir. Bu yüzden siyaset, adalet, maliye alanları ile öteki alanlarda gelişmemize engel olan bağların karşısındayız. Ortaya çıkacak devlet borçlarımızın ödeme şartları da bu esasa aykırı olmayacaktır. Sf. 75

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 74, 75) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bugün Misak-ı Millî diye bildiğimiz, ancak orijinal adı Ahd-ı Millî olan metin bu bağlamda ortaya çıkmıştı.

    Seçimlerden sonraki Meclis-i Mebusan 12 Ocak 1920’de açılmıştı. Sf. 71

    Misak-ı Millî’nin yabancı parlamentolara ve basına sunuluşu 2 Mart 1920’de oldu. Sf. 73

    Bu tarihçeden anlaşılacağı gibi Misak-ı Millî, Osmanlı İmparatorluğu’nu köşeye sıkıştırmaya çalışan İtilaf Devletleri’ne sunulmuş bir çeşit ‘Barış Programı’ idi. Ancak bu barış çağrısı İtilaf Devletleri’nce dikkate alınmayacak ve İtilaf Devletleri, 15 Mart 1920’de İstanbul’u ‘resmen’ işgal edecekti. İşgalin ardından son kez 18 Mart’ta toplanan Meclis, İşgal Güçleri tarafından basılacak, 11 Nisan 1920’de ise Padişah tarafından kapatılacaktı. Sf.74

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 74) kitabından birebir alınmıştır.

  • İngilizler Şeyh Mahmut’un liderliğinde hayal ettikleri türden bir yapı oluşturamayacaklarını anlayınca Şeyh’in yetkilerini kısıtladılar. Bunun üzerine Berzenci, İran’dan bazı Kürt guruplarının yardımıyla 21 Mayıs 1919’da ‘cihat’ çağrısı yaptı, Süleymaniye’deki İngiliz birliklerini esir alıp bağımsız Kürdistan Hükümetini ilan etti. İngilizlerin buna tepkisi sert oldu. 17 Haziran 1919 günü Berzenci güçlerini ağır bir yenilgiye uğrattılar. Yaralı olarak ele geçirilen Mahmut Berzenci, Bağdat’ta yargılandı, idam cezasına çarptırıldı ama idam edilmesinin yaratacağı sonuçlar düşünülerek, Britanya sömürgesi olan Hindistan’a gönderildi. Sf. 57

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Seyid Abdülkadir önderliğindeki grup İstanbul’daki ABD, Britanya ve Fransa büyükelçilikleri ile temasa geçerek otonomi (özerklik) için destek beklerken, bağımsızlık yanlısı Bedirhanlar ve Cemil Paşazadeler Teşkilat-ı İçtimaiye Cemiyeti’ni kurdular. Sf. 55

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 55) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktıktan kısa süre sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki bazı Kürt aşiret reislerine telgraflar çekmişti. Telgraflarda kendisinin Sultan tarafından atandığını, yakın bir zamanda Kürdistan’ı ziyaret etmek istediğini söylüyor, aynı zamanda ülkenin işgalci güçlerden kurtuluşu için onlardan destek istiyordu. Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı ve Diyarbakır’daki Kürt Kulübü’nün üyesi Kâmil Bey’e ve Cemil Paşazade’ye çektiği telgraflarda, İngiltere’nin bağımsız Kürdistan’ı Ermeni çıkarlarına kurban etmeye çalıştığını, hâlbuki Kürtlerin ve Türklerin kardeş olduğunu söyledikten sonra “Bizim varlığımızın Kürtlerin, Türklerin ve bütün Müslümanların yardımına ihtiyacı var. Genel olarak hepimiz bağımsızlığımızı korumalıyız ve ülkemizin bölünmesine izin vermemeliyiz. Ben Kürtlere, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmaması şartı ile onların gelişmesine ve ilerlemesine vesile olacak bütün hukuk ve imtiyazın verilmesinden yanayım,” diyordu. Sf. 55

    Mustafa Kemal’i bu vaatlerde bulunmaya götüren en önemli faktör İngiltere’nin 1919’un yazında, Kürtlerin ‘devlet kurma kapasitesini anlamak için Binbaşı Noel’i Kürdistan’a göndermesiydi. Sf. 56

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 56) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kürtlerle İttihatçıların ilişkisini ilk bozan 1914’te kurulan sonra İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyetinin (aşiretlerin ve göçmenlerin yerleştirilmesi müdürlüğü) politikaları oldu. Kanun uyarınca önce 1916’da Kürtçe coğrafi ve yerleşim yerlerinin isimlerini Türkçeye dönüştürmeye başladı. Ardından Talat Paşa’nın emriyle savaş sırasında değişik yerlere göç etmiş Kürt nüfusun Türk nüfus içinde yüzde beş oranında dağıtılmasına başlandı. Amaç, Kürtleri daha ‘medeni’ olduğu düşünülen Türk gruplarının arasında eriterek modernleştirmekti. Dışlama içermeyen bu tutumun nedeni ve Kürt asıllı sosyolog Ziya Gökalp’ın birbiri ardına yayımladığı raporlardı. Ancak, Kürt tehciri sırasında açlık, soğuk, hastalık ve jandarma şiddeti sonucu büyük can kayıpları oldu. Sf. 54

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 54) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlk Kürtçe gazete, 22 Nisan 1898’de Mısır’da yayın hayatına başlayan Kürdistan gazetesiydi. Sf. 53

    1908’de Meşrutiyet’in ikinci kez ilanından sonra ortaya çıkan özgürlük ortamında Seyid Abdülkadir, Saidi Nursî, Babanzade İsmail Hakkı, Hacı Tevfik (Piremerd) ve diğer Kürt aydınları Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’ni (Kürt Dayanışma ve Gelişme Cemiyeti) kurdular. Sf. 54

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 53, 54) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge; 48 Van’daki Rusya imparatorluğu Konsolos Yardımcısı S. P. Olferyev’in Kafkasya Askerî Bölge Karargâhı’na Gönderdiği 25 Kasım 1912 Tarihli Rapor.)

    Van ve Bitlis Vilayetlerinin Nüfusu Hakkında İstatistiki Bilgiler

    Adı geçen vilayetlerin nüfusu ile ilgili benim seleflerimin, Türk yetkililerinin, Fransız ve İngiliz konsoloslarının ve bizzat benim topladığım bilgileri karşılaştırdığımda bu iki vilayetin günümüz nüfusunun tahminen şu şekilde olduğunu düşünüyorum:

    Milliyet            Van Vilâyeti            Bitlis Vilâyeti Toplam

    Kürtler                      200.000                  270.000                  470.000

    Ermeniler                 120.000                  180.000                  300.000

    Nasturiler                 70.000                    —                           70.000

    Türkler                     35.000                   10.000                    45.000

    Yezidîler                   5.400                      4.000                      9.400

    Yahudiler                  1.500                      —                           1.500

    Katolik Keldaniler    1.000                      4.000                      5.000

    Süryaniler                 —                           5.000                      5.000

    Çerkezler                  500                         1.000                      1.500 

    Çingeneler                500                         500                         1.000

    Kiptiler                         —                        400                            400

    Diğerleri                    100                         100                            200       

    Toplam               434.000                  475.000                    909.000  Sf.241

    Birçok Türk memuru dahi, bizzat bana Türkiye’nin bu meselesinin artık çözülemeyeceğini ve Rus birliklerinin Kürtler ile Ermenilerin yaşadığı bu bölgeleri ele geçirmesine karşı olmadıklarını söylediler.

    Taşnaklar bazı Kürt reislerine şiddet uygulamaktan vazgeçerlerse yakın gelecekte Ermeniler ile Kürtler arasındaki münasebetlerin kötüleşeceğini düşünmüyorum… 

    Ben Ermenileri her zaman yan yana yaşamak zorunda kalacakları Kürtlere karşı yabani hareketlerden uzaklaştırmaya çalışıyor ve onlara Kürt halkı ile barış içerisinde yaşamalarını tavsiye ediyorum.

    Ermeni ilericileri Türkiye’de özerk Ermenistan’ın kurulması hayalini görmeye devam ediyorlar. Ancak bu bir ütopyadır. İstatistiki bilgiler, Kürtlerin Ermenilerden sayıca çok daha fazla olduklarını göstermektedir. Ermenileri bir bölgeye, Kürtleri ise başka bir bölgeye toplamak mümkün değildir! Sf. 243, 244

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 241 ile 244 arası) kitabından birebir alınmıştır.