Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Hamsinin faydası, şekilleri ve hassaları: Bu balık bir karış kadar, ince ve morca cilalı, gümüş gibidir. Faydası o derecedir ki, yedi gün devamlı yiyen, kimsenin şehveti son derece artar. Çok kuvvet verici ve hazmı kolaydır. Sf. 459

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi II – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 459) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fatih Sultan Mehmed Han, denizler gibi askerle karadan ve denizden Trabzon’u kuşatıp, 865 tarihinde ve yetmiş gün kuşatmadan sonra Rumların elinden aldı. Su ve havasının güzelliğinden hazzederek, adına «Tarb-ı Etzun» dedi. Doğrusu, eğlence yeridir. Bir adı da Batumzir (Aşağı Batum)’dur. Bir adı Lezki şehridir. Bazıları Tarb-ı Efsun derler.

    Amma halk Trabzon der. Fetihten sonra, Mehmed Han burayı taht edinip içinde para kestirdi, hutbe okuttu. Üç sene bu şehirde oturdu. Sf. 451

    Halkının çoğu Lazlardan meydana gelmiş asabi kimselerdir. Sf. 452

    Amma Çiço, Çagata ve Lazki denilen reâya gayet inat olurlar. Bu taifelerin kendilerine mahsus lehçe, ıstılah ve yazılan vardır ki, Trabzon halkı bile anlamazlar. Tercümana muhtaçtır. Sf. 459

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi II – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 451 ile 459 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu şehirde 176 Müslüman Mahallesi, 7 Ermeni mahallesi, 9 Rum mahallesi vardır. Ayrıca 6 cemaat Yahudi, 1 mahalle Kıpti, Murâdiye yolu üzerinde bir de miskinler mahallesi bulunur.  Sf. 398

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi II – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 398) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eyüb hamamı hastalara, Ayasofya hamamı büyük şeyhlere, Sofular hamamı: sofulara, Azablar hamamı azablara, Bostan hamamı bostancılara, Cuma pazarı hamamı pazarcılara, Çukur hamamı mülhidlere, Çinili hamam nakkaşlara, Koca Mehmed Paşa hamamı yeniçerilere, Irgat hamamı ırgadlara, Cerrah Paşa hamamı hekimlere, Aksaray hamamı saraylılara, Sicanlı hamam zencilere, Sultan Bayezid hamamı velîlere, Alaca hamamı delilere, Sırt hamamı hamallara, Sultan Süleyman hamamı şairlere, Haydar Paşa hamamı dervişlere, Tahtakale hamamı Arablara, Haseki hamamı hasekilere, Mahmud Paşa hamamı tüccarlara, Valide hamamı vâlidelere, At Meydanı hamamı süvarilere, Müftü hamamı müftülere, Gedik Paşa hamamı zeâmet sahihlerine, Dâvud Paşa hamamı zırhçılara, Hoca Paşa hamamı hocalara, Molla Gürânı hamamı mollalara, Fener kapısı hamamı ramlara, Balat hamamı hanendelere, Lonca hamamı Sazendelere, Kadırga limanı hamamı gemicilere, Küçük Ayasofya hamamı imamlara, Bayram Paşa hamamı dîvân ehline, Mehmed Ağa hamamı hadımlara, Lütfü Paşa hamamı cömertlere, Yenibahçe hamamı bahçıvanlara, Edirnekapısı hamamı Arnavutlara, Yenikapı hamamı Mevlevîlere, Silivri kapısı hamamı atçılara, Nişancı Paşa hamamı tercümanlara, Tahtab hamamı felçlilere, Langa hamamı oturaklara, San Kürsi hamamı bağcılara, Macuncu hamamı hâkimlere, Acem oğlanı hamamı acemlere, Vezneciler hamamı kantarcılara, Pertev Paşa hamamı şatırcılâra, Tasvirli hamamı tiyatroculara, Küçük Ağa hamamı ağalara, Arpa Emîni hamamı arpacılara, Avretpazarı hamamı kadınlara, Cuhud kapısı hamamı Yahudilere, Ahırkapı hamamı seyislere, Koca Mehmed Paşa hamamı bunaklara, Şengül hamamı maskaralara, Deniz hamamı kaptanlara, Koca Mustafa Paşa hamamı da ehl-i tevhide verilmiştir.

    İstanbul dışındaki hamamlar:

    Yenikapı hamamı Mevlevilere, Otakçılar hamamı kavarezenlere, Kemankeş hamamı atıcılara, Zâl Paşa hamamı kocalara, Eyüb yakınındaki derbederlere, Kâğıthane hamamı kâğıtçılara, Sütlüce hamamı Çobanlara, Hasköy hamamı kiremitçilere, Piri Paşa hamamı ihtiyarlara, Kasım Paşa hamamı pehlivanlara, Kulaksız hamamı sağırlara, Piyâle Paşa Hamamı sarhoşlara, Emir Hekimbaşı hamamı hekimlere, Tersâne Limanı; kaptanlara, Azapkapısı hamamı Azabistan’a, Karaköy kapısı hamamı orakçılara, Kule kapısı hamamı kölelere, Palancı hamamı —Tophane yakınındadır— yalancılara, Ali Paşa hamamı—Tophane’de— topçulara, Kemâl hamamı eskicilere, Çavuşlar hamamı çavuşlara, Çıfıt hamamı Yahudilere, Bey hamamı —Galatasaray yakınında— beylere, Balyoz hamamı —Galatasaray yakınında— balyozlara, Fındıklı hamamı Lazlara, Beşiktaş hamamı masumlara, Hayreddin hamamı hayır sahiplerine, Yahya Efendi hamamı takva sahiplerine, Kuruçeşme hamamı namaz kılmayanlara, Hisar hamamı Hisar’da oturanlara, İstinye hamamı dilencilere, Tarabya hamamı içki içenlere, Büyükdere hamamı balıkçılara, Sarıyer hamamı âşıklara, Kavak hamamı biçârelere, Yormaz kalesi hamamı papazlara, Beykoz hamamı Koz bekçilerine, Akbaba hamamı kuşçulara, Anadoluhisarı hamamı seyyahlara, Çengelköy hamamı hırsızlara, Kuzguncuk hamamı, zecrîlere, Eski Vâlide hamamı yolculara, Orta Vâlide hamamı kimsesizlere, Kösem Vâlide hamamı köselere, Arslan Ağa hamamı avcılara, Kasap başı hamamı kasaplara, Hacı Paşa hamamı hacılara, Türbedâr hamamı mezarcılara, Kadıköy hamamı da bağcılara tahsis edilmiştir. Sf. 254

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi I – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 253, 254) kitabından birebir alınmıştır.

  • On üç sancağı vardır. Defterdarı, defter kethüdası, defter emîni, çavuşlar kethüdası, emîni ve kâtibi, alaybeyisi, çeribaşısı ve timar defterdarı vardır. Sancakları şunlardır: Adilcevaz, Erciş, Muş, Bargiri, Gerger, Kisanı, Zeryiki, Siirt, Hani, Ağakisi, Ekrad, Beni Kator, Bayezid Kalesi, Berdu ve Ahlat. Bu eyâlete bağlı Abbasoğlularından Belkıs Hânı, Hakkâri hâkimi, Mahmudî hâkimi, Pinyaniş hâkimi eyâletlerinde timar ve zeâmet yoktur. Haraçların tümü, Van kuluna yazılı olarak bağlanmıştır. Diğer bina ve gelirleri kendilerine ait olup, mülkiyet olarak kendileri sahiptirler. Devletin azil ve tâyin yetkisi yoktur, ölümleri halinde eyâletler oğulları veya akrabalarına hediye edilir. Sf. 137

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi I – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 137) kitabından birebir alınmıştır.

  • On dokuz sancağı vardır. Beş hükümettir. Bu sancakların on biri Osmanlı malıdır. Ve öteki Osmanlı şehirleri gibi idare olunur. Sekizi Kürt beyleri tarafından idare edilir ki, Selim Hân fethettiği zaman kendilerine yurtluk ve ocaklık olarak hediye etmiştir. Tayin ve azilleri kendilerine aittir. Öldükleri takdirde sancakları eyâlet valisinin emri ile çocuklarına verilir. Başkasına verilemez. Akrabaları olursa, bir dereceye kadar kabul edilir. Fakat öteki sancaklar gibi bina ve gelirleri deftere yazılır. Toprak’larında timar ve zeâmet vardır. Savaş zamanında tımara bağlı olanlardan başkaları gibi, alaybeylerinin buyruğu altında sefere iştirak edenlerin zeâmet ve sancağı oğluna yahut ta akrabasına verilir. Fakat Hükümet olarak yazılan sancaklar arasında Sultan Selim kanunnamesi gereğince timar ve zeâmet yoktur. Beyleri kim ise, arazinin sahibi olarak idarede bulunur. Yazma ve gezme imkânı bulunmayan yerlerdir. Bina ve gelirleri beyleri tarafından tasarruf edilir.

    Doğrudan doğruya Osmanlı Devletine bağlı sancaklar şunlardır: Harput, Ergani, Siverek, Nusaybin, Hasân Keyf, Mikarkın, Akçakale, Habur ve Sencar. Yurtluk ve ocaklık olarak beylere bırakılan sancaklar ise şunlardır: Sağman, Kulp, Mihrası, Tereli, Atak, Birtek, Çapakçur ve Çermik. Yazma ve gezme imkânı olmayan sancak beylerine Osmanlı Hükümeti tarafından bir emir gönderildiği takdirde, beylerin isimleri ile beraber Cenab ifadesi kullanılan sancaklar şunlardır: Cezire Hükümeti, Eğin Hükümeti, Genç Hükümeti, Palu Hükümeti, Haro Hükümeti, Adı geçen bu Kürdistan sancakları büyük eyâletler kadar geniş araziye sahiptirler. Bu Diyarbekir divanının da ruznâmecisi, mal defterdarı, timar defterdarı, defter emîni, çavuşlar kethüdası, emîni ve kâtibi, alaybeyisi ve çeribaşıları vardır. Sf. 134,135

    Diyarbekir Eyâleti: 730 kılıçtır. Cebelüleri ile birlikte 1800 askeri vardır. Dördüncü Murad devrinde 9000 kılıç idi. Amid sancağı 9 zeâmet, 129 timar; Harput 7 zeâmet, 163 timar; Ergani 9 zeâmet, 123 timar; Siverek 4 zeâmet, 163 timar; Nusaybin 4 zeâmet, 15 timar; Terçik 4 zeâmet, 163 timar; Çermik 6 zeâmet, 13 timar; Hasankeyf zeâmet ve timar 45; Çapakçur 5 zeâmet, 30 timar; Çemişgezek 2 zeâmet, 7 timar; Kulp zeâmet ve timar 44; Sencar 6 zeâmet, 21 timar.  Sf. 145

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi I – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 134 ile 145 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ebu’l-feth Mehmed Hân tabiatı seven büyük bir padişahtı. Bir gün bütün hekimleri toplayıp, onlara, «Acaba İstanbul’un en güzel suyu hangisidir?» diye sordu. Onlar da, Eski Saray’da bulunan Şem’un pınarının suyunun lezzetli, hafif ve hoş bir su olduğunu söylediler. Diğer pınarların sularını da beşer miskal ağırlıktaki pamuklarla birlikte tarttılar, sonra pamukları ölçülmüş sulara batırıp güneşte kuruttular. Kuruyan pamuklar ölçüldüğünde, Şem’un pınarı suyunda ıslanan pamuk hepsinden hafif gelmiştir. Böylece en güzel suyun bu olduğuna karar verilmiş ve Fatih hep bu sudan içmiştir. Sf. 84

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi I – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 84) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sonra Anadolu ve Rumeli’deki vilâyetlerde bulunan vezirlere emirler gönderilip her vilâyetten İstanbul’a adamlar getirtildi. Üsküp halkını Üsküplü Mahallesi’ne, Yenişehir halkını Yenimahalle’ye, Mora Rumlarını Fener kapısına, Selânik Yahudilerinden elli grubunu Tekfur Sarayı ve Şehidler kapısına yerleştirdiler. Bu sebeple buraya «Cufut Kapısı» derler.

    Anadolu tarafından getirilen Aksaraylıları Aksaray mahallesine, Akkâ, Gazze ve Remle’den gelenleri Tahtakale’ye, Balat şehrinden gelen Kıptîleri Balat mahallesine, Arnavut halkını Silivri kapısına, Safed Yahudilerini Hasköy’e, Anadolu Türklerini Üsküdar’a, Tokat ve Sivas Ermenilerini Sulu Manastır’a, Manisalıları Macuncu mahallesine, Eğridirlileri Eğrikapı’ya, Bursalıları Eyyüp Sultan’a, Karamanlıları Büyük Karaman’a, Konyalıları Küçük Karaman’a, Tirelileri Vefa’ya, Çarşamba ovası halkını Çarşamba semtine, Kastamonu halkını Kazancı mahallesine, Trabzonlu Lazları Bayezid Camii semtine, Gelibolu halkını Tersâne’ye, İzmir halkını Büyük Galata’ya, Frenkleri Küçük Galata’ya, Sinop ve Samsunluları Tophane’ye, velhasıl diğer vilayetlerden gelenler de şehrin çeşitli yerlerine yerleştirilip, şehir imar olundu. Bu sebeple İslambol adı verilmiştir.  Sf. 80, 81

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi I – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 80, 81) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ziyâfetten sonra bütün asker sınıflarının ağaları kâtipleri ve padişahın üç defterdârı toplandılar. Daha önce deniz savaşında alınan Fransa Kralı’nın yirmi gemisindeki mallar, Müslüman olan Baba Mehmed’in Ayasofya’da gösterdiği’ hazine, Tersâne bahçesinde öbek öbek yığılmıştı. Ayrıca diğer bütün kilise ve manastırlardan toplanan mallar da buraya getirildi. Bunlar deftere kayıt olundu, önce orduda hizmet eden hekimlere, göz hekimlerine, cerrahlara ve bu gibi görevlilere payları verildi.

    Sonra sırası ile Hz. Peygamber soyundan olanlara, âlimlere, salihlere, imamlara, hatiplere, şeyhlere, valilere, kadılara, serdengeçti ağalarına, karada gemi çeken Arap askerlerine, (bunlar için Levend çiftliği verildiğinden, buraya bu isim verilmiştir), yeniçerilere, sipahilere, tımar sahiplerine, topçu, cebeci, lağımcı ve eşkincilere, at kuluna velhasıl yüz yetmiş bin kişiye birer külâh mal ve eşyadan başka altmış üç bin ev verildi. Bunların hepsi defterlere kayıt edildi. Bu kadar ganimet malı vermek hiçbir hükümdara nasip olmamıştır.

    Müslüman gazilerin hepsi, aldıkları savaş malından Allah’ın farz ettiği üzere onda birini padişaha verdiler. Bütün esirlerden de 3.800 esir padişahın hakkına düştü. Yirmi bin kese Takyanus altını, üç bin saray, iki çarşı, yedi bin dükkân da padişahın payına verildi.

    Karaman semtinde üç yüz büyük saray âlimlere, yüz altmış iki saray yeniçerilerden yetmiş vezire, yedi saray yedi aded kubbe vezirlerine ve bu şekilde, İstanbul içinde olan imâret yerleri savaşta bulunan gazilere dağıtıldı. Sf. 79

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi I – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 79) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sonra Fâtih, iki rekât hacet ve şükür namazı kılmak için Ayasofya kilisesine girmek istediler. Fakat Ayasofya’nın dört tarafında oturan rahipler kiliseye kapanmışlar, damlardan, pencerelerden ve kulelerden İslâm askerleri üzerine zemberek, neft ve katran yağdırmaktaydılar. Fatih, hemen, Ayasofya’nın etrafını sardırdı. Üç gün üç gece çarpışıldıktan sonra, elli üçüncü günde Ayasofya ele geçirildi. Önce Sultan Mehmed, Ayasofya içine girdi. Birçok rahibi öldürdü. Elindeki Hazret-i Peygamberin sancağını mihraba dikti. Sonra ezan okunup kilisedeki rahipleri Müslüman gaziler kılıçtan geçirdiler. Kilisenin içi kâfirlerin kanı ile doldu.

    Fatih, bir ok çekip, «alâmetim olsun» diyerek Ayasofya kubbesinin tâ ortasına attı. Bu okun yeri halen görülmektedir.

    Sonra bir hünkâr askeri sol eliyle bir düşmanı öldürüp sağ elini kana bulayarak, Sultan Mehmed’in huzurunda elinin kanını beyaz bir mermere sürdü, kan ile bir pençe işleyip işaret koydu. Bu kanlı pençe de halen türbe kapısından içeri girilince karşı köşede yüksek bir yerde görülmektedir. Sf. 76

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi I – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 76) kitabından birebir alınmıştır.

  • On üçüncü maden de, insan unsuru, Belde-i Tayyibe yani Konstantiniyye kalesidir. Burada olan insan denizi ve Âdemoğlunun güzel sevgilisi bir ülkede yoktur. Halen İstanbul’da çoktur. Hatta meşhurdur. Yeryüzünde bin insan ölür, bin bir insan doğar ve bir adam bir adamdan ürer derlerdi, öyle bir büyük ve sevimli şehir ki, İstanbul içinde bin adam ölse yine adam çokluğundan omuz sökmez. Böyle bir gulgule-i Rum olur. Onun için İstanbul’a «insan unsuru madeni» derler. Sf. 46, 47

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi I – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 46, 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1997’nin başlarında, önce Tayyip Erdoğan Amerikan rüyasını gerçekleştirdi ve ABD vatandaşlığına geçti. Erdoğan’ı daha sonra Abdullah Gül izledi ve böylece Gül için ABD serüveni başlamış oldu…” Sf. 170

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 170) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gül, 11 Mart 1996’da TBMM’de yaptığı bir konuşmada ise İsrail ile ilgili olarak “Müslümanların hâkim olduğu bu bölgede, İsrail, yabancı bir güç ve kültür olarak, uluslararası destekle bölgeye yerleştirilmiştir; işgalci ve yayılmacı bir devlettir. İsrail, bugünkü konumuna gelmek için, yakın geçmişinde, teröre dâhil her türlü aracı kullanmış bir ülkedir” görüşünü dile getirmişti. Sf. 155

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 155) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türk adıyla anılmaktan hayâ duyuyorum diyen Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen. Sf. 152

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 152) kitabından birebir alınmıştır.

  • “T.C. 58. Hükümet Başbakanı Sayın Abdullah Gül’e;

    Öncelikle şahsınızda AK Parti Hükümeti’nin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.” Sf. 136

    “Aynı biçimde “Kürt meselesi, PKK bitmiş, olanları yabancılar körüklemektedir” vb. yaklaşımların da sorunu daha da ağırlaşmış bir ortama yol açtıracağı özenle görülmelidir. Aksi halde önceki parti ve hükümetlerin başına gelenlerin AK Parti ve Hükümeti’nin başına gelmesi de yüksek bir olasılıktır.” Sf. 139, 140

    “Malazgirt 1071 savaşında Sultan Alp Aslan kuvvetlerinin yarıya yakınını Silvan merkezli olarak Kürt beylikleri ve aşiretlerinden derlendiğini tüm tarihçiler hemfikirdir. İç içe yaşam bu tarihten sonra yoğunlaşarak devam etmiştir. Türkler siyasal ve askeri, Kürtler ekonomik ve sosyal alanda daha güçlü olarak bu ilişkileri değişik, biçimlerde sürdürmüşlerdir. Sultan Selim’le birlikte 1514’de Çaldıran Zaferi’nde de durum benzerdir. 23 Kürt beyliğiyle kurulan ittifak Safevilerin, (İran) Kölemenlerin (Arabistan) yenilgisinde stratejik rol oynamıştır.” Sf.140

    “1925 sonrası isyan, bastırma sürecinin yarar getirmediği, cumhuriyetin en temel ayak bağına yol açtığı azıcık ilgilenen herkesin bildiği bir gerçektir. Kürt sorunu tüm sorunların kaynağını teşkil edip adeta kilitleme rolü oynamaktadır.” Sf. 141

    “…Başbakanlığınızdaki AK Parti Hükümeti’nin programına özgürlükçü yasalarla birlikte yeni bir sivil anayasayı alması demokratik siyasal sisteme geçilmesine, tarihi, dolayısıyla çözümleyici bir gelişmeye yol açabilir.” Sf. 142

    “b- Dolayısıyla PKK’nın çözüme katkı için KADEK biçiminde kendini reforme etmesi basit bir isim değişikliği olarak görülmemelidir. Bu değişimle klasik ayrılıkçı millici çizgiyi terk ediyor, meşru savunma dışında her türlü saldırı, şiddet yöntemini bırakıyor, çözüm yolunu “Ülkenin demokratik bütünlüğünde, Cumhuriyetin demokratik laik yapısında” arıyor.”

    “Bu önemli bir düşünümdür ve gerçekçi değerlendirilmelidir. Unutmayalım, kendini böyle dönüştürmeyen başta Filistin hareketleri olmak üzere çok sayıda hareket ağır sorunlara yol açmakta çözüm şansını zora sokmaktadırlar. Şunu önemle belirteyim ki sadece Türkiye’yle sınırlı olmayan Kürt hareketlerine yönelik olarak geliştirmeye ağırlık verdiğim demokratik çözüm tarzı, Kürt sorunu etrafında dünya ve bölge çapında birçok stratejik ve taktik çıkarlar açısından yaklaşım göstermek isteyen güçleri frenlemiştir., Kürt olgusundaki şiddet unsuru büyük tehlike olmaktan çıkarmıştır. Özellikle İşbirlikçi bir Kürt devletçiğinin ikinci bir Filistin Trajedisi’ne dönüştürmesine fırsat vermemeye büyük çaba harcamıştır.” Sf. 143

    “Tabi ki ordunun adı geçen yaklaşımları bu sürece girilmesinde hayati bir önem arz etmiştir. Kuzey Irak’ta olası gelişmelere bu açıdan bakmak her zaman milliyetçiliği körükleyecek Kürt egemen tabakalarının sahte devletçi yaklaşımları yerine Ortadoğu çapında genel demokratik siyaset yaklaşımlarına öncelik tanımak tarihi bir anlam ve gerçek bir çözümleyici olanak sunmaktadır. Tüm halklar ve kültürler açısından demokratik siyaset kurumsallaşmaları tek olumlu seçenek durumundadır.” Sf.144

    “…c- Nihai çözüm şüphesiz dağlardaki ve yurtdışında yasadışı kalmış güçlerin yasal süreç altına çekilmesidir.” Sf. 144

    “Çözüm için geriye kalan temel problem af yasalarında yerine getirilemeyen tutumdur. Benim daha öncede yetkililere yaptığım öneri şuydu, Ortamı da göz önüne getirerek: “Cumhuriyetin demokratik laik yapısına ve ülkenin demokratik bütünlüğüne gönüllü olarak katılma” hükmüne bağlı bir yasal düzenleme. İster af, ister şartlı indirme biçiminde olsun.” Sf. 146

    “2- Sorunun ağırlaşarak sürmesi ve olası gelişmeler:

    a- Eğer çözüm yolunda beklenen gelişmeler olmazsa, özellikle Kuzey Irak’ta da her an doğabilecek hareketlenmeler gelişirse ne kadar arzu etmezsek de sorunu çok ağırlaştıracak gelişmelerin doğması ağır basan bir olasılıktır. Bir tehdit anlamında değil gerçekçi bir politikaya yol açması açışında belirtmek durumundayım. Önümüzdeki aylarda KADEK, güçlerinin önemli bir kısmını Türkiye sınırları dâhiline çekmek durumunda kalacaktır. ABD müdahalesi bu süreci hızlandıracaktır. Güçlerini milislerle birlikte ağır donanımlı ve oldukça tecrübe kazanmış biçimde dağlarda üstlendirebilecek durumdadır. Geniş bir coğrafyada kısa bir sürede 10.000 civarına çıkabilecek bir güç olasılık dâhilindedir. Meşru savunma anlayışına bağlı kalacakları kanısındayım. Eskisi gibi bir çeteleşmenin yaşanacağını tahmin etmiyorum. Savunma dışında şiddete sapılacağını da sanmıyorum. Ama bu kadar gücün çok sayıda gerginliğe yol açacağını, muazzam maddi-manevi kayıp potansiyeli taşıdığı açıktır.

    b- Hedef olarak koruyucu sisteminden kaynaklanan her türlü olumsuzluklar ve boşaltılan köylere demokratik tarzda dönüş esas alınacaktır. Devlet kurumlarına; kendilerine imha temelinde yönelinmedikçe saldırı pozisyonuna girmeyeceklerini esas alacakları kanısındayım. Dünyadaki bir çok örneğe bakıldığında bundan daha pozitif bir duruma girilmeyeceği açıktır.. Ayrıca kontrol dışına çıkmaları da göz ardı edilemeyecek hususlardır. Nerden bakılırsa bakılsın bir çözümden ziyade bu durumun sorunları çok ağırlaştıracağı açıktır. Hiç yaşamamak en doğrusudur.

    c- Bu süreci besleyecek iç ve dış dinamikler fazlasıyla mevcuttur. Komşu ülkelerin durumu bilinmektedir. Hele Türkiye Irak’a girse birçok güç yatırım yapacaktır. Şimdiden güçleri sıkıştırdıkları gelen haberler arasındadır. Ayrı örgütlenmeler doğabilir, Bu yönlü dayatmalar daha da hızlanabilir. Özcesi içte de muazzam işsizlik, af süreci daha da körükleyebilir. Çatışma potansiyellerinin içte ve dışta eskiyi aratmayacak boyutta olduğu kolaylıkla tahmin edilebilir. Bu yönlü gelişmelerin herkese kaybettireceği açıktır. Filistin’de yaşanan benzer bir trajedinin bir kez daha yaşanmaması doğru siyaset ve etiğin gereğidir. Ülkenin, devletin ve toplumun hayati çıkarları gereğidir.

    Yaşanılan süreçte kişisel rolümün doğru değerlendirilmesi ve oynanması önemini korumaktadır.” Sf. 146, 147

    “Geçmişe ilişkin kapsamlı eleştiri-özeleştiriden çıkardığım temel ders; tüm sorunların en çağdaş ve doğru yolunun “demokratik uygarlık” sistemi içinde aranması ve çözümlenmesidir. Dolayısıyla sürekli uğraşım olan Kürt olgusu ve sorununda Türk-Kürt ilişkilerine demokratik siyasi yaklaşımı uygulamak esas olacaktır. Yaklaşık 200 yıldır uygulanan milliyetçi yaklaşımlar başlangıçta ilerici rol oynamışsa da giderek çağdaş etnik savaşlara dönüşmesi sorunları ağırlaştıran bir etken haline gelmiştir. Filistin-İsrail örneği bu gerçeği çok iyi kanıtlamaktadır. Olası bir Kürt egemen sınıf devletçiliği Ortadoğu’da her tür çatışmaya ortam hazırlayacak bir olgu olmaya adaydır. Yakın geçmiş bu gerçeği daha da doğrulamaktadır. Kürt sorununu temel bir demokrasi sorunu olarak görmek milliyetçi-ayrılıkçı tezlere zemin kılmamak, mevcut siyasi sınırları esas alan bir çözümde ısrarlı olmak Ortadoğu çapında demokratik gelişmeler için en büyük kazanımlardan biri olacaktır.” Sf. 148

    “Rolümü ağırlıklı olarak 5 yıldır bu temelde oynamaya çalıştım.” Sf. 148

    “Hâlbuki köklü çözüm; Türkiye için en sağlıklı birliği ülke ve toplum için “Demokratik bütünlükte” bulan yeni bir dönemi; aynı zamanda içte kalıcı barış ve istikrarla muazzam bir kalkınma, dışta ise Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya’da önderlik ve AB’de güçlü hızlı bir üyelik anlamına gelecektir.

    Bunun için Hükümetinizin yeniden diyaloga kapıyı açması, çözüm yolunda eksik kalan adımları atması tarihi bir olaya sahiptir. Bu imkânın değerlendirilmesinin de bir vebal olarak gördüğüm için 58. hükümeti bilgilendirmeyi bir yurttaşlık görevi bildim. Takdir şüphesiz makamınızın olacaktır.

    Bir kez daha 58. hükümetin ülkemize hayırlı ve başarılı olmasını dilerken, kendi zaviyemizden bu gerçekleri saygıyla arz ediyorum. 30.11.2002. Abdullah Öcalan.“ Sf. 149

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 136 ile 149 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yasalar örümcek ağına benzer, güçlü olanlar deler geçer güçsüzler takılır kalırlar. Sf. 133

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 133) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1993’de gazeteci Hasan Cemal yanıma geldi. Bana İsmet Sezgin’den ‘Üslubunu düzeltsin, hükümetin söylediklerini de fazla hesaba almasın’ şeklindeki notunu getirdi..

    Özal’ın ölümünden sonra Semra Hanım’a başsağlığı mesajı gönderdim. Sağlığında benim için söylediği ‘Söyleyin ona yaptığın her şey yanlış değildir’ bu söz beni çok etkiledi” Sf. 131

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 131) kitabından birebir alınmıştır.

  • 28 Aralık 2005 tarihli gazetelerde Abdullah Gül’ün oğlu Ahmet Münir Gül’ün adı kazaya karışıyor, kaza sonucu bir kişi hayatını kaybediyor, bir kişi ise yaralanıyordu. Bu olaydan önce Tayyip Erdoğan’ın oğlu Sanatçı Sevim Tanürek’e çarparak onun ölümüne sebep oluyordu. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın oğlu Abdullah Unakıtan 34 DM 8144 plakalı Range Rover cipiyle başka bir araca çarpıyor bu kazada dört kişi ölüyor, iki kişi ise yaralanıyordu. Sf. 84

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 84) kitabından birebir alınmıştır.

  • ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’in; “Türkiye, Türklere bırakılamayacak kadar değerlidir” sözleri aklıma geliyordu. Sf. 91

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 91) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ben bu gezileri yapmadan önce, şimdi senin oturduğun koltukta (eliyle koltuğa vurarak) ABD Dışişleri Bakanı Powel oturuyordu. Onunla 2 sayfalık 9 maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp anlatamam ki…”

    Gül’ün işte o “anlatamadığı” ve bizim 23 Şubat 2004 tarihli yazımızda bir bölümünü Yeniçağ okurlarıyla paylaştığımız “gizli işler” in bugüne kadar birçok maddesi olaylarla doğrulanan tam metni aşağıdadır.

    “Türk ordusu bundan böyle hangi gerekçe ile olursa olsun, sınır ötesi harekette bulunmayacak.

    PKK’ya karşı Türkiye’nin egemenlik alanı içinde yapılacak askeri harekâtlar için, ABD askeri makamlarına bilgi verilecek.

    Türkiye, ABD’nin İran’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askeri hareketlere, şartsız olarak üs ve taşıma kolaylığı sağlayacak. Askeri birlik verecek. Türk birliklerinin üst komuta yetkisi, ABD komutanlığına verilecek.

    Türk ordusunun asker sayısı ve silah kuvveti, ABD’nin uygun gördüğü sayı ve kabiliyete indirilecek. Özellikle tank ve ağır silahların miktarı düşürülecek. Savaş uçağı sayısı sınırlandırılacak.

    Irak’ın kuzeyinde kurulan Kürt oluşumu Türkiye tarafından resmen tanınacak. Türk devletinin Kürt devletinin kuruluşunu “savaş nedeni” sayan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve bu yöndeki politika ve kararlar kaldırılacak.

    Af Yasası, PKK yöneticilerini de kapsayacak şekilde genişletilecek. Türkiye dört yıl içinde uygulanacak bir planla, üniter yapısını devrederek federasyon uygulamasına geçecek. “Kamu Reformu” ve “Yerel Yönetimler” yasaları hızla çıkartılarak, Türkiye Kürt nüfusunun yoğun olarak yaşadığı şehir ve kasabaların belediyelerinin özerkleşmesi sürecini kararlı olarak yürütecek.

    Yunanistan’la sorunlar çözülecek. Kıbrıs’ta Denktaş devre dışı bırakılacak. Annan Planı kabul edilecek. Ege’de Yunan taleplerine esnek bir tutum takınılacak.

    Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri normalleştirilecek ve iyileştirilecek. Sınır ticaretinde Ermenistan lehine düzenlemeler yapılacak.” Sf. 66, 67

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 66, 67) kitabından birebir alınmıştır.