Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • 22 Haziran’da Mustafa Kemal’in Los Angeles Times için çalışan İsviçreli sanatçı ve gazeteci Emile Hilderbrand’a söyledikleri ise gerçekten kafa karıştırıcı idi:

    “Yoluma yerleştirilen bu katillerden bir grup beni ve maiyetimi taşıyacak otomobillere el bombaları yağdıracaklarmış. Hatta daha da ileri gittiler ve yıllardır benim davamla özdeşleşmiş, benim sadık bir siyasal arkadaşım olmuş, zaman zaman da danışmanlığımı yapmış bir kadını iğfal ettiler. Bu kadını, aldığımda patlayacak ve etraftaki herkesi yok edecek, içine bomba saklanmış bir buketi bana sunmak menfur görevini kabul ettirmişler. Kötü yola sevk edilmiş olan bu kadın merhamete layıktır. Çünkü vatanın iyiliği için böylece kendi canını da feda etmeye kandırılmıştır (…) Ama onun suikasttaki rolü affedilecektir, çünkü vicdanının dürtmesiyle, benim niyet ettiğim geziyi iptal etmeme el verecek kadar zamanında yetkililere itirafta bulunmuştur..”

    Mülâkat kafa karıştırıcı idi çünkü Valiliğe göre ihbarı Giritli Şevki yapmıştı.  Mustafa Kemal ise “yıllardır davasıyla özdeşleşmiş bir kadın”dan söz ediyordu. O yıllarda pek çok kişi Halide Edip (Adıvar) Hanım’dan şüphelenmişti. Bu olamazdı çünkü Halide Hanım o sırada yurt dışındaydı. Daha sonra bu kadının Laz İsmail ile Bursa’ya keşif yapmaya giden Naciye Nimet olduğu söylendi. Muhtemelen yazar Naciye Hanım’la Halide Hanım’ı birleştirerek bir hikâye yazmıştı. Sf. 371-372

    “Türkiye diktatörünün İsviçreli sanatçı ve gazeteci Emile Hilderbrand’a verdiği mülakatta söyledikleri” hakkındaki bilgileri ilk kez Mete Tunçay’ın Tarih ve Toplum, Sayı 53, Mayıs 1988, s. 56-57’deki yazısından öğrenmiştim. Daha sonraki yıllarda Emile Hilderbrand diye bir gazetecinin mevcut olmadığı iddia edildi. Mete Tunçay da artık haberin Los Angeles Times’ın yazı işleri kadrosundan birinin yazdığını düşünüyor. Sf. 372

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 372) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nitekim Millî Mücadelenin başında İslamcı unsurların davaya kazanmak için Meclise davet edildiği, bu tür bir desteğe ihtiyaç kalmayınca gözden düştüğü anlaşılan Mehmet Akif, Ankara’da “Arap Akif”, “Mürteci Akif” diye alaya alınırken, Mısır’da entari giymeyip ceket, pantolon ve frenkgömleği giydiği için “Hıristiyan Akif”, “Gâvur Akif” diye anılacaktı. Sf. 368

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 368) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ama hocanın başını, Şapka Kanunundan 1,5 yıl önce yazdığı “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı 32 sayfalık risale ve Süleyman Nazif’le şapka konusunda yürüttüğü polemik yaktı. Sf.367

    Atıf Hoca’ya göre zina ve hırsızlık suçları bile şapkaya oranla daha hafif bir günahtı.

    Şapka Kanunu çıktıktan sonra bu risale çeşitli yerlerde çoğaltılıp dağıtıldığı için 7 Aralık 1925’te yargılanıp beraat eden Atıf Hoca, salıverilmedi ve Ankara’ya getirildi ‘Üç Aliler Divanında yargılandı. Sf.367

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 367) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devletin bu tepkilere cevabı sert oldu. 23 Kasım 1925 sabahı Ankara’dan yola çıkan İstiklal Mahkemesi heyeti 1926 Şubatı’na kadar Kayseri, Erzurum, Rize, Giresun ve Ankara’da binlerce kişiyi yargıladı, resmî rakamlara göre 20, gayri resmî rakamlara göre 78 kişi idam edildi, yüzlerce kişiye 15 yıla kadar uzanan hapis ve kürek cezaları, sürgün cezaları verildi. Tahmin edileceği gibi bu tarihten itibaren şapka giymeye itiraz eden olmadı çünkü sonunda kelleyi kaybetme ihtimali vardı.

    Ancak cezalar “gerici ayaklanma çıkarmak”, ‘Türkiye Devleti’nin şeklini tebdil ve tağyir etmek”, “dini kullanarak halkı isyana teşvik etmek”, “vatana ihanet etmek” gibi gerekçelere bağlandığı için, bugün resmî tarihçiler, “o dönemde kimse şapka giymediği için idam edilmedi,” iddiasında bulunabiliyorlar. Sf. 366

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 366) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ancak herkes böyle ‘uyumlu’ değildi. Başta Erzurum, Rize, Sivas, Maraş, Giresun, Kırşehir, Kayseri, Tokat, Amasya, Samsun, Trabzon ve Gümüşhane olmak üzere pek çok yerde, “din el-den gidiyor!”, “gâvur memur istemeyiz!”, “şapka istemeyiz!” sloganlarıyla gösteriler başladı. Çoğu küçük olaylardı ama 25 Kasım 1925 günü Erzurum’daki olaylar ancak silah zoruyla bastırıldı. Rize’de İmam Şaban ve Muhtar Yakup Ağa’nın öncülüğündeki bir gurubun “din elden gidiyor” diyerek başlattıkları protesto gösterileri 10 gün sürdü ve köylere kadar sıçradı. Olayları bastırmak üzere görevlendirilen Balkan Savaşlarının ünlü Hamidiye Zırhlısı Rize’de isyancıların yığınak yaptığı noktaları iki gün boyunca bombaladı. Bu olayın mirası;

    “Atma Hamidiye atma

    Lahana tarlalarını bompoh edeysun

    Vergi de vereceğuz, serpuş da giyeceğuz…” diyen halk türküsü oldu.

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 366) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu zorlayıcı tedbirlerin de etkisiyle tüketim o kadar çok artmıştı ki, dünyaca ünlü fötr şapka imalatçısı İtalyan Borsalina Kardeşler’e ait bir gemi dolusu şapka Karaköy Limanı’nda anında satılmıştı. Çeşitli Avrupalı şapka imalatçıları da İstanbul’a “Şapka seferleri” düzenleyip, fötr, panama, kasket gibi şapka türlerini İstanbul’a getirdiler. Sonunda, fiyatlar çığırından çıktı ve şapkaya ‘narh’ konması gerekti. Hükümet, Bozok Milletvekili Ahmet Hamdi’nin önerisiyle, şapka almakta zorluk çeken memurlara “Şapka Avansı” adıyla bir yıl vadeli olmak ve ileride maaşlarından kesilmek üzere borç vermeyi kabul etti. Ardından yerli üretim teşvik edildi. Bugünkü Vakko’nun nüvesini oluşturan Şen Şapka Firması bu teşviklerin sonucu ortaya çıktı. Sf. 365

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 365) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu tarihten itibaren halkın şapka ile imtihanı başladı. Durumun nezaketini anlayanlar telaşla başlarına koyacak uygun bir başlık arayışına girdiler. Ancak ülkede henüz yeterli sayıda şapka yoktu. Kimi başına kâğıt şapka, kimi kadın şapkası takmak zorunda kalırken namaz kılarken düşmeyen kopçalı kasketler yapmak gerekti. Bazıları şapkaları görünmesin diye şemsiye ile gezdi.

    “İstanbul’da Şapka Kanunu çıkar çıkmaz Haliç Köprüsünün iki başı ile anayol kavşaklarına yerleştirilen polisler, fesleri ve feslileri toplamaya başladılar. Hamallar feslerini toplayarak Boğaza attılar. Ankara’da Kızılay’da fes toplama kampanyasına girişerek topladığı fesleri yoksullara terlik yaptırdı. Fes giymekte ısrar edenler cezalandırıldı ya da hapse atıldı. Hatta pazara gelen köylülerin fesleri kafalarından çekilip alındı.

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 364) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1927’de okunan Nutuk’ta “Fesin kaldırılması zorunluydu. Çünkü fes, kafalarımızın üstünde, bilgisizliğin, bağnazlığın, uygarlık ve her türlü ilerleme karşısında duyulan nefretin bir simgesi gibi oturuyordu,” diyen Mustafa Kemal’in fes karşıtlığının genç yaşlarında yaşadığı iki olayla ilgili olduğu söylenir. Sf. 360

    Mustafa Kemal, 28 Ağustos gecesi İnebolu Türk Ocağı’nda, ..  Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve bittabi bunların mütemmimi (tamamlayıcısı) olmak üzere başta siper-i şemsli serpuş (güneş siperlikli başlık), bunu açık söylemek isterim. Bu serpuşun ismine ‘şapka’ denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak gibi…” Sf. 363

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 361 il 363 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Başlangıçta süresi iki yıl olan bu İstiklal Mahkemeleri 4 Mart 1929’da hukuken sona erdiler ancak 31 Temmuz 1932’de çıkarılan İstiklal Mahkemeleri Kanunu ve ekleri, 1949 yılına kadar yürürlükte kaldı. Böylece İstiklal Mahkemeleri, tüm Tek Partili Dönem boyunca, rejim muhaliflerinin korkulu rüyası olmaya devam etti. Sf. 359

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 359) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hücreye döndüklerinde Mersin’de yayımlanan Doğru Söz gazetesi sahibi Ata Çelebi adlı bir komünist genç onlara mahkemelerin çalışma prensiplerini özetledi: “Burası bir cehennemdir, bir salhanedir. İstiklal Mahkemesi’ne getirilenlerin yüzde doksanı öldürülür (…) Eğer mahkeme sizi savunma için bildirilen günden önce çağırırsa, hakkında idam hükmü verilmiş demektir. Süreyi uzatmakta fayda yoktur. Yok, gününde çağrılırsanız, durumunuz şüpheli demektir.” Sf. 358

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 358) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cevat Şakir, ll. Abdülhamid’in ünlü paşalarından Şakir Paşa’nın oğluydu. İngiltere’de Oxford Üniversitesini bitirmişti, Türkçe dışında altı dil biliyordu. Zeki, bilgili, yetenekli biriydi ama gençliğinde bir kıskançlık meselesinden dolayı babasını öldürmüş ve sekiz yıl hapis yatmıştı. Verem olduğu için cezasını tamamlamadan salıverilmişti. O da yazılar yazarak kazanıyordu hayatını.

    Cevat Şakir’in Resimli Ay’da Hüseyin Kenan takma adıyla yazdığı “İdama mahkûm olan insanlar bile bile ölüme nasıl giderler” başlıklı yazı dolayısıyla tutuklanmışlardı. Sf. 357

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 357) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eşi Sabiha Hanım’la birlikte sahibi olduğu Resimli Ay dergisinde yürüttüğü demokrasi ve özgürlük mücadelesi ile Ankara’nın ve bizzat Mustafa Kemal’in tepkisini çekmiş olan Zekeriya Bey, ayrıca komünist olarak da tanınıyordu. O günlerde Resimli Ay’ın en önemli temalarından biri Millî Mücadele’nin sadece birkaç kahraman liderin değil, işçisinden köylüsüne, memurundan askerine, kadınından gencine tüm halkın eseri olduğu dolayısıyla bu adsız kahramanları anmak için de bir ‘Meçhul asker’ anıtı dikilmesi gerektiğiydi. Bu kampanyaya cevap gecikmemişti. Akşam gazetesinde Kılıç Ali imzalı bir yazı çıkmıştı. Yazıda, savaşı halkın değil Atatürk’ün yaptığı ileri sürülüyordu. “Ordunun ve halkın savaşabilmesi, ancak kudretli ve kabiliyetli bir komutana sahip olmasıyla kabildir,” diyen yazar “meçhul asker fikrini ortaya atıp, başkomutanın önemini azaltmaya çalışmak, bir nankörlük olur,” diye ekliyordu. Yazarın Mustafa Kemal’in en has yaverlerinden biri olması, Zekeriya Bey’in baltayı taşa vurduğunu gösteriyordu. Sf. 356

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 356) kitabından birebir alınmıştır.

  • Zaten Mustafa Kemal daha 16/17 Ocak 1923’te İzmit Kasrı’ndaki basın toplantısında “İnkılâbın kanunu mevcut kanunlar üstündedir” diyerek, rotayı göstermişti. Hâkimler ile savcı arasındaki anlaşmazlık, “gerekirse kanunların üzerine çıkarız” görüşünün üstün gelmesiyle sonuçlandı. Sf. 354

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 354) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şark İstiklal Mahkemesi’nin en genç üyesi Avni Bey, hatıralarında şöyle yazmıştı: “İstiklal Mahkemesi reisi ve azaları arasında normal bir münasebetin kurulduğunu görmek nasip olmadı. Herkesin kendine göre bir politikası, kendine göre bir hukuk anlayışı vardı. Heyet-i hâkime karar için bir odaya toplandıkları zaman, sık sık görüş ayrılıkları kendini gösterir, kavgalar başlar, bazen tabancalar çekilirdi.” Sf. 353, 354

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 353, 354) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1793’te Fransa’da kurulan olağanüstü yetkilere sahip İstiklal Mahkemesi’nden esinlenilerek ’İstiklal Mahkemeleri‘ kuruldu. Mahkemelere en büyük itiraz, İkinci gurubun lideri Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni Bey’den geldi.

    İstiklal Mahkemeleri, kanunla kuruldukları için hukuki idi ancak yargılama usulleri acısından hukuk dışıydılar, Çünkü üyeleri Meclis içinden seçiliyordu ama savcı hariç üyeleri hukukçu değildi. Kapılarının üstünde ‘İstiklal Mahkemesi Mücadelesinde Yalnız Allahtan Korkar” yazan mahkemeler verdikleri kararlardan sorumlu değildiler ancak cezaların gecikmeden infazından sivil ve asker bütün bürokratlar sorumluydu. Kararın verilmesi için delile gerek yoktu. Sanıkların avukat tutmaları çok nadir bir durumdu, zaten ne buna vakit vardı ne de bu görevi üstlenmeye cesaretli avukatlar. Kararlar hâkimlerin vicdani kanaatine göre verilirdi ve temyiz edilemezdi. Verilen cezalar (ve idamlar) derhal infaz edilirdi. Kararlar o kadar acele ile alınır ve yerine getirilirdi ki, yanlışlıkla başkasının yerine idam edilenler bile olurdu. Sf. 351

    Resmî verilere göre bu mahkemelerde, Hıyanet-i Vataniye Kanunu’na dayanarak, toplam 59.164 kişi yargılandı, bunların 41.678’ine 40 ila 100 değnek, malını mülkünü müsadere, para cezası, yerine evden başkasının askere alınması, halka teşhir, hapis, evinin yakılması gibi çeşitli cezalar verildi. 1.054 idam cezası infaz edildi. Sf. 352

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 351, 352) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hâlbuki isyanın arkasında Cibranlı Miralay Halit Bey ve Bitlisli Yusuf Ziya Bey’in liderliğini yaptığı; İhsan Nuri, Süleymaniyeli İsmail, Mülazım Hakkı Saveş gibi milliyetçi, seküler Kürt aydınının önemli kadrolarını oluşturduğu Hizbe Azadiya Kürdistan (Kürdistan’a Özgürlük Partisi, kısaca Azadî) adlı seküler örgüt vardı. Sf. 339

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 339) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cemiyet-i Akvam’ın (Birleşmiş Milletler’in)bir raporuna göre harekât sırasında 15 – 20 bin isyancı öldürülmüş, 206 köy, 8.758 ev yıkılmış, hükümet 20 milyon pounda yakın para harcamıştı. Bu miktar tüm Millî Mücadele sırasında harcanan paradan fazlaydı. Resmî rakamlarca “16 zabit, 106 nefer şehit olmuş, 17 zabit, 300 nefer yaralanmıştı” Tarafların kayıpları arasındaki devasa fark, Ankara’nın isyanı bastırırken ağır silahlar kullandığını düşündürüyordu. İsyan bölgesindeki İstiklal Mahkemeleri, 12 Nisan 1925’ten 1 Mart I927’ye kadar 5.110 kişiyi yargıladı, 420 idam, 1.911 çeşitli hapis cezaları verdi. 1927’de 1.500 kadar Kürt ailesi Batı’ya sürüldü. Arazileri sürgün edildikleri illerde kendilerine yeni arazi verilmek şartıyla hazineye devredildi. Sf. 338, 339

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 338, 339) kitabından birebir alınmıştır.

  • Açılan hendeklere yan yana dizilen ölülerin, (1) halen Diyarbakır Orduevi bahçesi – ile Alman Hastanesinin arasındaki bölgede yattığı rivayet olunur. Sf. 338

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 338) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2023); Bu ölüler Şeyh Sait ve arkadaşları.

  • Duruşmaları da izleyen halk, mahkûmları bizzat asmak için birbirini ezmiş, her idam mahkûmuna bir devlet görevlisi (aralarında görevleri hayat kurtarmak olan sağlık memurları da vardı) tahsis edilerek, idamlar gerçekleştirilmişti. Şeyh Said asıldığında halktan bir alkış tutanı kopmuştu. Sf. 338

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 338) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2014); Menderes asılırken de hemşerisi olan Aydınlılar, sabahlara kadar davul zurna çaldırıp oynayarak Menderes’in asılışını kutlamışlar. Aydınlılar, Menderesin, Kürtleri şehirlerine iskân etmelerini hazmedememişlerdi; hem bu sebeple hem de Kürtlerin büyük gayretlerle kısa zamanda zenginleşmelerinden rahatsızlık duymaları sebebiyle, Menderes’e kırılmışlardı. Bu kutlamalarla, darbecilere hemşerilerine karşı bir dayanışma içinde bulunmadıklarını göstermiş oldular. Kürtler de kazanan tarafa benzer mesajları vermek için böyle davranmış olabilirler.

  • Sonunda Fransa’nın izniyle Suriye sınırından geçen demiryollarını kullanarak isyancıların arkası sarıldı. Şeyh Said ve yanındakiler, 14 Nisan’da, Ankara’nın Azadî örgütündeki casusu olan Cibranlı Binbaşı Kasım Bey tarafından yakalanarak hükümete teslim edilince isyanın sonu geldi. Azadî liderleri Cibranlı Miralay Halit Bey, Yusuf Ziya Bey ve üç kişi aynı gün Bitlis’te kurşuna dizildiler, 81 kişi Diyarbakır’a götürüldüler. Sf. 337, 338

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 337, 338) kitabından birebir alınmıştır.