Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Yiyecek ve içecek pazarlarından meyhane, bozahâne gibi yerler ayrı bir semtte kurulmuş olup acâip ve garip seyredilecek yerlerdir. Bütün kefere ve sapıklar buralarda mevcut olup toplam üç yüz kırk aded meyhâne vardır. Her birine yüzer, iki yüzer atlı yolcular konup, içip göçerler, misafir olurlar, dinlenirler. Hem hândırlar, hem meyhânedirler. Ev sahibi kefereler hayâsızca şarap satıp, kazanç sağlarlar. Bir diyarda böyle mihmansaray gibi meyhaneler yoktur. Ev sahibi kefereler bütün çoluk çocuklarıyla birlikte misafirlere hizmet ederler. Yine böyle iken bir kimse mest olup meyhanecilerin evlât ve yakınlarına dil uzatıp sarkıntılık etmezler. Son derece mazbut ve dürüst şehirdir. Sf.89

    Ama Yahudi mahallelerinin sokakları hem daracık ve hem de sıkıcı uğursuz evlerdir. Aynı zamanda çok pistir. Zira bu Yahudi kavminin sokaklarını çöpçü subaşısı temizlettirmez ve kiliselerinin kapılarından değme adamlar geçmez. Allah korusun, sanki Cehennem derecelerinden bir derecedir.

    Mahalleler: Kırk sekiz aded Müslüman mahallesidir. Yedikule, Kelemerye, Hortac, Kâsım Paşa, Ayasofya… mahalleleri en meşhurlarıdır. On altı aded de kefere mahallesi vardır. Ermeni, Rum, Frenk, Sırp, Bulgar ve Latin kefereleri bu mahallelerde otururlar. Bunların mahalleleri aşağıda Müslüman mahallelerinden ayrı bir semtte, Kelemerye kalesi kapısı tarafında kurulmuştur. Elli altı aded Yahudi Mahallesi vardır. Bunlar da iskele kapısının içyüzünde, hisar duvarı diplerinde toplanmıştır. Allah korusun, hakikaten pis, uğursuz, Çıfıt evlerdir. Sf. 89

    Sancak ve kazalarında Ekmekçizâde Ahmet Paşa’nın sayımı ve kaydı üzere beş yüz bin nüfusu vardır. Şimdi o sayıdan daha fazladır. Zira her gün fırınlarda satılan ekmekten anlaşılmaktadır. Bu yeryüzünde Cenâb-ı Hak ne kadar çeşitli lisan sahibi Hristiyan milleti ve diğer insan toplumları varsa hepsinden bu şehirde toplamıştır. Frenk balyozları, konsolosları, çingene beyleri, Yörük beyleri elhâsıl nice çeşit millet varsa burada mevcut olduğundan bu Selanik şehri sanki bir küçük İstanbul’dur. Yüz bin kadar Yahudi vardır ki onlar da Selânik’e bizim Selânik derler. Sf. 90

    Lisânları: Halkın çoğu dört lisan ile konuşurlar, ama açık ve seçik Türkçe bilirler. Rumca ve Bulgarca da bilirler, ama Yahudi lisanını daha çok bilirler. Zira gece, gündüz alış verişleri Yahudilerledir. Zengin tüccarları çoktur. Sf. 91

    Kiliseleri: Rum, Ermeni ve Frenklerin on iki aded manastır ve kiliseleri, yirmi aded de Yahudilerin hahamhane ve sinagog denilen ayin edecek yerleri vardır. Sf. 92

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VIII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 89 ile 91 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Halen Safed şehri derelerinin nice yerlerinde Yahudi kanının aktığı yerler ve kayalar görülmektedir. Buradan kılıçtan kurtulan yüzbinlerce Yahudi, Yafa, Askalan, Akkâ, Sayda, Beyrut ve Halîle (Cebeliye) kalelerinden gemilerle kaçıp bu Selânik şehrine gelmişlerdir. Binlerce hile ve şeytanlıklar ile Selânik kalesine girmişler ve bir gece baskın yapıp, şehirde bulunan bütün Rumları öldürüp, Selânik kalesini ellerine geçirmişler ve yüz kırk yıl sahip olmuşlardır. Onun için Rum tarihçileri bu Selânik şehrine Yahudi diyarı derler. İçlerinde Karanî (Karâyî) mezhebinde bir hükümdar Yahudi vardı. Bu hükümdar Akdeniz içinde, Sakız adasındaki Ceneviz kefereleriyle anlaşma yapıp, onlarla birlikte Selânik kalesine tek başına sahip oldu. Böylece Yahudiler yetmiş sene daha Selânik’e hükmettiler. Sf. 76

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VIII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 76) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şahlarının ölüsünü yerler. Ateş yaksalar ateşe taparlar. Onun için ölülerini ateşte yakarlar. Ama bunların bir iyi halleri var: Asla yalan söylemezler, yalan nedir bilmezler. Zina, .livata … nedir hiç bilmezler. Bütün kadınları yüzleri açık gezerler. Erkekleri ne kadar çirkinse kadınları o kadar güzeldir. s. 504

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 504) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hatta bir gün Muncak Şah’ın bir oğlu ölmüş onu ateşte kebap ederek yağını ve kanını akıttıktan sonra yemişler. Hem güle oynaya yemişler. Hâkim geçerken beni de sofraya çağırıp: «Gel padişahımın oğlundan sen de yemiş ol» dediler. «Ya adam eti yenir mi?» dedim. Onlar da «Bah yenir, ya biz onun etini yiyoruz ki canı birimizin canına girip ölmesin. Babamız domuz, yılan ve adam etinden tatlı bir şey yaratmamıştır» dedikleri zaman «Babanız kimdir?» diye sordum. Hâşâ, sümme haşa «Si ……” Dediler. Yani hâşa, sümmü hâşa, bu sözü yazmaya cesaret edemem. Öyle dediler. Küfür dalalet, haşir, neşir, mizan, terazi, cennet, cehennem, âraf nedir bilmezler. Dört kitap, peygamber, farz sünnet nedir hiç bilmezler. Hepsi hayvan artığı, insan suratlı sarı yaratıklardır. s. 504

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 504) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kalmuk Kavminin Garip İşi:

    Bazı Kalmuklar iki yüz ve üç yüz yaşına varıncaya kadar yaşarlar. Kuvvetleri kesilip elden ayaktan düşünce, akrabaları bunu gezdirmekten bıkarlar. İki semiz domuzun kuyruğunu pişirip adamın ağzına birbiri ardı sıra sokarlar ve öldürürler. Şehit oldu derler… Hepsi birbirlerini yerler. Ama kur’aya göre amel edip birbirlerinin leşini ölünce yerler. s. 504

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 504) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kalmuk kavmi Hulûlî mezhep (ruhların birinden birine geçtiğine inanma) oldukları için ölümden korkmazlar, «ölürsem ruhum filan kadının karnındaki filana canım girer veyahut karımın karnına canım girip yine dünyaya gelirim,» diye ölümden korkmazlar. s. 503, 504

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 503, 504) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu Vadilerde tuz madeni olmadığı için gözleri gayet küçüktür. Ama batıdan doğuyu seçerler. Sanki gözleri dürbün aynasıdır. Ama beş on adım yerden bakan adam Kalmuğun gözleri gibi yoktur zanneder. Anadan doğdukları zaman bazısının gözleri köpek gibi bir hafta sonra açılır. Bazısının gözleri açılmayıp ustura ile gözlerini kesip açarlar ve tuz sürerler. Bu kavmin başları Adana kabağı kadar büyük olur. Her Kalmuk’un elleri ne kadar ise kulakları da o kadar büyüktür. Gözleri asla görünmez, kör zannedersiniz. Ama gece ipliği iğneye geçirecek kadar keskin görürler. Erkeklerin kaşları ve kirpikleri yoktur. Yüzleri tabak gibi yassıdır. Boyları çok kısadır. Başları hemen hemen omuzlarına bitişiktir. Boyunları kurt boynu gibi kalındır. İki tarafa bakmak istese gövdesiyle dönüp bakarlar. Ardlarına bakamazlar. s. 503

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 503) kitabından birebir alınmıştır.

  • Buralarda hiç gıybet, kötülük, gevezelik, sövme kötü düşünce, kibir, kin ve düşmanlık yoktur. Ama başka kavimlere düşmanlık ederler. Üzerlerine gidip mallarını yağmalarlar.

    Bütün Kalmuk kavmi on iki padişahlıktır. Her biri beşer, altışar yüz bin adama sahiptir. Hepsinin dilleri birbirlerine başka olup on iki dilleri olduğu inşallah yerleriyle birlikte yazılacaktır. Karanlık dünyaya varınca dünyayı sarmış çeşitli Kalmuklu kavmi gördüm. Mezhepleri başka başkadır. Bir kavmi Mecûsidir, biri Hululîdir (1), biri ateşperesttir, biri güneşperesttir, biri zeminperesttir, biri ayperesttir ve bir oymağı da öküzperesttir. Sf. 502

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 502) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2008); Hululiye, ruhun bedenden bedene geçeceğine inanılan din.

  • Ama Tatar kavmi ömürleri boyunca su içmek ve yemek yemek nedir bilmezler. Eğer ekmek yeyip su içerlerse hemen o saat ölürler. Devamlı at sütü, deve sütü, boza ve talkan içerler. At sütüne kımız derler. Deve ve sığır, at, koyun keçi, domuz, yaban devesi, yaban atı, yaban mandası ve yaban eşeği yerler. Yaban sığırını tutup arabaya koşarlar. Zayıfladığı zaman serbest bırakırlar ve bir başkasını tutarlar. Bütün arabalarını develer çeker. Develerle çift sürüp ekin ekerler, darı yerler. Buğday ve arpa nedir bilmezler. Helâl ve haramı da tanımazlar. Hepsi mübahidir. Eti asla pişirmezler, çiğ yerler. Çiğ et yedikleri için pislikleri hiç kokmaz. Doğan kuşu gibi beyaz edip saklarlar. Sf. 502

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 480) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu Saray Tatarlarının çeşitli lisanları vardır. Birbirlerinin lisanlarını tercüman ile anlarlar. Bu Tatar kavminde asla dedikodu, kötülük, yalan ve iftira yoktur. Yalan, bir insandan yahut hâkimden korkunca söylenir. Bunlar ise asla bir kimseden korkmaz ve çekinmezler. Onun için yalanı seçmezler ve yalan nedir bilmezler. Sf. 480

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 480) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kalmuk ne Hıristiyan ne Müslüman, bir alay Mecûsi kavimdir. Ama onlarda yalan ve çekiştirme olamaz. s. 449

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 449) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yunanlı Rum kefereleri tarihlerinde «Ayasofya Camii’nin yüz bir adet kapısının tahtaları Hz. Nuh’un gemisinin tahtasıdır. Musul şehri yakınında Cudi Dağı’nda durduğu vakit tahtalarını oradan getirip İstanbul’da Ayasofya Kilisesinin kapılarını bu gemi tahtalarından inşa etmişlerdir» diye yazmışlardır. s. 447

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 447) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çerkezlerin Âyini:

    Yemeğe başlarken ağaç sofraları meydana getirirler. Bir bal mumu yakarlar. Herkes balmumuna bir kere «Dânü dânü Mâmelük» deyip muma tapınır. Ondan sonra yemek yemeğe başlarlar. Yine yemekten sonra muma öyle deyip sofrayı kaldırırlar. Bir garip âdettir. s. 420

    Bu Çerkez kavmine kâfir desek o an aman zaman dinlemeden adamı öldürüverirler. «Lâilaheillallah» derler ama semiz domuzları kuyruğundan yerler. Oruç tutup namaz kılmazlar. Domuzu olmayanı kubağa koymazlar. s. 427

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 420 ile 427 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Özdemir oğlu Osman Paşa atları soylu diye beş baş Çerkez esirine bir at alırlar ve verirler. Ama gayet hırsız kavimdirler. Hani bu diyarda hırsızlık etmeyenlere «yiğit değildir» diye kız vermezler. Onun için gece olunca siyah elbiseler giyip hırsızlığa giderler. Kızları, oğlanları, hatta kart adamları bile evde, dağda, tarlada bulduklarını alıp sağ salim köyüne dönerse kurtulur. Yoksa geriden kovalayıp yetişirlerse onu tutup esir ederler. Ya Osmanlıya veya Tatar’a satarlar. Veyahut bin baş, iki bin baş mal karşılığı kurtulur. Baş mal diye tabir ettikleri bin, iki bin canlı at, koyun, esir, zırh ve zırhlı-külâh şeylerdir.

    Hâlâ işleri, güçleri birbirlerinin köylerini ve konaklarını vurup geçinmektir. Öylesine hırsızdırlar ki gözden sürmeyi çalar, göz yerinde kalır. Ta bu derece haramidirler. Ama misafirlerinin bir hardal tanesi uğruna ölürler. Herkes konuğunu yedirir, içirir, misafirperverlik ederek gideceği köye kadar götürür. s. 419 

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 419) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sabah olunca gördüler ki Kisüyan kaçmış. «Serâ Kisû» dediler. Yani «Kisu melik kaçtı» dediler. Hâlâ namları sera Kisu’dur. Zamanla bozularak (Serâkis) oldu. Ondan da galat (Çer Kese» diye şöhret kazandılar. Ama Rum lisanında Çerkez ve Çerkeş derler. Tatar lisanında Ser Kis, Acem lisanında Serkeş, yani baş çekici, gidici demektir. Doğrusu serkeş kavimdir. Çağatay lisanında Çârkes derler. Zira bu Çerkezistan’a ilk ayak basanlar Şefaki, Berberi, Mâmeluka, Bozuduka dört kişi olduklarından Çağatay kavmi bunlara Çârkes yani «dört kişi» derler. Moğol lisanında Çarkız, Arap lisanında Sera kise-i nâkese derler. Zira Mısır’da Çerkez kavmi çoktur. Arap evladını tora ile vurduklarından Çerkez kavmine Şerâkese-i nâkese derler. Mısır fellahlarının yüreklerine Çerkez kavmi kan oturtmuştur. s. 416, 417

    Gaddar Hülâgü Han El Müsta’sım devrinde Bağdat’ı yakıp yıktı. Bir günde yetmiş bin kadının karınlarını yarıp nicesinin yuttukları cevahir taşlarını ve henüz doğmamış çocuklarını karınlarından çıkarttı. O vahşi hadisede yüz binlerce can Hülâgü Han tatarı elinde öldüler. s. 417

    Çerkez lisanı gibi Saksağan sadalı lisanı yazamadım. Ama gayretimle o lisanı da kaderin verdiği imkânlarla yazarız. s. 418

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 416 ile 418 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu şehirde Frenk ve çingene yoktur. Amma, reâyâsı oldukça çok olup, hepsi Ermeni ve Yahudi’dir. Bezirgân ve Acemleri dahi vardır. s. 42

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi V – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 42) kitabından birebir alınmıştır.

  • “El-mâ’nâ fî batnı’ş-şâir” (Şiirin mânası şâirin karnındadır) sözü. Sf. 666

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 666) kitabından birebir alınmıştır.

  • Doğuya doğru yöneldik. Van’ın Edremit bağları sağ tarafımızda kaldı. Üç saatte Zekvin adlı sarp belden geçtik ve Zekvin köyünde konakladık.

    Üç yüz hâneli, bir kiliseli köydür. Vergisi Van kulu kalemlerine bağlıdır ki defterdar tarafından alınır. Buradan yine doğuya doğru üç saat giderek Verk dağında «Venk Verk» denilen kiliseye geldik. O diyarda kiliselere «Venk» derler. Bu kilise Verk dağının tepesinden biraz alçak, bahçelik, gülistanlık bir yerde, kâgir yapılı, kubbeli, kale gibi demir kapılı bir kilisedir. Hiçbir eski kiliseye benzememektedir. İçinde üç yüzden fazla keşiş ve rahip vardır. Sf. 623

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 623) kitabından birebir alınmıştır.

  • Van’ın azil kabul etmeyen idare merkezleri;

    Hükümet benderi Hakkâri: Van’ın kıble tarafında Vustan, Şatak, Eşir Çolemerek kalelerinden ibaret bir hanlıktır. Kırk yedi bin askere sahiptir. Hepsi tıraşlı, heybetli, korkunç görünüşlü yiğit kimselerdir. Sadece çenelerinde Felemenkliler gibi azıcık sakalları vardır. Brabaş, Potkali, Ahmalıh Kazağı gibi, alınlarında saçları bulunur. Başları kazan kadar vardır. Çoğunun kulakları halkalıdır. Her biri kırk, ellişer dirhem tüfek atar. O kadar atıcılardır ki pireyi vururlar. Sf. 550

    Beğenilen sanatkârları: Usta ve mühendisleri o kadar ünlüdür ki, benzerleri ancak Sakız’da ola. Terzileri öyle Frenk teğelli giyecekler dikerler ki, dikiş yerleri ipek tellerinden fark olunmaz. Berber dükkânları tertemizdir. Saraçları gayet usta olurlar. Sf. 557

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 550 ile 557 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Van Gölü’nün şekli: Makdisî tarihinde anlatıldığına göre, Nemrut, Allahlık iddiası ile dünyayı gezerek bütün usta ve dağdelenleri toplayıp, kırk yılda bir Nemrut seddi (1) yaptırmış ki, temelinden tepesine işçiler her taşı yedi günde ancak çıkarırlarmış. Sf. 514

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 514) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2023); Burada bahsedilen Nemrut Adıyaman’ın kuzey doğusundaki Nemrut Dağı’dır.