Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Herzl, Nordau ve diğer tüm Siyonist önderler, Yahudiliği bir inanç birliği olarak değil, bir ırkın ismi olarak kabul ediyorlardı. Onlara göre Yahudi dini ve Mesih inancı, Yahudilerin rehavete kapılmalarına neden oluyor, devletlerini kurmak için çaba göstermelerini engelliyordu.

    Nitekim Siyonistlere iki gruptan tepki geldi. Asimilasyoncu Yahudiler; Siyonizm’in boş yere düşman kazanıp rahatlarını bozmaktan başka bir işe yaramayacağını savunuyorlardı. Pek çok haham ve rabbi ise Yahudiliğin kutsal sembollerinden olan İsrail topraklarını kutsallıktan çıkaracağını (seküler hale getirileceğini) ileri sürerek, Siyonizm’i adeta bir küfür sayıyorlardı. Sf. 57

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Abdülmecid, gerek aldığı eğitim gerekse bu sohbetler ve dergiler sayesinde, Batılı kadınların serbestliğinin ille de ahlaki bir zayıflık anlamına gelmediğini, eğitimli kadının aileye ve topluma daha çok katkı yapacağını fark etmişti. Kızların eğitimi konusunda halka örnek olmak için şehzadesi Murad’la kızı Fatma Sultan’ı ellerinden tutup ilk mektebe kaydettirmesi tarihe düşülmüş bir nottu.

    Cevdet Paşanın Maruzat adlı eserine bakılırsa, kadın erkek ilişkilerinin normalleşmesi, eşcinsellik gibi gayri-tabii ilişki biçimlerini geriletmişti. “Zendostlar çoğalmış, mahbuplar azalmıştı, Kavm-î Lût sanki yere batmıştı…”

    İlk belediye teşkilatı Abdülmecid tarafından kuruldu. Güvenlik teşkilatına ilk o çekidüzen verdi. İlk çiçek aşısı, ilk telgraf, ilk modern askerlik eğitimi, ilk genel nüfus sayımı, ilk ‘kafa kâğıdı’ (insanlar nüfus tezkirelerini feslerinin altında sakladıkları için böyle anılıyordu) onun eseriydi. İlk üniversitenin (Darülfünun) temelleri onun zamanında atıldı. Köleliği en azından kâğıt üzerinde o kaldırdı. İlk nizami mahkemeleri o kurdu. Saray kapılarında vezirlerin ya da isyancıların kesik başlarının sergilenmesini o yasakladı İlk Nafıa (Bayındırlık), Maarif (Eğitim) nezaretleri (bakanlıkları) onun zamanında kuruldu. Sf. 17, 18

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 17, 18) kitabından birebir alınmıştır.

  • İbn Rüşt’ün Yahudi dünyasındaki en büyük takipçisi Haham Moses ibn Maimon (Musa bin Meymun, Maimonides) (1135 – 1204) dur….  Musa bin Meymun, İbn Rüşt’e benzer şekilde on üç maddelik bir inanç sıralaması yapmıştı.

    . Tanrı’nın varlığına inanmak.

    . Tanrı’nın tekliğine inanmak.

    . Tanrı’nın cisimsiz olduğuna inanmak.

    . Tanrı’nın ezeli olduğuna inanmak.

    . Putperestliği yasaklamak.

    . Peygamberliğin doğruluğuna inanmak.

    . Musa’nın en büyük peygamber olduğuna iman etmek.

    . Hakikatin Tanrısal kökenli olduğuna inanmak.

    . Tevrat’ın ezeli geçerliliğine inanmak.

    . Tanrı’nın insan eylemlerini bildiğine inanmak.

    . Tanrı’nın yargılayacağına inanmak.

    . Mesih’in geleceğine inanmak.

    . Ölülerin dirileceğine inanmak.

    Alıntı; Bizimkiler XI (Cengiz Han) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 30) kitabından birebir alınmıştır.

  • Batı Avrupa’yı İbni Rüşt’ün etkilediğini söylemiştik. Endülüs’te astronomi tabloları yapıldı. Bunlar hızla Latinceye çevrildiler. Bitki bilim, insan vücudunu kuvvetlendirecek bilimler, tarım bilimi, hekimlik Doğu’da inişe geçerken, Endülüs’te yükseliyordu. İbni Zühre gibi hekimler, İbni el-Avram, gibi tarım bilimciler, İbni Baytar gibi derman vericiler bu yükselişi taçlandırdılar.

    Alıntı; Bizimkiler XI (Cengiz Han) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 28) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hatırlanacağı gibi, Yesevî ocağında, Abdülhalik Gücdûvani öğrencisi Muhammed Bahaüddin Nakşibendi yetiştirmişti. Nakşibendilik Bahaüddin Nakşibend Muhammed b. Muhammed el-Buharî tarafından kuralları sistematize hale getirilen bir öğretidir. Nakşibend Farsça bir kelimedir ve “nakış yapan” demektir. Allah adını kalbe nakşetmeyi hedef aldığı için bu adı almıştır. Buhara’da kurulan Nakşibendi tarikatı, zamanla Afganistan, Hindistan ve Ortadoğu’ya yaymıştır….

    Nakşibendi tarikatı, tarikata girmeden yapılmış günahlardan pişman olunarak af dilenebileceğini yani bir tür günah çıkartılabileceğine inanır. Allah’tan günahlarının bağışlanmasını istedikten sonra ise sadece onu düşünerek ve sürekli zikirle meşgul olarak yeni günahlardan uzak durulur..  

    Alıntı; Bizimkiler XI (Cengiz Han) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • Börte geri döndükten kısa bir süre sonra, 1185 yılında Curci adı verilen bir erkek çocuk doğurdu. Daha sonraları Curci’nin babasının kim olduğu konusu büyük tartışmalara yol açacaktır.

    Alıntı; Bizimkiler XI (Cengiz Han) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 14) kitabından birebir alınmıştır.

  • Amid Selahaddin’in eline geçtiğinde kentte 1.040.000 kitap olan bir kütüphane vardı. Bu kitapların bir kısmı 70 deve ile Mısır’a taşınmıştır.

    Alıntı; Bizimkiler XI (Cengiz Han) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 14) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yezidilik, kuvvetli bir olasılık ile Şeyh Adiyy ile başlamamıştır. Yine kuvvetli bir olasılıkla Emevîlerden beri vardı, ama bölük pörçüktü. Şeyh Adiyy’den sonra Yezidilik belli esaslara oturup, iyice şekillenmiştir.

    Yezidiler kendilerini Muaviye’nin oğlu Yezid’in yolundan sayarlar. Şeytan’ı Meleki Tavus diyerek kutsallaştırırlar. Şeytanı bir kötülük kuvveti olarak hiç anmazlar. Öyle ki “Ş“ ve “T“ harfleri kelimenin başında bulunan kelimeleri bile Şeytanı hatırlattığı için söylemekten çekinirler. Şeytanı temsil eden kuş biçimi (horoz gibi) bir heykelleri vardır, sancak dedikleri bu heykeli ziyaret ve takdis ederler. Bu da ibadetlerinin bir parçasıdır. Kutsal kitaplarına “Cilve, Mushaf’ı Raşş“ denir.

    Yezidilere göre Ali’yi öldüren İbn Mülcem de kutlu bir kişidir. Kuran’da “Nefsini Allah rızasına satan“ diye övülen kişidir. Yezidilik de Kuran okumak ve dinlemek, mescitlere gitmek, namaz kılana bakmak, yeşil giymek, hamama gitmek haramdır. Güneşe, aya özel bir kutsallık yüklerler. Gün doğarken güneşi üç defa eğilerek selamlarlar. Eylül ayının 15-20’si arası Şeyh Adiyy türbesini ziyaret etmek haç yapmaktır. Aralık ayında 30 gün oruç tutulur ve oruç şarap ile açılır. Çocuk 2 yaşını geçmeden çocuğu dine sokma merasimi yapılır. Çocuk sünnet olurken çocuğu tutan kişi artık o aileden sayılır. Bu kişiye kirve denir.

    Ölü yıkanır, elbiseleri giydirilir. Gözlerine ve göğsüne Şeyh Adiyy kabrinin toprağından konur. Yüzü doğuya gelecek şekilde gömülür. Gömü işleminden sonra 3 gün ziyafet verilir. Ölümün 7 ve 40’ında merasimler düzenlenir.

    Kendi aralarında 7 dereceye ayrılırlar. En tepede “mir“ vardır. Ondan sonra “pesi mir“ gelir. Daha sonra “şeyh“ vardır. Sancak’a “köçek“ hizmet eder. “Kavval“ methiyeler, şiirler okur. Mezhep mensuplarına “müritler“ denir. “Fukara“ ise temiz kişi anlamınadır.

    Alıntı; Bizimkiler X (Haçlılar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 199, 200) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1164 yılında İsmailî İmamı II. Hasan şeriatı kaldırdı. Oruç tutmanın, namaz kılmanın ve diğer ibadet zorunluluklarının da kalktığını bildirdi.

    Halife Muktedir’in sarayında binlerce cariye, taze oğlan, hizmetçi dolaşıyor… öte yandan halkın köylü ve esnaf takımı açlıktan kıvranıyor; tefecilerin, vurguncuların, rüşvet bezirganlarının elinde inliyordu. Alamut üstadı II. Hasan her tarafa haber göndererek müritlerini Alamut’ta topladı ve onlara “Kıyamet-ul-Kıyamet” bildirisini okudu. Hasan artık şeriatın iptal edildiğini açıklıyordu. Madem bu kadar eşitsizlik, adaletsizlik, açlık ve sefalet vardı, kıyamet bundan daha kötü olamazdı. Yaşanan kıyamet alameti ve ortamıydı. Hasan “Kıyamette tüm dini emirler hükümsüz kalacağından ve orada herkes Tanrı’nın huzurunda kendi vicdanı ile baş başa kalıp, sağ gözün sola faydası olmayacağına göre; peygamberlerin dahi ancak kendine faydası bulanacağına göre, artık siz de bugünden itibaren Tanrı ile kendi vicdanınız arasında baş başasınız. Şeriatı uygulamayın ve size bir hüküm işletilmesin.“ dedi.

    Alıntı; Bizimkiler X (Haçlılar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 197) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eyyub ve Şirkuh Kuzey Azerbaycan’daki Kürt Revadi kabilesindendi. İki kardeş, Bağdat’a gelip, Selçuklu komutanı Bihruz’un hizmetine girmişlerdi. Bihruz onları Tekrit (Tıkrit)  kalesi muhafızı yaptı. Orada Musul egemeni Zengi’nin kaçışına yardımcı oldular. Daha sonra da iki kardeş Zengi’nin Şam Selçuklularından aldığı Baalbek kalesi muhafızlığına atandılar. Eyyub saf değiştirip, kaleyi Şam’a geri verdi. Mükâfat olarak da Şam prensliği komutanlığına getirildi. Şirkuh ise Zengi’nin oğlu Nureddin’in hizmetinde kaldı. Nureddin Şam’ı ele geçirmek istediğinde, Şam’ın üzerine yürüyen ordunun başında Şirkuh, Şam’ı müdafaa eden kuvvetlerin başında Eyyub vardı. İki kardeş anlaşıp, Şam’ı Nureddin’e verdiler. Nureddin’de bu hizmetine karşılık Eyyub’u Şam valisi yaptı. Eyyub’un oğlu Selahaddin Şam sarayında yetişti.

    Alıntı; Bizimkiler X (Haçlılar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 197) kitabından birebir alınmıştır.

  • Moğollar Türklerle akrabaydı. Şamanist bir ortamda yetişiyorlardı. Ata Türkler gibi biniyor, onlar gibi savaşıyordu. Dilleri farklıydı ama söz dizimi aynıydı. Yani Moğol ve Türk düşünce biçimi birbirine çok benziyordu. Gelenekleri, görenekleri aynıydı. Fizik yapıları bile birbirine benziyordu. Kuruluş mitleri birbirine çok benziyordu. 

    Alıntı; Bizimkiler X (Haçlılar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 183) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ahmet Yesevî, Anadolu’ya hiç gelmemiş olmasına rağmen Anadolu’da tanınmış ve sevilmiştir. Bektaşilik, Mevlevilik, Yunus Emre ekolü Yesevî’den çok etkilenmiştir.

    Anadolu’ya gitmediği bilinmesine rağmen Pülümür’ün Kangallı Köyü’nde Ahmet Yesevî’ye atfedilen bir türbe vardır. Pülümür’deki bu mezar, Yesevî’nin makamı olarak, halkın muhayyilesinde gelişmiş ve türbe O’na atfedilmiştir. Bundan başka, Baskil ilçesinin Tabanbükü Köyü’nde Ahmet Yesevî kolundan gelen Hasan Dede’nin mezarının bulunduğu biliniyor. Bu köyün doğusundaki bir mezarın da Ahmet Yesevî’ye ait olduğu rivayet edilmektedir. 

    Alıntı; Bizimkiler X (Haçlılar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 165) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1119 yılında Kudüs Latin Kralı II. Baudouin’di. Baudouin, Kudüs’e gelmiş olan “İsa’nın Fakir Askerlerini” Süleyman Tapınağını korumakla görevlendirdi. Hatırlanacağı gibi M.S. 540 yılında İüstinianus (Justinyen), yıkılmış olan Süleyman tapınağı yerine bir kilise inşa ettirmişti. İsa’nın Fakir Askerleri bu kiliseye yerleştirildi ve adları değiştirilerek “Templiers“ Şövalyeleri (Knights Templar, Mabet Şövalyeleri, Tapınak Şövalyeleri) dendi.

    Şövalye De Payens ve beraberindeki Templiers Şövalyeleri, Kudüs’e geldikten kısa bir süre sonra İsmailîlerle karşılaşıp, etkilenmeye başladılar. Bu sırada Hasan Sabah da Templiers hakkında bilgi almıştı.

    Templierler (Tapınak Şövalyeleri) Süleyman Tapınağını korumakla bir anlamda da Bâtıni bir mabedi koruyorlardı. Kabbala’dan, İsmaililerden ve Haşhaşinlerden çok etkilendiği belli olan Tapınak Şövalyeleri büyük bir disiplin içinde hareket ederler ve hiyerarşik yapıya uyarlardı. Başkanlarına “Büyük Üstat“ denirdi. Büyük Üstad’a bağlıydılar ve tam bir itaat içindeydiler. Tapınak Şövalyeleri üç kademeli bir inisiyasyon sistemi kurdular. Örgüte kabul edilen yeni üyeler gizlilik yemini ederlerdi. Bu yemine uymayanlar ölümle cezalandırılırlardı. Göğüslerinin üzerinde Kırmızı Haç dikili olan beyaz bir elbise giyerlerdi. Birbirlerine kardeş diye hitap ederlerdi. İlk kademedeki şövalyeler diğer kademelere hizmet ettiğinden birinci kademeye “Serving brothers“ (Hizmet kardeşleri) denirdi. İkinci kademede “Chaplaini“ denir ve Şövalye unvanı ancak üçüncü kademede alınabilinirdi.

    Alıntı; Bizimkiler X (Haçlılar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 51) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1096 yılı geldiğinde ilk haçlı seferleri başlamıştı. Haçlı seferlerinin organize edilmesinde en önemli nedenlerden biri Selçuklu fetihleriydi. Selçuklular önce Anadolu’yu, sonra Filistin’i ve en önemlisi Kudüs’ü ele geçirmişlerdi. Doğu Roma İmparatoru Alexios Komnenos’da 1091 yılında Papa II. Urbanus’e mektup yazarak yardım istemişti. Aslında onun istediği asker yardımı idi. Çünkü Alexios görüyordu ki Türklerin bu gelişi daha önceki akınlara benzemiyordu. Türkler geliyor ve yerleşiyorlardı. Doğu Roma’nın gücü ise sınırlıydı. Bu nedenle Alexios Papa Urbanus’den asker ve para istemişti. Ama Papa Urbanus bunu farklı yorumladı. Bu farklı yorum da Haçlı seferlerinin organizasyonunda önemli bir başlangıç oldu. 

    Alıntı; Bizimkiler IX (Selçuklular) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 278) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gıyaseddin Eb’ul Feth Ömer İbni İbrahim’el Hayyam veya Ömer Hayyam (1048 – 1131), şair, filozof, matematikçi ve astronomdur. Yaşadığı çağda o kadar ünlenmişti ki “zamanının bütün bilgilerini bildiği” söylenirdi.

    Hayyam Nişabur kentinde doğdu. Yaşadığı dönemin ünlü Nizamülmülk ve Hasan Sabah ile aynı medresede zamanın ünlü âlimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad’tan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini koparmamıştır.

    Ömer Hayyam birçok Sünni din adamınca Bâtıni görülür. Mutezile anlayışına çok yakındır. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hâkim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmelerini eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.

    Çadırcı anlamına gelen “Hayyam” takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Hayyam çok iyi bir matematikçiydi, Binom Açılımını ilk kullanan bilim adamıdır. Hayyam, Rubaîleri ile ünlenmiştir. Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Kırk yıl boyunca (1052–1092 yıllarında) Sultan Melik-Şah’ın hizmetinde Nişabur rasathanesinin müdürlüğünü yaptığı sırada yazdığı “El Cebr” kitabında cebir ve matematik analizinde, seri ve diziler üzerinde önemli buluşları vardır. Bu kitabın Türkçe tercümesi hala yapılmamıştır. İlk defa Ömer Hayyam tarafından ortaya konulmasına rağmen bugün okullarda bu formül Hayyam’dan 500 yıl sonra yaşayan Newton’un (1642–1727) adına İzafeten “Newton Formülü” veya “Binom Formülü”, diğeri ise Pascal’ın (1628–1662) adına izafeten “Pascal Üçgeni” veya “Aritmetik Üçgen” adıyla öğretilmektedir. Ömer Hayyam’ın XI. yüzyıldayken çözümünü gerçekleştirdiği üçüncü derece denklemlerini Avrupa ancak 16. yüzyılda çözebilmiştir.

    XVII. yüzyıl Fransız matematikçisi Pierre Fermat (1601–1663)’e atfedilen “Fermat Teoremi’nin” özel bir hâli olan x3+ y3 = z3 denkleminin tam sayılarla çözülmeyeceğini Ömer Hayyam, P. Fermat’tan tam 550 yıl önce göstermiştir. Onun matematikteki çalışmaları ortaçağ Avrupa bilim adamlarınca temel olarak kabul edilmiştir ve görüldüğü üzere sahiplenilmiştir.

    Alıntı; Bizimkiler IX (Selçuklular) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 200) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türk geleneğinde dış düşmana karşı casus kullanmak vardı. Ama kendi halkına karşı bu hiç düşünülmemişti. Buna karşılık Sasani ve sonra İslam geleneğinde düşman kadar dost da izleniyordu. Türkler bunu bilmediklerinden yönetimi ele geçirince, iç istihbaratı da yok ediyorlardı. Türk hükümdarlarının bu tutumu zamane tarihçileri tarafından yönetim bilmezlik olarak değerlendiriliyordu. Selçuklularda iç istihbaratın yerleşmesi Melik-Şah’la birlikte gerçekleşmiştir.

    Selçuklularda İstihbarat teşkilatının bir parçası olarak posta örgütü kurulup, her 50 fersah aralıklarla haberciler ve postacılar bulunduruldu. Selçuklular çabuk haber alabilmek için yolları, konaklama yerlerini düzenlemişlerdi. Müslüman ülkelerde, görevi devlet yetkililerini denetlemek olan “işraf“ divanı kurulmuştu. İşraf divanının başkanı, sarayda olup bitenleri bilir ve gerekince ihbar ederdi. İşraf divanının başkanı tam güvenilir kişidir. Kendi vekillerini kent ve kasabalara yollayarak, her yerden haber toplardı. İşraf divanına her yerden haber ve bilgi gelirdi.

    Alıntı; Bizimkiler IX (Selçuklular) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 178) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nizamülmülk, geniş bir istihbarat örgütlenmesini başarılı yönetimin birinci şartı sayıyordu. Nizamülmülk “Siyasetname”sinde der ki:

    “Her kime büyük bir görev verilirse, öteki biri gizlice onun durumunu incelemekle görevlendirilmelidir.”

    İstihbarat teşkilatı kurulmuştu ama Alp Arslan ihbarları dinlemiyordu. Alp Arslan’a Nizamülmülk hakkında ihbar geldiğinde, yazılı raporu Nizamülmülk’e vererek “doğru ise kendi ahlakını, yanlış ise yazanların durumunu düzelt ve onlara ihbar imkânı verme “ demişti.

    Alıntı; Bizimkiler IX (Selçuklular) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 178) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nizamülmülk meşhur “Siyasetname“ sinde Sultan sülaleleri benzeri, vezir sülaleleri olmasını önerir;

    “Her padişah ki, büyük oldu, tümü iyi vezire sahip oldu… Vezir, vezir oğlu olursa daha âlâdır. Sasani’de nasıl padişah, padişah oğlu ise, vezir dahi, vezir oğlu idi.“

    İleride Melik-Şah’ın oğulları bu tavsiyeyi tutup, Nizamülmülk’ün oğullarını kendilerine vezir yapacaklardır.

    Nizamülmülk devleti 29 yıl yönetmiştir. Ancak ondan sonra oğulları, sonra torunları, yeğenleri devleti yönetmeyi nesiller boyunca devam ettirmişlerdir. Büyük Selçuklu tarihi Selçuklu ailesinin tarihi olduğu kadar Nizamülmülk ailesinin de tarihidir.

    Alıntı; Bizimkiler IX (Selçuklular) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 171) kitabından birebir alınmıştır.

  • Melik-Şah, Tacülmülk aracılığı ile Nizamülmülk’e bir ültimatom yolladı.

    “Sen benim memleketimi istila ettin. Memleketimi oğulların, damatların ve kulların arasında öyle paylaştırdın ki, sanki sen saltanatta benim ortağımsın… Sen ne yetki ile fermanımız olmadan evlatlarına ülkeler ve iktalar veriyor, istediğini yapıyorsun? İster misin ki, önünden hokkanın ve başından sarığın alınmasını buyurayım?“

    Bu çok sert bir ültimatomdur, ama vezirin cevabı da bir bu kadar serttir.

    “Sultan, benim saltanata ortak olduğumu bugün mü biliyor! Benim hokkam ile onun tacı bir birine bağlıdır. Ne zaman hokkayı kaldırırsa, taç da kalkar.”

    Alıntı; Bizimkiler IX (Selçuklular) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 171) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nizamülmülk devletin, bürokrasinin çalışmalarını düzenlemiş, birbiri ile ilişkilerini yeniden tanzim etmiştir. Bunu yaparken de referansı ve kaynağı eski Sasani gelenekleri olmuştur. Sultan’ın sık emir vermesine karşıdır. Emirler ne kadar sık olursa o denli önemini kaybediyor der. Hele şifahi emirlere iyice karşıdır. Emirlerin yazılı verilmesini ister. Sözlü verilen emirlerin de hemen yazıya dökülmesini düzenler. Örneğin, Sultanın emirleri Divana hep aynı kişi tarafından getirilecektir. Gelen emir hemen yazıya geçirilecek ve Sultan bunu okuyarak tasdiklerse, emir fiiliyata geçecektir.

    Nizamülmülk, Sultan’ın yetkilerini geniş bir şekilde kullanmıştır. Eyaletlere yöneticiler atamış, gerekli gördüklerine iktalar dağıtmıştır. Vassal hükümdarlar, durumlarını muhafaza edebilmek için Melik-Şah’ı ve Nizamülmülk’ü ayrı ayrı hesaba katmak zorunda kalmışlardır. Vassal hükümdarların bazıları Nizamülmülk’ün atının yanında yaya yürüyerek gitmeyi, bastığı yeri öpmeyi uygulayacak kadar işi ileri götürmüşlerdir.

    Alıntı; Bizimkiler IX (Selçuklular) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 170) kitabından birebir alınmıştır.