Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Selim III zamanında harp sanayi, deniz ticareti ve Osmanlı bahriyesi gelişir.

    Dokuma sanayi gelişir, basımevleri kurulur, o zamanın teknik üniversitesi denebilecek bir yüksekokul meydana getirilir. Sf. 208, 209

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 208, 209) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devlet adamları şöyle derler: “Nizam-ı Cedit Kanunları hakkında şikâyet kabul olunmaz. İstanbul zengin yeridir, buraya fukara yakışmaz...” Sf. 208

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 208) kitabından birebir alınmıştır.

  • 10 Temmuz 1792’de “Tecdid: Kanun-ı tımar ve zeamet” çıkarılır; Savaşa katılmayanların tımar hakkı ellerinden alınır, görevini layıkıyla yapanlara verilmesi mecburiyeti gelir.

    Birçoğu esnaflık, ticaret yapan yeniçerilerin askeri inzibat ve terbiyeden uzak kalmaması için haftanın belli günlerinde talim ve terbiye yapması kuralı getirilir.

    İrsad-ı cedid adlı yeni hazine oluşturulur. Tütün, kahve, şarap (ferman ve beratlardan alınan gelirler) ile 10 keseden fazla faizi bulunan gelirlerden vergi elde edilir. Sf. 204

    Yeni mülki taksimat yapılır. 28 eyalet vardır. Valinin 3 yıldan önce değiştirilememesi kararı alınır. Ayanı eskisi gibi halk seçecektir.

    Rüşvete karşı yasa çıkarılır. İstanbul’da Zahire (arpa, buğday gibi zorunlu yiyecekler) Nezareti kurulur: Zahire toplanması, dağıtımı işi yolsuzluk yapan tüccarların elinden alınıp, nezarete bağlanır. Selim III donanmaya çok hizmet verir, adeta denizcilik reformu yapar. Cevdet Paşa Avrupa dönüşü gördüklerini (vapur, tren, telgraf) Padişah’a aktarır. Dışişlerine hâlâ Reisülküttabın baktığı Osmanlı Avrupa’ya gönderilecek sefirlerin büyükelçi olmasına karar verir. Sf. 205

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 204, 205) kitabından birebir alınmıştır.

  • Murat III, İstanbul’dan hiç ayrılmayan ilk padişahtır. Cariyelerinin ve çocuklarının sayısı hakkında çeşitli söylentiler çıkmıştır, öldüğü zaman 49 çocuğunun hayatta olduğu, cariyelerinden 7’sinin hamile olduğu anlaşılmaktadır. Hammer “Harem eğlencelerinde o kadar az itidal gösterdi ki hasekilerin sayısı kırka, çocuklarının sayısı yüze, cariyelerinin sayısı beş yüze çıkmış, cariye fiyatı İstanbul’da yüz misline çıkmıştı,” der. Ölünce, 19 şehzadesi boğdurulmuştur. 800 yük akçe borcu çıkar, Enderun hâzinesinden ödenir. Sf. 172

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 172) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tımar sistemi XVI. yüzyıl sonlarına doğru büsbütün yozlaşır. Murat III’ten itibaren bozulma başlar, sadrazam ve serdar kişiler “eskiden büyük bir hikmet ile vaz olmuş” bulunan kanunları ihmal ederek “rüşvet sebebiyle” tımar sahiplerini gelişigüzel azleder. Sf. 171

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 171) kitabından birebir alınmıştır.

  • XVIII. yüzyılda Osmanlı, bilinen Abbasi hilafet anlayışını canlandırır ve padişah bütün Müslümanların tek meşru halifesi olarak görülmeye başlanır. Bu görüş 1876 Anayasasının maddelerine yansır. Sf. 166

    Hatta XVII. yüzyıldan itibaren, padişahların şeriata aykırı hareket ettiklerine dair şeyhülislam tarafından verilen fetvalarla tahttan indirildikleri bilinir.

    Selim III’ün halli için Şeyhülislam Ataullah Efendinin verdiği fetvada, onun, “saltanat tahtında istiklalini kaybettiği, başkalarına alet olduğu, Müslümanlara karşı hareket ettiği için, hilafete layık olmadığı belirtilmiştir.” Sf. 166

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 166) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kanunname, Osmanlı İmparatorluğu’nda şer’i hukukun yanında idari, mali, cezai, çeşitli hukuk alanlarına ait olmak üzere padişahların emir ve fermanlarıyla konmuş olan kânun ve nizamları bir araya toplayan mecmualar veya bu kanunlardan belirli bir zümre veya alana ait olanlardan birine denir. Bazen kanun yerine “yasa” veya “yasak” ve kanunname yerine de “yasak-name” deyiminin kullanıldığı olur. Osmanlı imparatorluğunda genellikle “kamu hukuku” kuralları ve özellikle idare ve teşkilata ait olan nizamlarla bazı ceza işleri, doğrudan doğruya padişahların emir ve fermanlarının bir araya getirilmiş kanunnameler ile idare edilir. “Özel hukuk” alanı ve bu arada özellikle miras gibi bazı kişisel hukuk ve mali ilişkileri ilgilendiren medeni hukuk konulan şeklen ve resmen esaslarını mutlak biçiminde fıkıh kitaplarında bulan şeriat hükümlerine bağlı kalmaktadır. Sf. 165, 166

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 165, 166) kitabından birebir alınmıştır.

  • İzledikleri dinsel siyasete karşın, Büyük Selçuk İmparatoru ve halefleri zamanında eski Türk devlet teşkilatından ve örfi kaza normlarından birçok şey İslam hukukuna göre yasaktır. Moğol istilası birçok Türk-İslam devletlerinde milli geleneklerin daha fazla nüfuz ve önem kazanmasına neden olur. Moğollar ve Timurlular döneminde Türk ulusal devlet teşkilatının ve “yasanın” şeriattan ve İslami denilen devlet nizamlarından ayrı olarak egemen olduğu görülür. Bu devletlerde şer’i öşür ve zekât ile uzlaşan gayri İslami, Türk ve Moğol vergileri ile birlikte şeraite tamamıyla aykırı olan vergiler de cari olur. İlhanlılar ile birlikte Selçuklu devletinin de bir devamı olacak olan Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulduğu yerlerdeki mali ve idari sistemlerde ise eski Türk devlet geleneklerinin kuvvetle hükümran olduğu gün geçtikçe daha fazla anlaşılmakta olan bir gerçektir. Sf. 165

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 165) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rüstem Paşa hazineyi doldurur. Saray bahçesinde yetişen çiçeklere kadar satar. Barbaros’un servetini oğluna intikal ettirebilmesi için bile, ona 200 köle ve 30 bin altın verilmiştir. Memuriyetlerde rüşvet ve peşkeş satma usulünü kural haline getirir. Büyük servet yapar, sayısız akarı, Bursa’da ipek tezgâhları, Elissa’da tuzlaları vardır. 5 bin cilt kitaplık bir kütüphanesi vardır. Tarihçiler, devlet işlerinde doğru ve yetenekli rical kullandığını yazarlar. Sf. 155

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 155) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yavuz Selim’in tahttan indirdiği babası Bayazıt iki milyon akçe tahsisatla (ödenekle) Dimetoka’ya giderken yolda ölür. Yavuz babasını belki de zehirlemiştir. Sf. 139

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 139) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yüksek mülkiyet ilkesini Fatih önemle uygulamıştır. 1476 yılından sonra imparatorluktaki emlak ve evkafın büyük kısmını ilga etmesi sonucu, devlet 20 binden çok köy ve mezraya el koymuştur. Fatih yeniden büyük miktarda araziyi tımar toprakları hâline getirdiği gibi yerinde bıraktığı emlak ve evkaf için de tasarruf edilen arazi gelirine göre eşkinci gönderme yükümlülükleri koyar. Toprak üzerinde devlet nezareti güçlenir, devlet daha askeri bir nitelik kazanır. Sf. 131

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 131) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fatih, 4 bin Sırp’ı aileleriyle birlikte İstanbul’a getirir, şehre bağlı çevreleri tutsaklarla şenlendirir. Bir kısım vergi dışında tuttuğu Yahudileri İstanbul’a getirir. Rabbin’e sahip olma izni verilir. Yahudiler için Osmanlı İmparatorluğu gettosuz ve pogromsuz yeryüzü cenneti haline gelir. Mülklerini istedikleri gibi kullanabilmekte, istedikleri gibi giyinebilmektedirler. İstanbul’un fethinden sonra Yahudiler Balat semtinde ayakta kalabilen tek gruptur. Barkan’a göre nüfus 40 bin, 1453’te 30 ila 50 bin, 1478’de 97 bin 956’ya ulaşır. 9.517 hane Müslüman, 5.162 hane Hıristiyan, 1.667 hane Yahudi’dir.

    1477’de İstanbul’da: 9.753 Türk, 31 Müslüman Çingene, İstanbul ve Galata’da 3.743 Rum, 818 Ermeni (384’ü Karamanlı), 1.647 Yahudi ve 382 Frenk evi vardır. Nüfus 60-70 bin hesaplanır. 1478 sayımına göre 8 bin 951 İslam hanesine karşı 3 bin 151 Hıristiyan Rum, Galata’da 535 Müslüman haneye karşı 592 Hıristiyan Rum vardır. Oysa fetih esnasında en fazla 50 bin tahmin edilen İstanbul’un Rum halkı hemen hemen tamamıyla dağılmıştır. Sf. 111

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 111) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fatih Mehmet 1451’de ikinci kez tahta çıktığında ücret artışlarını onaylamadığından ilk yeniçeri isyanı olur. Yeniçeriler Edirne’yi yakarlar. Pazar alevler içinde kalır, bütün pazarcı başları öldürülür, depolar yanar. Yeniçeri ücreti yarım akçe artırılır. Sf. 103

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 103) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bizanslı tarihçi Dukas şöyle yazar: “Bayazıt Prusa’da (Bursa) oturuyordu… Sarayında temiz ve mütenasip vücutları ve güzel yüzleriyle seçilmiş erkek çocuklar ve kızlar vardı; orada genç ve taze erkek çocuklar ve güneşin ziyasından daha parlak kızlar mevcut idi. Bu çocuklar ve kızlar kimlerdi? Romaioilerin, Sırmiumluların, Ulahların, Albanitialıların, Hunların, Saksların (Saksonlar), Plegonialıların (Bulgarlar) ve Latinlerin çocukları idi. Her biri kendi lisanını letafetle konuşuyordu. Bayazıt bunların arasında oturarak şehvetini tatmin etmekten ve suiistimalden geri kalmıyor, erkek ve kızlarla eğleniyordu.” Sf. 81

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 81) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1374’te Bizans İmparatoru İoannes V. Palaiologos ikinci oğlu Manuel’i saltanat ortağı yapmak isteyince hakkı çiğnenen büyük oğlu Andronikos, Murat’ın Edirne’de vekil bıraktığı Şehzade Savcı ile birleşir ve ikisi babalarına karşı başkaldırırlar. Murat ile Andronikos olayı haber alınca derhal Rumeli’ye geçerler. Murat asi kuvvetleri dağıtır, Dimetoka’ya kaçan Savcı’yı yakalar, gözlerine mil çektirdikten sonra öldürtür. İoannes’in de oğlunun gözüne mil çekmesini ister, imparator oğlunun gözleri tamamen kör olmamak üzere kızgın sirke döktürerek yarı kör bırakır. Bu tarihten itibaren Osmanlı şehzadelerine Rumeli’de Sancak verilmez. Sf. 76

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 76) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sivas sarayında yaşamış Fars edebiyatçısı Aziz Ibni Ardaşır Âstarabadi, “Bazn ve Razm” (Ziyafet ve Savaş) eserinde Murat I için “bilgi ve düşüncesi açık basit bir Moğol” der. Chalkokondyles ise ‘Kana susamış saldırgan. Onun için önemli olan ganimet isterisi değil, kan” der ama Hıristiyan beylerine ölçülü ve soylu davrandığını belirtir. Ona karşılık Gibbons, “Bizans Kilisesi mensuplarının nazarında bir kâfir ve İsa düşmanı idiyse de, Hıristiyanlara Papalıktan daha iyi davranmakla teveccüh ve muhabbetlerini kazanmıştır,” der. Sf. 74

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 74) kitabından birebir alınmıştır.

  • Babinger, Osmanlı yayılmasının ilk döneminde iki aşamalı geliştiğini yazar: “Önce iyi örgütlenmiş az sayıda akıncılar yolu açar, sonra göçer ve çiftçi kolonistler bu yoldan gelerek ve yerli halka zarar vermeden fethedilen topraklara el koyar.” Löwenklau bu bilgiye şunu ekler: “Osman’ın ordusu oldukça küçüktür. Bu yüzden, önce şehirleri çevreleyen araziyi ve mahalleyi boşaltır. Kırsaldan kopan şehir teslim alınır.” Sf. 65

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 65) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mustafa Akdağ, Türklerin Anadolu’ya gelişlerinde Bizans’ın şiddetli bir para darlığı içinde olduğunu ve bunun da Türklerle Rum halk arasında “Marmara İktisadi Ünitesi” denebilecek bir birliğin doğmasına neden olduğunu savunur. “Türk halk zümreleri yeni vatanlarının tabii ve iktisadi icaplarına pek çabuk uymaktaydılar; halı, sof, kuru meyve, hayvan, kereste, şap gibi maddeler bol bol ihraç ediliyordu. Sf. 61

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 61) kitabından birebir alınmıştır.

  • İorga, bir eserinde aynen şu görüşleri ileri sürmüştür: “Osmanlılar monarşik birliği ve mutlakıyetin sulh ve sükûnunu, bir tek efendinin hükmünü getirdiler. Osmanlılar bir kavim olarak değil, bir ordu, bir hanedan, bir hâkim sınıf olarak ortaya çıktılar.” “Bizans, Slav ve Osmanlı siyasi nizamları bir tek bütün içinde birbirleriyle kaynaştı.” Mahalli feodal hâkimiyetler, devrin umumi tarihi temayülünü temsil eden Osmanlılar önünde birer birer silindi ve Osmanlı birliği içine karıştı. Rumen tarihçisi anarşiden bıkmış olan köylü sınıfların yeni vahdetçi Osmanlı nizamına taraftar gördüğünü işaret ediyor ve diyor ki: “idareciler nadiren Türk menşeinde idiler... Subaşı, bey, kefalya; eski knez, voyvoda veya onların yakın akrabası veyahut imparatorluğun başka bir eyaletinden gelmiş bazen aynı sıfatla eski bir Hıristiyan’dan başka bir şey değildirler.” Fakat İorga da, idare sınıfına girebilmek için İslamiyet’i kabul etmenin bir şart olduğunu düşünüyor. Sf. 59

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gibbons ve Wittek’in tezlerinin içinde yer alan “Osmanlı İmparatorluğu’nun Rumeli’de kurulduktan sonra Anadolu’yu içine aldığı iddiası” da kuruluş tartışmalarının unsurlarındandır ve yine Köprülü tarafından eleştirilmiştir.

    Gibbons’a göre Osmanlıların büyümesi yeni grupların ona katılmasıyla mümkün olmuştur. Osmanlılar, ancak Balkanlar’daki fetihlerden sonra Anadolu’daki topraklarını genişletebilmişlerdir. Balkanlar’daki fetihleri, tahrip ve yağma maksadıyla yapılmış bir akın değil, planlı bir yerleşmedir. Osman ve onun küçük aşireti çobanlıkla geçinen müşrik Türklerdi. Moğollardan kaçıp Anadolu’ya geldikten sonra Müslümanlığı kabul ettiler ve dostça ilişkiler içinde oldukları Hıristiyan Rumları da Müslüman olmaya zorladılar. Böylece ortaya çıkan Osmanlı ırkı doğduğu yerde mevcut unsurların birbiriyle kaynaşmasından oluşan karışık ve yeni bir ırktır. Müşrik Türkler ve Hıristiyan Rumlar, İslam dinine girmek suretiyle bu yeni ırkı beraberce oluşturdular. Devşirme kurumu bunun bir aracı oldu. Bununla beraber dinsel özgürlük ilkesine bağlı kaldılar. Osmanlı devleti esas kuvvet ve kudretini Rumeli’de kazandı ve o sayede Anadolu’da rakiplerini alt edebildi. Balkan yarımadası Hıristiyanları İmparatorluğun kurulmasına yardım ettiler. Sf. 57

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.