Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Ancak, 13 Şubat 1925’te Bingöl’de patlak veren Şeyh Said İsyanı, ülkedeki tüm muhaliflere yönelik genel bir sindirme kampanyasının başlamasına vesile oldu. Fırtınadan TPCF de nasibini aldı. İddialara göre, ülkede demokrasinin yıllarca askıya alınmasını sağlayan 3 Mart 1925 tarihli Takrir-i Sükûn Kanunu çıkmadan bir süre önce, Başbakan Fethi Bey, TPCF Genel Başkanı Kâzım Karabekir’i ziyaret ederek “Size fırkanızı kendi kendinize dağıtmanızı tebliğe beni memur ettiler. Dağıtmazsanız istikbali karanlık görüyorum. Kan dökülecektir,” demişti. Sf. 335    

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 335) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir diğer suçlama ise TPCF’nin programının ve tavrının ‘irticayı cesaretlendirdiği’ idi. Oysa bu iddianın dayandırıldığı 6. Madde’de sadece şunlar yazıyordu: “Fırkamız itikad-ı diniyeyye ve fikriyyeye hürmetkârdır. (partimiz dini inanışlara ve fikirlere saygılıdır.)” Programda Halifeliğin geri getirilmesi talebi olmadığı gibi dinin önemine dair en ufak bir atıf yoktu. Dahası, yürürlükte olan 1924 Anayasası’nın 2. Maddesi’nde “Türkiye Devletinin dini, din-i İslam’dır,” yazıyordu. Bu açıdan bakıldığında, bu madde anayasa ile tamamen uyum içindeydi. Sf. 334

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 334) kitabından birebir alınmıştır.

  • 11 Aralık 1924 tarihli Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde, Mustafa Kemal’in 21 Kasım 1924’te The Times gazetesinin İstanbul muhabiri Mr. Macartney’e verilen bir mülakat yayımlanmıştı, mülakatta Mustafa Kemal, millî egemenlik esasına dayanan ülkelerde siyasi partilerin kurulmasının gayet doğal olduğunu; Türkiye Cumhuriyeti’nde de rakip partilerin elbette olacağını, TPCF’nin de gerekli formaliteleri tamamlayarak kurulduğunu belirtiliyordu. Mülakat, 18 Aralık 1924 tarihli The Times gazetesinde Macartney’in yorumlarıyla birlikte İngilizce olarak yayımlanmıştı. Hâlbuki her iki mülakat metni de orijinal mülakat metninden farklıydı. Macartney’in Londra’ya gönderdiği rapora göre, siyasi partilerin varlığı, Mustafa Kemal’in cumhurbaşkanlığının yanı sıra parti liderliğini de muhafaza edip etmeyeceği, yeni bir partiye karşı tutumunun ne olacağı ve nihayet basına karşı tavrını kapsayan mülakat sırasında, Mustafa Kemal hiç de böyle yumuşak konuşmamış: “Terakkiperverlerin cumhuriyetçilikleri içtenliksiz, programları sahte, kendileri de düpedüz gerici” demişti. Üstelik Gazi bunları söylerken çok öfkelenmiş, yüzü kıpkırmızı kesilerek, muhalefetin her bir üyesini teker teker anmış; onların her şeylerini borçlu bulundukları kendisine karşı nankörlük ettiklerini ve vatan haini olduklarını söylemişti. Mülakatta tercümanlık yapan milletvekili bu hiddet karşısında, sık sık araya girerek Paşa’yı yatıştırmak zorunda kalmıştı. Rapordan anlaşıldığına göre, Mustafa Kemal daha sonra gazeteciye, sözlerinin yanlış anlaşıldığını ve bu mülakatın yayımlanmamasını rica etmişti. Macarteney, metnin doğruluğunda ısrar etmiş, sonunda daha yumuşatılmış metin 11 Aralık tarihli Hâkimiyet-i Milliye’de ve 18 Aralık tarihli The Times’da yayımlanmıştı.  Sf. 333, 334    

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 333, 334) kitabından birebir alınmıştır.

  • 17 Kasım 1924’te, yeni bir partinin kurulduğu haberi kamuoyuna bomba gibi düştü. CHF’li 22 milletvekili tarafından kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının (TPCF) kurucuları arasında Kâzım Karabekir Paşa gibi muhafazakâr milliyetçiler, Rauf Bey gibi meşrutiyetçiler, Ali Fuat Paşa gibi eski Bolşeviklik sempatizanları, İsmail Canbulat gibi İttihatçılar, Dr. Adnan Bey gibi bilim adamları, Hüseyin Avni Bey gibi liberaller vardı ama adları hemen ‘Sarıksız Muhafazakârlara çıkmıştı. Sf. 332

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 332) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mütareke Basını”

    Sekizinci grupta İtilaf Kuvvetleriyle işbirliği yapan 13 polis vardı. Dokuzuncu grupta Millî Mücadele sırasında İşgal Kuvvetleriyle birlikte davranan ya da Kemalist güçlere destek vermeyen 13 gazeteci (en ünlüleri Mevlanzade Rıfat Bey, Said Molla, Refik Halid, Refii Cevad, Ömer Fevzi) vardı. Bir başka ünlü ‘hain’ gazeteci Ali Kemal, 5 Kasım 1922’de İzmit’te ‘Sakallı’ Nureddin Paşa’nın örgütlediği gruplarca linç edildiğinden listeye girmesine gerek kalmamıştı. Sf. 328

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 328) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yedinci grubu, 24 Ekim 1921’de, İngilizlerin ve Yunan işgal kuvvetlerinin himayesinde, Şark-ı Karib Çerkezleri Temin-i Hukuk Cemiyeti’nin (Yakın Doğu Çerkezlerinin Haklarını Sağlama Derneği) kongresine katılan 18 kişi oluşturuyordu.

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 328) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kütahya Milletvekili Recep (Peker) Bey, Emniyet’in hazırladığı 600 kişilik listeden geri kalanların ziyan olmaması (!) için, bu kişilerin fotoğraflı künyelerini içeren bir ‘Siyah Liste’ hazırlanıp iskelelere, istasyonlara asılmasını, emniyet teşkilatına dağıtılmasını önerdiyse de öneri reddedildi. Karesi Milletvekili Ahmet Süreyya Bey, Ermeni, Rum ve Yahudilerin de eklenmesi için epey mücadele etti ancak bu teklif Ferid Bey tarafından “600 kişilik listede Rumlar ve Ermeniler de vardı ancak Lozan’da İsmet Paşa ile Venizelos arasında imzalanan ek protokolle Rumların (dolayısıyla diğer gayrimüslimlerin) listeye konmayacağına söz verdik,” denilerek kabul edilmedi. Sonunda 150’likler listesine kesin biçimini verme işinin Bakanlar Kurulu’na bırakılmasına, kesin listenin tekrar TBMM’ye gelmesine karar verildi. Sf. 326

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 326) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dâhiliye Vekili Ferid Bey, Yusuf Bey’in endişe etmemesini, çünkü listeyi yaparken belli prensiplere sadık kaldıklarını açıkladı. Ancak Yusuf Bey’in ısrar etmesi üzerine patlayıverdi: “Efendim, prensip diye ne istiyorsunuz? Hain, hain[dir]. Ne prensibi? Yalnız hıyanetin vecih (yolu) ve nevi (türü) itibariyle ancak tasnif kabil (sınıflandırmak mümkün) olur. Yoksa prensip nedir?” Elbette bu cevaptan sonra Yusuf Bey’de konuşacak cesaret kalmadı.

    23 Nisan 1924 tarihinde TBMM’deki gizli oturumda listedeki isimler üzerinde tartışmaya geçildi. Ferid Bey isimleri okudukça, milletvekillerinden sesler yükseliyordu: “ahmak”, “budala”, “alçak”, “bunak”, “rezil”, “satılmış”, “mel’un”, “sülükler”, “Artin”, “Kürt Mustafa”, “Sekiz yüz bin Ermeni kestik diyen adam”, “Yunan bayrağını öpen”… Sf. 325

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 325) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lozan’da sadece sayı tespit edilmişti. Listeye kimlerin konulacağına daha sonra karar verilecekti. Yani suçtan listeye değil, listeden suça gidilecekti. Sf. 323, 324

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 323, 324) kitabından birebir alınmıştır.

  • İngiliz Dışişleri belgelerini inceleme fırsatını bulmuş olan Ömer Kürkçüoğlu da İngiltere’nin Musul’daki bir görevlisinin Türklere sadece halifelik bağı ile bağlı olan Kürtlerin durumunu düşününce, bu olayın “Türklerin kendi bindikleri dalı kesmelerinin İngiltere için inanılmayacak kadar mükemmel olduğunu” söylediğini aktarır. Kürkçüoğlu Hilafetin kaldırılmasının “İslam’ın Türklerle Kürtler arasındaki tek bağ olduğu, Türkler ise şimdi bunu kopardığına göre Kürtler de kendi geleceklerini düşünmek zorundadırlar,” diyen Şeyh Said’in 1925’teki ayaklanmasında rol oynadığı gibi, bunun Musul üzerindeki Türk iddiasına da darbe vurduğuna inanır.  Sf. 320, 321

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 320, 321) kitabından birebir alınmıştır.

  • TBMM’nin tek bağımsız üyesi Gümüşhane Milletvekili Zeki Bey “Hilafet, ittihat-ı İslâma, İslâm dünyasının birleşmesine imkân tanıyacak önemli bir vesiledir. Bendeniz (…) ittihat-î İslâm taraftarıyım (…) Hilafetin ilgasını kabul ederek bugünkü vaziyet dâhilinde bu müthiş kuvveti düşmanların veyahut diğer hükümetlerin kucağına atmayalım (…) Bana öyle geliyor ki, bunun zamanı henüz gelmemiştir. Dokuz umde ile halka bunu ilan etmiştik” demeye cesaret etti ancak salondan yükselen itirazlar arasında sesi kayboldu. Sf. 315, 316

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 315, 316) kitabından birebir alınmıştır.

  • 8 Aralık 1923 tarihinde İsmet Paşa Britanya Hükümeti’nin Ağa Han mektubu ile ilgili çalışmaları hakkında Meclis’te bir konuşma yaptı.

    İsmet Paşa meşhur Hıyanet-i Vataniye Kanunu uyarınca konuyu soruşturmak üzere bir İstiklal Mahkemesi’nin kurulmasını önerdi ve mahkemenin kuruluşu, 156 kişinin katıldığı oylamada 22 çekimser oyla kabul edildi. Sf. 312

    Cebelitarık Milletvekili İhsan (Eryavuz) Bey reisliğindeki mahkeme heyeti 10 Aralık’ta İstanbul’a vardı. Mahkemenin boy hedefi Meclis-i Mebusan da İTC’nin en sert muhaliflerinden biri olmasına rağmen Prens Sabahattinci Ahrar ya da Hürriyet ve İtilaf Fırkasına da katılmayıp bağımsız kalan Dersim Milletvekili ve İstanbul Barosu Başkanı Lütfi Fikri Bey’di. Ancak yargılananlar arasında, Salapuryacılar Cemiyeti Reisi Rizeli Ali Osman Ağa, Komünist Mehmet ve Şükrü efendiler ya da “Bayazıt Camii’nde tesettür konusunda gerici vaazlar veren” İbrahim Ethem Efendi gibi değişik tipte zanlılar vardı.

    İkdam, Tanin, Tevhid-i Efkâr ve Vatan editörleri Halifelik işinden beraat ettikleri halde Lütfi Fikri Bey 27 Aralık 1923’te 5 yıl kürek cezasına mahkûm oldu, ancak af için TBMM’ye başvurdu ve affedildi. Ancak Mustafa Kemal amacına ulaşmış, İstanbul’un muhalif basınına gözdağı vermişti. Sf. 313

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 312, 313) kitabından birebir alınmıştır.

  • Temmuz 1924’te, Türk-Ermeni Teâlî Cemiyeti’nin Lozan Barış Antlaşması uyarınca, yurtdışındaki Ermenilerin ülkeye dönüşünü sağlamak için Ankara Hükümeti’ne bir başvuru yaptığı haberleri Adana’daki yerel gazeteler tarafından sert şekilde eleştirildi.

    Bu haberleri fırsat bilen Tevhid-i Efkâr gazetesi bir muhabirini Patrikhane’ye göndererek Ermenilerin sadakatini sorgulamaya kalkıştı. Gazeteye göre eğer Ermeniler sadakatlerini ispat etmek istiyorlarsa “Ermeniler Türk Oğlu Türk’üz” demeliydiler. Patrikhane Maslahatgüzarının, baskılara dayanamayıp “Ermeniler Türk Oğlu Türk’tür” demesi ise, gazetenin muhabiri tarafından “Efendi beş yıl önce neredeydiniz?” diye alaya alınacaktı. Sf. 305

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 305) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yeni bir devletin temelleri atılırken, gayrimüslim cemaatler de yeni rejimle barışmanın yollarını arıyorlardı, örneğin 24 Aralık 1922 günü Pera-Asmalı Mescitteki Diana Oteli’nde toplanan 40 kadar kişi, 28 Eylül 1919’da kurulmuş olan Garabetyan Mezunlar Cemiyeti’ni, ‘Ermeni-Türk Teâlî Cemiyeti’ne dönüştürmüştü. Sf. 301

    Nizamnamesi Ankara tarafından şubat ayında onaylanan Cemiyet, Nisan ayında, Mustafa Kemal’e bir davet göndererek ziyaret talebinde bulundu. Mustafa Kemal, 3 Mayıs 1923 tarihli şifre telgrafla İstanbul’da bulunan Dr. Adnan Bey‘den Cemiyetin amacı kimler tarafından kurulduğu ve kimlikleri konusunda araştırma yapıp kendisine bildirmesini isledi. Adnan Bey, Heyetin Mustafa Kemal’i ziyaretinde bir sakınca olmadığını belirttiği halde 14 Mayıs’ta, yoğun çalışmaları nedeniyle heyetle görüşemeyeceğini bildirdi. Böylece, Ankara’nın İstanbul’daki Ermeni Cemaatinin ilişkileri geliştirme çabalarına destek vermeyeceği anlaşılmış oluyordu. Sf. 303

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 301 ile 303 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Olayın ortaya çıkması üzerine Topal Osman’ın teslim alınmasına dair harekât planını bizzat Mustafa Kemal hazırladı. Rauf Bey’in anlattığına göre önce Muhafız Taburu Kumandanı İsmail Hakkı Bey çağrılmış, Mustafa Kemal sarmalama harekâtının krokisini bizzat hazırlamış, ardından eşi Latife Hanım’la birlikte Çankaya Köşkü’nden ayrılıp, Rauf Bey’in İstasyondaki dairesine çekilmişti. İleriki yıllarda Latife Hanım’ın kız kardeşi Vecihi İlmen’in dediğine göre ise Topal Osman ve adamları Çankaya Köşkü’nü sarıp da silah atmaya başlayınca, Mustafa Kemal çarşafa bürünüp Latife Hanımla birlikte Köşk’ten gizlice çıkmıştı. Sf. 283, 284

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 283, 284) kitabından birebir alınmıştır.

  • İngiliz arşivlerinde çalışan bir başka tarihçi İhsan Şerif Kaymaz’a göre ise 1 Ağustos 1924 tarihinde Diyarbakır’da Türk-Kürt Kongresi adıyla gizli ve gayri resmî bir toplantı yapılmıştı. Toplantıya katılan Kürt delegelerinin talepleri arasında

    1. Kürtlere sıkıntılarını hafifletecek miktarda borç verilmesi,

     2. Genel af ilan edilmesi,

     3.Kürdistan’dan beş yıl süreyle vergi ve asker alınmaması,

     4.Şer‘i mahkemelerin yeniden kurulması,

     5. El konulan silahların geri verilmesi,

     6. Türk tarafının uygun bulmadığı kişilerin Kürdistan’dan çıkarılması” konuları vardı.

    Karşılığında Kürtler Ankara’daki hükümete bağlı kalacaklar, Musul sorununda Türkiye’ye destek olacaklardı. Türk tarafı bu taleplere ilke olarak evet demekle birlikte bu toplantının somut bir meyvesi ortaya çıkmadı. İngiliz belgelerine göre benzer bir toplantı 4 Kasım 1924’te Cizre’de yapıldı ama ondan da bir sonuç çıkmadı. Bu kopuşun ilk kötü meyvesi, 13 Şubat 1925’te patlak veren Şeyh Said İsyanı olacak, bu isyanın arkası da gelecekti. Sf. 279

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 279) kitabından birebir alınmıştır.

  • Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adına Mustafa Kemal, Rauf Bey ve Bekir Sami Bey ülke sorununu, bu arada Kürt sorununu konuşmak için 18-22 Ekim 1919 günlerinde Amasya’da buluşmuşlardı. Nutuk’tan öğrendiğimize göre burada, üçü kayıt ve imza altına alınmış, ikisi gizli sayıldığı için kayıt altına alınmamış beş protokol hazırladılar. Gizli protokollerde ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz ama açık olanlardan Kürt sorununa değinen 22 Ekim 1919 tarihli İkinci Protokoldeki bazı ifadeler, 1960’lı yıllara kadar kamuoyundan özenle saklandı. Sf. 274

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 274) kitabından birebir alınmıştır.

  • Düyun-u Umumiye İdaresi kaldırıldı ve Osmanlı İmparatorluğunun borçları, ayrılan ülkelere paylaştırıldı. Ancak Türkiye’nin payına düşen 15 milyon altının Yunanistan’ın Türkiye’ye ödeyeceği savaş tazminatından düşürülmesi mümkün olmadı; çünkü Yunanistan tazminat ödemedi, onun yerine Karaağaç’ı verdi. Anlaşmaya göre bu borcu 37 yılda ödemeyi kabul eden Türkiye 1929 Büyük Buhranı gibi ağır krizlere rağmen borcunu 1954’te (Lozan’ın öngördüğünden dört yıl önce) kapattı. Bu durum, “malî ve iktisadi gelişmemizi engellememe kaydı ile borçların ödenmesi kabul edilir’’ diyen Misak-ı Milli’nin 6. Maddesi’nin ihlali anlamına geliyordu. Sf. 251

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 251) kitabından birebir alınmıştır.

  • 13 Eylül’de pek çok noktada birden başlayan yangın, o ana kadar denizden esen hâkim rüzgâr imbatın yerini, güney-güneydoğu yönünden esen rüzgârın almasıyla 14 Eylül de batıya doğru yayılmıştı. 15 Eylül’de kontrol alıma alınmış ama ancak 18 Eylül’de söndürülebilmişti. 23 Eylül günü Hisar Camii arkasında yeni bir yangın başlamıştı. Şehrin tekrar güvenli hale gelmesi 30 Eylül’ü bulacaktı. Bu tarihe kadar Ermeni, Rum mahalleleri tamamen, Avrupalıların yaşadığı Frenk Mahallesi ise kısmen yanmıştı. Muhtemelen 15 Eylül’de rüzgârın tekrar imbata dönmesi sayesinde Türk ve Yahudi mahalleleri zarar görmemişti.

    Yangında yaklaşık 2,6 milyon metrekarelik alan, 25 bin ev, işyeri, kilise, hastane, fabrika, depo, otel ve lokanta yok oldu. Türk ordularının önünden İzmir’e doğru sürülen Rum ve Ermeni sayısının İzmir’de yaşayanlarla birlikte 500 bine yakın olduğu, bunların ancak 320 bininin gemilerle tahliye edilebildiği, geri kalan 180 bin kişinin çeşitli biçimlerde Eylül ayında yaşamını yitirdiği kabul edilirse, böylece şehir gayrimüslim ahalisinden ‘kurtulmuştu.’ Sf. 217

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 217) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çanakkale Savaşı’nın kayıpları yanında (57.263 şehit, 97.874 yaralı, 11.178 kayıp, 20.297 hastalık sonucu ölüm ve diğerleriyle birlikte 207.696 zayiat) gayet mütevazı sayılabilecek bu sayılara bakılınca, esas savaşın İtilaf Devletleri’ne karşı verilmediğini anlarız. Dahası 1921’den itibaren İtilaf Devletleri’nin bir bölümünden önemli miktarda silah, mühimmat ve araç-gereç satın alınmıştı. Gerçek’ten de, en kanlı çatışmalar Yunanlar ve Ermenilerden sonra ‘iç’ düşmana karşı verilmişti.

    Bu bağlamda ilk akla gelenler İngilizlerin desteğiyle bağımsız bir Kürt devleti kurmayı hedefleyen Midyatlı aşiret reisi Ali Batı’nın isyanı (11 Mayıs-18 Ağustos 1919).

    Saltanat ve Hilafetten yana tavır alan Konyalıların çıkardığı Birinci ve İkinci Bozkır İsyanı (27 Eylül-4 Ekim 1919, 20 Ekim-4 Kasım 1919).

    Ankara Hükümeti’nin ‘kâfir’ olduğunu ileri süren Bayburtlu Şeyh Eşrefin isyanı (26 Ekim-24 Aralık 1919). 

    İstanbul Hükümeti’nin Hilafet Ordusu’na katılan Çerkezlerin çıkardığı Birinci ve İkinci Anzavur İsyanı (25 Ekim-30 Kasım 1919,16 Şubat-16 Nisan 1920).

    Yine Çerkezlerin başrol oynadığı Birinci Düzce İsyanı (13 Nisan-31 Mayıs 1920). 

    Hürriyet ve İtilâf Fırkasını tuttukları için, İTC’li kadrolara destek vermek istemeyen Yozgatlı Çapanoğullarının isyanı (15 Mayıs-27 Temmuz 1920).

    Irak-Garzan bölgesinde özerklik ilan etmek isteyen Bahtiyar Aşireti Reisi Cemil Çeto’nun isyanı (20 Mayıs-7 Haziran 1920) ve bağımsız Kürdistan’ı hedeflediği ileri sürülen Milli Aşireti Olayı (l Haziran-8 Eylül 1920).

    Çerkezlerin katıldığı İnegöl Olayları (20 Temmuz-20 Ağustos 1920) ve İkinci Düzce İsyanı (8 Ağustos-23 Eylül 1920).

    İkinci Yozgat İsyanı (5 Eylül-20 Aralık 1920).

    İstanbul Hükümeti’ni destekleyen Türkmenlerin çıkardığı Konya İsyanı (2 Ekim-22 Kasım 1920).

    Mustafa Kemal ile girdiği bilek güreşini kaybeden Çerkez Ethem Bey’in isyanı (17 Aralık 1920-23 Ocak 1921).

    Sivas-İmranlı havalisinde yaşayan Kızılbaş Kürtlerin ve Zazaların çıkardığı Koçgiri İsyanı (6 Mart-17 Haziran 1921). Sf. 208, 209

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 208, 209) kitabından birebir alınmıştır.