Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Bitlis Hân’ı toprağında eski bir handır. Yanında başka hiçbir imâret yoktur. Hattâ hayır sahibi merhum Hüsrev Paşa, bu handan tâ Van deryasına varıncaya ve yine bu handan tâ Bitlis şehrine gelinceye kadar, hanın sağ ve solunda, tam üç saatlik Rahova (Rahva) sahrası içinde, içi boş kemerler yaptırmış. Kış mevsiminde bütün tüccar gezginler ve çiftçiler bu tâkların altından geçerler; burası kendilerine temmuz ayında soğuk bir mahzen, kışın da sıcak bir hamam olur. Çünkü bu sahraya düşen kar ve yağmur, ne Erzurum ne Muş ne de diğer belli sahralara düşer. Tam sekiz ay minare boyu kar ile bu Rahova (Rahva) kaplı olup, bu taraftan Bitlis yolu kapalı kalır. Onun için merhum Hüsrev Paşa Karun gibi para harcayıp, bu ova içinde şu han ile sağ ve solunda kemerler yaptırmış. Gelen giden kimseler her zaman geçerlermiş. Fakat zamanla buranın vakıf gelirleri zayıflamış, Kürt kavimlerine gizlenecek yer olduğu için nice yerleri de yıkılmıştır. Duvarlarının birçok durmaktadır. Sf. 513

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 513) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kürdistan: Makdisî tarihine göre, Tufan’dan sonra ilk kurulan bu Cudi şehridir. Sonra Sencar kalesi ve sonra da bu Meyyâfarikîn kalesi yapılmıştır. Amma Cudi şehri sahibi, Hazret-i Nuh ümmetinden Melik Kördum’dur. Altı yüz yıl yaşamıştır. Kürdistan diyarlarını dolaşıp bu Meyyâfarikîn’e gelmiş, su ve havasından hoşlanarak burada yerleşmiştir. Çocukları ve soyu gayet çok olup İbrî ve Acem lisanından ayrı bir lisan meydana getirmişlerdir ki ne İberî, ne Arabî, ne Farisî ve ne de Dürrî’dir. Buna hâlen Kürdî lisanı derler ki bu diyarlarda kullanılır. Fakat Kürtçe de on iki türlü olup, çok kelime ve sözleri birbirine benzemez. Hattâ birbirlerinin sözlerini ancak tercüman ile anlarlar. Sf.473

    Bir ucu kuzeyden Erzurum, Van, Hakkâri, Cizre, İmadiye, Musul, Şehrizor, Harir, Ardilan, Bağdad, Deme, Dertenk veya Basra’ya varıncaya kadar yetmiş yer konak Kürdistan sayılır ki, Irak-ı Arap ile Gammani diyarı arasındaki dağ ve beldeler içinde altı bin Kürt aşireti ve kabilesi vardır. İnşallah, bunlar yeri geldikçe anlatılacaktır. Kürdistan’ın eni, boyu kadar geniş değildir. Doğu tarafında, İran hududundaki Harir ve Erdilen’den Haleb ve Şam topraklarına kadar yirmi-yirmi beş konak, en azı on beş konaklık mesafelerdir. Bu kadar ülke içinde beş yüz bin tüfekli kimse olup, hepsi Şafiî mezhebindendir. Tam yedi yüz yetmiş altı parça kale sayılır ki hepsi de mâmurdur.

    Burada çeşitli diller konuşulmakta olup, bunlar Zaza, Lulu, Hakkâri, Avılikî, Mahmudî, Şirvânî, Cezrevî, Pesânî, Sencarî, Harîrî, Erdelânî, Surânî, Halifî, Çenvanî, Imâd ve Rozikî lisanlarıdır. Bunların en açık konuşulanından aşağıda örnekler verilmiştir.

    Kürt lisanından örnekler: Yek: 1, dü: 2, se: 3, car: 4, penç: 5, şeş: 6, hett: 7, heşt: 8, ne: 9, de: 10, pânzde: 11, dâzde: 12; Selâmet hâne: Sağ geldin; Halet çih?: Halin nedir?; Cûş kalâvî: İyi, hoşum. Sf.473, 474

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 473, 474) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şu da gariptir: Bu Kürtlerin çevresine bir çizgi çizsen, o çizginin dışına çıkmaları imkânsızdır. Ancak biri gelip o yuvarlak çizginin bir tarafını bozarsa o çizgiden dışarı çıkar! Yoksa o çizginin içinde öleceğini bilse dışarı çıkmaz.

    Bu diyarda bir köpek doğursa şenlik yaparlar. Bir siyah köpek ölse, soğan suyu ile yıkayıp kefenleyerek ahlıya vahlıya köpek mezarlığına götürürler, ölen köpeğin canı için, yaşayan köpeklere koyun kebabı verirler. Arslana benzer köpekleri vardır. Bir de bunların ülkesinde aslâ kurt yoktur. Gariptir, bu Sencar dağı mukaddes topraklarda olmasına rağmen dağlarında böyle mezhepsizler bulunabiliyor. Şam dahi mukaddes topraklardan iken, onun da dağlananda Aklî, Kızıllı Mervânî, Şeymânî ve Nasîrî gibi din ve mezheb düşkünleri vardır. Sf. 470

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 470) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kadınlarının elbiseleri topuklarına iner. Tam bir sene karınlarında çocuğu taşımayınca doğurmazlar. Çocuklarına önce siyah köpek sütü verirler. Bunların ülkelerinde bir köpeğe bir taş atsan, o taşı atana aman zaman vermeyip öldürürler. Zira büyük küçük hepsinin de evlerinde beşer onar köpekleri vardır. Yemeği önce köpeğe verirler. Onu doyurduktan sonra kendileri yerler. Köpekleri ile birlikte yatarlar. Bin kuruşa, on katıra bir siyah köpek satın alırlar!.

    Bu Kürtler soğan ve peyniri dâima koyunlarında gezdirirler. Bir kimse bunların yanında bir soğanın başına yumruk vurup ezse, o kimsenin başını da onlar ezip öldürürler. Şurası gariptir: Bunlardan zengin bir kimse ölse, o adamı soğan suyu ile yıkayıp kabrine de soğan dikerler. Bütün ölülerinin kefenine mutlak köpek yünü katmak âdetleridir… Bu hallerini nice kereler sordum, doğru olarak cevap vermeyip «Pivaş hoş est» yani «Soğan iyidir» dediler. Bu bir darbımesel olmuştur: Bir Kürd’e sormuşlar, «Hükümdar olsan ne yersin?» diye. Cevap olarak: «Soğan cücüğü yerim» demiş. Hakikaten Kürtler soğanı sevip «güzel! güzel!» der.

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 469) kitabından birebir alınmıştır.

  • Halkın çoğu kısa boylu, başları kele yakın, boyunları yok gibi, sanki başları hemen omuzdan bitmiştir. Amma omuzları geniş, göğüsleri enli, kemerleri kalın, pazıları ve baldırları boğun, ayakları geniştir. Gerçi Ferhad gibi güçlüdürler amma iyi ata binemezler. Gözleri siyah ve yuvarlak, kaşları gayet gürdür. Bunlara diğer Kürt’ler «sekiz bıyıklı» derler. Zira ikisi bıyığı, ikisi kaşı, ikisi burun deliğinden çıkan ve diğer ikisi de kulak deliklerinden çıkanlardır. Vücutları kara koyun pöstekisi gibidir. Ağızlarına pabuç sığar. At dişli adamlardır. Çocukları on yaşına gelinceye kadar erginleşmemiş ve körpedir. Amma on yaşını geçince ve yirmisinde, vakti geçmiş yiğit gibi tüylenirler.

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 468) kitabından birebir alınmıştır.

  • Saçlı Kürtlerinin durumu: Sencar’ın bir tarafına Saçlı Dağı denmesinin sebebi, bütün halkının kadın gibi fitil fitil saçlı olmasıdır. Gayet pis ve pinti bir toplumdur. Başlarında bit ve pire yuva yapmıştır. Elbiseleri alaca sof, şâl ve şapkedendir. Kuşakları ipekten olup, sarıkları da alaca serbend ve ipektir. Ayaklarına pöçüklü, palsandi, sadisî hezârî, kepkepli ve kuyruklu pabuçlar giyerler; çünkü burası gayet taşlık yerdir. Silahları kılıç, hançer, tüfek ve cabdır. Cab, bele bağlanıp ok ve yay konulan şeydir. Kurşun atmada o kadar hünerlidirler ki pireyi gözünden, deveyi dizinden vururlar. Amma tüfeklerini görsen bir paraya almazsın.. Maliyetli değillerdir amma güzel nişan alınır.

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 468) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu hamamların hepsi şehrin çöpleri ile ısıtılır. Gayet sıcak olurlar. Değme adamın bir saatten fazla bu hamamlarda durmaya gücü yetmez. Rum’da odun ile hamamı bu derece kızdırmak kabil değildir. Hamamda çöp yakmanın bir faydası daha var ki, şehir içinde zerre kadar çöp kalmaz. Hepsi zenbil zenbil hamama taşınır ve yakılıp yok edilir. Şehir sokaklarında ve dışında çöplerden eser kalmaz. Gerek şehir içi, gerek şehir dışı her zaman temiz olur. Bu durum yalnız Diyarbekir’e ait olmayıp, Arabistan hamamlarının hepsi bu şekilde çöpler ısıtılır. Sf. 447

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 447) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hesapsız sevimli ve beğenilen gençler vardır ki güzel yüzlülük, letafet ve iyi huylulukta eşsiz olup, güzel görünüşlü, peri yüzlü, ay yüzlü gençlerdir. Doğu bölgesi olduğundan, kullandıkları kelimeleri açık seçik konuşurlar. Âşıkların gönülleri hayat bulur. Her cümbüş ve hareketleri, yürüyüş ve duruşları insanı hayrette bırakır. Hepsi zarif ve nükteci gençlerdir.

    Bu Diyarbekir’de öyle yetenekli şairler var ki, her biri sanki Fuzuli ve Ruhi gibidir. Birçoğu ile sohbet ettik. Hakikaten benzerleri bulunmayan birer fazilet sahibi kimselerdir. Sf. 446

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 446) kitabından birebir alınmıştır.

  • Diyarbekir’in Osmanlı sancakları şunlardır: Harput, Ergani, Siverek, Nuseybin, Hısn-ı Keyf, Çemişkezek, Siird, Meyyâfârikin, Akçakale, Habur ve Sancar. Diyarbekir sancağı paşanın hükümet merkezidir. Bu sancakların hâkimi hep Osmanlı beyleridir.
    Yurdluk ve Ocaklık sancakları şunlardır: Sağman, Kulp, Mihrâniye, Tercil, Atak, Pertek, Çapakçur, Çermik. Bunlar kanun üzere ocaklık iken, beyleri çocuksuz olarak öldüğünden Osmanlı sancağı olmuşlardır.
    Amid eyâletindeki hükümetler şunlardır: Cezire, Eğil, Gene, Palu, Hızo. Bu beş hükümet serbest mirmiranlık payesiyle hâkimlerine verilir. Amma yine vezir ile sefere gitmekle görevlidirler. Sf. 437

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 437) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bahar mevsimi geldiğinde, Malatya şehrinin küçük büyük zengin fakir bütün halkı Aspoz bağlarına göçerler. Şehirde ancak dışarıdan gelmiş kimselerle tüccarlar ve bazı Hristiyan ile üç yüz kadar bekçi kalır. Bunlar her gece fenerlerini yakıp şehir içinde bekçilik ederler. Davullarını döverek, kol kol olup şehir içinde dolaşırlar Suç işleyen kimseleri tuttuklarında, aman ve zaman vermeyip öldürürler. Zira ellerinde kesin yetkileri vardır. Sf. 426

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi III – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 476) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lalanın dünyası ne? 

    Aldanma dünyasına. 

    Dünya benim diyenin,

    Dün gittik dün yasına!.,

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi III – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 211) kitabından birebir alınmıştır.

  • Altı aded medresesi olup, Mekteplerinin sayısı elli adeddir. Yüz yirmi aded de soylu kimseler için hamam vardır.

    Sultanî çarşısı altı yüz dükkândır.

    Halkı Türkçe ve Kürtçeyi güzel konuşurlar. Bütün halk Türk ve Kürtlerdir.

    Adı Harput’tur. Diğer bir söylenişe göre, burada havarilere gölge yapmış dikenli bir söğüt ağacı varmış. Onun için Harbit demişlerdir. Bazıları da, buranın toprakları diken yetiştirdiğinden, Harbirid yani diken getirici demişlerdir. Osmanlı defter kayıtlarında ise Hasan Zeyyad Ülkesi olarak kayıtlıdır.

    Padişah sefere çıktığında her vilâyetin bir çeşit adı olur ki, büyük alay ve cemiyette bir şehir halkı bulunması istendiğinde «Ya Ahad!» diye bağırırlar. Sivas’a «Rum, Rum», Diyarbekir’e «Âmid, Âmid» diye oran çağırırlar. Harput için de «Hasan Zeyyâd» diye bağırırlar. Sf. 170

    Altı aded medresesi olup, her camide bir küçük dershâne vardır. Amma Zahriye, Ulucami, Hatuniye medreselerinin vakıf tarafından tayin olunmuş müderrisleri vardır. Hepsinde de hadis öğrenimi yapılır. Mekteplerinin sayısı elli adeddir. Vakıf tarafından yetimlere her yıl birer kat elbise verilir. Ayrıca hediyeleri de boldur.

    Kaleden dışarıda Feth-i Bâb Tekkesi büyük âsitânedir. Enkuzbaba Tekkesi de fakirler yeridir.

    Hamamları: Kale hamamı, Cemşid Hamamı, Dede hamamı: Bunlar herkese açık hamamlardır. Yüz yirmi aded de soylu kimseler için hamam vardır. Yedi aded büyük tüccar hanı olup, Eski bedesten yanındaki Çarşı Hanı hepsinden güzel ve teşkilatlıdır.

    Çarşı ve pazarı: Sultanî çarşısı altı yüz dükkândır. Dükkânlar gayet güzel ve muntazamdır. Saraçhânesi hepsinden şirindir. Gayet sanatlı saraç örtüsü işlenir. Mutafları dahi beğenilir. Gerçi şehir Kürdistan hudududur amma, su ve havasının güzelliğinden yer yer civanları bulunur. Halkı Türkçe ve Kürtçeyi güzel konuşurlar. Bütün halk Türk ve Kürtlerdir.

    Yiyecek ve içecekleri: Beyaz ve has ekmeği, çöreği, böreği güzeldir. Bağlarında Hezârî denilen bir çeşit elma yetişir ki, İstanbul yakınındaki Kocaeli sancağında yetişen misket elması gibi hoş kokulu, yuvarlak bir elmadır. Bahçelerinde yetişen bir çeşit üzüm, Şam’ın zeynî üzümünden daha lezzetlidir. Sf. 171

    Harput gölü: Şehrin batı tarafında bağ ve bahçeler ile çevrilmiş, şehirden iki saat uzaklıkta bir göl vardır. İki kişi çevresini bir günde gezebilir. Yılan zehiri gibi acı bir göldür. Bazı tarihçiler, «Bu gölün kaynağı Van gölüdür, yer altından yol bulup karışır ve Harput’ta göl olmuştur» derler. Hakikaten, Van deryasının balıkları bu gölde dahi bulunur. Muhakkak ki Allah her şeye kâdirdir… Bu göl içinde bir ada vardır. Adanın üzerinde de bir köy kurulmuştur. Tahmini olarak üç yüz hânelidir. Köyün halkı hep boyacı ve terzidirler. Gölün etrafındaki Habus köyünden ve diğer köylerden kayıklarla gelip bu adayı seyrederler. Adada bir kilise var. Taptıkları eşek burada ölmüştür. Bütün patrik ve rahipler eşeğin cesedini mumyalayıp, kilisenin içinde, yeraltında saklamışlardır ki, onu bu kilisenin hizmetkârları bile bilmezler. «Halen olduğu gibi, dört ayak üzere durmaktadır. Şeb çırağ gözlü, altın sırmalı, çullu bir eşektir» diye güvenilir kimselerden öğrendik. Amma ben görmedim. Eskiden Hristiyanlar bu eşeğe taparlarmış. Sf. 172

    Garib bir hikmet: Harput’un kıble tarafında, bağlar içindeki yalçın kayalarda büyük mağaralar vardır. Temmuz ayında, oradan akan sular donup buz olur. O şiddetli sıcaklarda bu buzları kullanan halk, ciğerlerini tazeler. Temmuz günleri gidip şiddetli kış gelince bütün buzlar eriyip suları hamam suyu gibi olur. Mağaraların içi o kadar sıcak olur ki, nice gurbette bulunan kimseler oralara gidip hamam gibi yıkanırlar. Garip olan şu ki, şiddetli sıcaklarda sıcak olup kışın soğuk olacağına, mutlak yaratıcı olan Allah kudretini göstermek için böyle yaratmıştır. Sf.172

    Allah’ın diğer bir kudreti: Bu şehrin sahrasında bir çeşit kaynak olur. Her sene kabak mevsiminde, yakın ve uzak yerlerden bey, fakir, miskin ve garip gelip, bu sahrada çadırlar kurup otururlar, önce, üç gün tuzlu yemek yemeyip perhiz yaparlar. Dördüncü gün sabahleyin, o sudan bir fincan içince üç amel eder. Bir fincan daha içince yine üç amel eder. Bu tertib üzere, on fincan içen kuvvetli bünyeli kimseler tam otuz amel eder. Bazı kimseleri kusturup bütün hastalıklardan temizler. Bunun için Harput halkı dinç, kırmızı yüzlü, kuvvetli yapıya sahip, pehlivan kimselerdir. Bu su sebebiyle asla hekime muhtaç olmazlar. Sf. 173

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi III – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 170 ile 173 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hâlâ üç yüz kadar Hristiyan’ı örfî tekellüften af tutulmuştur. Sf. 168

    Eğin yağı çok meşhur olup, çarşısı baştanbaşa yağcılar ile doludur. Halkının çoğu kemancı (okçu) olduğundan, şehir adları arasında buraya «Kemancılar diyarı» derler. Askerî sınıfları; sinekeş, kemankeş ve serkeş yiğitlerden kuruludur. Sf. 169

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi III – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 168, 169) kitabından birebir alınmıştır.

  • Halk ağzında, «Sana bir iş edeyim ki Timurlenk Sivas’a etmemiş ola» derler. Sf. 155

    Timur, Nasreddin Hoca ile görüştüğünde Hoca, Timur’a:

    —Niçin Sivas’ta kırk bin çocuk ve nurlu Muhammed ümmetini Tatar atları altında ezip yetmiş bin Allah yaratığını öldürdünüz?

    Dediğinde Timur:

    —Vallahi Sivaslılar, ‘Kur’an-ı Azim yaratılmıştır’ diyerek, uydurma sözleri hükmü kaldırılmış âyetlere benzedip, Kur’an’ı Kur’anlıktan çıkarmışlardı. Çocukları da zina çocukları olup, ihtiyarları ise Şiî, Hurufi, Cebrî, Kadiri mezheplerine girmişlerdi. Âleme örnek olarak doğru yola getirmek için, üzerlerine yürüyerek şehirlerini harab ettim. Senin hatırın için şehrini sana bağışladım. Korkma, harab etmem. Sf. 156

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi III – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 155, 156) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yine kuzeye doğru giderek Ulaş Kasabasına vardık. Sivas toprağında, Türkmen- ağası ulusu Köçümi burada oturup, Türkmenlerden yayla hakkı alır. Ayrıca kadısı vardır. Beş yüz haneli İslâm ve Ermeni kasabasıdır. Sf. 155

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi III – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 155) kitabından birebir alınmıştır.

  • Halkı, Türkmen ve Ermeni’dir. Debbağhânesi meşhurdur. Sf.154

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi III – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 154) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yahudi dili hakkında: Bu Yahudiler eski bir toplumdur. Gayet mutaassıb olup, yüz yirmi dört bin Peygamberin dört bini Allah Teâlâ’nın sevgisi sebebi ile rahat döşeklerinde vefat etmemiştir. Hepsini bu Yahudi taifesi şehid etmişlerdir. Yahya, Zekeriyyâ ve Cercis gibi binlerce resûl ve resûl olmayan nebileri şehid ettikleri bütün tefsir ve tarihlerde yazılıdır. Hiçbir millete iki kitap gönderilmemiştir. Fakat bunlar önce Davudi olmakla, Cenâb-ı Hak Hazret-i Davud’a Zebur kitabını gönderdi. «Ve âteynâ Dâvûde Zebüren» âyeti buna bir delildir. Sf. 95

    Hazret-i Davud’a gönderilen Zebur’da vaad, hikâye, emir, yasak, haram ve helâl gibi şeyler yoktur. Hepsi duâdır. Halen bütün Yahudilerin sinagog yani tapınaklarında hahamlarının okuyup yemin ettikleri kitap Zebur’dur. Amma Hazret-i Musâ’ya gönderilen kitap olan Tevrat’ta vaad, emir, yasak, helâl, haram, Cennet, Cehennem, a’râf ve hikâyeler vardır. Kıyamet günü belirtilmiştir. «Ve lâratbin ve lâ yâbisin illâ fikitabin mübîn» âyeti Kur’an-ı Kerim hakkında gönderilmiş olup, bütün emir ve yasaklar ile hikâyelerin bulunduğuna delil olduğu gibi, Tevrat-ı şerif dahi aynen bunun gibi her şeyi içine alır. Yahudilerden başka Hristiyan milletlerden İsveç, Felemenk, Danimarka ve Nemse (Avusturya) Hristiyanları da Tevrat ve Zebur okurlar. Sf. 95

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi III – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 95) kitabından birebir alınmıştır.

  • İttil Kabilesinin durumu: Moğol dilinde «İttil», köpek lisanlı demektir. Bunlar harp meydanında bir çeşit ”Av av, va, va,” eden, kudurmuş köpek gibi uluyan inatçı bir kavimdir. Mardin kalesi yakınında Sancak dağındaki Saçlı Kürtleri de Melek Ahmed Paşa efendimizle kırdığımız vakit, yirmi bin kadar olan o pis kavimler de böyle idi. Mezhepsiz, kötü huylu, leş yiyen, eşeğe binen bir kavimdir. Kendilerine sorulursa, “Hz. Hamza soyundanız” derler. Amma oruç, namaz, hac, zekât nedir, bilmezler. Bir kadınla yedi, sekiz erkek birden evlenir. Bu kadından bir veled-i zina doğsa, babasını tayin etmek ne kadar güç!... Fakat haramzâdeler bunun da kolayını bulmuşlar: Çocuğa bir elma veriyorlar. Çocuk elmayı babalık iddia edenlerin hangisine vurursa, o babasıdır diye hükmediliyor. Bundan sonra kadın onun yanında kalır, kimse ona karışamaz. Acem diyarında «Mum Söndüren» diye meşhur olan kötü kavim bunlardır. Bu şekilde bir kavmi hiçbir yerde görmedim. Amma şâh ve hanlarına çok sâdık kavimlerdir. Sf. 606

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi II – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 606) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ermeni yoktur. Zaten buralarda Rum da yok, meğerki ticaret için gele. Fakat Yahudi ve Şiî çoktur. Mülhidler, zındıklar, Caferî, cebrî, kaderî, Hurufi ve öteki sapık fırkaları çoktur. Sf. 566

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi II – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 566) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mahalleleri: Yetmiş İslâm, yedi de Ermeni mahallesi vardır. Kıpti ve Yahudi’si yoktur. Bütün evleri kâgirdir. İki katlısı azdır. Çoğu tek katlıdır. Çünkü kışı şiddetli ve açık havası pek az olduğundan, on bir ay kar yağdığı çok görülmüştür. Sf. 546

    Halkının yüz rengi: Ahâlisi Türk, Kürd, Türkmen ve Ermeni’dir. Gök – Dolak Acemler de var. Sağlam vücutlu, sıhhatine düşkün, orta boylu, zinde, yaşlı ve genç insanları hepsi yiğit ve gürbüz kimselerdir. Çok kuvvetli bünyeye sahiptirler. Sf. 549

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi II – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 546 ile 549 arası) kitabından birebir alınmıştır.